
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ABD’nin Oryadoğu politikasına tepki göstererek, bölgede çok kan döküldüğünü ve birçok yerde önemli çatışma risklerinin olduğunu ifade etti. Washington yönetiminin Rusya politikasına da tepki gösteren Putin, “ABD bizi kırmızı çizgiye itiyor” dedi.

Putin, Rusya Savunma Bakanlığı toplantısında Ukrayna’da gelinen son durum ile ülkenin güvenliği, küresel ve bölgesel konuları değerlendirdi.
GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN

Silahlı kuvvetlerin muharebe hazırlığını ve kapasitesini iyileştirmenin önemine dikkat çeken Putin, 2024 yılını Ukrayna’daki özel askeri operasyonun hedeflerine ulaşmasında dönüm noktası olarak nitelendirdi.

Putin, “Bu yıl 189 yerleşim yeri kurtarıldı. Askerlerimizin profesyonelliği ve cesareti, savunma sanayi personelinin kahramanca çalışmaları ve ordumuz ile donanmamıza ülke çapında verilen destek sayesinde birliklerimiz stratejik hedefler üzerinde sıkı bir kontrole sahip” dedi.

ABD’Yİ UKRAYNA’DAKİ ÇATIŞMALARI KÖRÜKLEMEKLE SUÇLADI
Hükümetin ülkenin güvenliğini sağlama ve stratejik hedeflere ulaşma konusundaki kararlılığını yineleyen Putin, ABD’yi Ukrayna’daki çatışmaları silah, fon ve askeri danışmanlar göndererek körüklemekle suçladı. Rusya Devlet Başkanı Putin, küresel askeri-politik iklimin hem zorlu hem de istikrarsız olduğunu belirterek, birçok bölgede devam eden çatışmalara ve artan gerginliklere dikkat çekti. Putin, “Orta Doğu’da kan dökülmeye devam ediyor ve dünyanın diğer birçok yerinde önemli çatışma riskleri var” ifadesini kullandı.
Haber Kaynak : SABAH.COM.TR
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Güvenlik Konseyi üyeleri ile nükleer caydırıcılık konusu üzerine toplantı yaptı. Toplantıya Vladimir Putin’in yanı sıra Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Rusya Başbakan Yardımcısı Denis Menturov, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı Aleksandr Bortnikov, Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkan Yardımcısı Raşid Nurgaliev, Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) başkanı Yuri Borisov ve Rusya Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) Başkanı Aleksey Lihaçov katıldı. Toplantının düzenlenme amacıyla ilgili açılış konuşmasını yapan Vladimir Putin, “Bugünün gündeminde, nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının temellerinin güncellenmesiyle ilgili konu var. Bu, askeri doktrinin yanı sıra, Rusya’nın nükleer stratejisinin resmi olarak tanımlandığı ve detaylandırıldığı bir belge. Belgenin güncellenmiş versiyonunda (Nükleer Caydırıcılık Alanında Devlet Politikasının Temelleri), nükleer olmayan herhangi bir devletin, nükleer bir devletin katılımı veya desteğiyle Rusya’ya yönelik saldırısının, Rusya Federasyonu’na karşı ortak saldırı olarak değerlendiriyor” dedi.
“Rusya olası hava saldırısında nükleer silah kullanmayı ele alacak”
Konuşmasının devamında hasımlarının kendilerine yönelik olası bir hava ve uzay saldırısına karşı nükleer silahlar kullanmayı da değerlendirebileceklerini ifade eden Putin, “Belgenin son haline göre nükleer silahları olmayan ülke, nükleer silahları olan başka bir ülkenin desteğiyle Rusya’ya karşı ortak saldırısını ele alıyor. Belgede, Rusya’nın nükleer silah kullanımına geçişinin koşulları da açıkça belirtiliyor. Hava ve uzay saldırı silahlarının büyük çaplı fırlatılması ve devlet sınırımızı geçtiğine ilişkin güvenilir bilgiler aldıktan sonra bu olasılığı değerlendireceğiz. Stratejik veya taktik uçakları, seyir füzeleri, insansız hava araçları, hipersonik ve diğer hava araçlarını kastediyorum” diyerek kendilerine karşı olası hava saldırılarına karşı nükleer silahlarla karşılık verecekleri uyarısında bulundu.
Konuşmasının devamında “Birlik devletler” olarak Belarus’a yapılacak olası bir saldırıda da nükleer silahlarla karşılık verebileceklerini belirten Putin, “Birlik Devleti’nin bir üyesi olarak Rusya ve Beyaz Rusya’ya karşı saldırı durumunda nükleer silah kullanma hakkımızı saklı tutuyoruz. Bütün bu konular Belarus tarafıyla, Belarus Devlet Başkanı (Aleksandr Lukaşenko) ile mutabakata varıldı. Konvansiyonel silahlar kullanan düşmanın egemenliğimiz için kritik bir tehdit oluşturması da buna dahildir” ifadelerini kullandı. Rusya Federasyonu’nun nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerine dahil edildiğini de hatırlatan Putin, “Nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerinde, nükleer caydırıcılığın uygulandığı devletler ve askeri ittifaklar kategorisi genişletildi. Ayrıca askeri tehditler listesi eklendi” şeklinde konuştu. – MOSKOVA
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>MOSKOVA – Güvenlik Konseyi üyeleri ile toplantısında nükleer silahlar üzerine konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, batılı ülkeleri uyararak, kendilerine yönelik hava ve uzay saldırısına karşı nükleer silah kullanabileceklerini söyledi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Rusya Güvenlik Konseyi üyeleri ile nükleer caydırıcılık konusu üzerine toplantı yaptı. Toplantıya Vladimir Putin’in yanı sıra Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Rusya Savunma Bakanı Andrey Belousov, Rusya Başbakan Yardımcısı Denis Menturov, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkanı Aleksandr Bortnikov, Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narışkin, Rusya Federal Güvenlik Servisi Başkan Yardımcısı Raşid Nurgaliev, Rusya Federal Uzay Ajansı (Roscosmos) başkanı Yuri Borisov ve Rusya Atom Enerjisi Kurumu (Rosatom) Başkanı Aleksey Lihaçov katıldı. Toplantının düzenlenme amacıyla ilgili açılış konuşmasını yapan Vladimir Putin, “Bugünün gündeminde, nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının temellerinin güncellenmesiyle ilgili konu var. Bu, askeri doktrinin yanı sıra, Rusya’nın nükleer stratejisinin resmi olarak tanımlandığı ve detaylandırıldığı bir belge. Belgenin güncellenmiş versiyonunda (Nükleer Caydırıcılık Alanında Devlet Politikasının Temelleri), nükleer olmayan herhangi bir devletin, nükleer bir devletin katılımı veya desteğiyle Rusya’ya yönelik saldırısının, Rusya Federasyonu’na karşı ortak saldırı olarak değerlendiriyor” dedi.
“Rusya olası hava saldırısında nükleer silah kullanmayı ele alacak”
Konuşmasının devamında hasımlarının kendilerine yönelik olası bir hava ve uzay saldırısına karşı nükleer silahlar kullanmayı da değerlendirebileceklerini ifade eden Putin, “Belgenin son haline göre nükleer silahları olmayan ülke, nükleer silahları olan başka bir ülkenin desteğiyle Rusya’ya karşı ortak saldırısını ele alıyor. Belgede, Rusya’nın nükleer silah kullanımına geçişinin koşulları da açıkça belirtiliyor. Hava ve uzay saldırı silahlarının büyük çaplı fırlatılması ve devlet sınırımızı geçtiğine ilişkin güvenilir bilgiler aldıktan sonra bu olasılığı değerlendireceğiz. Stratejik veya taktik uçakları, seyir füzeleri, insansız hava araçları, hipersonik ve diğer hava araçlarını kastediyorum” diyerek kendilerine karşı olası hava saldırılarına karşı nükleer silahlarla karşılık verecekleri uyarısında bulundu.
Konuşmasının devamında “Birlik devletler” olarak Belarus’a yapılacak olası bir saldırıda da nükleer silahlarla karşılık verebileceklerini belirten Putin, “Birlik Devleti’nin bir üyesi olarak Rusya ve Beyaz Rusya’ya karşı saldırı durumunda nükleer silah kullanma hakkımızı saklı tutuyoruz. Bütün bu konular Belarus tarafıyla, Belarus Devlet Başkanı (Aleksandr Lukaşenko) ile mutabakata varıldı. Konvansiyonel silahlar kullanan düşmanın egemenliğimiz için kritik bir tehdit oluşturması da buna dahildir” ifadelerini kullandı. Rusya Federasyonu’nun nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerine dahil edildiğini de hatırlatan Putin, “Nükleer caydırıcılık alanındaki devlet politikasının taslak ilkelerinde, nükleer caydırıcılığın uygulandığı devletler ve askeri ittifaklar kategorisi genişletildi. Ayrıca askeri tehditler listesi eklendi” şeklinde konuştu.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Putin, Ukrayna ordusunun Kursk, Belgorod ve Bryansk bölgelerine yönelik saldırına ilişkin yetkililerle toplantı yaptı.
UAEA’nın Kursk NGS’ye yakında uzman göndermeye yönelik söz verdiğine işaret eden Putin, “Umarım bunu eninde sonunda yaparlar. Düşman dün gece Kursk NGS’ne saldırı girişiminde bulundu.” ifadesini kullandı.
Kursk Bölgesi Vali Vekili Aleksey Smirnov ise toplantıda Putin’e santraldeki durum hakkında bilgi verdi. Rusya Devlet Nükleer Enerji Kuruluşu Rosatom’dan yetkililerle konuya ilişkin toplantı yaptıklarını aktaran Smirnov, santralin normal şekilde çalıştığını söyledi.
Rosatom, 17 Ağustos’ta yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın saldırıları nedeniyle Kursk NGS etrafındaki durumun kötüleştiğini bildirmişti.
Rus toprağı Kursk bölgesinde, Ukrayna ordusunun 6 Ağustos’ta başlattığı saldırılar sonrasında şiddetli çatışmalar başlamıştı.
TREN FERİBOTUNA SALDIRI
Krasnodar Acil Durumlar Bakanlığı’nın sosyal medya hesabından saldırıya ilişkin yapılan açıklamada, Krasnodar bölgesi topraklarına Ukrayna’nın “terör saldırısı” girişiminde bulunduğu ifade edildi.
Kafkas limanında yakıt tankları yüklü tren taşıyan feribota saldırı düzenlendiği kaydedilen açıklamada, “Acil durum ve özel servisler olay yerinde çalışıyor.” ifadeleri kullanıldı.
Sosyal medyada, Ukrayna’nın, Kafkas limanındaki feribotu Neptün seyir füzesiyle vurduğu öne sürüldü. Paylaşılan görüntülerde ise limanda çıkan yangın ve dumanların yükseldiği görüldü.
Haber Kaynak : HABERTURK.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>Vladimir Putin, 2000 yılından bu yana fiilen Rusya’yı yönetiyor. İlk olarak selefi Boris Yeltsin tarafından vekaleten bu göreve atanan Putin, ilk olarak Mart 2000’de devlet başkanlığı görevine seçilmişti.
2008-2012 arasında rolleri değişmiş ve başbakanlık yapmıştı ama yine de tamamen kontrolü elinde tutmuştu. O zamanlar Rusya anayasası bir devlet başkanının sadece iki dönem üst üste görev yapmasına izin veriyordu ve bu hamle Putin’in gücünü yenileyip, tekrar aday olmasını sağladı.
2020’de anayasa değiştirildi ve Putin’in 2036’ya dek görevde kalması artık mümkün.
2036’ya dek iktidarda kalabilirse, 30 yıldan fazla Rusya’yı yöneten hem komünist lider Joseph Stalin hem de 18. yüzyıl imparatoriçesi 2. Katerina’nın rekorunu geçecek.
Halk desteği
Rusya’daki seçimler nadiren başa baş geçiyor, ancak iktidardakilerin meşruiyet kazanması ve halkın tercihinin önemli olduğunu göstermesi bakımından önemli.
Bu kez, Vladimir Putin açısından sadece kazanmak değil, yüksek katılım oranı ve destek de önemli.
Çünkü ülke, sonuçları hem Rusya hem de dünyanın geri kalanı açısından önem arz eden topyekun bir savaşta.
Devlet yöneticileri için seçim, devlet kaynaklarından pay alabilme ve başkana bir ezici bir seçim zaferi verebilme kabiliyetlerini test etme fırsatı olacak.
Bağımsız Rus medya kuruluşu Meduza, Kremlin’in en az %70’lik bir katılım ve Vladimir Putin’e %80’lik bir destek amaçladığını bildirdi.
Böylece 2018’deki %76,7’lik seçim zaferi geçilmiş olacak.
BBC’nin kendi araştırmasına göre bu amaçlara ulaşabilmek için Rus makamları yerel ve merkezi düzeyde devlet çalışanlarını harekete getirecek ve bu çalışanlar seçime katılma ve Putin’e destek verme konusunda güçlü bir şekilde teşvik edilecekler.
Seçimde 112,3 milyon kişinin oy verme hakkı bulunuyor. Bu sayıya Ukrayna’nın işgal altındaki bölgelerde yaşayanlar da dahil.
Ayrıca, ülke dışında yaşayan 1,9 milyon Rus vatandaşının da oy verme hakkı bulunuyor.
Seçim ve savaş
Vladimir Putin, seçim kampanyası sırasında bir çok etkinliğe katıldı, özellikle de ülkenin değişik bölgelerinde öğrenciler ve işçilerle yapılanlara…
Putin, Moskova’nın Ukrayna’nın işgaline verdiği ad olan “özel askeri operasyondan” bahsetmekten kaçınırken, Rusya’da savaş kendisini hissettiriyor.
Uluslararası ambargolar, kısıtlı seyahat seçenekleri, daha az yabancı ürünler ve tecrit hissi. En azından Avrupa ve Kuzey Amerika’dan.
Savaş ayrıca, yüzbinlerce değilse bile onbinlerce Rus askerinin yaşamına mal oldu.
Yüzbinlerce çoğunlukla genç, eğitimli ve zengin genç de son iki yılda ülkelerini terk etti. Ya savaşın amaçlarına katılmadıklarından ya da askere alınmak istemediklerinden.
Seçim kampanyasında değinilmese bile, savaş medyadaki anlatımın önemli bir parçası ve Ruslar bundan kaçınamıyor.
Yüksek katılım ve destek, Putin’in daha sonra alacağı kararlara meşruiyet verecek ve bunların büyük kısmı da doğrudan Ukrayna’nın işgaliyle ilgili olacak.
Adaylar kimler?
Vladimir Putin dışında, seçimde üç diğer aday yarışacak. Bunlar milliyetçi muhafazakar Leonid Slutski, Komünist Parti adayı Nikolay Haritonov ve parlamentonun alt kanadı Duma’da küçük bir temsiliyeti olan ve kısa süre önce kurulan Yeni Halk Partisi’nden iş insanı Vladislav Davankov.
Her üçü de Ukrayna’nın işgaline ve Vladimir Putin’e destek açıklamaları yaptı ve Putin’e gerçek bir tehdit oluşturmuyorlar.
Putin’in gerçek rakipleri ya hapse atıldı ya etkisiz hale getirildi ya da ülkeyi terk etti.
Putin’in en ciddi rakibi Aleksey Navalni, geçen ay bir hapishanede hayatını kaybetti.
Nikolay Haritinov, BBC Muhabiri Steve Rosenberg’in, Putin’den daha iyi bir başkan olup olmayacağı konusunda sorusuna, bunu kendisinin yanıt veremeyeceğini ve her şeye seçmenlerin karar vereceğini söyleyerek yanıt vermişti.
Haritinov ayrıca gelecekte bir “sola dönüşten” bahsediyor. Öte yandan geçen yıldan bu yana Batılı ülkelerin yaptırımları altında.
Rusya Liberal Demokratik Partisi’nden milletvekili olan Leonid Slutski de çok sayıda cinsel taciz suçlamasıyla karşı karşıya.
Slutski Rus işgali altındaki Kırım’a çok sayıda devlet ziyareti düzenledi ve 2014’ten bu yana yaptırım altında.
Vladislav Davankov ise medyada en az görünen aday.
Bir kozmetik şirketinin kurucularından biri olan Davankov, geçen yılki Moskova belediye başkanlığı seçimlerinde oyların %5’inden azını almıştı.
Ukrayna’yla “barış ve müzakereden” yana olduğunu söylese de, Ukrayna’ya ait toprakların ilhakı yönünde oy kullanmıştı ve bu nedenle uluslararası yaptırımlara tabi.
Savaş karşıtı aday Boris Nadezhdin ise on binlerce Rus destek imzası verse de seçime katılmak için kayıt yaptıramadı.
Oylama süreci
Başkanlık seçimleri sürecinde tarihte ilk kez, Ruslar üç gün boyunca oy kullanacak.
Bu format ilk olarak 2020’deki anayasa referandumunda, Covid pandemisi sırasında kamu sağlığını korumak için denenmişti.
Bağımsız gözlemciler ise bu yöntemi eleştiriyor ve oylama sürecinin şeffaflığını sağlamayı zorlaştırdığını söylüyor.
Buna ek olarak, internet üzerinden uzaktan oy verme sistemi ilk kez uygulanacak.
Özellikle de daha önce protesto oyu kullanan ve katılımın düşük olduğu yerlerde.
Rusya ayrıca, işgal altında tuttuğu Ukrayna topraklarını oylamaya dahil ettiği için eleştiriliyor ve buralarda yaşayanların baskı altında tutulduğu söyleniyor.
Uluslararası Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi, 1993’ten bu yana Rus seçimlerine gözlemci yolluyordu ancak son üç yıldır yollamıyor.
Ne değişebilir?
Rusya’da bağımsız kamuoyu araştırmaları yapılmıyor ve çoğu Rus vatandaşı haberleri, Vladimir Putin ve politikalarını destekleyen devlet medyasından alıyor.
Yine de uzmanlar, göründüğünden daha çok sayıda Rus vatandaşının hükümetin politikalarına şüpheyle yaklaştığını ancak karşı çıkmaktan korktuklarını söylüyor.
Putin’in en küçük muhalif tavra bile ağır cezalar vermesi nedeniyle, karşıtlıkların açıkça dile getirmiyorlar.
Aleksey Navalni’nin eşi Yulia Ruslara oylamayı boykot etmeleri, yabancı hükümetlere de sonucu tanımamaları çağrısında bulundu.
Boykot pek mümkün görünmese de diğer çağrıya uyulması mümkün.
Meduza’nın Kremlin’deki bir kaynağa dayandırdığı habere göre Putin yönetimi düşük katılımdan kaygılı.
Bu seçimin sonucu büyük ihtimalle en azından kağıt üzerinde Vladimir Putin zaferi olacak.
Ancak katılımın düşük olması, Putin’e desteğin zayıfladığı anlamına gelecek.
Bu durum da devletin daha sıkı bir kontrolü ve Rusya’da korku ve baskı ortamının daha da büyümesi anlamına gelebilir.
]]>