Kadına yönelik şiddet ile aile içi şiddete karşı ağır cezalar içeren yeni yasa, kadın sünneti ve zorla evlendirmeyi suç kapsamına alıyor.
Yeni yasal düzenleme, siber şiddete karşı daha güçlü mücadele, mağdurlara daha iyi yardım ve tecavüzü önlemeye yönelik adımları içeriyor.
Çarşamba günü Avrupa Parlementosu Genel Kurulu’nda ele alınan yasa, 27’ye karşı 522 oyla kabul edildi. 72 milletvekili de çekimser kaldı.
Yasa hangi düzenlemeleri içeriyor?
Büyük bir çoğunluğun desteğiyle kabul edilen yasa, üye ülkelerde yeterince ele alınmayan, kadınları orantısız şekilde etkileyen belirli şiddet türlerini AB genelinde suç kapsamına alıyor.
Yeni düzenleme ile kadın sünneti ve kadınların zorla evlendirilmeleri yasaklanıyor. Özel bilgilerin ifşa edilmesi ve internet yoluyla işlenen suçlara ilişkin yeni kurallar getiriliyor.
Yasa uyarınca, tecavüzün önlenmesi konusunda “rıza” kavramına kapsamlı bir açıklama getirilirken, internet ve sosyal medya üzerinden yapılan taciz de cezalandırılıyor.
Yeni yasa, şu suçları düzenliyor:
Yasada hangi cezalar öngörülüyor?
Yasa kapsamında, tecavüz tanımı, rıza dışı tüm cinsel eylemleri kapsayacak şekilde genişletiliyor.
Yeni yasada, korkutma, bilinç kaybı, sarhoşluk, uyku, hastalık, bedensel yaralanma veya sakatlık gibi savunmasız durumlar, “rıza dışı eylem” kapsamında değerlendiriliyor.
Kadının sessizliği, sözlü veya fiziksel olarak direnmemesi, faille mevcut ya da geçmişteki ilişkisi gibi etkenlerin, “rızası varmış gibi” ele alınması yasaklanıyor.
Yasada, bireyin rıza göstermiş olmasına rağmen rızasından vazgeçme hakkı da tanınıyor.
Kadına Yönelik Şiddet ile Aile İçi Şiddetin Önlemesi Yasası, tecavüz ve şiddete ilişkin suçlarda 8 – 10 yıl hapis cezası öngörüyor.
Yasa, cinsel saldırı suçları için en az 3 yıl, suçun ağırlaştırıcı nedenler altında işlenmesi halinde ise en 5 yıl hapis cezası verilmesini emrediyor.
Yeni yasayla, bu suçlara ilişkin ağırlaştırıcı nedenler listesi de genişletildi.
Liste, kamu görevlilerine, gazetecilere veya insan hakları savunucularına karşı işlenen suçların yanı sıra, mağdurların cinsiyetlerine, cinsel yönelimlerine, ten renklerine, dinlerine, sosyal kökenlerine veya siyasi inançlarına göre cezalandırmayı da içeriyor.
Mağdurlar için neler öngörülüyor?
Avrupa Parlementosu tarafından kabul edilen yasa, cinsel şiddet mağdurlarına destek konusunda da yeni düzenlemeler içeriyor.
Mağdurlara, sığınma ve barınma ortamı ile kapsamlı sağlık hizmeti sağlanması başta olmak üzere, güvenlik ve refahı artırıcı çeşitli yardımlar sağlanacak.
Yeni düzenlemeyle, şikayetler ve yasal işlemlerin takibi kolaylaştırılacak.
Yasa kapsamında, AB üyesi ülkeler, “rıza dışı cinsel ilişkinin ceza gerektiren bir suç olarak kabul edildiği” konusunda kamuoyunu bilinçlendirecek kampanyalar düzenleyecek.
Yeni yasa ne zaman yürürlüğe girecek?
Yeni yasal düzenleme, AB Resmi Gazetesinde yayımlandıktan 20 gün sonra yürürlüğe girecek.
AB üyesi ülkeler, yeni yasayı 3 yıl içinde hayata geçirmiş olacak.
Yasal düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?
Avrupa Parlementosu’na göre, kadınlara yönelik şiddet ile aile içi şiddet AB genelinde oldukça yaygın.
AB üyesi ülkelerde her 3 kadından birinin bu durumdan etkilediği tahmin ediliyor.
AB verilerine göre, 2014 yılında her 10 kadından biri cinsel saldırıya uğradığını, her 20 kadından biri ise tecavüze uğradığını bildirdi. Her 5 kadından yaklaşık ikisi de aile içi şiddete maruz kaldığını söyledi.
Avrupa Parlementosu’na göre, son yıllarda da tahminen her 2 genç kadından biri cinsiyete dayalı siber şiddete maruz kalıyor.
Siber şiddet özellikle politikacı, insan hakları savunucuları veya gazeteciler gibi kamusal yaşamda aktif olan kadınları etkiliyor.
AB genelinde cinsel tacize uğrayan kadınların yaklaşık üçte biri iş yerinde şiddete maruz kalıyor.
Bu nedenle de bütün üye ülkelerin, bu konuda daha etkin ve hızlı önlemler alması için kapsamlı bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyduğu savunuldu.
Yasanın kabulüne yönelik tepkiler neler?
Avrupa Parlementosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu eş raportörü Frances Fitzgerald, yasal düzenlemenin kabul edilmesini, “Avrupa’yı dünyada kadına yönelik şiddeti sona erdiren ilk kıta yapmak için atılan ilk adım” olarak değerlendirdi.
Düzenlemeyi, “kadına yönelik şiddeti önleyecek, mağdurları koruyacak ve failleri yargılayacak, böylece bu menfur suçlarla mücadelede bütünsel bir yaklaşım sağlayacak geniş kapsamlı bir yasa” diye tanımlayan Fitzgerald, “Kadına yönelik şiddet ortadan kaldırılmadan eşitlik olamaz; Bu tür suçları işleyenlerin cezasız kalmamasını sağlamalıyız” dedi.
Parlamento Sivil Özgürlükler Komisyonu eş raportörü Evin İncir de, yasanın, “AB genelinde adalet ve eşitlik için bir zafer” olduğunu söyledi.
]]>Tasarı TikTok’un Çinli sahibi ByteDance’a hisselerini satması için dokuz ay süre veriyor.
ABD Başkanı Joe Biden, masasına gelecek yasayı hemen imzalayacağını söyledi.
ByteDance bu hamleye hemen yanıt vermedi. Firma daha önce TikTok’u satmaya zorlayacak her türlü girişime karşı duracağını söylemişti.
ABD ByteDance’ın TikTok’u satmasını sağlarsa, Çinli yetkililerin bu anlaşmayı onaylaması gerekecek. Pekin ise buna karşı çıkacağını söyledi. Uzmanlar sürecin en az iki yıl alabileceğini söylüyor.
TikTok tasarısı, ABD’nin Ukrayna, İsrail, Tayvan ve Hint-Pasifik bölgesindeki diğer ortakları için askeri yardımlarını içeren dört yasa tasarısından oluşan paketin parçası olarak kabul edildi.
ABD neden TikTok’u yasaklamak istiyor?
Çin hükümetinin ByteDance’ı TikTok’un 170 milyon ABD’li kullanıcısı hakkındaki verileri teslim etmeye zorlayabileceği endişesi hakim.
İstihbarat Komitesindeki en üst düzey Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio, “Yıllarca Çin Komünist Partisi’nin Amerika’daki en popüler uygulamalardan birini kontrol etmesine izin verdik, bu tavır tehlikeli derecede dar görüşlüydü. Yeni yasa Çinli sahibinin uygulamayı satmasını gerektirecek. Bu Amerika için iyi bir hamle” dedi.
TikTok yabancı kullanıcı verilerini Çin hükümetine vermeyeceğinde ısrar ediyor. ByteDance’in “Çin’in ya da başka bir ülkenin ajanı olmadığını” söylüyor.
ByteDance ise Çin firması olmadığını, %60 hissesinin küresel yatırım şirketlerine ait olduğunu vurguluyor.
Yasak ne zaman uygulanabilir?
Biden tasarıyı imzaladıktan sonra bile yasak hemen yürürlüğe girmeyecek.
Aslında, ByteDance zorunlu satışı engellemek için dava açtığından ve muhtemelen Yüksek Mahkeme’ye kadar gideceğinden, uygulamanın Amerikalılara kapanması birkaç yıl alabilir.
Ayrıca mevzuat, ByteDance’a TikTok’u Amerikalı bir alıcıya satması için dokuz ay süre tanıyor ve herhangi bir yasağın yürürlüğe girmesinden önce üç aylık bir ek süre veriyor.
Bu da son satış tarihinin büyük olasılıkla 2025 yılında, yeni seçilecek ABD başkanının göreve gelmesinden sonra olacağı anlamına geliyor. Başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Donald Trump kazanırsa, yasağın uygulanmasını engellemeye çalışabilir.
Trump, 2020’de Beyaz Saray’dayken uygulamayı yasaklamaya çalışmış olsa da, TikTok’u sınırlamanın Facebook’a haksız yere fayda sağlayacağını savunarak yeni mevzuatı eleştirdi.
Yasak nasıl uygulanabilir?
ABD, iOS ve Android cihazlar için Apple ve Google tarafından işletilen uygulama mağazalarından TikTok’u kaldırarak uygulamayı yasaklayabilir.
Böylece yeni kullanıcıların TikTok’u alması engellenmiş olur.
Uygulamaya zaten sahip olan kişiler de güvenliği artırmak veya hataları düzeltmek için yapılacak güncellemeleri artık alamaz hale gelir.
ABD tasarısı, ABD’ye düşman ülkeler tarafından kontrol edilen uygulamaların ABD’de güncellenmesini ve bakımının yapılmasını yasaklıyor.
Başkana Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore ile bağlantılı uygulamaları sınırlama konusunda geniş yetkiler veriyor.
TikTok yasaya nasıl tepki gösterdi?
TikTok, ABD’nin ifade özgürlüğü hakkına hakaret olarak nitelendirdiği bu yasayı eleştirdi.
İcra Kurulu Başkanı Shou Zi Chew, tasarının “bir avuç diğer sosyal medya şirketine daha fazla güç” vereceği ve binlerce Amerikalının işini riske atacağı uyarısında bulundu.
ByteDance, TikTok’u satmak için Çinli yetkililerden onay almak zorunda kalacak, ancak Pekin buna karşı çıkacağına söz verdi.
Tasarıya karşı çıkan sosyal medya şirketi, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada TikTok’un “ABD ekonomisine yılda 24 milyar dolar katkıda bulunan bir platform” olduğunu ve kapatma girişiminin “170 milyon Amerikalının ifade özgürlüğünü ayaklar altına alacağını, yedi milyon işletmeyi olumsuz etkileyeceğini” söyledi.
Şirketin CEO’su Shou Zi Chew geçen ay yaptığı açıklamada, şirketin platformu korumak için “yasal haklarını” kullanmak da dahil olmak üzere elinden geleni yapmaya devam edeceğini söyledi.
ABD’deki kullanıcılar nasıl tepki verdi?
Bazı ABD’li içerik üreticileri ve kullanıcılar da önerilen yasağı eleştirdi.
Los Angeles’tan genç bir engelli savunucusu olan Tiffany Yu, Beyaz Saray önünde yapılan bir protestoda platformun çalışmaları için önem taşıdığını söyledi.
TikTok 170 milyon ABD’li kullanıcısından siyasi temsilcileriyle temasa geçmelerini ve tasarıyı desteklememelerini istedi.
Ancak TikTok kullanıcılarından kongre üyelerine ve senatörlere yapılan çağrılar geri tepmiş olabilir.
Bazı siyasetçiler kampanyanın uygulamayla ilgili endişelerini daha da arttırdığını ve yasayı geçirme kararlılıklarını güçlendirdiğini söyledi.
TikTok hangi ülkelerde yasaklandı?
Tasarı ABD’de yasalaşırsa, başka yerlerde de benzer hamleler görülebilir.
TikTok, Haziran 2020’de Hindistan’da yasaklandı.
Ayrıca İran, Nepal, Afganistan ve Somali’de de engellenmiş durumda.
İngiltere ve Avrupa Komisyonu 2023’te resmi personelin çalışma cihazlarında TikTok’u yasakladı.
BBC de güvenlik endişeleri nedeniyle personeline TikTok’u kurumsal telefonlardan silmelerini tavsiye etti.
TikTok nasıl çalışıyor ve ne kadar kullanıcı verisi topluyor?
TikTok’un algoritması, uygulama içinde, önceki materyallerle nasıl etkileşimde bulunduklarına ilişkin verilere dayanarak kullanıcılara hangi içeriğin sunulacağını belirleyen bir dizi talimattır.
Kullanıcılara uygulamalarında, Takip Edilenler, Arkadaşlar ve otomatik olarak oluşturulan Sizin İçin kategorilerinde üç ana akış sunuluyor.
Eleştirmenler, uygulamanın son derece kişiselleştirilmiş sistemini güçlendirmek için diğer sosyal medya platformlarından daha fazla veri topladığını söylüyor.
Bu, kullanıcıların konumu, cihazı, etkileşimde bulundukları içerik ve yazarken sergiledikleri tuş vuruş ritimleri hakkında bilgi içerebilir.
Ancak Facebook ve Instagram gibi popüler sosyal medya uygulamaları da kullanıcılardan benzer veriler topluyor.
]]>Kasım ayında İngiltere’deki Yüksek Mahkeme planın yasalara aykırı olduğuna hükmetmişti.
Hükümet bunun üzerine planı sürdürebilmek için yeni bir yasa tasarısı hazırladı ve bu tasarı şu sıralar parlamentoda oylanıyor.
Planı hayata geçirmek için “durmaksızın” çalışıldığını söyleyen İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Ruanda’ya ilk uçuşların 10-12 hafta içinde başlayacağını duyurdu.
Peki Yüksek Mahkeme’nin itirazına rağmen plan neden halen tartışılıyor?
Ruanda sığınma planı nedir?
Hükümetin planı kapsamında İngiltere’ye yasa dışı yollarla giren bazı sığınmacılar Ruanda’ya gönderilebilir ve sığınma başvuruları orada değerlendirilebilir.
Başvurusu başarılı olanlara mülteci statüsü verildikten sonra Ruanda’da kalmalarına izin verilebilecek.
Başvurusu başarılı olmayanlar, Ruanda’ya başka bir sebeple yerleşmeyi talep edebilir veya “güvenli bir diğer üçüncü ülkeye” sığınma başvurusunda bulunabilir.
Plan yürürlüğe girerse hiçbir sığınmacı İngiltere’ye geri dönmek için başvuruda bulunamayacak.
Hükümet böylece insanları botlarla Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye gelmekten caydıracağını savunuyor.
Ruanda’ya kaç sığınmacı gönderilebilir?
Teknik olarak 1 Ocak 2022’den sonra İngiltere’ye yasa dışı yollarla giren herkes, sayı sınırlaması olmaksızın Ruanda’ya gönderilebilecekti.
İlk uçuşun Haziran 2022’de yapılması planlanıyordu, ancak yasal itirazların ardından iptal edildi.
Henüz hiçbir sığınmacı Ruanda’ya gönderilmedi.
Başbakan Rishi Sunak, 22 Nisan’da düzenlediği basın toplantısında “sığınmacıları Ruanda’ya taşıyacak ilk uçuşun 10-12 hafta içinde kalkacağını” söyledi.
Sunak daha önce uçuşların 2024 baharında başlayacağını söylemişti.
Uçaklarda kaç kişinin bulunacağına dair ayrıntı vermekten kaçınsa da Sunak “yaz mevsimi boyunca ve sonrasında ayda birden fazla uçuş” olacağını belirtti.
Başbakan ayrıca hükümetin “bir havalimanını beklemeye aldığını” ve ticari uçakların kullanımı için rezervasyon yaptığını paylaştı.
Sunak, ülkedeki geri gönderme tesis sayısının 2 bin 200’e çıkarıldığını, sürecin hızlı ilerleyebilmesi için 200 eğitimli görevli, 25 mahkeme salonu ve her türlü davaya bakabilecek 150 hakimin hazır olduğunu da ekledi.
Başbakan ayrıca “yasa dışı göçmenlere Ruanda’ya kadar eşlik etmeye hazır 500 yüksek eğitimli kişi” olduğunu ve 300 kişinin daha eğitileceğini belirtti.
İngiltere’ye göç ne durumda?
İngiltere İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2018’den bu yana ülkeye yasa dışı göçte önemli bir yükseliş kaydedildi.
2022 yılında ülkeye botlarla en çok giriş Arnavutluk’tan oldu.
2023’te Afganistan ilk sırada yer alırken Türkiye’den göç de üçüncü sıradaydı.
İçişleri Bakanlığı verilerine göre Haziran 2022-Haziran 2023 arasında İngiltere’ye yasal yollarla göç eden kişi sayısı 672 bindi.
Bakanlığa göre pandemi öncesine göre önemli bir artış kaydedilirken Aralık 2022’den sonra düşüş yaşandı.
Aralık 2022’de net göç 745 bindi.
Yüksek Mahkeme kararı neydi?
Kasım 2023’te İngiltere’de Yüksek Mahkeme, hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya gönderme planının yasalara aykırı olduğuna hükmetti.
Mahkeme mültecilerin plan kapsamında kendi ülkelerine geri gönderilme riskiyle karşılaşabileceğini söyledi.
Bu durum, İngiltere’nin de taraf olduğu ve işkence ile insanlık dışı muameleyi yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı.
Kararda ayrıca Ruanda’nın insan hakları standartlarının altına düştüğü ve geçmişte mültecilere yönelik endişe verici eylemlerde bulunduğu bildirildi.
Yargıçlar, 2021 yılında İngiltere hükümetinin Ruanda’yı “yargısız infazlar, gözaltında ölümler, zorla kaybetmeler ve işkence” nedeniyle eleştirdiğine dikkat çekti, 2018 yılında Ruanda polisinin protestocu mültecilere ateş açtığı bir olayın da altını çizdi.
Plan neden hala tartışılıyor?
Yüksek Mahkeme kararının ardından hükümet, Ruanda’nın güvenli bir ülke olduğunun yasalarda açıkça belirtilmesi için yeni bir yasa tasarısı hazırladı.
Hem Avam Kamarası hem de Lordlar Kamarası’nda onaylanması gereken bu yasa tasarısı, Yüksek Mahkeme kararının sonuçlarından kaçınmak için mahkemelerin İnsan Hakları Yasası’nın önemli bölümlerini göz ardı etmelerini gerektiriyor.
Tasarı bunun yanı sıra mahkemeleri Ruanda’ya sınır dışı edilmenin önünde engel teşkil eden diğer yasaları ya da Mülteci Sözleşmesi gibi uluslararası kuralları göz ardı etmeye zorluyor.
Bazı milletvekilleri, uluslararası hukuku çiğnediğine inandıkları için yasayı eleştirirken diğer bazı milletvekilleri de yeterince ileri gitmediğini savunuyor.
Yasa tasarısı parlamentodan geçebilir mi?
Tasarı, bazı Muhafazakar Partili milletvekillerinin itirazlarına rağmen 17 Ocak’ta Avam Kamarası tarafından kabul edildi.
Yasa bunun ardından Lordlar ve Avam Kamaraları arasında defalarca gidip geldi.
Lordlar Kamarası mevzuatın değiştirilmesi yönünde oy kullansa da milletvekilleri bu değişikliklerin tamamına itiraz etti.
Hükümet parlamentoda çoğunluğa sahip olduğu için tasarının bu hafta son aşamasından geçmesi bekleniyor.
Yasanın onaylanması halinde, sığınmacıları destekleyen sivil toplum kuruluşları “en kısa sürede” yasal itirazlarını yeniden başlatmayı planladıklarını açıkladı.
Ruanda ile yapılan yeni anlaşma nedir?
İngiltere hükümeti son dönemde Ruanda ile yeni bir göç anlaşması imzaladı.
İçişleri Bakanı James Cleverley, anlaşmanın Ruanda’ya gönderilen hiç kimsenin kendi ülkesine geri gönderilme riskiyle karşılaşmayacağını garanti ettiğini söyledi.
Anlaşma, yeni bir bağımsız izleme komitesinin Ruanda’nın yükümlülüklerine uymasını sağlayacağını ve İngiliz yargıçların yeni bir temyiz sürecine dahil edileceğini belirtiyor.
]]>Bu yılın sonuna kadar yürürlüğe girmesi beklenen yasa, dünyanın herhangi bir yerinde uygulamaya giren en sert sigara yasaklarından biri olacak.
150’den fazla ülkede sigara kullanımını azaltmak için farklı seviyelerde önlemler yürürlükte.
İngiltere’deki yasak neyi kapsıyor?
Salı akşamı onaylanan Tütün ve Elektronik Sigara Yasası ile bu yıl 15 yaşına giren çocuklar, hayatları boyunca sigara alamayacak.
İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın da aynı tedbiri uygulaması bekleniyor.
Mevcut yasalarla İngiltere’de 18 yaşın üzerindeki kişilere tütün ürünleri satılıyor.
Yeni yasa bu sınırı da her yıl bir yıl artıracak, bu da bir gün geldiğinde kimsenin tütün ürünleri satın alamayacağı anlamına geliyor.
İngiltere’deki tasarı 2023’te Yeni Zelanda’da kabul edilen ve benzer şekilde 2009’dan sonra doğanlara tütün satışını yasaklayan yasadan ilham aldı.
Yeni Zelanda’daki yasanın Temmuz 2024’te yürürlüğe girmesi gerekiyordu ancak hükümet değişikliğinin ardından yasa masadan kaldırıldı.
Peki başka hangi ülkeler sigara yasağını uygulamaya koydu?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu anda 151 ülkede halka açık kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan yasalar olduğunu belirtiyor.
Bu yasaların dünyadaki her 10 kişiden yaklaşık 7’sini (5,6 milyar insanı) pasif içilikten koruduğu düşünülüyor.
2004 yılında İrlanda; ofisler, barlar, restoranlar gibi halka açık yerlerde ve toplu taşıma araçlarında sigara içmeyi yasaklayan dünyadaki ilk ülke oldu.
O tarihten bu yana, Avrupa Birliği’ndeki (AB) 16 ülke daha benzer yasalar çıkardı ancak üye ülkelerin yasaları uygulayış sıkılığında farklılıklar var.
Güney Amerika’daki her ülkede de sigara karşıtı yasalar var.
2006 yılında Uruguay’da tüm kapalı halka açık yerlerde ve ayrıca hastane ve okulların yakınında sigara içmek yasaklandı.
Paraguay, kıtada sigara içmeye karşı ulusal yasalar çıkaran son ülke oldu. 2020’den beri ülkedeki tiryakilere, yalnızca kalabalık olmayan mekanlarda sigara içme hakkı tanınıyor.
2023 yılında Meksika, dünyadaki en katı sigara karşıtı yasalardan birini yürürlüğe koydu. Yasak, parklar, plajlar, oteller, ofisler ve restoranlar dahil tüm halka açık yerleri kapsıyor.
Bu, Meksikalıların kendi evleri dışında hiçbir yerde sigara içemeyeceği anlamına geliyor.
Temmuz 2024’ten itibaren Kanada’daki tütün mamülü üreticilerinin, her bir sigaranın üzerine sağlık uyarıları basması zorunlu olacak.
Pan Amerikan Sağlık Örgütü, Amerika kıtasında sigara kullanımına bağlı veya pasif içicilikten dolayı yılda yaklaşık bir milyon ölümün meydana geldiğini söylüyor.
Sigara yasağı işe yarıyor mu?
İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırma Kurumu, 21 ülkedeki sigara yasağının etkilerini inceledi.
Kurum, sigara yasağının, kalp krizi ve felç oranlarının yanı sıra bronşit ve astım oranlarının düşüşü ile de ilişkili olduğunu belirtiyor.
İngiltere, 2007 yılında kapalı halka açık yerlerde ve işyerlerinde sigara içme yasağı ile tanıştı.
British Medical Journal’da (BMJ) yer alan bir rapora göre, yasağın yürürlüğe girmesinden sonraki yıl kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılan kişi sayısı bir önceki yıla göre bin 200 azaldı.
Glasgow Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, İskoçya’da halka açık yerlerde sigara içme yasağı sonrası astım nedeniyle hastaneye giden çocukların sayısı üç yıl boyunca neredeyse beşte bir oranında azaldı.
İskoçya’da yasak uygulanmadan önce astımlı çocukların hastaneye kabul sayısı her yıl yüzde 5 artıyordu.
Sigara yasağı da pek çok kişinin bu alışkanlıktan vazgeçmesine neden oldu.
İngiltere hükümetinin verilerine göre 2006 yılında ülkedeki yetişkinlerin yüzde 22’si sigara içiyordu. 2023 yılına gelindiğinde ise sigara içen yetişkinlerin oranı yüzde 14’e geriledi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün hesabına göre, son 15 yılda dünya çapındaki sigara yasaları sayesinde, küresel nüfusta 300 milyon daha az sigara içicisi bulunuyor.
]]>Bu yılın sonuna kadar yürürlüğe girmesi beklenen yasa, dünyanın herhangi bir yerinde uygulamaya giren en sert sigara yasaklarından biri olacak.
150’den fazla ülkede sigara kullanımını azaltmak için farklı seviyelerde önlemler yürürlükte.
İngiltere’deki yasak neyi kapsıyor?
Salı akşamı onaylanan Tütün ve Elektronik Sigara Yasası ile bu yıl 15 yaşına giren çocuklar, hayatları boyunca sigara alamayacak.
İskoçya ve Kuzey İrlanda’nın da aynı tedbiri uygulaması bekleniyor.
Mevcut yasalarla İngiltere’de 18 yaşın üzerindeki kişilere tütün ürünleri satılıyor.
Yeni yasa bu sınırı da her yıl bir yıl artıracak, bu da bir gün geldiğinde kimsenin tütün ürünleri satın alamayacağı anlamına geliyor.
İngiltere’deki tasarı 2023’te Yeni Zelanda’da kabul edilen ve benzer şekilde 2009’dan sonra doğanlara tütün satışını yasaklayan yasadan ilham aldı.
Yeni Zelanda’daki yasanın Temmuz 2024’te yürürlüğe girmesi gerekiyordu ancak hükümet değişikliğinin ardından yasa masadan kaldırıldı.
Peki başka hangi ülkeler sigara yasağını uygulamaya koydu?
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu anda 151 ülkede halka açık kapalı alanlarda sigara içilmesini yasaklayan yasalar olduğunu belirtiyor.
Bu yasaların dünyadaki her 10 kişiden yaklaşık 7’sini (5,6 milyar insanı) pasif içilikten koruduğu düşünülüyor.
2004 yılında İrlanda; ofisler, barlar, restoranlar gibi halka açık yerlerde ve toplu taşıma araçlarında sigara içmeyi yasaklayan dünyadaki ilk ülke oldu.
O tarihten bu yana, Avrupa Birliği’ndeki (AB) 16 ülke daha benzer yasalar çıkardı ancak üye ülkelerin yasaları uygulayış sıkılığında farklılıklar var.
Güney Amerika’daki her ülkede de sigara karşıtı yasalar var.
2006 yılında Uruguay’da tüm kapalı halka açık yerlerde ve ayrıca hastane ve okulların yakınında sigara içmek yasaklandı.
Paraguay, kıtada sigara içmeye karşı ulusal yasalar çıkaran son ülke oldu. 2020’den beri ülkedeki tiryakilere, yalnızca kalabalık olmayan mekanlarda sigara içme hakkı tanınıyor.
2023 yılında Meksika, dünyadaki en katı sigara karşıtı yasalardan birini yürürlüğe koydu. Yasak, parklar, plajlar, oteller, ofisler ve restoranlar dahil tüm halka açık yerleri kapsıyor.
Bu, Meksikalıların kendi evleri dışında hiçbir yerde sigara içemeyeceği anlamına geliyor.
Temmuz 2024’ten itibaren Kanada’daki tütün mamülü üreticilerinin, her bir sigaranın üzerine sağlık uyarıları basması zorunlu olacak.
Pan Amerikan Sağlık Örgütü, Amerika kıtasında sigara kullanımına bağlı veya pasif içicilikten dolayı yılda yaklaşık bir milyon ölümün meydana geldiğini söylüyor.
Sigara yasağı işe yarıyor mu?
İngiltere Ulusal Sağlık ve Bakım Araştırma Kurumu, 21 ülkedeki sigara yasağının etkilerini inceledi.
Kurum, sigara yasağının, kalp krizi ve felç oranlarının yanı sıra bronşit ve astım oranlarının düşüşü ile de ilişkili olduğunu belirtiyor.
İngiltere, 2007 yılında kapalı halka açık yerlerde ve işyerlerinde sigara içme yasağı ile tanıştı.
British Medical Journal’da (BMJ) yer alan bir rapora göre, yasağın yürürlüğe girmesinden sonraki yıl kalp krizi nedeniyle hastaneye kaldırılan kişi sayısı bir önceki yıla göre bin 200 azaldı.
Glasgow Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, İskoçya’da halka açık yerlerde sigara içme yasağı sonrası astım nedeniyle hastaneye giden çocukların sayısı üç yıl boyunca neredeyse beşte bir oranında azaldı.
İskoçya’da yasak uygulanmadan önce astımlı çocukların hastaneye kabul sayısı her yıl yüzde 5 artıyordu.
Sigara yasağı da pek çok kişinin bu alışkanlıktan vazgeçmesine neden oldu.
İngiltere hükümetinin verilerine göre 2006 yılında ülkedeki yetişkinlerin yüzde 22’si sigara içiyordu. 2023 yılına gelindiğinde ise sigara içen yetişkinlerin oranı yüzde 14’e geriledi.
Dünya Sağlık Örgütü’nün hesabına göre, son 15 yılda dünya çapındaki sigara yasaları sayesinde, küresel nüfusta 300 milyon daha az sigara içicisi bulunuyor.
]]>Sağ koalisyon hükümetinin büyük ortağı İtalya’nın Kardeşleri (FdI) partisi tarafından hazırlanan yasal düzenleme Temsilciler Meclisi’nden onay aldı.
Pandemi sonrası Avrupa Birliği tarafından sağlanan kurtarma fonunun kullanımıyla ilgili bir torba paketin içinde yer alan düzenlemenin Senato’dan da sorunsuz şekilde geçmesi bekleniyor.
Yeni düzenlemeye göre, kadınlara gebeliklerini sonlandırma talebini onaylayan bir sertifika veren danışma kliniklerine kürtaj karşıtı dernekler ve aktivistler de girebilecek.
Kendilerini ‘yaşam taraftarı’ olarak adlandıran derneklerin, bu yasa ile kürtaj olmak isteyen kadınlara psikolojik baskıyı sıkılaştırabileceği yorumu yapılıyor.
İtalya’da 1978 tarihli yasayla 90 gün içinde gebelikleri gönüllü olarak sonlandırma hakkı verilse de pratikte kürtaja erişimde güçlükler yaşanabiliyor. Doktorlara vicdani ret hakkı tanınması nedeniyle ülke çapındaki jinekologların yüzde 60’tan fazlası kürtaj yapmayı reddediyor, bazı bölgelere bu oran yüzde 90 seviyesine kadar çıkıyor.
Sağ partilerin yönetimindeki bazı bölgelerde de yerel yönetmeliklerle kürtaj hapının kullanımına kısıtlama getirilmesi ve kürtaj karşıtı gruplara fon sağlanması tartışmalara neden olmuştu.
Başbakan Giorgia Meloni bu göreve gelmeden önce, kürtaja izin veren 194 numaralı yasayı değiştirmeyeceği sözü verse de kadınlara ‘kürtaj olmama hakkı’ tanımak istediğini de söylemişti.
Meloni’nin partisinin girişimiyle yapılan yeni yasal düzenleme sonrası muhalefet başbakanı yasaya dokunmama sözünü yerine getirmemekle ve kadınların haklarını tırpanlamakla suçladı.
Psikolojik baskı endişesi
Merkez-soldaki Demokratik Parti’nin (PD) lideri Elly Schlein, “Meloni’nin 194 numaralı yasaya dokunmayacağını söylediğini hatırlıyor musunuz? Yalan söylemiş” dedi.
Schlein, sosyal medyada yayımladığı mesajında “Kadınların kendi bedenleri üzerine karar alma özgürlüğüne yönelik saldırılar sürüyor” dedi ve kürtaj karşıtı derneklerin kliniklere girmesiyle gebeliklerini sonlandırmak isteyen kadınlara psikolojik baskı uygulanacağını vurguladı.
5 Yıldız Hareketi’nin Başkan Yardımcısı Chiara Appendino da, AB fonlarıyla ilgili bir kararnameye kürtaja erişimle ilgili bir değişikliğin eklenmesini eleştirdi. Appendino, “Bunu yeni klinikler kurmak için mi yapıyorlar? Kadınlara yönelik hizmetleri geliştirmek için mi? Hayır, kürtaj karşıtı derneklerin kliniklere girmesine izin vermek için yapıyorlar! Kadınların kendi kaderini tayin etme olanaklarını azaltmak istiyorlar” dedi. Appendino, ülkenin ilk kadın başbakanı olan Meloni’nin “kadınlarla bir problemi olduğunu” da savundu.
Kadın örgütleri de dün parlamento önünde bir gösteriyle hükümeti protesto etti. Non Una Di Meno (Bir kadın daha eksilmeyeceğiz) derneği, kürtaj karşıtlarının danışma kliniklerine girerek “yargılayıcı bir şiddetle” kürtaj yasasının uygulanmasını pratikte engelleyeceğini belirtti.
‘Yasa değişmeyecek’ sözü
Hükümetin merkez-sağdaki ortağı Haydi İtalya’nın lideri Antonio Tajani ise kürtaj yasasına dokunulmayacağını söyledi.
Hükümette Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Tajani, “Herkesin kendi inancına ve vicdanına göre davranmasının doğru olduğuna inanıyorum ama kürtaj karşıtlığını da suç haline getirmemeliyiz. Yasayı değişmek gibi bir niyet yok” dedi.
Ülkede üzerine tartışmaların zaman zaman kızıştığı kürtaj konusundaki yeni düzenleme ve buna tepkiler bugünkü gazetelerin baş sayfalarında yer aldı.
La Repubblica, “Meloni’nin yalanları” başlığıyla, Başbakan’ın kürtaj yasasına dokunmama sözünü tutmadığı, hükümetin 194 sayılı kanuna “saldırdığı” yorumunu yaptı.
La Stampa da “Kürtaj danışma merkezleri kuşatma altında” başlığını kullandı ve “194’e dokunmayacaklarını söylemişlerdi ama yasalara birçok farklı şekilde dokunulabilir” dedi.
Sağ kanattaki La Verita’ gazetesi ise hükümete destek vererek “Sola göre kürtaj bir zorunluluk” başlığını attı.
]]>TİFLİS – Gürcistan’da geçtiğimiz yıl gösterilere yol açan “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasa tasarısına yönelik protestolar devam ederken, parlamento önünde akşam saatlerinde düzenlenen gösteride 14 kişi gözaltına alındı.
Gürcistan’da ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı ve sivil toplum kuruluşlarını bastıracağı gerekçesiyle geçtiğimiz yıl büyük tepki çeken “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasa tasarısına yönelik protestolar devam ediyor. Başkent Tiflis’teki parlamento binası önünde akşam saatlerinde bir araya gelen binlerce kişi, tartışmalı yasanın yeniden parlamentoya sunulmasına tepki gösterdi. Gösterinin ilerleyen dakikalarında protestocular ile polis arasında arbede çıktı.
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, çıkan olaylarda 1 polisin yaralandığı ve 14 göstericinin gözaltına alındığı aktarıldı. Açıklamada, “Kolluk kuvvetleri, eylemi düzenleyenlere ve katılımcılara İçişleri Bakanlığı temsilcilerinin yasal gerekliliklerine uymaları, özgür toplanma ve ifade özgürlüğünün yasal sınırlarını aşmamaları, eylemin katılımcılarına ise defalarca çağrıda bulundu. Yasal gereklilikler dikkate alınarak kamu düzeninin bozulması, kolluk kuvvetlerine direnme ve sözlü tacizde bulunmaları nedeniyle 14 kişi gözaltına alındı” ifadeleri kullanıldı.
Gürcistan parlamentosunda yumruklu kavga
Yasa tasarısını sunan iktidardaki Gürcü Hayali Partisi’nin parlamento çoğunluğu lideri Mamuka Mdinaradze, tasarı hakkında konuşma yaptığı sırada muhalefetteki Vatandaşlar Partisi Milletvekili Aleko Elisaşvili’nin saldırısına uğramıştı. Yasanın Rusya’yla bağlantısı olmadığını savunan Mdinaradze’ye hakaret eden Elisaşvili, sözlü saldırısına yumrukla devam etmişti. Elisaşvili’nin yumruklu saldırısının ardından iktidar ve muhalefetteki milletvekilleri de birbirine girmişti. Bazı milletvekillerinin hafif yaralandığı olayda, Hukuk Komitesi’ndeki görüşmelere kısa bir ara verilmişti.
“Yabancı Etkilerin Şeffaflığı” yasa tasarısı
Gürcistan’da iktidara yakın Halkın Gücü Partisi’nin “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasa tasarısını Mart 2023’te parlamentoya sunmasının ardından protestolar başlamıştı. Protestocuların “Rus yasası” olarak nitelendirdiği yasa tasarısına göre yıllık finansmanlarının yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından alan sivil toplum ve medya kuruluşları, her yılın ocak ayında kendilerini “yabancı ajan” olarak kaydettirmek zorunda kalacak. Kaydı yapmayanlar 25 bin lari (yaklaşık 300 bin lira) para cezasına çarptırılacak. Yasanın kabul edilmesinin Gürcistan’da basın özgürlüğünü kısıtlayacağı, sivil toplum kuruluşlarını bastıracağı ve ülkenin Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecine zarar vereceği belirtiliyor. Göstericiler ve muhalefet partileri, yasa tasarısının Rusya’daki “Yabancı Ajanlar Yasası”na benzediğini ifade ediyor. Ayrıca ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de söz konusu yasaya tepki gösteriyor.
İktidardaki Gürcü Hayali Partisi, ülkedeki şiddetli protestoların ardından 9 Mart 2023’te yasa tasarısının geri çekildiğini açıklamıştı. Söz konusu yasa tasarısı bu yıl 8 Nisan tarihinde yeniden parlamentoya sunuldu.
“Kuruluşların finansmanı şeffaf değil”
İktidardaki Gürcü Hayali Partisi’nin parlamento çoğunluğu lideri Mamuka Mdinaradze, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada ülkesinde faaliyet gösteren STK’ların finansmanının yüzde 90’ından fazlasının şeffaf olmadığını ifade ederek, uluslararası kuruluşların Gürcistan’daki STK ve basın kuruluşlarına sağladıkları finansman hakkında şeffaf bilgi alınmasının imkansız olduğunu belirtmişti.
Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişivili ise yasa tasarısının Rusya’nın talimatıyla hazırlandığını belirterek, hükümeti ülkenin AB ile entegrasyonunu “sabote etmekle” suçladı.
]]>Gürcistan’da ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı ve sivil toplum kuruluşlarını bastıracağı gerekçesiyle geçtiğimiz yıl büyük tepki çeken “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasa tasarısına yönelik protestolar devam ediyor. Başkent Tiflis’teki parlamento binası önünde akşam saatlerinde bir araya gelen binlerce kişi, tartışmalı yasanın yeniden parlamentoya sunulmasına tepki gösterdi. Gösterinin ilerleyen dakikalarında protestocular ile polis arasında arbede çıktı.
İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, çıkan olaylarda 1 polisin yaralandığı ve 14 göstericinin gözaltına alındığı aktarıldı. Açıklamada, “Kolluk kuvvetleri, eylemi düzenleyenlere ve katılımcılara İçişleri Bakanlığı temsilcilerinin yasal gerekliliklerine uymaları, özgür toplanma ve ifade özgürlüğünün yasal sınırlarını aşmamaları, eylemin katılımcılarına ise defalarca çağrıda bulundu. Yasal gereklilikler dikkate alınarak kamu düzeninin bozulması, kolluk kuvvetlerine direnme ve sözlü tacizde bulunmaları nedeniyle 14 kişi gözaltına alındı” ifadeleri kullanıldı.
Gürcistan parlamentosunda yumruklu kavga
Yasa tasarısını sunan iktidardaki Gürcü Hayali Partisi’nin parlamento çoğunluğu lideri Mamuka Mdinaradze, tasarı hakkında konuşma yaptığı sırada muhalefetteki Vatandaşlar Partisi Milletvekili Aleko Elisaşvili’nin saldırısına uğramıştı. Yasanın Rusya’yla bağlantısı olmadığını savunan Mdinaradze’ye hakaret eden Elisaşvili, sözlü saldırısına yumrukla devam etmişti. Elisaşvili’nin yumruklu saldırısının ardından iktidar ve muhalefetteki milletvekilleri de birbirine girmişti. Bazı milletvekillerinin hafif yaralandığı olayda, Hukuk Komitesi’ndeki görüşmelere kısa bir ara verilmişti.
“Yabancı Etkilerin Şeffaflığı” yasa tasarısı
Gürcistan’da iktidara yakın Halkın Gücü Partisi’nin “Yabancı Etkinin Şeffaflığı” yasa tasarısını Mart 2023’te parlamentoya sunmasının ardından protestolar başlamıştı. Protestocuların “Rus yasası” olarak nitelendirdiği yasa tasarısına göre yıllık finansmanlarının yüzde 20’sinden fazlasını yurt dışından alan sivil toplum ve medya kuruluşları, her yılın ocak ayında kendilerini “yabancı ajan” olarak kaydettirmek zorunda kalacak. Kaydı yapmayanlar 25 bin lari (yaklaşık 300 bin lira) para cezasına çarptırılacak. Yasanın kabul edilmesinin Gürcistan’da basın özgürlüğünü kısıtlayacağı, sivil toplum kuruluşlarını bastıracağı ve ülkenin Avrupa Birliği’ne entegrasyon sürecine zarar vereceği belirtiliyor. Göstericiler ve muhalefet partileri, yasa tasarısının Rusya’daki “Yabancı Ajanlar Yasası”na benzediğini ifade ediyor. Ayrıca ABD, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler de söz konusu yasaya tepki gösteriyor.
İktidardaki Gürcü Hayali Partisi, ülkedeki şiddetli protestoların ardından 9 Mart 2023’te yasa tasarısının geri çekildiğini açıklamıştı. Söz konusu yasa tasarısı bu yıl 8 Nisan tarihinde yeniden parlamentoya sunuldu.
“Kuruluşların finansmanı şeffaf değil”
İktidardaki Gürcü Hayali Partisi’nin parlamento çoğunluğu lideri Mamuka Mdinaradze, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada ülkesinde faaliyet gösteren STK’ların finansmanının yüzde 90’ından fazlasının şeffaf olmadığını ifade ederek, uluslararası kuruluşların Gürcistan’daki STK ve basın kuruluşlarına sağladıkları finansman hakkında şeffaf bilgi alınmasının imkansız olduğunu belirtmişti.
Gürcistan Cumhurbaşkanı Salome Zurabişivili ise yasa tasarısının Rusya’nın talimatıyla hazırlandığını belirterek, hükümeti ülkenin AB ile entegrasyonunu “sabote etmekle” suçladı. – TİFLİS
]]>Trump, 2016 seçimlerinden kısa bir süre önce eski porno film yıldızı Stormy Daniels’a yaptığı ödemeyi örtbas etmek için kayıtlarda tahrifat yapmakla suçlanıyor.
77 yaşındaki Trump, suçlu bulunması halinde dört yıla kadar hapis cezasına çarptırılabilir. Ancak hapis cezasından kurtulma ihtimali de bulunan Trump, bunun yerine para cezasına da çarptırılabilir.
Trump, hakkındaki suçlamaları reddediyor ve suçsuz olduğunu savunuyor.
Kasım ayında seçime gidecek ABD’de Trump, Cumhuriyetçilerin Başkan aday adaylarından birisi. Trump bu tarihi dava nedeniyle, seçimden aylar önce hüküm giymiş bir suçlu haline gelebilir.
Harvard Üniversitesi Kennedy School’da tarih ve kamu politikası profesörü olan Alex Keyssar, “Bu eşi benzeri görülmemiş bir durum. Bununla uzaktan yakından kıyaslanabilecek hiçbir şey olmadı” değerlendirmesini yaptı.
Pazartesi günü jüri seçimiyle başlayacak olan davanın altı-sekiz hafta arasında sürmesi bekleniyor.
Davanın Trump’ın eski avukatı Michael Cohen üzerinden ödeme etrafında şekillenmesi bekleniyor.
Davada 57 yaşındaki Cohen’in, Trump ile yaşadığı iddia edilen ilişki hakkında sessiz kalması karşılığında Daniels’a 130 bin dolar ödeme yapmaya yönlendirildiği yer alıyor. Savcılar ise bunu 2016 seçimlerini “yasadışı bir şekilde etkileme” girişimi olarak tanımlıyor
ABD’de sus payı ödemeleri yasa dışı değil. Ancak Manhattan Bölge Savcılığı, Trump’ın Cohen’e yaptırdığı ödemeyi yasal giderler olarak uygunsuz bir şekilde kaydederek suç işlediğini iddia ediyor.
Trump toplamda 34 kez birinci dereceden ticari kayıtlarda tahrifat yapmakla suçlanıyor. Bir karara varılması için 12 jüri üyesinin de Trump’ın belirli bir suçlamadan suçlu ya da suçsuz olduğu konusunda hemfikir olması gerekiyor.
Manhattan’daki duruşmada Cohen, Daniels ve Trump’ın skandal nedeniyle hapse giren kişisel avukatı da dahil olmak üzere birçok kişinin ifade vermesi bekleniyor.
Trump, jürili duruşmanın ertelenmesi ve ağırlıklı olarak Demokratlardan oluşan Manhattan’dan taşınması için bazı girişimlerde bulundu ancak başarısız oldu.
Trump’ın davayı defalarca siyasi amaçlı olarak nitelendirdi. Hakim ise Trump’ı tanıklar da dahil olmak üzere davayla ilgili kişiler hakkında kamuoyu önünde yorum yapmasını yasaklayan bir yayın yasağı kararına imza attı.
Trump, internet üzerinden hakimin kızını hedef alınca, yayın yasağının süresi de uzatıldı.
Trump ekibi yayın yasağının anayasaya aykırı olduğunu ve ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini savundu.
Bu ceza davası Donald Trump’ın bu yıl karşı karşıya olduğu dört davadan biri. Ancak 2024 seçimlerinden önce gerçekleşecek tek duruşma olabilir.
Trump, suçlu bulunsa bile, uzmanlar hapse girme ihtimalinin düşük olduğunu söylüyor. Hapse girse bile ABD yasalarına göre hala başkan olarak görev yapabilir.
Ancak Keyssar, Trump’ın mahkumiyetinin, ilk kez bir suçlunun büyük bir partinin başkan aday adayı anlamına geleceğini söyledi.
“Bu konuda dikkat çekici olan şey, seçmenlerin önemli bir bölümünü rahatsız etmiyor gibi görünmesi” diyen Keyssar, Trump’ın popülaritesinin suç iddianamelerinin bir sonucu olarak zarar görmediğini belirtti.
Trump neyle suçlanıyor?
2016 yılında porno yıldızı Stormy Daniels farklı medya kuruluşlarını arayarak Donald Trump ile 2006’da yaşadığını iddia ettiği ilişkinin görüntülerini satmayı teklif etti.
Trump’ın avukatı Michael Cohen, Daniels’in sessiz kalması için ona 130 bin dolar ödedi.
Bu yasadışı değildi. Ancak Trump’ın Cohen’e yaptığı ödeme yasal ücretler olarak kayda geçirildi. Savcılar bunun resmi kayıtlarda sahtecilik olarak yorumlanabileceğini ve bir suç teşkil edebileceğini savunuyor.
Savcılar bunun seçim yasasını çiğnediğini de iddia ediyor. Çünkü Trump’ın Daniels’a yaptığı ödemeleri saklama girişimi, seçmenlerin porno yıldızıyla ilişkisi olduğunu bilmesini istememesinden kaynaklanıyordu.
Yanlış kayıt yaparak bir suçu örtbas etmek daha ciddi bir suçlama sayılıyor.
Geçmişte siyasetçileri, seçim kampanyası finansmanı ile kişisel harcamaları arasındaki sınırı aşmakla suçlama girişimleri başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
]]>Son aylarda Rusya’nın farklı bölgelerinde halka açık ve özel seks temalı partilere yönelik en az 6 polis baskını yapıldı.
Bazı partilerin LGBT topluluğu ile hiçbir bağlantısı yoktu.
Şubat ayında Rus polisi, Moskova’nın bin 500 kilometre doğusundaki Yekaterinburg kentinde, katılımcıların kimliklerini gizlemek için kar maskesi taktığı “Blue Velvet” adlı seks temalı bir partinin yapıldığı bir gece kulübüne baskın düzenledi.
Parti organizatörleri BBC Rusça’ya yaptıkları açıklamada, baskına en az 50 polisin katıldığını ve bunlardan bazılarının Federal Güvenlik Teşkilatı üyeleri olduğunu söyledi.
Parti organizatörlerinden Stanislav Slovikovsky, polisin herkesi maskelerini çıkarmaya zorladığını ve kişisel bilgilerini istediğini paylaştı.
Slovikovsky, “Bana partide gay ve lezbiyen bireyler olup olmadığını ve LGBT propagandası yapılıp yapılmadığını sordular. Ayrıca insanların uyuşturucu kullanıp kullanmadığını da sordular, ancak bu onları daha az ilgilendiriyor gibiydi” dedi.
10 yılı aşkın süredir Rus yetkililer, LGBT hareketini “aşırı bir ideoloji” olarak tanımlayan bir dizi yasa ile eşcinselliği yasaklamaya ve LGBT topluluğunun haklarını kısıtlamaya çalışıyor.
2013 yılında Rus parlamentosunun alt kanadı, “LGBT propagandasını” yasaklayan bir yasa tasarısını kabul ederek kamuoyunda LGBT hakları ve ilgili konulardaki tartışmaları sınırlandırmıştı.
Geçtiğimiz yıl daha da sert LGBT karşıtı yasalar yürürlüğe girdi.
Temmuz 2023’te parlamento, 1997’den beri yasal olan cinsiyet değiştirmeyi yasakladı. Parlamento bunun yanı sıra hormon terapilerini ve resmi belgelerde farklı cinsiyet göstermeyi de kısıtladı.
Geçtiğimiz Kasım ayında Rusya Yüksek Mahkemesi, LGBT hareketini “aşırılık yanlısı ideoloji” olarak tanımladı.
LGBT hareketi İslam Devleti ve Yehova Şahitleri ile birlikte aşırılık yanlısı gruplar listesine eklendi.
Rusya’da artık LGBT hareketini desteklemek 10 yıla kadar hapisle cezalandırılabilen bir suç.
‘BDSM partileri kılığında’
BBC Rusça’ya konuşan Stanislav Slovikovsky, baskına uğrayan “Blue Velvet” partisinde suç teşkil edecek hiçbir şey yapılmadığını söyledi.
Slovikovsky, partide erotik performanslar olduğunu ve bunlardan bazılarında insanların katılmaya davet edildiği BDSM (Hakimiyet, itaat, sadizm ve mazoşizm) unsurları içerdiğini söyledi.
Slovikovsky aynı zamanda konuklardan cinsel ilişkiye girmeleri yönünde herhangi bir beklenti ya da baskı olmadığını belirtti.
Yekaterinburg polisi yaptığı açıklamada güvenlik güçlerinin o gece “önleyici” bir baskın düzenlediğini belirtti.
Rusya’da sivil toplum odası üyesi Dmitri Choukreev, “Hiç kimse LGBT topluluğunun etkinliklerini BDSM partileri kılığında düzenleyebileceğini göz ardı edemez” dedi.
Choukreev, yetkililerin son birkaç yıldır LGBT topluluğuna yönelik artan baskılarına rağmen, “bu insanların ortadan kaybolmadığını” söyledi ve şöyle devam etti:
“Hala kendilerini eğlendirmeleri ve fikirlerini uygulamaları gerekiyor. Şimdilik yasak olmayan BDSM kılığına girerek bu tür etkinlikler düzenleyebilirler.”
Rusya’da seks partileri son 10 yıldır büyük şehirlerde, çoğunlukla kozmopolit kentlerde düzenleniyordu.
Nüfusun nispeten küçük bir kısmının partilere katıldığı, etkinliklerin daha çok yaratıcı endüstrilerde veya bilişim sektöründe çalışan orta sınıf kişilerin ilgisini çektiği tahmin ediliyor.
Bu tür etkinliklerin Rus toplumunda liberalizm ve hoşgörüyü sembolize etmesi gerekiyordu, ancak muhafazakarlaşan yasaların onaylanmasıyla giderek yer altına itildiler.
‘Neredeyse çıplak’ skandalı
Rus yetkililerin seks partilerine yönelik baskıları, Aralık ayında sosyal medya fenomeni ve TV sunucusu Anastasiya Ivleeva’nın doğum günü partisine davetlilerin “neredeyse çıplak” gelmelerini istemesiyle şiddetlendi.
Sosyal medya üzerinden duyurulan partinin konukları arasında, Vladimir Putin’in uzun süreli iş ortağı ve akıl hocası Anatoly Sobchak’ın kızı Rus medya mensubu Kseniya Sobchak’ın yanı sıra usta pop şarkıcısı Philipp Kirkorov’un da aralarında bulunduğu çok sayıda ünlü vardı.
Pek çok kişi fileli kıyafetler ve dantelli iç çamaşırları tercih ederken, rapçi Vacio’nun cinsel organındaki tek çorabı gibi kostümler de vardı.
Etkinliğin fotoğrafları birçok kişi arasında öfkeye yol açtı.
Rapçi Vacio holiganlık suçlamasıyla 15 gün hapis cezası ve cinsel organı üzerine çorap giydiği için 200 bin ruble (2 bin 154 dolar) para cezasına çarptırıldı.
Ivleeva da partiyi organize ettiği için 100 bin ruble (Bin 77 dolar) para cezasına çarptırıldı.
Fotoğrafların Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e gösterilmesinin ardından Ivleeva ve konukları çeşitli sorunlarla karşılaştıklarını bildirdi.
Etkinliğe katılan bazı ünlüler, önceden ayarlanmış medya etkinliklerinin iptal edildiğini ve davalarla tehdit edildiklerini öne sürdü.
Putin, Rusya’da beşinci dönemini kazanmasıyla sonuçlanan başkanlık seçimlerinin ardından “geleneksel değerler” söylemine yeniden vurgu yaptı.
‘Gözdağı verme’
Son dönemde seks partilerine yapılan baskınlar da benzer şekilde gelişti. Polis geldi, herkesin yere yatmasını emretti ve kimlik bilgilerini aldı.
Baskınların çoğu Kremlin yanlısı medya tarafından yayımlandı ve bazı televizyon kanalları katılımcıların kişisel bilgilerini ifşa etti.
Baskınlar halka açık etkinliklerle sınırlı kalmadı. En az iki olayda polis özel bir partiye baskın düzenledi.
Partiye katılanlardan biri BBC Rusça’ya yaptığı açıklamada, bazı erkek konukların Ukrayna’daki savaşa gönderilmekle tehdit edildiğini söyledi.
Artan baskınlar ve kamuoyu önünde yapılan ayıplamalar, parti organizatörleri arasında da endişeye yol açtı.
Şubat ayında, Moskova’daki LGBT toplulukları arasında popüler olan queer tekno partisi Popoff Kitchen ve seks temalı Kinky Party, Rusya’daki tüm etkinliklerini iptal ettiğini duyurdu.
Kinky Party organizatörleri yaptıkları açıklamada, “Bundan sonra seks konusuyla ilgili hiçbir etkinliğe izin verilmeyeceğine dair bir uyarı aldık” dedi.
Popoff Kitchen’dan Nikita Egorov-Kirillov BBC Rusça’ya yaptığı açıklamada, “En ünlü partiyi bile kapatabileceklerini göstermek için mükemmel bir örnek olduğumuzun tamamen farkındaydım. [Konuklarınızın] güvenliğini garanti edemeyeceğinizi bilerek çalışmak imkansız” dedi ve şöyle devam etti:
“Tüm bu baskınlar, gözdağı verme, insanların kişisel bilgilerini not etme… Bu bir kez olduktan sonra insanları partinizin güvenli olduğuna bir daha asla ikna edemezsiniz.”
]]>Avam Kamarası’nda görüşülmekte olan Ceza Adaleti Yasa Tasarısı, “aşırı kötü kokma” da dahil olmak üzere rahatsızlık vermeleri halinde evsizlerin suçlu sayılmasını öngörüyor.
Muhafazakâr Partili 10’dan fazla milletvekili tasarının, sadece dilencilik yapanlara karşı işlem yapılmasını sağlayacak şekilde değiştirilmesini istiyor.
Tasarıda yer alan tedbirler 1824 tarihli ‘Avarelik Yasası’nı değiştirmeyi amaçlıyor.
Hükümet, dilenciliği ve sokakta yatmayı suç haline getiren bu yasayı yürürlükten kaldırma sözü vermişti.
Yeni yasa tasarısı, polisin sokakta yatan ve “rahatsızlık veren” evsizlere para cezası kesmesine ya da tutuklamasına olanak tanıyacak.
Ancak “rahatsız edici davranış” tanımının çok geniş olması ve tehditkar olma ya da mülke zarar vermenin yanı sıra aşırı gürültü ya da koku yayma gibi durumları da kapsaması nedeniyle tasarı eleştiriliyor.
Tasarının yasalaşması halinde, “rahatsız edici” tanımı altında evsizler hapis veya para cezasına çarptırılabilirler.
Eğitim Bakanı Gillian Keegan, en önemli şeyin insanları sokaklardan kurtulmaları için desteklemek olduğunu söyledi.
Sky News tarafından kendisine yöneltilen, “İnsanlar koktukları için tutuklanmalılar mı?” sorusuna Keegan, “Hayır, insanlar sadece koktukları için tutuklanmamalı… Ama eğer birisi agresif davranıyor ya da rahatsızlık veriyorsa o zaman durum değişir” diye yanıt verdi.
Keegan “dengeyi doğru kurmanın” önemli olduğunu ve tehditkar davranışlar ya da ATM yakınında ısrarlı dilencilik gibi şeylerin “kabul edilemez” olduğunu söyledi.
Başbakanlıktan bir sözcü, Başbakan Rishi Sunak’ın da Bakan Keegan ile aynı fikirde olduğunu belirterek, “Hiç kimsenin evsiz olduğu ve kalacak yeri olmadığı için suçlu sayılmaması gerektiği konusunda netiz, ancak aynı zamanda mevzuatımızda, halkın kendini güvensiz hissetmesine veya korkutulmasına neden olabilecek davranışların ele alınmasında polise yardımcı olmak üzere tasarlanmış hükümler bulunmaktadır” dedi.
Muhafazakar Partili milletvekili Bob Blackman, birçok milletvekilinin “sokaklarda uyumaktan başka çaresi olmayan insanları kriminalize etme etkisi” nedeniyle tasarıyı eleştirdiğini belirtiyor.
Blackman, dilenmenin ya da sokakta yatmanın tek başına rahatsız edici bir davranış anlamına gelmediğini ve polisin “toplumun korunması ile insanların dilenmesine ya da sokakta yatıp kalkmasına neden olan sorunlara karşı duyarlılık arasında denge kurması gerektiğini” belirten bir değişiklik önergesi sundu.
Muhafazakar Partili 11 milletvekili ile muhalefetten 21 milletvekili bu önerileri destekledi.
Times gazetesine göre ise 40’tan fazla Muhafazakâr milletvekili hükümetin önerilerine karşı oy kullanacaklarını açıkça ifade etti.
Ceza Adaleti Yasa Tasarısı, İçişleri Bakanı olduğu dönemde sokakta uyumayı bir “yaşam tarzı tercihi” olarak nitelendiren Suella Braverman tarafından Parlamento’ya sunuldu.
Avarelik Yasası’nın kaldırılması için partiler üstü bir kampanya yürüten Liberal Demokrat Layla Moran, hükümetin “acımasız önerilerinin” yasayı “arka kapıdan” geri getirme riski taşıdığını söyledi.
Moran, “Hükümet kendi destekçilerini dinlemeli ve evsizlerle mücadelede, evsizleri damgalama ve suçlu muamelesi yapma yerine şefkatli bir yaklaşım benimsemelidir” dedi.
Evsizler için çalışmalarıyla bilinen yardım kuruluşu Crisis, içişleri bakanını milletvekillerini dinlemeye ve “bu acımasız ve gereksiz önlemlerden vazgeçmeye” çağırdı.
]]>Yasa, Gayrettepe Yıldız Posta Caddesi Gönenoğlu Sokak’taki binada çıkan yangına ilişkin, AA muhabirine, binaların alt kesimlerinde çıkan yangınların ne kadar hızlı yayıldığının ve ölümcül olduğunun bu olayla acı bir şekilde görüldüğünü söyledi.
Binaların alt katlarında bulunan düğün salonu, eğlence mekanları, gece kulübü gibi yerlerde tadilat çalışmalarının yazın ya da ramazan ayında yapıldığını belirten Yasa, “Yeme içme sektöründe bu nedenle tadilatlar biraz daha acil yapılıyor. Bu tadilatlar yapılırken gerekli güvenlik önlemleri ve tedbirlerin mutlaka alınması gerekiyor ki böyle olaylarla karşı karşıya kalmayalım.” diye konuştu.
Yasa, olay yerinde bir gece kulübü olduğunu ve tadilat yapıldığını aktararak, şöyle devam etti:
“İçeride çok miktarda insan olduğunu, bunun yanında içeride depolanmış ve yanıcılığı olan inşaat malzemeleri olduğunu biliyoruz. Bu inşaat malzemeleri eğer kimyasal malzemelerse çok hızlı şekilde yangınla karşı karşıya kalabiliyor ve küçük bir tutuşma birdenbire devasa bir yangın haline gelebiliyor. Bu yangınların da önlenmesi için gerekli tedbirlerin alınmış olması gerekiyor.”
Yasa, yangından korunmanın multidisipliner bir konu olduğunu vurgulayarak, “Yangın korunumu, algılama ile başlıyor. Bir algılama sistemi olması gerekiyor. Bu algılama sisteminin mutlaka doğru çalışması gerekiyor ki bize haber verebilsin. Arkasından yangına müdahale edecek otomatik sistemlerin ya da elle müdahaleyi sağlayan yangın sisteminin kurulmuş olması gerekiyor.” ifadelerini kullandı.
Binalarda seyyar yangın söndürücünün de bulunması gerektiğini anlatan Yasa, yangına müdahale edilemeyen durumlarda ise çevredeki insanların kaçabilmesi için gerekli kaçış sistemlerinin de dizayn edilmiş olmasının büyük önem taşıdığını belirtti.
Yangın korunma sistemleri doğru dizayn edilmeli”
Acil çıkış yönlendirmeleri doğru yerleştirilmediğinde son yaşanan olaydaki gibi can kayıplarının arttığını aktaran Yasa, “Yangın korunma sistemlerinin hepsinin doğru çalışması, doğru dizayn edilmesi ve sürekli kontrollerinin yapılması gerekiyor ki herhangi bir yangın durumunda tekrar acı bir tabloyla karşı karşıya kalmayalım.” değerlendirmesinde bulundu.
Yasa, gece kulübünde bu kadar yoğun inşaat malzemesi istiflenmesi ve gerekli güvenlik önlemlerinin olmamasının can kaybını artırdığını belirterek, “İstanbul itfaiyesi dünyadaki iyi itfaiyeler arasında, çok hızlı müdahale ederler. Müdahale açısından iyi eğitilmişlerdir. Televizyondan da izlediğimiz gibi itfaiyecilerimizin cansiperane bir çalışmaları var.” şeklinde konuştu.
“İtfaiyenin müdahalesi yerinde ve doğrudur”
Bu çalışmalar sayesinde de hızlı bir şekilde yangının söndürüldüğüne işaret eden Yasa, “Fakat yangının çıkığı ilk anda sıcaklığın yükselmesi ve gece kulübünü duman kaplamasından dolayı yüksek can kaybı oluşmuş durumda. İtfaiyenin müdahalesi yerinde ve doğrudur. Fakat yangın büyük olduğundan ve içeride yanıcı madde çok fazla bulunduğundan dolayı böyle bir can kaybıyla karşı karşıyayız. ” ifadesini kullandı.
Yangın söndürüldüğü için bir patlama tehlikesi olmadığını ancak statiğiyle ilgili inceleme yapılması gerektiğini vurgulayan Yasa, şunları kaydetti:
“Yangının ne kadar sürdüğü ve ne kadar yükseldiğiyle alakalı olarak binanın taşıyıcı kolonlarında, beton ve demirlerinde bir deformasyon söz konusudur mutlaka. Bunun da mutlaka inşaat mühendisleri tarafından tekrar kontrol edilmesi gerekir.”
Yasa, yangın korunum sistemlerinin doğru çalışması ve bunların sık sık kontrol edilmesi tavsiyesinde bulunduklarını sözlerine ekledi.
]]>Kürtaj hapı ABD’de 2000 yılından bu yana yasal ve ilaca uygulanan kurallar 2016’dan bu yana aşamalı olarak gevşetildi. Gıda ve İlaç Kurumu’nun (FDA) kurallarda yaptığı değişikliklerle, hapın postayla gönderebilmesine ve eczanelerden reçetesiz alınabilmesine izin verildi.
Kürtaj karşıtı doktor ve eylemcilerin çatı kuruluşu Hipokrat Tıbbı İttifakı’nın açtığı dava amacına ulaşırsa, tıbbi kürtaja daha rahat erişim engellenebilir.
Kürtaj hakkı veren Roe’ya karşı Wade davasındaki kararın Yüksek Mahkeme tarafından iki yıl önce bozulmasından sonra bazı Amerikan eyaletleri, kürtaja neredeyse topyekun yasaklar koydu. Kürtaj hapı konusundaki kararın da Haziran sonu alınması bekleniyor.
Kürtaj nerelerde yasa dışı?
Üreme Hakları Merkezi’nin verilerine göre, çoğu Güne Yarımkürede yer alan 21 ülkede kürtaj tamamen yasak.
Birçok ülke de yasal yollardan kürtaj yapılabilmesi için çok sıkı kurallara sahip. Buralarda sadece annenin yaşamı tehlikedeyse, tecavüz ya da ensest söz konusu ise kürtaja izin veriliyor.
Afrika ülkelerinin çoğunluğunda kürtaj yasaları sıkı. Bu alandaki çok az sayıdaki istisnadan ikisi Güney Afrika ve Mozambik. Kongo, Senegal, Sierra Leone, Moritanya, Madagaskar ve Mısır’da kürtaj tamamen yasak.
Avrupa ülkelerinin çoğu ekonomik nedenlerle (çocuk sahibi olmanın gebe kişi çocuk üzerindeki potansiyel sosyal ve ekonomik koşulların dikkate alınmasıyla) ya da isteğe bağlı olarak kürtaja izin veriyor. Avustralya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerde de isteğe bağlı kürtaj serbest.
ABD’de ise manzara daha karmaşık. 24 haftadan küçük gebeliklerde kürtaj hakkı veren kararın 2022’de bozulmasından bu yana kurallar eyaletten eyalete değişiyor.
Mifepristone nedir ve nerelerde kullanılıyor?
Mifepriston, tıbbi kürtajı başlatan iki aşamalı süreçte kullanılan ilk ilaç. Gebeliğin devam edebilmesi için gereken progesteron hormonunu bloke ediyor. İkinci ilaç misoprostol de rahmin tahliye edilmesi için kullanılıyor. ABD’de yapılan araştırmalar, iki aşamalı tedavinin % 95 oranında başarılı olduğuna işaret ediyor.
Mifepriston ilk olarak 1988’de Fransa’da onaylanmıştı. Gyunity adlı kuruluşa göre kullanımı şu anda 96 ülkede onaylandı. Son olarak onaylayan ülkeler geçen yıl Arjantin, Japonya ve Nijer oldu.
Türkiye’de ise, kimyasal kürtaj sürecinin ilk hapı olan mifepriston tamamen yasak. Ancak ikinci aşama hap misprostol, fetüsün doğal nedenlerle yaşayamadığı durumlarda rahmin tahliyesinde ve gerekli müdahaleler için rahim ağzı açmada, uzman doktorun uygun gördüğü durumlarda, hastane tarafından temin edilerek kullanılıyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) kürtajı başlatan mifepriston ve misoprostol adlı ilaçlardan , güvenli olmayan kürtajları azaltmak adına yayımladığı rehberde bahsediyor. WHO, kadınların doğru bilgilere ve gerekirse ek sağlık bakımına erişimi varsa, kliniklerin dışında da alınabileceğini söylüyor.
ABD’de mifepristonun gebeliğin ilk 10 haftasında kullanılması onaylanıyor, ancak birçok ülkede 13 ila 26. haftada tıbbi kürtaj için kullanılıyor.
Mifepristonun yan etkileri ne ve güvenli mi?
Mifepristonun alınmasından sonra kramp ve vajinal kanama beklenebiliyor ve genel olarak bir garanti olmasa da bu ilacın işe yaradığını gösteriyor.
Sık görülen diğer yan etkileri, mide bulantısı, halsizlik, ateş, ürperme, kusma, baş ağrısı, ishal ve baş dönmesi.
WHO ise, mifepriston ve misoprostolün kullanımının güvenli olduğunu belirtiyor ve her iki ilaca da Gerekli İlaçlar Listesi’nde yer veriyor. ABD’de yapılan araştırmalar iki aşamalı kürtajın, vakaların yüzde 1’inden azında ek tıbbi bakım gerektirdiğini söylüyor.
Kürtaj karşıtları ise “kimyasal kürtaj” diye tanımladıkları tıbbi kürtajın riskli ve etkisiz olduğunu savunuyor. Ancak bu iddia, WHO ve Amerikan Tıp Birliği gibi önde gelen tıbbi kuruluşlar tarafından desteklenmiyor.
FDA’e göre mifepriston kullanımında her bir milyon kişide beş ölüm söz konusu. Amerikan Tıp Birliği, sık sık reçete edilen bir antibiyotik olan penisilin kullanımında ise alerji nedeniyle her bir milyonda bir 20 kadar ölüm olduğunu söylüyor.
]]>Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Zeytinburnu’nda esnafları ziyaret ederek vatandaşlarla bir araya geldi. Bakan Fahrettin Koca’ya Zeytinburnu Belediye Başkanı Ömer Arısoy, eşlik etti. Öğle namazını Millet Camii’nde kılan Bakan Koca, 58. Bulvar esnafını ziyaret etti. Ziyaretin ardında Bakan Koca, Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesine geldi. Başhekimlik binasında hastane yöneticileri ve çalışanları ile bir araya gelen Bakan Koca, daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulundu.
“Dünyada hekimlik, sigorta şirketleri ile avukatlar arasına sıkışmış durumda”
Hekimlerin yapmış oldukları operasyonlardan sonucu kötü olan ve hekimlerin tazminat ödemelerini sonlandıran yasa ile konuşan Bakan Koca, “Beyaz reformla birlikte düzenlenen Malpraktis Yasası var. Dünyada benzeri olmayan şekliyle Malpraktis, Türkiye’de kökten çözülüyor. Kasıt olmadıkça sağlık çalışanına veya hekime rücu edilme durumu söz konusu değildir. 1 buçuk yıldan fazla zaman geçti, devam eden davalar dahil olmak üzere bugüne kadar hiçbir hekim arkadaşımıza rücu söz konusu olmadı. Kasıt olmadıkça rücu söz konusu olmayacak. Kasıt varlığı mahkeme kararıyla sabitse o zaman cezaevinde olan bir kişiden bahsediyoruz. Bu anlamda beyaz reformun en büyük kazanımlarından bir tanesi Malpraktis Yasası oldu. Dünyada hekimlik, sigorta şirketleri ile avukatlar arasına sıkışmış durumda. Türkiye uygulamada dünyada örneği olmayan bir ülke hekim arkadaşlarımızın uygulamadaki başarılarını biliyoruz” dedi.
“Bahsettiğiniz bilirkişi raporuyla tespit edilen özel sektörde çalışan biriyle ilgili olan bir davadan bahsediyoruz”
Özel sektörde çalışan bir hekimin 39 milyon tazminat ödemesiyle ilgili konuşan Bakan Koca, “Malpraktis, bu uygulamadaki başarımızı sürdürmek için son derece önemli bir yasaydı. Bu yasa ile kasıt olmadıkça rücu söz konusu olmayacak. Bahsettiğiniz bilirkişi raporuyla tespit edilen özel sektörde çalışan biriyle ilgili olan bir davadan bahsediyoruz. Kamuda çalışan hiç kimsenin bu anlamda kasıt olmadıkça rücu durumu söz konusu olmayacak. Özel sektör ayrı. Kamuyla ilgili güvence sağlanmış durumda. Bu anlamda hiçbir hekim arkadaşımız endişe etmesin. Devam eden ve bundan sonra olacak olan davalarla ilgili kasıt, mahkeme kararıyla sabit değilse hiçbir şekilde rücu söz konusu olmayacak. Bu yasa dünyada benzeri olmayan hekimleri güvence altına alan bir yasa olduğunu bilelim” şeklinde konuştu.
“700 yataklı bir hastanenin yakında yapım ihalesine çıkıyoruz”
Zeytinburnu’nda yeni bir hastanenin yapım ihalesine çıkıldığını söyleyen Bakan Koca, “Zeytinburnu’yla ilgili ciddi bir sağlık kuruluşuna ihtiyacımızın olduğunu biliyoruz. Buradan arsasını planladığımız, imar durumunu belediye başkanımın da bu noktada bitirdiği ve projesini de bitirmiş olduğumuz 700 yataklı bir hastanenin yakında yapım ihalesine çıkıyoruz. Var olan hastanenin 300 yataklı hastane ile birlikte sağlık kampüsünde toplam 1000 yataklı eğitim, araştırmasın Zeytinburnu kavuşmuş olacak. Bununla ilgili 2026 yılı sonunda bitirmeyi planladık. Burada göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisinin önemli olduğunu biliyoruz. Göğüs hastalıkları, göğüs cerrahisinin önde olduğu ama onkoloji, KVC dahil bütün birimleriyle yetkin olan hastanın bir başka hastaneye sevk edilmediği, şehir hastanesi standartlarında bir hastaneye Zeytinburnu kavuşmuş olacak. 2026 yılı sonu için bitirmeyi planladık” ifadelerini kullandı.
Zeytinburnu’na yeni bir sağlık kompleksine ihtiyacı olduğunu söyleyen Bakan Koca, “Başkanımla da konuştum, var olan alanın sağlık alanı olarak, sağlık kuruluşu yapılmasından yanayım. Bu konuyla da ilgili Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Mehmet Özhaseki’yle onunla görüşmüş olacağım. Burayı da sağlık alanına katmak istiyoruz. Çabamız o yönde olacak” cümlelerini kullandı.
Bakan Koca, açıklamaların ardından hastaneden ayrıldı. – İSTANBUL
]]>Bakanlar Kurulu’nda dün kabul edilen kanunla, 2026’dan itibaren hakim-savcılık sınavlarında yazılı testi geçenlere psikolojik yeterlilik testi de yapılması öngörülüyor.
Yasaya göre bu testler, Yüksek Hakimler Konseyi (CSM) tarafından organize edilecek. Üçte biri parlamento tarafından seçilen bir üst kurul olan CSM, testi hazırlama görevini psikoloji fakültelerinde görevli öğretim üyelerinden oluşan bir heyete verecek.
Yeni yasal düzenlemeyi açıklayan Adalet Bakanı Carlo Nordio benzer sınavların polisler için de yapıldığını belirterek, savcı ve hakimlere yapılmasının da mantıklı olduğunu savundu.
Nordio, yasanın “siyasi otoritenin veya hükümetin yargıya müdahale girişimi olmadığını” dile getirdi.
Meslek örgütleri ise psikolojik test şartına karşı çıktı.
Ulusal Hakimler Birliği (ANM) Başkanı Giuseppe Santalucia, yasanın amacının “hakimlerin psikolojik kontrole ihtiyacı var” mesajı vererek yargıyı itibarsızlaştırmak olduğunu söyledi.
Santalucia mevcut kurallar ve yönetmeliklerin psikolojik açıdan muafiyet gerektirecek durumları tespit etmeye yeterli olduğunu belirtti ve “Ama eğer psikolojik patoloji dışında herhangi bir şeyi, örneğin hoşlanmadığınız bir varoluş biçimini ya da kişiliğin ifade edilmesini kontrol altına almak istiyorsanız, bu keyfi bir uygulama olur” dedi.
Hakimler Birliği Başkanı hükümeti yetki alanını aşmakla ve propaganda yapmakla suçladı.
Santalucia, Fransa’da da daha önce benzer testlerin uygulandığını ancak birkaç yıl sonra bu uygulamanın terk edildiğini vurguladı.
Fransa’da 2009’da benzer şekilde yeterlilik ve kişilik testi uygulaması getirilmiş, meslek örgütleri ve sendikalar bu uygulamaya faydasız, keyfi ve demagojik olduğu gerekçesiyle tepki göstermişti. Uygulama 2017’de kaldırıldı.
‘Hükümete de test yapılsın’
Yüksek Hakimler Konseyi de benzer şekilde, halihazırda hakim ve savcıların staj aşamasından itibaren düzenli kontrollere tabi tutulduğunu ek testlere gerek olmadığını belirtti.
CSM, mevcut mekanizmaların “yargının bağımsızlığının korunmasını” öngördüğünü de vurguladı.
Ülkenin en tanınmış mafyayla mücadele savcılarından Nicola Gratteri de yeni yasaya tepki gösterdi.
Napoli Cumhuriyet Savcısı Gratteri, hakim-savcılara psikolojik değerlendirme testi yapılrsa hükümet de dahil kamu görevlerinde bulunanlara da bu testin yapılması gerektiğini söyledi.
Gratteri ayrıca üst düzey mevkilerde bulunanlar ve hükümette sorumlulukları olanlara ek olarak uyuşturucu ve alkol testini yapılmasının da yerinde olacağını savundu.
‘Yargı muhalefeti’ suçlaması
Yaklaşık 1,5 yıldır iktidarda olan sağ koalisyon hükümeti, göç yasalarından anayasa reformuna kadar bazı tartışmalı girişimlerinde hukukçularla karşı karşıya gelmişti.
Savunma Bakanı Guido Crosetto geçen Kasım ayında hükümete karşı bir “yargı muhalefeti” olduğunu söylemiş ve “Yargının bir kolunun, ‘Meloni’nin ülkeyi sürüklediği anti-demokratik gidişatın nasıl durdurulacağı’ hakkında toplantılar düzenlediğini duydum” demişti.
Başbakan Meloni’ye yakın isimlerden, partisi İtalya’nın Kardeşleri’nin kurucuları arasında da yer alan Crosetto, geçmişte de “yargı muhalefetinin sağ hükümetleri baltaladığını” iddia etmişti.
İtalyan basını, Bakanlar Kurulu’nda dün kabul edilen yasal düzenlemenin benzerinin daha önce de eski başbakanlardan Silvio Berlusconi tarafından hazırlandığını ancak itirazlar nedeniyle onay aşamasını geçemediğini hatırlattı.
Kariyeri boyunca çok sayıda davada yargılanan Berlusconi, “komünist hakim ve savcıların kendisine saldırdığını” iddia ediyordu.
Bugün iktidardaki sağ koalisyon hükümetinde, Başbakan Meloni’nin liderliğindeki İtalya’nın Kardeşleri ve Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini liderliğindeki Lig’in yanı sıra Berlusconi’nin partisi Haydi İtalya da yer alıyor.
Hükümetin dün kabul ettiği yasa İtalyan basınında “yargıçlara savaş ilanı”, “yargıçlara vurma takıntısı” gibi ifadelerle yer aldı.
Hakimlerin grev de dahil protesto seçeneklerini değerlendirdiği belirtiliyor.
]]>Türkiye gündeminde uzun süredir tartışılan emeklilerin düşük maaşlarının kaynağı, AKP iktidarının 2008’de “reform yapıyorum” diye çıkarttığı yasa… Ekonomist Prof. Dr. Aziz Çelik, “Emekli aylığı sefalet aylığı haline geliyor. Emekli aylıklarının bugün gelmiş olduğu durumun temel sorumlusu AKP hükumetleridir. HükÜmetlerin 2008 yılında çıkarmış olduğu 5510 sayılı yasadır” dedi.
Milyonlarca emekli açlık ve yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. Emekliler ve uzmanlar, bu sorunun temel kaynağının 2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı yasa olduğuna işaret ediyor. Emekliler, en düşük emekli aylığının asgari ücret seviyesine çıkarılmasını istiyor.
Ekonomist Prof. Dr. Aziz Çelik, Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel ve DİSK Emekli-Sen Genel Sekreteri Fikri Kalender, konuya ilişkin ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
“EMEKLİ AYLIKLARI SİSTEMİ OLARAK DÜŞÜRÜLMÜŞTÜR”
Ekonomist Prof. Dr. Aziz Çelik, “Emekli aylıkları Türkiye’nin en önemli problemi durumundadır. Emekli aylıklarının düşüklüğü, sık sık emekli aylıklarının artırılma talebini gündeme getirmektedir. Nitekim seçimler öncesinde de bu talep yeniden yoğunlaşmıştır” dedi.
“Sanılanın aksine emekli aylıklarındaki düşüşün temel sebebi son yıllarda emekli aylıklarına az zam yapılması değildir” diyen Çelik, şöyle konuştu:
“Emekli aylıkları 2008’den bu yana sistemli olarak, bilinçli olarak 2008 yılında gerçekleştirilen bir yasa değişikliği sonucunda düşürülmüştür. Yani bir tesadüfle karşı karşıya değiliz. 2008 yılında yapılan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’ndaki düzenlemeler sonucunda emekli aylıkları sistemli bir biçimde düşmüştür. Bugün yaşadığımız sorunun temelinde 2008 yılında yapılan 5510 sayılı yasa yatmaktadır. Bu yasayla emekliliğe erişim güçleştirilmiştir. Yani emekli olma yaşı yükseltilmiştir. Bu yasayla emekli olduktan sonra bağlanacak emekli aylıklarının düşmesi sağlanmıştır.”
“GÜNCELLEME KATSAYISI, AYLIK BAĞLAMA ORANI DÜŞÜRÜLDÜ”
Emekli aylıklarının hesaplanmasında ve emekli aylıklarının ödenmesinde 4 faktörün önem taşıdığını vurgulayan Çelik, “Birincisi güncelleme katsayısıdır, ikincisi aylık bağlama oranıdır, üçüncüsü aylıkların alt sınırıdır, dördüncüsü de aylıklar bağlandıktan daha sonra nasıl artırılacağına ilişkin yöntemdir” dedi.
2008 yılında çıkan yasayla emekli aylık hesaplamasında güncelleme katsayısının düşürüldüğünü hatırlatan Çelik, “2008 öncesinde güncelleme katsayısında enflasyon+büyüme oranının yüzde 100’ü dikkate alınıyordu. 2008’de yapılan değişiklikle büyümenin sadece yüzde 30’u dikkate alınmaya başlandı. Yani yüzde 70’i dikkate alınmaz duruma geldi” diye konuştu.
Aylık bağlama oranın da düşürüldüğünü dikkat çeken Çelik, “Aylık bağlama oranları 1999 öncesinde yüzde 75’in üzerine çıkabiliyordu. Daha sonra bu yüzde 65’e düşürüldü. 2008’de de yüzde 50’ye düşürüldü. Yani güncellenmiş kazancınızın yüzde 50’si size aylık olarak bağlanacaktır. Dolayısıyla bir güncellenmiş kazancınız düşürülüyor bir yandan, öbür taraftan da aylık bağlama oranı düşürülüyor” ifadelerine yer verdi.
“BU DURUMUN TEMEL SORUMLUSU AKP HÜKÜMETLERİDİR”
Emekli aylıklarının alt sınırının yüzde 70’lerden yüzde 35-40’lara düşürüldüğünü kaydeden Çelik, “Türkiye’de emekli aylıkları bir kez bağlandıktan sonra sadece enflasyon dikkate alınarak artırılır. Yani tüketici fiyatları endeksi dikkate alınır. Büyümeden herhangi bir pay verilmez. Yani emeklinin aylık hesapları hesaplanırken büyümenin sadece yüzde 30’u dikkate alınıyor. Ancak aylık hesaplandıktan sonra büyümeden sıfır pay veriliyor. Emekli aylığı sefalet aylığı haline geliyor. Kısacası emekli aylıklarının bugün gelmiş olduğu durumun temel sorumlusu AKP hükumetleridir ve hükümetlerinİN 2008 yılında çıkarmış olduğu 5510 sayılı yasadır” diye konuştu.
Sosyal Güvenlik Uzmanı Ali Tezel de “Eğer 2008 yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı kanun çıkarılmasaydı bugün en düşük SSK emekli maaşı 25 bin TL olacaktı. Bu rakam her yılın Ocak ve Temmuz’un da enflasyon kadar artırıldığında bugün gelecek rakam yaklaşık 25 bin TL’dir. Şu an taban aylık 10 bin lira ama… Bir kişinin ağzına bakıyor. Ama gerçek yasal olanı şu an 25 bin lira olacaktı” diye konuştu.
“11 MİLYON EMEKLİ VE HAK SAHİBİ 10 BİN LİRANIN ALTINDA MAAŞ ALIYOR”
DİSK Emekli-Sen Genel Sekreteri Fikri Kalender de Türkiye’de 16 milyonun üzerinde emekli ve hak sahibinin olduğunu belirterek, “Yaklaşık 11 milyon emekli ve hak sahibi 10 bin TL’nin altında maaş almaktadır. 2008’den sonra çıkartılan yasa gereği de kök aylık ücreti uydurdular. Ona baktığımızda da şuan en düşük emekli aylığı 6 bin-7 bin 300 lira arasında değişiyor. 10 bin TL’ye de Hazine’den tamamlanıyor” dedi.
Emeklilere milli gelirden pay verilmediğini de vurgulayan Kalender, şöyle devam etti:
“1999 öncesinde 4447 sayılı yasayı 2008’den itibaren değiştirdiler. Bu yasanın içeriğinde ne vardı? Emekli aylıklarının belirlenmesiyle ilgili güncelleme kat sayısı vardı, emekli aylıklarının alt sınırı vardı, emekli aylıklarının alt sınırını belirlerken aylık bağlama oranlarının hesaplanması vardı. 2008’de çıkartılan 5510 sayılı yasayla öncelikle güncelleme kat sayısını düşürdüler, daha sonra aylık bağlama oranlarını düşürdüler. Dolayısıyla emekli aylıkları sürekli sistemli bir şekilde aşağıya doğru düşmeye başladı. Bugün geldiğimiz noktada da asgari ücretin neredeyse 3’te 1’ne yaklaştı.
“ESKİ SİSTEM OLSAYDI EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 26 BİN 500 LİRA ALACAKTI”
Biz DİSK Emekli-Sen olarak şunu talep ediyoruz; öncellikle güncelleme kat sayısının, aylık bağlama oranlarının, emekli aylıklarının yeniden hesaplanma oranlarının 2008 öncesi seviyeye çekilmesini istiyoruz. Bugün kök aylık denilen o ucube aylık bağlama oranının da en düşüğünün asgari ücret olmasını talep ediyoruz. 2008’den bu tarafa doğru eğer bugün güncelleme kat sayısı düşmemiş olsaydı, aylık bağlama oranları düşmemiş olsaydı, şuanda bir emekli en düşük 26 bin 500 lira para alacaktı.”
Emeklilerin yaşadığı sorunlara ilgili verilen araştırma önergelerini AKP ve MHP’nin reddettiğini hatırlatan Kalender, “Her şeyden önce emekliler insanca yaşam hakkını almak istiyor. Emeklileri devletin üzerinde yük sayanlar, saraylara başka yerlere para buluyorlar, bütçeyi ayırıyorlar ama emekliye gelince kaynak yok diyorlar. En düşük emekli aylığının asgari ücret olmasını istiyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz” dedi.
]]>Paris’teki konferansa, “Başörtülü Kızlar Konuşuyor” başlıklı kitabın yazarı İsmahane Chouder, Fransız siyasetçi Adel Amara, “Parti des İndigenes de la Republique” partisinin kurucusu Mehdi Meftah, Fransa’da Müslüman Öğrenciler (EMF) derneğinin eski halkla ilişkiler sorumlusu Soundouce Khemies, Yeni Antikapitalist Parti (NPA) üyesi Hafiza B. Kreje, Siyaset Bilimi alanında araştırmalar yapan Romy Dematon, Chafika isimli Londra merkezli sivil toplum kuruluşu CAGE üyesi, Yahudi asıllı Fransız Laurent Levy, Perspectives Musulmanes Hareketi üyeleri Maria de Cartena, Elias İmzalene ve Ahmed İbrahim katıldı.
İslamofobi konulu konferans, Fransa’da 15 Mart 2004’te yürürlüğe giren, ilk ve orta dereceli tüm kamu okullarında başörtü dahil dini simgelerin kullanımını yasaklayan yasanın 20. yıl dönümü kapsamında yapıldı. Söz konusu yasa, “2004 yasası” olarak da biliniyor.
Konferansta konuşan Chouder, ırkçı, cinsiyetçi ve Müslüman karşıtı olarak nitelediği 2004 yasasının, 1905 laiklik yasasının mimarlarının aklındaki “laiklik prensibine” aykırı olduğu belirtti.
İslamofobi çoğunlukla kadınları mağdur ediyor
Okullarda dini simgeleri yasaklayan yasayla Müslümanların başörtüsünün hedef alındığının altını çizen Chouder, ülkedeki Müslüman karşıtlığı mağdurlarının yüzde 70’ini kadınların oluşturduğuna dikkati çekti.
Amara, bu yasanın Fransa’daki İslamofobi için “dönüm noktası” oluşturduğunu belirterek, “İslamofobi, Müslümanlara veya Müslüman olduğu düşünülen kişilere yönelik düşmanlık tutumudur. (İslamofobi) Devlet eliyle yapılan faşist, otoriter, ırkçı bir siyasi projedir.” açıklamasında bulundu.
Müslüman karşıtlığının vatandaşların hayatlarında somut etkileri olduğuna vurgu yapan Amara, Fransa’da kapatılan camilerin ve genç kızların okulda giydiği abayanın (uzun elbise) polemik yarattığını hatırlattı.
Amara, 2004 yasasının müzakereleri sırasında başörtülü kızların hedef alındığının gözlemlediğini anlatarak, bu yasasının yürürlükten kaldırılmasının tartışılmasını istedi.
Meftah, Fransa’da Müslümanlar bulunduğundan bu yana Müslüman karşıtlığının da var olduğunu söyledi.
Ülkedeki İslamofobinin geçmişini Fransız sömürge tarihine dayandıran Meftah, “İslamofobiye karşı mücadele etmeyen, adalet için mücadele etmiyordur.” dedi.
De Cartena, 2004 yasasının ülkedeki Müslüman karşıtı mevzuata “ilham verdiğine” işaret etti.
Bu yasanın uygulandığı alanın gittikçe genişlediğine dikkati çeken de Cartena, başörtülü annelerin okul gezilerine katılmasının giderek daha fazla reddedildiğini ifade etti.
De Cartena, bazı belediye başkanlarının gelinlerden nikah sırasında başörtülerini çıkarmasını istediğini kaydederek, 24 Ağustos 2021’de yürürlüğe giren “Cumhuriyet Değerlerine Saygıyı Güçlendiren Prensipler” adlı yasayla ülkedeki Müslümanların “alt sınıf vatandaş” konumuna gerilediği yorumunu yaptı.
İslamofobi nedeniyle gençler gitmek istiyor
Kreje, Fransızların çoğunlukla Müslüman karşıtı politikaları desteklemesinin rağmen, gençlerin bu politikaları reddettiğini belirterek, Fransa’daki İslamofobik ve ırkçı atmosfer karşısında gençlerin ülkeden ayrılmak istediğini söyledi.
İmzalene, İslamofobinin sadece eylemlerden ibaret olmadığını, bir siyasi program oluşturduğunu belirtti.
İslamofobiyi, “Müslüman toplumun oluşmasını ve görünürlüğünü engelleyen her şey” olarak tanımlayan İmzalene, tüm ayrımcı yasalara rağmen Müslümanların hala Fransa’da yaşadığını ifade etti.
İslamofobiye karşı her alanda mücadele çağrısı
İmzalene, Müslümanlara her alanda İslamofobi ile mücadele etme çağrısında bulundu.
Khemies, EMF’nin yaptığı araştırma kapsamında 500 öğrencinin yüzde 38’inin yükseköğrenimde Müslüman karşıtı ayrımcılığa maruz kaldığını söylediğini belirtti.
Dematon, Fransa’da Müslümanların kendilerine ait medya kurmalarının önemine dikkati çekti.
Levy, dini simgeleri yasaklayan yasa çıkmadan önce, 2003’te okula başörtüsüyle giden 2 kızının okuldan atıldığını anlattı.
Chafika, Fransa’daki İslamofobinin Avrupa kıtasında “örnek” alındığına işaret etti.
İbrahim, Hindistan’ın Fransa’daki Müslüman karşıtı politikalardan ilham aldığını söyledi.
]]>ABD Kongresi, TikTok için yasak getirebilecek yasa tasarısını onayladı
ABD, Çin merkezli ByteDance’a ait olan TikTok’un ABD’li kullanıcılarına ait verilere Çin hükümeti tarafından erişildiğine dair bir endişe duyuyor. Bu sebepten ötürü Kongre, uygulamayı yasaklatabilecek bir yasa tasarısı üzerinde çalışıyor, üstelik Başkan Joe Biden da bu tasarıyı imzalayacağını söylüyordu. Bugün, beklenen oldu.

Temsilciler Meclisi, Amerikalıları Yabancı Düşmanların Kontrollü Uygulamaların Koruma Yasası doğrultusunda TikTok’u yasaklamak için ilgili yasa tasarısını oyladı. 435 meclis üyesinden 65’i hayır oyu kullandı. Sadece 290 kişinin kabul etmesinin yeterli olacağı bu yasa tasarısı için 352 kişi evet oyu verdi.
TikTok’tan Instagram’a rakip uygulama!
Yasa tasarısı, Meclis tarafından onay aldı ancak bu süreç henüz tamamlanmadı. Şimdi gözler, Amerika Birleşik Devletleri Kongresi’nin diğer kanadı olan Senato’ya çevrildi. Bilmeyenler için Senato, Temsilciler Meclisi ile birlikte iki yasama organından biridir.
Eğer Senato da bu tasarıyı onaylarsa, süreç son aşamaya ulaşacak ve nihai kararı Başkan Joe Biden verecek. Bu noktada Biden’ın geçtiğimiz haftalarda yaptığı açıklamada söz kendisine geldiğinde bu yasayı imzalayacağını söylediğini belirtelim.
Biden, yasa tasarısını onaylarsa ne olacak?
TikTok’un yasaklanmasına ilişkin yasa tasarısı Biden tarafından da imzalanırsa, sosyal medya platformu, uygulama mağazalarından yani App Store ve Play Store üzerinden kaldırılacak. Uygulamayı daha önceden indirenler için ne olacağı ise bilinmiyor. Bu noktada tahminler, kullanıcılar için bir daha güncelleme yayınlanmayacağı yönünde.
TikTok, yasaklanmadan kurtulabilir mi?
Yasa tasarısının detaylarına göre TikTok, ABD’de yasaklanmadan kurtulabilir. Bunun için tek bir yol var: Uygulamanın sahibi ByteDance’in TikTok’u 6 aylık bir süre içerisinde ABD’li bir şirkete satması. Ancak çeşitli kaynaklar, şirketin böyle bir planı olmadığını öne sürüyor. Bu, Çinli firma için ciddi bir karar.
Zira TikTok’un ABD’de yaşayan yüz milyonlarca kullanıcısı var. Önümüzdeki günlerde neler yaşanacağını hep birlikte göreceğiz.
ABD halkı, TikTok yasağı için ne diyor?
Peki ABD’li kullanıcılar, TikTok’un yasaklanması hakkında ne düşünüyor? Aktarılan bilgilere göre insanlar, bu konuda ikiye bölünmüş durumda. Kimisi bunun bir saçmalık olduğunu düşünüyorken, önemli bir kısım ise bunu destekliyor.
ABD’nin TikTok’a sahip olmaya çalıştığı iddia ediliyor
Bildiğiniz üzere TikTok, şu anda dünyanın en popüler sosyal medya uygulamalarından birisi. Her gün yüz milyonlarca kişinin giriş yaptığı uygulama, aynı zamanda önemli bir para kaynağı. Bu sebepten ötürü çeşitli kesimler, ABD’nin bu hamle ile TikTok’a sahip olmaya çalıştığını öne sürüyor. Tabii ByteDance, uygulamayı satma kararı almadığı sürece bu gerçekleşmeyecek.
Peki siz bu konu hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce Senato, TikTok’u yasaklayabilecek yasa tasarısını onaylar mı? Görüşlerinizi aşağıdaki Yorumlar kısmından bizimle paylaşabilirsiniz.
]]>Yeni yasa ile yüz tanıma amaçlı veri tabanı oluşturan sistemler de dahil olmak üzere insan haklarını tehdit eden yapay zeka uygulamaları yasaklanıyor.
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerin daha önce üzerinde uzlaşmaya vardığı düzenleme, Çarşamba günü parlamento genel kurulunda ele alındı.
Avrupa Yapay Zeka Yasası, 46’ya karşı 523 üyenin oyuyla kabul edildi.
Yeni yasa, AB Resmi Gazetesi’nde yayımlanmasından 21 gün sonra aşamalı olarak yürürlüğe girecek.
Dünyada genel amaçlı yapay zeka kullanımına ilişkin önlemler içeren ilk düzenleme olan yasa, özellikle güvenlik güçleri tarafından biyometrik tanımlama sistemlerinin kullanımı konusunda sınırlamalar getiriyor.
Düzenleme, hassas özelliklere dayalı biyometrik sınıflandırma sistemleri ve yüz tanıma veritabanları oluşturmak için internetten veya güvenlik kamerası görüntülerinin saklanması da dahil olmak üzere, vatandaşların haklarını tehdit eden belirli yapay zeka uygulamalarını yasaklıyor.
Yasa ile iş yeri, okullar ve diğer toplumsal alanlarda kullanıcının güvenlik açıklarını manipüle etmek veya istismar etmek için kullanılan sosyal puanlama ve yapay zeka uygulamaları da yasaklanıyor.
Biyometrik tanımlama sistemlerinin güvenlik güçleri tarafından kullanılması, ancak terör saldırısı veya kayıp gibi olağan dışı durumlarda ve adli makamların izniyle mümkün olacak.
Yeni yasa, su, enerji, yargı, güvenlik, sağlık ve biyometri gibi yaşamsal öneme sahip alanları yönetmek için kullanılan yapay zeka sistemleri için de düzenlemeler içeriyor.
Sağlık, güvenlik, temel haklar, çevre, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne yönelik önemli potansiyel zararların önüne geçilmesi için bu alanlarda kullanılacak yapay zeka uygulamalarına ayrıntılı belgeler, net kullanıcı bilgileri, insan gözetimi gibi katı koşullar getiriliyor.
Yasa kapsamında, “deepfake” adı verilen, yapay veya değiştirilmiş görsellerin, ses veya video içeriklerinin açıkça belirtilmesi de zorunlu olacak.
Avrupa Yapay Zeka Yasası, AB vatandaşlarının, yapay zeka sistemleri hakkında şikayette bulunma ve haklarını etkileyen yüksek riskli yapay zeka sistemlerine dayalı kararlar hakkında bilgi edinmelerine de olanak sağlayacak.
Avrupa Parlamentosu İç Pazar Komitesi eş raportörü Brando Benifei, riskleri azaltmak, fırsatlar yaratmak, ayrımcılıkla mücadele etmek ve şeffaflık getirmek için yapay zeka konusunda dünyanın ilk bağlayıcı yasasının hayata geçirildiğini söyledi.
İtalyan parlamenter, yasa sayesinde kabul edilemez yapay zeka uygulamalarının Avrupa’da yasaklanacağını ve vatandaşların haklarının korunacağını vurguladı.
Parlamento Sivil Özgürlükler Komitesi eş raportörü Dragos Tudorache de, “AB amacına ulaştı. Yapay zeka kavramını toplumlarımızın temelini oluşturan temel değerlere bağladık” dedi.
Avrupa Yapay Zeka Yasası, AB Komisyonu’nun onayının ardından resmi gazetede yayımlanacak.
Yasa, Mayıs ayından itibaren, 2 yıl içinde aşamalı olarak bütün birlik genelinde yürürlüğe girecek.
Kabul edilemez yapay zeka sistemlerine yönelik yasaklar 6 ay sonra, ChatGPT ve Midjourney gibi üretken yapay zeka sistemlerine ilişkin kurallar da önümüzdeki yıl uygulamaya konacak.
Yasaya ilişkin nihai kurallar da, yapay zeka uygulamalarının ön yargılı ya da ayrımcı olup olmadığı konusundaki insan hakları testlerinin ardından Mayıs 2026’da yürürlüğe girmiş olacak.
Yasada belirtilen kuralları ihlal eden şirketler, toplam cirolarının yüzde 7’si oranında para cezasına çarptırılabilecek.
]]>Kırklareli’nin Demirköy ilçesine bağlı İğneada beldesinde 5 Eylül 2023’te kuvvetli yağış sebebiyle Sisli Vadi’deki turistik bungalov evlerin olduğu bölgede sel meydana geldi. Selde bungalov evlerde tatil yapan doktor Selman Bağışlar ve eşi Mihriban Bağışlar, Suna Duman, emekli öğretmen Raile Şimşek, eşi Ahmet Baki Şimşek ile tesis müdürü Ümit Solmaz hayatını kaybetti.
Tutuklanan işletme sahibi Bülent B.’nin de aralarında bulunduğu 4 şüpheli için Kırklareli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşma görüldü. Duruşmaya, “Bilinçli taksirle ölüme ve yaralanmaya sebep olma” suçundan 3 yıldan 22 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanan tutuklu sanık Bülent B., tutuksuz sanık Büşra G. ile müştekiler Hüseyin Duman, Merve Sude Yaşa, Kadir Yaşa, Safiye Yaşa, Mehmet Han Yaşa, Emine Solmaz, Yasemin Demir, Çiçek Dinç ve Nermin Akbıyık ile taraf avukatları katıldı.
Tutuksuz sanık Cenan A., Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katılırken tutuksuz sanık Sevcan U. duruşmaya katılmadı.
Kimlik kontrolü ile başlayan duruşmada müştekiler mahkeme heyetinin reddi ile reddi hakim ve davanın nakli talebinde bulunurken avukatların taleplere ilişkin görüşleri alındı. Daha sonra duruşmaya ara verildi. Verilen aranın adından reddi hakim talepleri reddedildi.
Tutuklu sanık Bülent B. savunma yaptı. Bülent B. savunmasında 2014 yılından babası ile kurdukları şirket ile araziyi satın aldıklarını ifade etti. Turistlik tesis kurmak için 18 yapı inşa ettiklerini söyledi. Bülent B. savunmasında, “Ben de orada olsaydım hayatımı kaybedecektim. Sel sabaha doğru oldu, bana herhangi bir şey söylenmedi. Valiliğin sel uyarısından da haberdar değilim. Eğer cami veya jandarma megafonu ile anons yapılsaydı daha dikkat çekerdi. Daha önce böyle uyarılar yapılmış ama böyle sel olmamıştı” dedi.
Yıkım kararına ilişkin savunma yapan Bülent B., bildirgenin kendisine ulaşmadığını ve konaklamaların bilgisi dışında aldığını aktardı.
Meydana gelen selde herkesin kurtulacağını belirten Bülent B., “Kuzu bile su birikintisinden kurtulurdu” diye savunma yaptı.
Savunmasının üzerine selde kızı ve damadını kaybeden Safiye Yaşa, “Benim çocuğum kuzu mu hadsiz?” şeklinde tepki gösterdi. Tepkinin üzerine Yaşa, rahatsızlık geçirdi. Haber verilmesi üzerine 112 Acil Sağlık ekipleri adliyeye geldi. Belirli süre duruşmaya ara verildi.
Aranın ardından tutuksuz sanık Büşra G. ile Cenan A., Bülent B.’nin akrabalığı nedeniyle şirketi kısa süreliğine kendisine devrettiğini iddia etti.
Selde yaralı olarak kutulan Hüseyin Duman ise bungalovların devrilmesi ile etrafa savrulduklarını ifade ederek, “Bir gece önce tanıştığımız ve yan bungalovda kalan çifte seslendim. Sesimi duyuramayınca yüzerek onların olduğu eve gittim ve uyandırdım. Onlar bulundukları yerden kaçmaya çalıştılar ancak suyun debisi yükselince sulara kapılarak gözden kayboldular. Bizim de kaçma ihtimalimiz yoktu. Çocukları alıp bungalovun ikinci katına çıktık. Su evin ikinci katında olmamıza rağmen boğazımıza kadar yükselmişti. Bungalov devrildi hepimiz ayrı yere savrulduk. Hepimiz akıntıya kapıldık” dedi.
Selde kızı ve damadı hayatını kaybeden Safiye Yaşa da sanıkların en ağır ceza alması gerektiğini belirtip bu davanın örnek olmasını isteyerek “Başka bir kimsenin canı yanmasın” diye konuştu.
Müşteki ve sanık avukatları arasında çıkan tartışmayla mahkemeye ara verildi. Aranın ardından 8 tanık dinlendi. Zaman zaman gergin geçen duruşma tam 14 saat sürdü.
Cumhuriyet savcısı mütalaasında, sanık Bülent B.’nin tutuklu halinin devamını, diğer sanıkların adli kontrol şartı ile tutuksuz yargılanmalarına devam edilmesini talep etti.
Mahkeme heyeti sanığın tutukluluk haline devamına, diğer sanıklar hakkında uygulanan adli kontrol hükümlerinin kaldırılıp tutuksuz yargılanmalarına karar verirken mahkeme ileri tarihe ertelendi. – KIRKLARELİ
]]>Amerika Birleşik Devletleri’nde kadın işçiler, daha iyi çalışma koşulları istemiyle tekstil fabrikasında 8 Mart 1857’de grev başlattı. Grev sırasında fabrikada çıkan yangında çoğu kadın 100’den fazla işçi hayatını kaybetti.
Kopenhag’da 1910 yılında toplanan Dünya Kadınlar Kongresi’nde 8 Mart, New York’taki tekstil fabrikasında ölen kadın işçiler anısına “Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.
Kadına şiddet uygulayan kişilere elektronik kelepçe veya bileklik takılmasına imkan sağlayan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda 8 Mart 2012’de oybirliğiyle kabul edildi.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Meclis’in 3 Mart 1924’te kabul ettiği yasayla hilafet kaldırıldı.
Saltanatın 1 Kasım 1922’de kaldırılması ve Cumhuriyet’in ilanının ardından halifeliğin kaldırılması gündeme geldi. 3 Mart 1924’te kabul edilen yasayla halifeliğin kaldırılmasına ve Osmanlı hanedanının sınır dışı edilmesine karar verildi. Halife Abdülmecit 4 Mart sabahı ülkeden ayrıldı.
Meclisin aynı gün kabul ettiği “Tevhidi Tedrisat” yasasıyla bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı. Ardından medreseler ve mahalle mektepleri kapatıldı.
Bir başka yasayla da “Şer’iye ve Evkaf ve Erkanıharbiyei Umumiye Vekaletleri (bakanlıkları)” kaldırılarak yerlerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu, Genelkurmay Başkanlığı oluşturularak hükümetten ayrıldı.
Belli başlı öteki olaylar:
3 Mart
1878- Osmanlı ile Rusya arasında Ayastefanos Antlaşması imzalandı.
1883- Mektebi Sanayii Nefise (Güzel Sanatlar Akademisi) öğretime açıldı.
1924- Halifeliğin kaldırılması ve Osmanlı hanedanı mensuplarının yurt dışına çıkarılmasına ilişkin yasa kabul edildi. Tevhidi Tedrisat Kanunu çıkarıldı. Şer’iye ve Evkaf ve Genelkurmay Bakanlıkları kaldırıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı, Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu. Genelkurmay Başkanlığı oluşturuldu ve hükümetten ayrıldı.
1925- Şeyh Sait isyanının büyümesini önlemek için Takriri Sükun Kanunu kabul edildi, İstiklal Mahkemeleri kuruldu.
1942- Türk Ressamlar Cemiyeti, İstanbul’da faaliyetlerine başladı.
1980- Eski Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, 88 yaşında İstanbul’da vefat etti.
1983- Çizgi roman Tenten’in çizeri Georges Remi (Herge) öldü.
1992- Zonguldak Kozlu’daki grizu faciasında 263 kişi yaşamını yitirdi.
1994- TBMM Genel Kurulunca, DEP’li Selim Sadak ve RP’den istifa eden İstanbul Bağımsız Milletvekili Hasan Mezarcı’nın dokunulmazlığı kaldırıldı.
2008- Rusya’da devlet başkanı seçimini Başbakan Birinci Yardımcısı Dimitriy Medvedev yüzde 70,28 oy alarak kazandı.
2013- Gerçek adı Müslüm Akbaş olan ve arabesk müzik hayranlarınca “Müslüm Baba” diye anılan sanatçı Müslüm Gürses, baypas ameliyatının ardından 4 ay yoğun bakımda tedavi gördüğü hastanede 60 yaşında hayatını kaybetti.
2013 – Voleybolda, Erkekler CEV Kupası Finali rövanş maçında Halkbank, İtalya’nın Andreoli takımını 3-2 yenerek şampiyon oldu ve erkeklerde CEV Kupası’nı alan ilk Türk takımı olarak tarihe geçti.
2016- Başbakanlık, MİT tırlarının durdurulması davasına müdahil oldu.
2017 – Avusturyalı ressam Gustav Klimt’in 1907’de tamamladığı “Bauerngarten” (Çiçek Bahçesi ) adlı tablosu, Londra’da düzenlenen açık artırmada 59,3 milyon dolara satıldı.
2018 – Nobel ödüllü bilim adamı Prof. Dr. Aziz Sancar’ın yeğeni Hakan Sancar, bitkileri ölümsüzleştirmek için keşfettiği solüsyon ile su, hava ve güneşe ihtiyaç duymadan süs bitkilerinden ağaçlara ve yosunlara kadar her türlü bitkinin yıllarca canlı kalmasını sağladı. Sancar, dünyada sadece birkaç şirketin başarabildiği stabilizasyonu Türkiye’de gerçekleştirdi.
2018 – Antalya’nın fethinin ardından Selçuklu Sultanı İzzettin Keykavus’un yaptırdığı iki fetih kitabesi, metruk bir binanın bahçesinde bulundu.
2020 – Estonya’nın Tartu kentinde düzenlenen Ritmik Cimnastik Miss Valentine Grand Prix Turnuvası’nda millilerin genel tasnif ve top aletinde kazandığı iki madalya, Grup Milli Takımı’nın grand prix turnuvalarında aldığı ilk madalyalar oldu.
2021- FETÖ’nün, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ne karşı açıktan giriştiği ilk operasyon” olarak tanımlanan 7 Şubat 2012’deki “MİT kumpası”na ilişkin 18 sanığın yargılandığı davada eski emniyet müdürleri Ali Fuat Yılmazer ve Yurt Atayün’ün de arasında bulunduğu 10 sanık, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni ortadan kaldırmaya veya görevini engellemeye teşebbüs”ten ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
2021- İsrail’deki Ultra-Ortodoks Yahudiler (Harediler), Batı Kudüs’te haber çekimi yapan Anadolu Ajansı (AA) ekibinin aracına saldırdı. Haredilerin, daha sonra taş ve sopalarla saldırmaya çalıştığı AA ekibi, olaydan zarar görmeden kurtulurken, saldırganlar hakkında şikayette bulundu. Olayla ilgili soruşturma açıldı.
2022- Formula 1 yönetimi, Rusya Grand Prix’sinin sözleşmesini feshederek yarışı takvimden çıkardı.
4 Mart
1193- Eyyubi Devleti’nin kurucusu ve Kudüs’te 88 yıllık Hristiyan hakimiyetini sona erdiren Selahaddin Eyyubi hayatını kaybetti.
1656- Düşük ayarlı para ve alınamayan maaşlar için ayaklanan askerler, IV. Mehmed’in onayıyla bazı saray ağalarını idam ettirdi.
1923- Mustafa Kemal Paşa’nın 17 Şubat’taki konuşmasıyla başlayan İzmir İktisat Kongresi sona erdi. Kongrede Misakı İktisadi kabul edildi.
1929- Takriri Sükun Kanunu yürürlükten kalktı.
1934- İstanbul Üniversitesinde açılan İnkılap Tarihi Enstitüsünde ilk dersi Milli Eğitim Bakanı Hikmet Bayur verdi.
1934- Ankara Radyosu yayına başladı.
1940- İstanbul’da yapılan Altıncı Balkan Güreş Şampiyonası’nda Türk takımı beş birincilik alarak altıncı kez şampiyon oldu.
1964- BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs’a uluslararası güç gönderme kararı aldı.
1992- İspanya’dan engizisyon baskısından kaçarak Osmanlı İmparatorluğu’na sığınan Museviler, Türkiye’ye gelişlerinin 500. yılını kutladı.
1994- Dokunulmazlıkları kaldırılan eski DEP milletvekilleri Leyla Zana, Sırrı Sakık, Ahmet Türk, Selim Sadak ve bağımsız milletvekili Mahmut Alınak gözaltına alındı. Hasan Mezarcı ve Selim Sadak serbest bırakıldı.
2002- Ilımlı Arnavut Lider İbrahim Rugova, Kosova’nın ilk devlet başkanı seçildi.
2015- Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk’te bir maden ocağında meydana gelen patlamada 32 kişi hayatını kaybetti.
2016- AA’nın Gazze’de görev yapan foto muhabiri Mustafa Hassona, önemli basın fotoğrafı yarışmalarından Pictures of the Year International’da (POYI) “Genel Haber Dalı Mükemmeliyet Ödülü”ne layık görüldü.
2016- İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine Zaman gazetesine kayyum atanmasına karar verdi.
2016- Muğla’nın Bodrum ilçesinde sahile vuran minik cesediyle gündeme gelen Aylan Kürdi ve teknedeki dört kişinin ölümüne ilişkin davada yargılanan Suriye uyruklu Muwafaka Alabash ve Asem Alfrhad, “göçmen kaçakçılığı” suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırıldı.
2017- Somali Başbakanı Hasan Ali Hayri, kuraklık sebebiyle son 2 günde ülkenin güneybatısındaki Bay bölgesinde 110 kişinin öldüğünü açıkladı.
2021- Tatvan’a gitmek üzere Bingöl’den kalkan askeri helikopterin düşmesi sonucu 11 personel şehit oldu, 2 personel yaralandı.
2021 – Amerikalı Müslüman lider Malcolm X’in çocukluğunun geçtiği Boston’daki 2 katlı ev, ABD Ulusal Tarihi Yapılar Listesi’ne alındı.
2022- Uzun yıllar İtalya’nın Milan takımında forma giyen Hollandalı eski futbolcu Clarence Seedorf, Müslüman olduğunu açıkladı.
5 Mart
1920- Türkiye Yeşilay Cemiyeti kuruldu.
1934- Eski Milli Eğitim Bakanlarından Dr. Reşit Galip öldü.
1941- Türkiye’nin ilk Diyanet İşleri Başkanı Rifat Börekçi hayatını kaybetti.
1946- İkinci Dünya Savaşı’nda ortaya çıkan ve Sovyetler Birliği ile Doğu Avrupa ülkelerini simgeleyen “Demirperde” kavramı, ilk kez İngiltere Başbakanı Winston Churchill’in bir konuşmasında kullanıldı.
1953- Eski Sovyetler Birliği’ni yaklaşık 30 yıl yöneten ve geçirdiği beyin kanaması sonucu bilincini yitiren Jozef Stalin öldü.
1971- Amerikalı dört asker, Ankara’da terör örgütü THKO mensuplarınca kaçırıldı. Bir duyum üzerine polisin 5 Mart’ta üniversiteye düzenlediği baskında çatışma çıktı, Erdal Şener adlı öğrenci öldü, yaralananlar oldu. ABD’li askerler 8 Mart’ta serbest bırakıldı.
1994- Birleşmiş Milletler, Bosna’ya Türk askeri gönderilmesini kabul etti.
1999- Çankırı Valisi Ayhan Çevik, bombalı saldırıda ağır yaralandı, koruma polisi ve iki lise öğrencisinin öldüğü saldırıyı yasa dışı TİKKO örgütü üstlendi.
2009- Ergenekon soruşturması kapsamında Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay gözaltına alındı ve 6 Mart’ta tutuklandı.
2015- Konya’nın merkez Karatay ilçesi Ortakonak Mahallesi yakınlarında askeri bir uçak düştü. Genelkurmay Başkanlığından yapılan açıklamada, planlı eğitim uçuşu için kalkan F-4E 2020 uçağının, Konya Atış Sahası’nda kaza kırıma uğradığı, Kurmay Yüzbaşı Pilot Mustafa Tanış ile Kurmay Yüzbaşı Pilot Mustafa Delikanlı’nın şehit olduğu bildirildi.
2016- Dünyaca ünlü İslam alimi ve Kuzey Amerika Fıkıh Konseyi kurucusu Prof. Dr. Taha Cabir Al-Awani hayatını kaybetti.
2017- Suriyeli muhalifler, ülkenin kuzeybatısında Türkiye sınırında yer alan İdlib’in kırsalını bombalayan bir savaş uçağını düşürdü. Uçaktan paraşütle atlayan pilot, Hatay’ın merkez Antakya ilçesinde bulunarak hastaneye kaldırıldı.
2017- Antalya’da 12’ncisi düzenlenen Uluslararası Runatolia Maratonu’na katılan 36 yaşındaki sporcu Zeynel Murat Batur, bitiş çizgisine 500 metre kala kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
2021 – Katoliklerin ruhani lideri Papa Franciscus, Irak’ın başkenti Bağdat’a geldi. Uluslararası kamuoyunda gözler, tarihte ilk kez bir papanın ziyaret ettiği Irak’a çevrilirken Franciscus’un ülkedeki temasları nedeniyle 6 Mart Ulusal Hoşgörü ve Birlikte Yaşama Günü ilan edildi.
2022- Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle Ukrayna’dan Polonya’ya bir gün içinde 106 bin kişi geçti.
2023- Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca, 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerde 1 milyon 728 bin binanın incelendiği, 227 bin 27 binanın yıkık, acil yıkılacak ve ağır hasarlı olduğu bildirildi.
6 Mart
1920- “Kaşağı”nın yazarı, ünlü öykücü Ömer Seyfettin, Haydarpaşa Hastanesi’nde öldü. Ömer Seyfettin, 12 Mart 1884’te Gönen’de doğmuştu.
1925- Takriri Sükun Kanunu’na dayanılarak İstanbul’da altı gazete ve dergi, Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı. Kapatılan yayın organları şunlardı: Tevhidi Efkar, İstiklal, Son Telgraf, Aydınlık, Sebilürreşad ve Orak Çekiç.
1927- İstanbul Radyosu yayına başladı.
1948- Anadolu Ajansında 1925’te şirket kurucuları arasında yer alan ve “Başyazar” olan ünlü şair, yazar ve gazeteci Kemalettin Kamu 47 yaşında Ankara’da öldü.
1961- İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth, Türkiye üzerinden geçerken Ankara’ya geldi. Esenboğa Havalimanı’nda Devlet ve Hükümet Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel tarafından karşılanan II. Elizabeth, Gürsel ile 40 dakika görüştükten sonra Türkiye’den ayrıldı.
1989- Şarkı sözü yazarı ve şovmen Fecri Ebcioğlu öldü.
1995- Avrupa Birliği üyesi on beş ülkeyle Türkiye arasında Gümrük Birliği Antlaşması imzalandı.
2002- Yargıtay 9. Ceza Dairesi, gazeteci yazar Çetin Emeç ve Turan Dursun ile İran rejim muhalifi Ali Akbar Gorbani’nin öldürülmesi olaylarının da aralarında bulunduğu birçok saldırıdan sorumlu tutulan İslami Hareket Örgütünün “İcra Şurası” üyesi İrfan Çağırıcı hakkındaki idam cezasını onadı.
2013- Venezuela’nın uzun süredir kanserle mücadele eden Devlet Başkanı Hugo Chavez, 58 yaşında hayatını kaybetti.
2016- Irak’ın Babil kentinde kontrol noktasına yönelik intihar saldırısında 52 kişi öldü, 100 kişi yaralandı. Saldırıyı terör örgütü DEAŞ üstlendi.
2016- İran’da yolsuzluktan yargılanan iş adamı Babek Zencani, idama mahkum edildi.
2016- Ankara’da düzenlenen Dünya Salon Okçuluk Şampiyonası’nda Makaralı Yay Genç Kız Milli Takımı altın madalya kazandı.
2017- ABD Başkanı Donald Trump, nüfusunun çoğunluğu Müslüman 6 ülkenin vatandaşlarına 3 ay yeni vize sınırlaması getiren düzenlemeyi imzaladı.
2018- “Ayla” filmi, ABD’de düzenlenen 24. Sedona Uluslararası Film Festivali’nde, “En İyi Yabancı Film” ve izleyici oylarıyla belirlenen “En İyi Film” ödüllerini kazandı.
2018- FETÖ’nün darbe girişimi sırasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığındaki eylemlere ilişkin 73 sanığın yargılandığı davada hükmü açıklayan mahkeme, eski Harekat Başkan Vekili tuğamiral İrfan Arabacı ile eski İstihbarat Daire Başkanı tuğamiral Murat Şirzai’nin de aralarında bulunduğu 47 sanığa ağırlaştırılmış müebbet, 18 sanığa müebbet hapis cezası verdi.
2021 – Müzik dünyasında çığır açan kasetlerin mucidi, Hollandalı mühendis Lou Ottens, 94 yaşında öldü.
2023- Danimarka Savunma Bakanlığı, siber güvenlik tedbirleri kapsamında çalışanlarına resmi hizmette kullanılan cihazlarda TikTok’u kullanmasına yasak getirdi.
7 Mart
1917- Nick Larocca’nın “Original Dixiland Jazz Band” adlı orkestrası, ilk caz plağını New Jersey’deki Victor Co. plakçılık şirketi için doldurdu.
1927- İstiklal Mahkemelerinin görevi sona erdi.
1954- Petrol işletmeciliğini yabancı sermayeye açan Petrol Yasası kabul edildi. Petrol İşleri Genel Müdürlüğü kuruldu.
1969- Golda Meir, İsrail’in ilk kadın başbakanı oldu.
1977- Pakistan’da seçimleri Zülfikar Ali Butto kazandı.
1979- ABD uzay aracı Voyager I, Jüpiter ve Uranüs’ün Satürn gibi halkalara sahip olduğunu keşfetti. Voyager I, Jüpiter’in halkalı resimlerini dünyaya gönderdi.
1983- Zonguldak Ereğli Kömür İşletmelerinin Kandilli üretim havzasındaki Armutçuk Ocağı’nda meydana gelen patlamada 102 kişi öldü, 86 kişi yaralandı.
1989- Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde “dini inanç sebebiyle boyun ve saçların örtü veya türbanla kapatılmasını” serbest bırakan yasayı iptal etti.
1990- Hürriyet Gazetesi Yönetim Kurulu Üyesi gazeteci yazar Çetin Emeç ve şoförü Ali Sinan Ercan, uğradıkları silahlı saldırıda yaşamlarını yitirdi.
2016- Rus tenisçi Maria Sharapova, Avustralya Açık’taki doping testinin pozitif çıktığını açıkladı.
2017- Fransa’da 7-12 Mart’ta düzenlenen Avrupa Salon Okçuluk Şampiyonası’nda ilk kez 8 kategorinin tamamında 24 sporcuyla mücadele veren Milli Takım’da klasik yay genç erkeklerde Erdal Meriç Dal Avrupa şampiyonu oldu.
2018- Türkiye’yi temsil etmek üzere UNESCO’dan davet alan Sivaslı halk ozanı ve şair Ayten Gülçınar, evinin önünde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti.
2019- İstanbul’un en yüksek tepesine yapılan ve inşaatı 6 yıl süren Çamlıca Camisi’nde ilk ezan sabah namazında okundu.
2021- Ekvator Ginesi’nin Bata kentinde, askeri kışladaki cephanelikte meydana gelen 4 büyük patlamada, 105 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı.
2022- Bilim insanları, ilk defa Güneş’ten 10 kat daha büyük kırmızı üstdev bir yıldızın patlayarak supernovaya dönüşmesini gözlemledi.
2023- AFAD’ın Kahramanmaraş merkezli depremlere ilişkin yayımladığı raporda, yıkılan binalarda kolon, kiriş ve perdelerde düz donatının kullanıldığı, hassas bölgelerde iri çakıl ve tahta gibi yabancı unsurlara rastlandığı tespitleri yer aldı, yönetmelik kurallarına ve esaslara uyulmadan inşa edilmiş yapıların ciddi hasar gördüğü vurgulandı.
2023- Hindistan ile Fransa orduları ilk kez “FRINJEX-23” adlı ortak askeri tatbikat yaptı.
8 Mart
1403- Osmanlı padişahı Yıldırım Bayezid, Akşehir’de yaşamını yitirdi.
1857- New York’ta tekstil işçisi kadınlar, “16 saatlik çalışma süresi, düşük ücret ve insanlık dışı çalışma koşulları” sebebiyle greve çıktı. Polisin müdahalesi ve ardından çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti. Kopenhag’da 1910’da toplanan Dünya Kadınlar Kongresi’nde, kadın işçilerin grevine atıfla bu gün “Emekçi Kadınlar Günü”, 8 Mart 1977’de ise BM tarafından “Dünya Kadınlar Günü” ilan edildi.
1948- Tanımladığı deri hastalığı “Behçet Hastalığı” adıyla dünya tıp literatürüne geçen, deri ve zührevi hastalıklar uzmanı Ordinaryüs Prof. Dr. Hulusi Behçet, kalp krizi sonucu öldü.
1952- ABD’nin Philadelphia eyaletinde ilk suni kalp ameliyatı yapıldı.
1954- Devletin siyasal prestijine ve mali gücüne zarar getirdiğine karar verilen ya da kişilerin özel hayatına tecavüz eden yazılar yazan gazetecilere ağır cezalar öngören Basın Kanunu, TBMM’den geçti.
1963- Suriye’de, darbe sonucu Baasçılar ve Nasırcılar iktidarı ele geçirdi. Baasçı subaylar, şubat ayında, Irak’ta da yönetimi ele geçirmiş ve Başbakan Kasım öldürülmüştü.
1972- Eski Başbakan Adnan Menderes’in oğlu Demokratik Parti Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Menderes, Ankara’da intihar etti.
1984- 8 ilde olağanüstü hal uygulanmasıyla ilgili “Olağanüstü Hal Yönetmeliği” yürürlüğe girdi.
1996- Lefkoşa-İstanbul seferini yapan KKTC’ye ait bir yolcu uçağı kaçırılarak önce Sofya’ya, ardından da Münih’e indirildi.
2005- Çeçen lider Aslan Maşadov, bir çatışmada Rus güvenlik güçlerince öldürüldü.
2008- Hollanda’nın Lahey kentindeki Artistik Buz Pateni Uluslararası Aegon Kupası’nda, kadınlarda Tuğba Karademir 2. oldu ve Türkiye’ye bu spor dalında tarihte uluslararası bir yarışmada büyükler kategorisindeki ilk madalyayı kazandırdı.
2010- Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde meydana gelen 6 büyüklüğündeki depremde 41 kişi öldü.
2012- Kadına şiddet uygulayan kişilere elektronik kelepçe veya bileklik takılmasına imkan sağlayan Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine İlişkin Kanun Tasarısı, TBMM Genel Kurulu’nda oybirliğiyle kabul edildi.
2017- İsrail’de ezanın 23.00-07.00 saatlerinde hoparlörle okunmasının yasaklanmasına ilişkin kanun tasarısı mecliste (Knesset) yapılan ilk oylamada kabul edildi.
2017- Guatemala’da bir yetiştirme yurdunda çıkan yangında 13-17 yaşlarındaki 40 kız çocuğu hayatını kaybetti.
2018- Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın yaptırdığı burçların 94 yıldır yeri bilinmeyen kitabesi, Antalya Kaleiçi’nde bir evin duvarında bulundu.
2019- Şanlıurfa’da bulunan dünyanın en eski anıtsal tapınağı olarak kabul edilen, UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Göbeklitepe’nin resmi açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yapıldı.
2021 – Tiyatro ve sinema sanatçısı Rasim Öztekin, İstanbul’da kalp rahatsızlığı sonrası kaldırıldığı hastanede 62 yaşında hayatını kaybetti.
2021 – Sırp tenisçi Novak Djokovic, tek erkekler dünya sıralamasında toplam 311 hafta zirvede yer almayı garantileyerek, İsviçreli Roger Federer’in rekorunu kırdı.
9 Mart
1764- Padişah III. Mustafa tarafından yaptırılan Laleli Camisi ibadete açıldı.
1796- Napolyon Bonapart ile Josephine evlendi.
1923- Sovyet lideri Lenin, geçirdiği felç sonucunda konuşma yeteneğini kaybetti.
1929- İstanbul’da Matbaacılık Mektebi açıldı.
1956- Kıbrıs Rum toplumunun lideri Başpiskopos Makarios, İngiltere tarafından Seyşel Adaları’na sürgüne gönderildi. Adanın İngiliz Genel Valisi John Harding, Makarios’un, terörizmi aktif olarak desteklediği için sürgün edildiğini açıkladı.
1957- Türkiye’nin ilk kadın doktor subayı Sema Aran, teğmen rütbesiyle göreve başladı.
1967- Gazeteci, yazar Vala Nureddin (Va-Nü), 66 yaşında İstanbul’da öldü.
1967- Gölcük Tersanesi’nde “Berk” adlı refakat firkateyninin yapımına başlandı.
1996- 1990 yılında öldürülen gazeteci Çetin Emeç’i vurduğu belirlenen İslami Hareket Örgütü’nün tim sorumlusu İrfan Çağırıcı, İstanbul’da yakalandı.
2001- Türk balesinin kurucusu Edris Stannus (Dame Ninette de Valois), İngiltere’de 104 yaşında öldü.
2003- Siirt’te yapılan milletvekili yenileme seçimlerinde üç milletvekilliğini alan AK Parti’nin Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan da parlamentoya girdi.
2007- İsviçre’de, Ermeni çevrelerinin “soykırım” iddiasının inkarını suç sayan yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle yargılanan İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek, Lozan Mahkemesince 9 bin İsviçre frangı para cezasına çarptırıldı. Bu ceza, mahkemece iki yıl tecil edildi.
2018- Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Ercan Yazgan, tedavi gördüğü hastanede 72 yaşında hayatını kaybetti.
2019- Japonya’da yaşayan 116 yaşındaki Kane Tanaka, Guinness Dünya Rekorları tarafından dünyanın en yaşlı kişisi seçildi.
2020- Eski bakanlardan Şevket Kazan, Ankara’da tedavi gördüğü hastanede 86 yaşında hayatını kaybetti
2021 – Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’un 19 Aralık 2016’da suikast sonucu öldürülmesine ilişkin FETÖ elebaşı Fetullah Gülen’in de arasında bulunduğu 28 sanığın yargılandığı davada 3 sanık ikişer kez ağırlaştırılmış müebbet, 2 sanık birer kez ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırıldı. 8 sanık 3 yıl 9 ay ile 10 yıl 6 ay arasında hapse mahkum edildi, 6 sanığın beraatine hükmedildi. Gülen’in arasında bulunduğu 9 firari sanığın dosyaları ayrıldı.
2021 – ABD merkezli düşünce kuruluşu Newlines Strateji ve Politika Enstitüsünün raporunda, Çin’in, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Uygur Türklerine karşı eylemlerinde, Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin tüm maddelerini ihlal ettiği ve bu halkı “yok etmeyi” amaçladığı ortaya konuldu.
2022 – Türk Havacılık ve Uzay Sanayii, T129 Atak Taarruz ve Taktik Keşif Helikopteri’nin yurt dışındaki ilk teslimatını Filipinler’e yaptı.
]]>Yasa, “tüketicileri sahte kısa vadeli kiralama tekliflerinden korurken, uzun vadeli kiralamaların azalması nedeniyle konut sektörü üzerinde oluşan baskıyı da azaltmayı” amaçlıyor.
“Sorumlu ve şeffaf bir kısa süreli kiralama sektörü için yeni kurallar” içeren yasa önerisi, Perşembe günü Avrupa Parlamentosu Genel Kurulu’nda ele alındı.
Yeni yasa, 14’e karşı 493 oyla kabul edildi. 33 milletvekili de çekimser kaldı.
Yasal düzenlemeye neden ihtiyaç duyuldu?
Avrupa Parlamentosu tarafından hazırlanan düzenlemeye göre, Airbnb, Booking, Expedia ve TripAdvisor gibi çevrimiçi platformların yaygınlaşmasıyla birlikte Avrupa Birliği (AB) genelinde kısa süreli konaklama kiralama hizmetlerinin hacmi de önemli ölçüde arttı.
Çevrimiçi kısa süreli kiralamalar, AB’deki toplam turistik konaklamanın yüzde 25’ine ulaştı. Yani bir başka deyişle, her dört turistik amaçlı konaklamadan biri, kısa süreli kiralama yoluyla yapılıyor.
Bu tür kiralamalar ev sahipleri, turistler ve bazı işletmeler için yarar sağlasa da özellikle konut piyasası için sıkıntılara yol açmaya başladı.
Kısa süreli kiralama ile ilgili uygun kuralların bulunmaması nedeniyle yüksek konut fiyatları, daimi sakinlerin yerinden edilmesi, aşırı turizm ve haksız rekabet gibi sorunların artmasına neden oldu.
Bu nedenle birçok turistik Avrupa kenti, Airbnb gibi uygulamalara karşı katı kurallar getirmeye başladı.
Hollanda’nın başkenti Amsterdam ve Fransa’nın başkenti Paris’te, konutların tatil için kira süresine kısıtlama getirildi.
Ciddi bir konut sıkıntısıyla karşı karşıya olan Hollanda’da, yaklaşık 7 bin ev Airbnb üzerinden kısa süreli kiralanıyor.
Bu nedenle Hollanda’daki konut sahiplerinin, evlerin kısa süreli kiralaması yılda en fazla 30 günle sınırlandırıldı.
İspanya’nın Barcelona kenti ise çevrimiçi kısa süreli kiralama uygulamalarına yasak getirdi.
AB üyesi 23 ülke, 2022’de kısa vadeli çevrimiçi kiralama uygulamaları için yeni kurallar getirdi. Diğer ülkelerde de bu konuda yasal düzenleme hazırlığı devam ediyor.
Parlamento, hem kısa vadeli kiralamadan doğan sorunları önlemek hem de farklı yerel kuralların iç pazarda yarattığı parçalanmayı ortadan kaldırmak için Avrupa genelinde bu düzenlemeyi gündeme getirdi.
Yeni yasa neleri içeriyor?
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen yeni yasa, AB genelinde kısa süreli kiralamaları kısıtlamak için getirilen kuralları, tek elden daha uygulanabilir hale getirmeyi hedefliyor.
Kaliteli verilerin daha iyi yaptırımlara ve daha az yasa dışı kiralamaya yol açmasını sağlayacağı belirtilen düzenleme, şu önlemleri içeriyor:
Kısa süreli kiralama hizmetlerini kolaylaştıran çevrimiçi platformlar, faaliyet gösterdikleri bölgelerde, listelerindeki mülkler için uygulanan kayıt prosedürleri ve veri paylaşımına ilişkin yükümlülüklere uymak zorunda olacak.
Basit bir çevrimiçi kayıt prosedürü sayesinde, ilgili makamların ev sahibini ve birimini tanımlamasına ve bilgilerini doğrulamasına olanak sağlanacak.
Kısa süreli kiralama hizmeti veren siteler, ev sahipleri tarafından sağlanan bilgilerin güvenilir ve eksiksiz olmasını, kayıt numarasının da açıkça görülebilmesini sağlaması gerekecek.
Yasa kapsamında ilgili makamlar, kayıt numaralarını askıya alabilecek, çevrimiçi platformlardan yasa dışı listelemelerin kaldırmasını isteyebilecek.
Yetkili makamlarla uyumlu çalışmayan platformlara veya sistem sağlayıcılarına ceza verilebilecek.
AB üyesi ülkelerin, kısa süreli kiralama sitelerine kayıtlı ev sahibi faaliyetlerine ilişkin verilere düzenli bir şekilde ulaşabilmesi için tek bir dijital giriş noktası oluşturulacak.
Konutun kiralandığı gece ve konaklayan kişi sayısı, adres, kayıt numarası, gibi verilerin toplanması; yetkililerin ev sahibi kayıt süreçlerine uyumu ve ulusal yetkililerin kısa süreli konaklama kiralama sektöründe uygun politikaları uygulamasına olanak tanıyacak.
Taraflar yasa için ne diyor?
Yasa önerisini hazırlayan Hollandalı Yeşil Sol Parti Milletvekili Kim Van Sparrentak, Avrupa kentlerinde yasa dışı kısa süreli tatil amaçlı kiralamalarda artış yaşandığını vurgulayarak, “Bu Avrupa’daki şehirlerde yaşamı daha zorlaştırıyor” dedi.
Sparrentak’a göre, yeni yasa, yasa dışı kiralamaları ortadan kaldıracak. Düzenli veri paylaşımı sayesinde spekülasyonlar önlenecek. Yerel yetkililerin, uygun fiyatlı konutlara erişimi güvence altına alarak konut kriziyle mücadele etmesine katkıda bulunacak.
Airbnb’nin AB politikaları sorumlusu Georgina Browes da, AFP’ye yaptığı açıklamada, “İlk kez yolun kuralları netleşiyor. Bu da ev sahiplerine, yetkililere ve ziyaretçilere fayda sağlıyor” dedi.
Yasa ne zaman yürürlüğe girecek?
Avrupa Parlamentosu tarafından kabul edilen yasa, AB Komisyonu’nun onayının ardından, AB Resmi Gazetesinde yayımlanacak. Üye ülke parlamentoları tarafından da onaylanacak olan yeni yasa en geç 2 yıl içinde bütün AB genelinde yürürlüğe girecek.
Türkiye de kısa vadeli kiralamaya yeni kurallar getirdi
Türkiye de 28 Aralık tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Konutların Turizm Amaçlı Kiralanması Faaliyetlerinin Düzenlenmesine İlişkin Yönetmelik” ile 1 Ocak 2024’ten itibaren Airbnb ve benzeri günlük konut kiralamaya dair yeni kural ve düzenlemeler getirdi.
Yeni düzenleme ile 100 günden az süreyi kapsayan konut kiralamaları “Turizm Amaçlı Konut Kiralaması” kapsamına alındı.
Bu kapsamdaki konutların kiralanması ile ilgili denetim ve yetki Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildi.
Yeni düzenleme uyarınca kiralanan konutların girişlerine plaket asılması zorunlu hale getirildi.
Turizm amaçlı kiralanacak konut, bir binanın dairesi ise aynı binadaki tüm kat maliklerinden oy birliği ile izin alınması gerekiyor.
İzin belgesi olmadan konutlarını kiraya verenlere, kiralama yapılan her bir konut için 100 bin TL idari para cezası uygulanacak ve izin belgesi alarak faaliyette bulunabilmesi için 15 gün süre verilecek.
Süre sonunda izin belgesi almadan kiralama faaliyetlerini sürdürenlere 500 bin TL idari para cezası uygulanıyor.
]]>Başbakan Olaf Scholz’un liderliğindeki Sosyal Demokrat Parti, koalisyon ortakları Yeşiller ve liberal Hür Demokrat Parti (FDP) ile Sol Parti milletvekilleri tasarıya destek verirken, ana muhalefetteki muhafazakar Hristiyan Demokratlar (CDU/CSU) karşı oy kullandı.
Tasarının yasalaşması ve yürürlüğe girmesi için Eyalet Temsilcileri Meclisi’nde de (Bundesrat) kabul edilmesi gerekiyor. Muhalefetin yoğun itirazları nedeniyle bu sürecin uzayabileceği belirtiliyor.
Esrar kullanımını kısmen serbest bırakan yasa, onay süreçleri tamamlandığı takdirde 1 Nisan’da yürürlüğe girecek ve Almanya esrar kullanımının yasal hale geldiği 9. ülke olacak.
Yeni düzenleme neler öngörüyor?
Yetişkinler üzerlerinde 25 grama kadar esrar bulundurabilecek. Evlerde bulundurulabilecek esrar miktarı 50 gramı aşmayacak. Ayrıca yine evlerde üç kenevir bitkisi yetiştirebilecek.
Öngörülen sınırları aşan miktarlarda esrar bulunduranlar, para cezası ya da üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılabilecek.
Kamuya açık alanlarda, örneğin parklarda, sokaklarda ya da meydanlarda esrar ancak akşam saat 20:00-07:00 arasında tüketilebilecek. Bunun dışında kalan saatlerde açık alanlarda esrar kullanımı yasak olacak.
Ayrıca yasa, çocukların ve gençlerin bulunduğu ortamlarda, yakınlarında esrar kullanımını da yasaklıyor. Yetişkinler, çocuk veya gençlerin bulundukları kreşler, okullar, tesis, park ve spor sahalarına 100 metre mesafede esrar kullanamayacak. Ev veya özel ortamlarda çocuklar ve gençlerin bulunması durumunda da esrar kullanımı yasak olacak.
Esrar sadece Kenevir Kulüpleri’nden alınabilecek
Federal Meclis’te kabul edilen yasa tasarısı Kenevir Kulüpleri kurulmasını öngörüyor. Dernek statüsüne sahip bu kulüpler resmi izinle kurulabilecek, 500 üyeye sahip olabilecek.
Evde şahsi tüketim için verilen kenevir yetiştirme izni dışında sadece bu kulüplerden esrar alınabilecek. Kulüpler kenevir bitkisi yetiştirme ve üyelerine esrar satma iznine sahip olacak.
Esrar satın almak isteyen herkes bu kulüplere üye olmak zorunda ve üyeler bir ayda en fazla en fazla 50 gram esrar satın alabilecek. 18-21 yaş arasındakiler ise ancak ayda 30 gram esrar satın alabilecek. Kenevir fideleri ve tohumları da bu kulüplerden satın alınabilecek. Ancak bu kulüplerde esrar kullanmak yasak olacak.
Eyaletler yeni düzenlemelere hazırlık yapmak zorunda olacağı için Kenevir Kulüpleri’ne ilişkin düzenlemeler 1 Haziran itibariyle yürürlüğe girecek.
Hükümetin üzerinde çalıştığı planda, gelecek aylarda bazı bölgelerdeki eczanelerde veya devlet lisanslı mağazalarda esrar satışına izin verilmesi de öngörülüyor. Bunun için ayrı bir yasa tasarısının hazırlanacağı belirtiliyor
Hükümet yeni düzenlemeyle ne hedefliyor?
Almanya hükümeti, yeni düzenlemeyle esrarın kontrolsüz şekilde, toksik maddelerle karaborsada satışını önlemeyi, uyuşturucu kaçakçılarının da önünü kesmeyi hedeflediğini söylüyor.
Almanya Sağlık Bakanı Karl Lauterbach, esrar kullanımını kısmen yasal hale getirerek karaborsayı çökertmeyi amaçladıklarını savundu. Lauterbach ayrıca uyuşturucuyla bağlantılı suçların azaltılmasını, organize suç örgütlerinin uyuşturucu ticaretinin sınırlandırılmasını ve kullanıcı sayısının azaltılmasını hedeflediklerini kaydetti.
Lauterbach düzenlemenin yanlış anlaşılmaması gerektiğine vurgu yaparak, “Esrar kullanımı yasal hale getiriliyor ama bu esrarın tehlikeli olmadığı anlamına gelmiyor” dedi.
Almanya’da 18-25 yaş arasında esrar tüketenlerin oranının son 10 yılda 2 kat arttığını söyleyen Lauterbach, kendisinin de uzun süre esrarın yasallaşmasına karşı olduğunu, ancak bilim dünyasının kendisini bunun gerekliliği ve önemi konusunda ikna ettiğini belirtti.
Meclis’te kabul edilen yasa tasarısı, devletin kontrol edeceği yerler dışında esrar satışına daha sert cezalar getiriyor. 8 yaşın altındaki gençlere esrar satmanın cezası ağırlaştırılacak, bu suçlular 1 yıl yerine 2 yıl hapis cezasıyla cezalandırılacak
İtirazlar sürüyor: Beyinde kalıcı hasar bırakabilir
Esrar kullanımının kısmen de olsa yasallaşmasına hem ana muhalefetteki Hristiyan Demokratlar hem de bazı uzmanlar tepkili.
Muhalefet, Sağlık Bakanı Lauterbach’ı “sorumsuzluk” ve “devleti uyuşturucu satıcısı haline getirmekle” suçluyor, yeni düzenlemelerin uyuşturucu kullanımını artıracağını, açık kimlikleriyle kulüplere üye olmak istemeyenlerin esrarı yine karaborsadan almaya devam edeceğini savunuyor.
Meclis’teki oylama öncesi konuşan muhalefet milletvekilleri iktidara geldiklerinde yeniden yasaları değiştireceklerini, esrar kullanımının yeniden yasaklanacağını söyledi.
Hekimler ve sağlık uzmanları da yasaya itirazlarını dile getirdi. Alman Hekimler Birliği Başkanı Klaus Reinhart de sağlık için büyük riskler oluşturduğunu söylediği esrarın bağımlılığa yol açabildiğine dikkat çekti. Reinhart, düzenli şekilde kullanılması halinde de, özellikle 25 yaş altındaki bireylerde, esrarın beyinde kalıcı hasar bırakabileceği konusunda uyardı
Alman kamuoyu ikiye bölündü
Almanya’da esrar kullananların sayısının 4 milyon 500 bin dolayında olduğu tahmin ediliyor.
Son anketler, esrarın yasallaşması konusunda Alman kamuoyunun ikiye bölündüğünü ortaya koyuyor. YouGov tarafından yapılan ankete katılanların yüzde 42’si esrarın yasallaşmasından yana olduklarını, yüzde 47’si ise buna karşı olduklarını söyledi.Katılımcıların yüzde 11’i ise, yeni yasa hakkında fikir beyan etmek istemedi.
]]>Cumhurbaşkanlığı İnsan Kaynakları Ofisi (CBİKO) koordinasyonunda, Pamukkale Üniversitesi (PAÜ) ev sahipliğinde gerçekleşen EGEKAF 24 ikinci gününde de öğrenci ve mezunların yoğun ilgi odağı oldu.
EGEKAF 24’ün ikinci günün devamında gerçekleştirilen kariyer söyleşi etkinliklerinden bir diğeri ise Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı ile yapılan “Değişime Cesaretiniz Var Mı” adlı söyleşi oldu. Öğrencilik hayatından ve kariyer hayatından bahsederek başlayan söyleşide ayrıca Tamer Karadağlı öğrencilerden gelen soruları da yanıtladı.
“Değişmek çok önemlidir. Zamana ayak uydurmak çok önemlidir.”
Sanatçı, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Tamer Karadağlı, yaptığı konuşmada şunları ifade etti: “İyi ki gelmişim, bana da çok büyük bir moral oldu bu. Siz de hoş geldiniz. Ben normalde aslında böyle kalabalıklar karşısında konuşmaya çok alışkınım ama o kadar güzel bir kalabalık var ki şimdi ben heyecanlandım sizin yanınızda. Pamukkale Üniversitesi’ni kutluyorum, müthiş bir iş başarmış. Biraz önce fuar alanını biraz dolaştım, insana gurur veriyor gerçekten. Hocam, canıgönülden tebrik ediyorum, müthiş gerçekten. Birazdan soru cevaba gireceğiz. Sizler merak ettiğiniz şeyleri bana sorun özellikle kariyer ile ilgili ben de bütün samimiyetimle, dürüstlüğümle size cevap vereyim. Başlığımız şuydu: “Değişime cesaretiniz var mı?” bu gerçekten çok önemli bir şey. Çünkü değişmek çok önemlidir. Zamana ayak uydurmak çok önemlidir. Sizler şimdi o kadar şanslı bir nesilsiniz ki dünya çok küçük artık. İnternet sayesinde o kadar çok bilgiye o kadar çabuk ulaşabiliyorsunuz ki bu çok büyük bir avantaj. Ben kendi gençliğimi, kendi çocukluğumu düşündüğümde bizde hiçbir şey yokmuş. O yüzden sizler çok şanslısınız. Bizler aslında değişmeye çalışıyoruz. Şimdi, bu soruyu biz de benim jenerasyonum da kendisine soruyor: ‘Değişebilecek miyiz biz? Zamana ayak uydurabilecek miyiz?’ Çünkü bu gerçekten cesaret isteyen bir şey ve buna cesaret etmek gerçekten çok meşakkatli. Ben kendi kariyerimde o kadar çok inişler çıkışlar yaşadım ki çünkü siz beni dizilerden biliyorsunuz. Ama bunun öncesi var: dört yıl oyunculuk bölümünü okudum, bitirdim. Ondan önce kolej yıllarım var TED Ankara Koleji, şimdi TED deniyor. Bizim zamanımızda Ankara Koleji idi ve ben Amerika’dan gelmiştim. 1975’te Amerika’dan geldim. Dokuz yaşındaydım Ankara Koleji’ne yazıldım. Çok küçük yaşta oyuncu olmaya karar verdim. Sebebi de şu: Arkadaşlarım, orta sonda iken lise birde iken zaten karar vermişti ne olmak istediklerine. Ben bir türlü karar verememiştim. Bari oyuncu olayım, bir sürü mesleği oynarım dedim. Sonra güzel kızlarla tanışırım dedim. Sonra tiyatro grubuna girdim okulda ve çok keyif aldım. Bu keyfi profesyonel hayatıma taşımaya karar verdim. Çok meşakkatli bir eğitim aldıktan sonra profesyonel hayatıma başladım. Sürekli karar vermem gerekti. Sürekli bir seçim yapmam gerekti. Sizler de aynı şeyi yaşayacaksınız. Sürekli seçim yapacaksınız ve karar vereceksiniz. İnisiyatif kullanacaksınız. Şunu unutmayın hepiniz kendi hayatınızın mimarısınız. Nasıl bir hayat yaşamak istediğinize siz karar vereceksiniz. Her şey hayal etmekle başlıyor. Ben eğer bugünkü durumumu hayal etmeseydim. Hiçbir zaman yaşayamazdım. Bahsettiğim genel müdürlük kısmı değil oyunculuk kısmı. Genel müdürlük kısmı hiç hayal ettiğim bir şey değildi. Hayatımda bir değişime sebep oldu. ve ben buna cesaret ettim çünkü elli yaşında bürokrasiye girmek gerçekten çok meşakkatli çünkü otuz beş sene boyunca serbest piyasada mücadele ettim.”
“Daha çok başarısızlıklarım sayesinde bir yerlere geldim” diyen Karadağlı, şöyle konuştu:
“Başarılarımdan çok başarısızlıklarım oldu. Daha çok başarısızlıklarım sayesinde bir yerlere geldim. Sürekli başarılı olmak da sizi bir yere getirmiyor. Başarısızlıklarınız sizi bir yere getiriyor. Çünkü mücadele etmeyi öğreniyorsunuz. Başarının merdivenleri elleriniz cebinde çıkılamıyor ne yazık ki Tırnaklarınızın arasının kirlenmesi gerekiyor. ve benim gerçekten tırnaklarımın arası çok kirlendi. Tam rahat edeceğim, belli bir yaşa geldim, kanıtlayacak bir şeyim yok derken yeni bir mücadele başladı. Bu sefer Devlet Tiyatroları Genel Müdürü oldum. Altı aydır gece gündüz çalışıyorum. Çok yoruluyorum ama inanılmaz keyifli bir yorgunluk.”
Etkinlik sonrası Pamukkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Kutluhan, Tamer Karadağlı ile birlikte PAÜ kampüsünde bulunan ve Devlet Tiyatrolarının Denizli gösterilerinin gerçekleştiği Hasan Kasapoğlu Kültür Merkezi’ni gezdi ve Merkez hakkında bilgi verdi. – DENİZLİ
]]>TUNCAY TÜRKGÜLÜ
Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Düzce örgütü bugün Düzce Devlet Hastanesi önünde açıklama yaparak Meclis’te görüşülmekte olan sağlıkla ilgili yasa teklifinin geri çekilmesini talep etti. SES Düzce Temsilcisi Cemal Yılmaz, “Sağlıkla ilgili bazı kanunlarda değişiklik yapılması ile ilgili 5 Şubat 2024 tarihli kanun teklifi geçtiğimiz hafta Meclis’te görüşmeye başlanmıştır. Meclis’e sunulan Sağlık, Aile Komisyonu’nda TTB, SES ve diğer sağlık meslek örgütleri görüşlerini ifade etmişlerdir ancak öneri ve eleştirilerimiz dikkate alınmadan TBMM komisyonundan yasa olduğu gibi geçirilmiş ve TBMM Genel Kurulu’na hızlıca getirilerek görüşmelerine başlanmıştır. Yasa teklifinin görüşmelerinin durdurulmasını, geri çekilerek sağlık meslek örgütlerinin görüşleri de alınarak yeniden düzenlenmesini bekliyoruz.” dedi.
SES Düzce Temsilcisi Cemal Yılmaz, “Halkımızın sağlık hakkını ve sağlık emekçilerinin özlük haklarını öngören bir yasa için halkımızı ve tüm sağlık emekçilerini de bu konuda birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Son bir söz de son günlerde yurdun dört bir yanında artan şiddet olayları ile ilgili olarak; sağlık emekçileri kimsenin öfkesini çıkaracağı kum torbası değildir. İşte tam da Meclis’te görüşülen yasada şiddete karşı etkin önlem alınması artık kaçınılmazdır” diye konuştu.
“SAĞLIK EMEKÇİLERİNİN BİRÇOK ÖZLÜK HAKKI YOK”
Cemal Yılmaz şunları söyledi:
“Sağlıkla ilgili bazı kanunlarda değişiklik yapılması ile ilgili 5 Şubat 2024 tarihli kanun teklifi geçtiğimiz hafta Meclis’te görüşmeye başlanmıştır. Meclis’e sunulan Sağlık, Aile Komisyonunda TTB, SES ve diğer sağlık meslek örgütleri görüşlerini yasaya ait görüşlerini ifade etmişlerdir ancak öneri ve eleştirilerimiz dikkate alınmadan TBMM komisyonundan yasa olduğu gibi geçirilmiş ve TBMM Genel Kurulu’na hızlıca getirilerek görüşmelerine başlanmıştır. Meclis’te görüşülen yasada, halkımızın ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir sağlık hakkı, sağlığı geliştirici, koruyucu sağlık hizmetlerine önem veren maddeler, sağlık alanında ihtiyaç karşılayacak atama, iş, iş yeri ve ücret güvencesi, sağlık emekçilerinin özlük hakları, mevcut haklarını koruyan, geliştiren maddeler, sağlıkta şiddeti önleyecek caydırıcı hükümler, tüm lisans mezunu sağlık işkolundaki mesleklerin 3600 ek gösterge hakkı, sağlık emekçilerinin tümünü kapsayan fiili hizmet hakkı, günün şartlarında giyim yardımı, 24 saat hizmet veren sağlık kurumları için kreş talebi, aile hekimliği çalışanlarının anayasal hakkı olan birçok özlük hakkı yoktur.
“SAĞLIK ANAYASAL BİR HAKTIR”
Bizler sağlık meslek örgütü olarak; aile hekimi ve aile sağlığı çalışanlarına yapılan destek ödemesinin disiplin cezası alınması halinde kesintiye uğraması ile ilgili düzenlemenin iptalini defalarca mahkemelerce kesin karar verilerek ikili ceza uygulanmayacağına dair kararlara istinaden getirilmeye çalışılan maddenin iptalini, sağlık emekçilerinin özlük haklarına ilişkin düzenlemelerin ivedilikle yapılması, görüşülen yasaya maddelerin eklenmesi, eğitim araştırma hastaneleri ile üniversite hastanelerinin birlikte kullanım protokollerine karşı yıllardır açtığımız davalar ve itirazlarımızın dikkate alınmasını, TSK’nın yurt içi ve yurt dışı operasyonlarında ihtiyaç duyduğu sağlık personelini herhangi bir özel eğitim almayan sağlık personelinden geçici görevlendirme yolu ile temin edilmeden doğrudan TSK’ya ait sağlık kurumlarının açılarak kendi bünyesinden görevlendirilmesi, ebelerin meslek tanımlarına dair düzenlemede belirsizliğin giderilmesini, yasanın görüşmelerinin durdurulması, geri çekilerek sağlık meslek örgütlerinin görüşleri de alınarak yeniden düzenlenmesini bekliyoruz. Halkımızın sağlık hakkını ve sağlık emekçilerinin özlük haklarını öngören bir yasa için halkımızı ve tüm sağlık emekçilerini de bu konuda birlikte mücadeleye çağırıyoruz. Son bir söz de son günlerde yurdun dört bir yanında artan şiddet olayları ile ilgili olarak; sağlık emekçileri kimsenin öfkesini çıkaracağı kum torbası değildir. İşte tam da Meclis’te görüşülen yasada şiddete karşı etkin önlem alınması artık kaçınılmazdır. Şiddet uygulayanları şiddetle kınıyoruz. Sayın Sağlık Bakanımızdan da biz sağlık emekçilerinin can güvenliğini sağlamasını bekliyoruz. Sağlık bir anayasal haktır. Can güvenliği anayasal haktır. Bizler sağlık hakkımız, can güvenliği hakkımız için yılmadan mücadeleye devam edeceğiz.”
]]>
O gün de diğerleri gibi başladı. Steve sabah saatlerinde Nairobi’deki evinden çıktı ve hayvanlarını almak için tarlaya gitti.
“Onları göremedim. Bütün gün, bütün gece ve ertesi gün onları aradım.”
Üç gün sonra bir arkadaşı arayıp hayvanların iskeletlerini bulduğunu söyledi.
Steve, “Öldürülmüşlerdi, kesilmişlerdi, derileri alınmıştı” diye anlatıyor.
Bu tür eşek hırsızlıkları Afrika’nın pek çok bölgesinde ve dünyada eşek nüfusunun yüksek olduğu yerlerde giderek yaygınlaşıyor.
Steve ve eşekleri, küresel eşek derisi ticaretinden etkilenenler arasında.
Çin’deki ilaca talep yüksek
Eşek derisi ticaretinin kökeni, Kenya’daki o tarladan binlerce kilometre uzakta, Çin’e uzanıyor.
Çin’de eşek derisindeki jelatin ile yapılan, Ejiao adlı geleneksel bir ilaca talep çok yüksek.
Bu ilacın sağlığı geliştirici ve gençliği koruyucu özelliklere sahip olduğuna inanılıyor.
Eşek derileri kaynatılarak jelatin elde ediliyor ve bu jelatin toz, hap veya sıvı haline getiriliyor veya yiyeceklere ekleniyor.
Eşek derisi ticaretine karşı kampanya yürütenler, Steve gibi insanlar ve eşeklerinin, Ejiao’ya olan olağanüstü talebin kurbanı olduklarını söylüyor.
2017’den bu yana kampanya yürüten Donkey Sanctuary (Eşek Barınağı) adlı kuruluş, yeni bir raporda dünyada her yıl en az 5,9 milyon eşeğin Ejiao yapımı için katledildiğini tahmin ediyor.
BBC bu rakamları bağımsız olarak doğrulayamadı, ancak yardım kuruluşu talebin giderek arttığını söylüyor.
Ejiao endüstrisi için tam olarak kaç eşeğin öldürüldüğünü anlamak pek kolay değil.
Zirvede görüşülecek
Dünyadaki yaklaşık 53 milyon eşeğin üçte ikisinin Afrika’da yaşadığı düşünülüyor.
Afrika’da endüstriye yönelik çeşitli düzenlemeler bulunuyor.
Eşek derisi ihracatı bazı yasa dışı bir suç olarak sayılıyor.
Ancak talebin ve eşek derisi fiyatlarının yüksek olmasıyla eşek hırsızlığının körüklendiği söyleniyor.
Eşek Barınağı, eşeklerin kaçırılarak ticaretin yasal olduğu yerlere götürüldüğünü söylüyor.
Ancak, Afrika ülkeleri ve Brezilya hükümetinin, azalan eşek nüfusuna tepki olarak eşeklerin kesilmesini ve ihraç edilmesini yasaklamaya hazırlanmasıyla yakında bir dönüm noktası yaşanabilir.
Afrika genelinde endüstriyi yasaklamayı öngören yeni bir yasa tasarısı, 17 ve 18 Şubat tarihlerinde tüm devlet liderlerinin bir araya geldiği Afrika Birliği Zirvesi’nde gündemde olacak.
Eşek Barınağı için çalışan ve Nairobi’de bulunan Solomon Onyango, “2016 ile 2019 yılları arasında Kenya’daki eşeklerin yaklaşık yarısının [deri ticareti için] katledildiğini tahmin ediyoruz” diyor.
Afrika ve Brezilya’daki yasaklar ticareti başka yerlere kaydırabilir mi?
Ejiao üreticileri eskiden Çin’den temin edilen eşek derilerini kullanıyordu.
Ancak Çin’deki Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’na göre ülkedeki eşek sayısı 1990’da 11 milyon iken 2021’de iki milyonun altına düştü.
Aynı zamanda, Ejiao niş bir lüks olmaktan çıkıp popüler, yaygın olarak bulunabilen bir ürün haline geldi.
Çinli şirketler deriyi başka ülkelerde aramaya başladı. Afrika, Güney Amerika ve Asya’nın bazı bölgelerinde eşek mezbahaları kuruldu.
Afrika’da bu durum, ticaret üzerinden acımasız bir çekişmeye yol açtı.
Eşek eti tüketiminin tabu olduğu Etiyopya’da bulunan iki eşek mezbahasından biri 2017 yılında halkın protestoları ve sosyal medyada insanların tepkisi üzerine kapatıldı.
Tanzanya ve Fildişi Sahili gibi ülkeler 2022 yılında eşek derisi kesimini ve ihracatını yasakladı, ancak Çin’in komşusu Pakistan bu ticarete kucak açtı.
Geçen yılın sonunda Pakistan basınında yer alan haberlerde, “en iyi cinslerden bazılarını” yetiştirmek üzere ilk “resmi eşek yetiştirme çiftliğinin” kurulduğu duyuruldu.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston’a göre bu oldukça kârlı bir işe dönüştü.
Johnston, Çin’de 2013 yılında yaklaşık 3,2 milyar dolar değerindeki Ejiao pazarının 2020 yılında yaklaşık 7,8 milyar dolara yükseldiğini söylüyor.
Bu durum halk sağlığı yetkilileri, hayvan refahı kampanyacıları ve uluslararası suç araştırmacıları için bir endişe kaynağı haline geldi.
Oxford Üniversitesi’nden uzmanların yaptığı bir göre eşek derisiyle birlikte çeşitli diğer yasa dışı yaban hayatı ürünlerinin ticareti de yapılıyor.
Pek çok kişi, ulusal yasakların bu ticareti daha da yeraltına iteceğinden endişe ediyor.
Ülkeler için temel bir soru da şu: Gelişmekte olan bir ekonomi için eşeklerin ölüsü mü yoksa dirisi mi daha değerli?
Eşek Barınağı’nda veteriner olan Faith Burden, eşeklerin dünyanın pek çok yerinde kırsal yaşamın “kesinlikle ayrılmaz bir parçası” olduğunu söylüyor.
Eşeklerin güçlü ve uyum sağlayabilen hayvanlar olduğunu söyleyen Burden, “Bir eşek belki de 24 saat boyunca su içmeden durabilir ve herhangi bir sorun yaşamadan çok hızlı bir şekilde yeniden sıvı alabilir” diyor.
Ancak tüm bu özelliklerine rağmen eşekler kolay ya da hızlı bir şekilde üremiyor.
Bu yüzden de kampanyacılar, ticaretin kısıtlanmaması halinde eşek nüfusunun azalmaya devam edeceğinden ve daha fazla yoksul insanı bir yaşam çizgisinden ve bir arkadaştan mahrum bırakacağından korkuyor.
Ejiao’nun tarihi
Ejiao, kanı güçlendirmekten uykuya yardımcı olmaya ve doğurganlığı artırmaya kadar sayısız faydası olduğuna inanılan binlerce yıllık bir ilaç.
Ancak 2011 yılında Çin’de yayınlanan ve bir imparatorluk sarayını anlatan bir televizyon TV programında popülaritesi artmaya başladı.
Sydney Üniversitesi’nden Çin-Afrika ilişkileri uzmanı Prof. Lauren Johnston, “Zekice bir ürün yerleştirmeydi. Dizideki kadınlar güzel ve sağlıklı olabilmek için her gün Ejiao kullanıyordu. Bu elit kadınlığın bir ürünü haline geldi. İronik bir şekilde, bu artık birçok Afrikalı kadının hayatını mahvediyor” diyor.
]]>Erkılınç, Bilecik İletişim ve Medya Derneğinin ev sahipliğinde Şeyh Edebali Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu (TGK) 27. Başkanlar Kurulu Toplantısı’nda, son iki yılın hem BİK hem de sektör için oldukça hareketli geçtiğini söyledi.
Basın sektöründeki dijital dönüşümün ilk aşamasının iki yıl önce yasalaşan mevzuat düzenlemesiyle tamamlandığını belirten Erkılınç, “Söz verdiğimiz ve görüldüğü üzere, gazetelerin ilan pastasından kesinti olmamış, internet haber siteleri için kanunla ikinci bir ilan pastasının oluşturulması sağlanmıştır. İcra satışlarına ait ilan metinleri, menkul veya gayrimenkulün özelliklerine ilişkin kısımlar çıkarılarak gönderilmeye başlandı. Bu ilanları resmi yazı ile geri gönderiyoruz. Önümüzdeki günlerde de ilgili bakanlığımızla resmi görüşme yapmayı planlıyoruz.” diye konuştu.
Erkılınç, son iki yılda resmi ilan fiyat tarifesine öngörülenin üzerinde zam yaptıklarını hatırlattı.
Basılı gazetelerin personel, kalıp, mürekkep, baskı, dağıtım gibi maliyetlerde karşılaştığı zorluklara değinen Erkılınç, şunları söyledi:
“Bu nedenle çözüm üretmemiz gerekiyor. Bizi sonuca götürecek çözüm, basılan, okunan ve gündem belirleyen basılı gazetelerimizin bu alanda devam etmeleri, diğerlerinin ise yeniden güç kazanmak ve nitelikli gazetecilik yapmak üzere internet mecrasını tercih etmeleri. Bugün, yaygın basında tam sayfa resmi ilanın bedeli 90 bin lirayı aştı. Yerelde ise 70 bin liranın üzerinde bir fiyat söz konusu. Sağduyunuza sesleniyorum; tam sayfa renkli ilanı veya reklamı, gazetesine resmi ilanın yarı fiyatı 35 bin liraya alabilen kaç gazetemiz var?”
“Dezenformasyon sonucunda ortaya çıkan birçok mesele var”
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi Koordinatörü İdris Kardaş da sosyal medya kullanımında tüm dünyada sorunlar yaşandığını vurguladı.
Bu mecraların olumlu olduğu kadar olumsuz yanlarının da bulunduğuna işaret eden Kardaş, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Dezenformasyon, bunlardan sadece biri. Dezenformasyon sonucunda ortaya çıkan birçok mesele var. Bunları zaten yaşıyoruz ve tamamında biraz daha sosyal medya üzerinden gelen dezenformasyon temelli sorunlar yaşıyoruz. Yoksa konvansiyonel medya, gazete, haber siteleri ya da televizyonda buna benzer bir süreç çok gözlemlenmiyor. Çok var, yok demek doğru olmaz. Biz her gün bunlarla da mücadele etmek zorunda kalıyoruz. Sizlerin daha güçlü, aktif olması, daha iyi ürün üretmesi ve daha iyi gazete çıkarması, daha iyi televizyon yayıncılığı yapması bizim işimizi de kolaylaştırır.”
TGK Genel Başkanı Nuri Kolaylı ise Türk basınının gazetecilik mesleğini düzenleyen bir yasaya sahip olması gerektiğini belirtti.
Çoğu iş kolunun kendisine ait yasasının bulunduğunu kaydeden Kolaylı, “Türk basını, gazetecilik meslek yasasına acilen ihtiyaç duymaktadır. Basın sektöründe böyle bir yasa olmayınca dileyen herkes eğitim ve bilgi birikimine bakılmaksızın ‘gazeteciyim’ diyerek mesleğe başlayabilmektedir. Bu nedenle, gazetecilik mesleğinde ve bu mesleği kimlerin yapabileceğini düzenleyen gazetecilik meslek yasası, teknolojik gelişmeler de göz önüne alınarak günümüz koşullarına uygun olarak çıkarılmalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Bilecik Valisi Şefik Aygöl, Kütahya Valisi Musa Işın ile Bilecik İletişim ve Medya Derneği Başkanı Mehmet Ergün’ün de katılımcılara hitap ettiği programa, TGK Yönetim Kurulu üyeleri ile gazeteciler katıldı.
]]>Özden ATİK/ İSTANBUL, (DHA) İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde “Kelime-i Tevhid” bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e yumruk attığı gerekçesiyle 17 gün tutuklu kalan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Ege Akersoy, 4 yıla kadar hapis istemiyle bugün hakim karşısına çıktı. Akersoy, şikayetçinin taşıdığı bayrağın Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüğünü ifade ederek “Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum” dedi. Mahkeme, Akersoy hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırarak dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya,, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken, şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı.
Sanık Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi. Akersoy, “31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköy’den Karaköy’de geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemir’i gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistan’da oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm. O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi. ” dedi. Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti.
Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
İsmail Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkil olayda yaralanmıştır. Müvekkilin elindeki bayrak yasa dışı mıdır, illegal ifadeler mi vardır, terör örgütünün siması mı vardır, hayır. Müvekkilimin taşıdığı bayrak tabut üzerine konulan tevhid bayrağıdır. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN MEDYAYA YANSIMASI VE SOSYAL LİNÇTİR”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“EL ÖPÜP BAYRAĞA SAYGI GÖSTERİSİNDE BULUNSAYDI UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
İDDİANAME
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>-Ege Akersoy: Pişmanım
Özden ATİK/ İSTANBUL, İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde “Kelime-i Tevhid” bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e yumruk attığı gerekçesiyle 17 gün tutuklu kalan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Ege Akersoy, 4 yıla kadar hapis istemiyle bugün hakim karşısına çıktı. Akersoy, şikayetçinin taşıdığı bayrağın Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüğünü ifade ederek “Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum” dedi. Mahkeme, Akersoy hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırarak dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya,, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken, şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı.
Sanık Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi. Akersoy, “31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköy’den Karaköy’de geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemir’i gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistan’da oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm. O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi. ” dedi. Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti.
Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
İsmail Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkil olayda yaralanmıştır. Müvekkilin elindeki bayrak yasa dışı mıdır, illegal ifadeler mi vardır, terör örgütünün siması mı vardır, hayır. Müvekkilimin taşıdığı bayrak tabut üzerine konulan tevhid bayrağıdır. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN MEDYAYA YANSIMASI VE SOSYAL LİNÇTİR”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“EL ÖPÜP BAYRAĞA SAYGI GÖSTERİSİNDE BULUNSAYDI UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
İDDİANAME
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>-Ege Akersoy: Pişmanım
Özden ATİK/ İSTANBUL, İstanbul’da düzenlenen Filistin’e destek mitinginde “Kelime-i Tevhid” bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e yumruk attığı gerekçesiyle 17 gün tutuklu kalan 25 yaşındaki üniversite öğrencisi Ege Akersoy, 4 yıla kadar hapis istemiyle bugün hakim karşısına çıktı. Akersoy, şikayetçinin taşıdığı bayrağın Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüğünü ifade ederek “Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum” dedi. Mahkeme, Akersoy hakkındaki yurt dışı yasağını kaldırarak dosyanın mütalaasını hazırlaması için savcılığa gönderilmesine karar verdi.
İstanbul 11. Asliye Ceza Mahkemesindeki ilk duruşmaya,, tutuksuz sanık Ege Akersoy gelirken, şikayetçi İsmail Aydemir katılmadı.
Sanık Ege Akersoy kimlik sorgusunda elektrik mühendisliği mezunu ve öğrenci olduğunu, çalışmadığından herhangi bir geliri olmadığını söyledi. Akersoy, “31 Aralık günü arkadaşımda kalmıştım. Sabahında vapurla Kadıköy’den Karaköy’de geldim. Haliç metro civarında şikayetçi ismail Aydemir’i gördüm. Elinde yeşil üzerinde Arapça yazılı bayrak vardı. Suudi Arabistan bayrağı olabileceğini düşündüm. Bu olay öncesinde Suudi Arabistan’da oynanmak istenen Galatasaray-Fenerbahçe maçında ülkemizin kurucu önderinin isminin anılmasından ve İstiklal Marşının okutulmasından rahatsız olmalarından dolayı ben bu bayrağın Türkiye içinde dolandırılmasından rahatsız oldum. Ayrıca 12 askerimizin şehit olmasından dolayı ülkemizde sadece Türk bayrağı dalgalandırılması gerektiğini düşündüm. O gün tesadüfen denk geldiğim müştekiye ‘Sen Türk değil misin? Şu an hassas zamanlardayız, şehitlerimiz varken Türk bayrağının taşınması daha doğru’ dedim. O da ‘Sanane istediğim bayrağı taşırım’ dedi. Ardından bana doğru yaklaştığı sırada bana vuracağını düşünerek kendimi koruma dürtüsüyle kendisine bir kez yumruk attım. Pişmanım. Yaptığımın yanlış olduğunu biliyorum. Bu olay müştekiyle aramızda münferiden yaşanmış bir olaydı böyle de kalması gerekirdi. ” dedi. Akersoy, müştekiye yönelik “Tam bir Arap sevici Arap kültürünü savunuyor” tarzı sözler söylediğini hatırlamadığını belirtti.
Akersoy’un avukatı Ali Öztürk ise “Suçun maddi ve manevi unsurları oluşmamıştır. Halkın bir kesimin aşağılamak gibi bir durum yoktur. Bir anda gelişen münferit bir olaydır” diyerek beraat talep etti.
“ŞİKAYETİMİZ DEVAM ETMEKTEDİR”
İsmail Aydemir’in hasta olduğu için duruşmaya gelemediğini belirten müşteki avukatı Deniz Alp İmamoğlu ise “Şikayetiniz devam etmektedir. Savunmaları suçtan kurtulmaya yöneliktir. Müvekkilin kendisine yönelik bir hareketi olduğunu söylemiş o yüzden yumruk attığını söylemiştir. Ancak müvekkilimde skolyoz denilen omurga eğriliği rahatsızlığı vardır. Bu yüzden yaşı ve fiziki durumu dikkate alınarak yumruk atma imkanı olamaz. Müvekkil olayda yaralanmıştır. Müvekkilin elindeki bayrak yasa dışı mıdır, illegal ifadeler mi vardır, terör örgütünün siması mı vardır, hayır. Müvekkilimin taşıdığı bayrak tabut üzerine konulan tevhid bayrağıdır. Müvekkilin katılma sebebi Filistinlilere yapılanlara karşı gelmek için olduğu gibi, 12 şehidimize rahmet okutmaktır” diyerek sanığın cezalandırılmasını talep etti. Diğer şikayetçi avukatı ise müvekkilinin bayrağı miting alanındaki seyyar satıcıdan aldığını, ayrıca Türk bayrağı da taşımakta olduğunu ifade ederek sanığın cezalandırılmasını istedi.
“OLAYI BURAYA GETİREN MEDYAYA YANSIMASI VE SOSYAL LİNÇTİR”
Savcı, dosyanın mütalaa için kendisine verilmesini istedi. Söz alan sanık avukatı Ali Öztürk, “Olayın, bayrağın illegal olup olmamasıyla ilgisi yoktur. Müvekkilimin, müştekinin hastalıklarını bilmesi mümkün değil, aralarında itişme olduğunu kendini koruma maksatlı hareket ettiğini söylemiştir. Olayı buraya getiren medyaya yansıması ve bir nevi sosyal linçtir. Müvekkilim bayrak da ne yazdığını bilmiyordu. Bayrak da ne yazdığını müşteki de olaydan önce bilmiyordu” şeklinde konuştu.
YURT DIŞI YASAĞI KALDIRILDI
Mahkeme, dosyanın esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak üzere savcılığa gönderilmesine karar verdi. Sanık hakkındaki yurt dışı yasağının kaldırılmasına karar veren mahkeme, duruşmayı 19 Şubat’a erteledi.
“EL ÖPÜP BAYRAĞA SAYGI GÖSTERİSİNDE BULUNSAYDI UZLAŞMAYA HAZIRDIK”
Şikayetçi avukatı Deniz Alp İmamoğlu duruşma sonrasında basın mensuplarına açıklama yaparak müvekkilinin taşıdığı bayrağın, yasadışı bir bayrak olmadığını belirtti. İmamoğlu, müvekkilinin uğradığı saldırının kabul edilemez olduğunu söyleyerek “Böyle bir saldırının düşünce ve ifade özgürlüğüne yapıldığını düşünüyoruz. Sanığın cezalandırılmasını talep ettik. Sanık herhangi bir şekilde uzlaşmaya yanaşmadı. Biz müvekkilden el öpüp özür dilendiğinde uzlaşmaya açıktık ve bayrağa bir saygı gösterisinde bulunulduğunda uzlaşmaya hazırdık. Sanık bunu kabul etmedi” dedi.
İDDİANAME
Fatih’te 1 Ocak sabah saatlerinde yapılan ‘Şehitlere rahmet, Filistin’e destek, İsrail’e lanet’ mitingine katılan İsmail Aydemir elinde Kelime-i Tevhid Bayrağı ile yürümüştü. Ege Akersoy, Haliç metrosu civarında tesadüfen karşılaştığı Aydemir’e “Sen Türk değil misin” dedikten sonra yumruk atmıştı. Gözaltına alınan Akersoy tutuklanarak cezaevine gönderilmişti. İddianamede Ege Akersoy’un kamuya açık alanda Filistin’de yaşanan olayları protesto etmek için toplanan grupta yer alan ve üzerinde Arapça ifadeler bulunan bayrağı taşıyan İsmail Aydemir’e “Sen tam bir Arap sevicisisin… Arap kültürünü savunuyor” şeklinde söylemler ile halkın sosyal sınıf, ırk veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ettiği belirtildi. İddianamede, şüpheli Akersoy’un “Basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde kasten yaralama” ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” suçlarından toplam 1 yıl 4 aydan 4 yıla kadar hapsi istendi.Akersoy, iddianamenin kabul edilmesinin ardından yurt dışı çıkış yasağı konularak tahliye edildi.
]]>DAHA iyi hayat için başka ülkelere gitmek isteyenlerin umut yolculuğu rotasındaki Türk denizlerinde, geçen yıl 836 yasa dışı göçmen olayında 20 kişi ölü bulundu, 11 kişi kayboldu, 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı. Denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişinin cansız bedeni bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti.
Akdeniz, son yıllarda ekonomik kriz ve savaş gibi nedenlerden Asya ile Afrika’daki ülkelerini terk etmek zorunda kalan kaçak göçmenlerin Avrupa ülkelerine sığınmak için tercih ettiği tehlikeli sular haline geldi. Daha iyi yaşam umuduyla çoğunlukla Orta Doğu ve Asya’dan Avrupa’ya gitmeye çalışan kaçak göçmenlerin zorlu yolculuk gerçekleştirdiği Türkiye denizlerinde, 2 Eylül 2015’te fiber teknenin batması sonucu Bodrum’da sahile vuran 3 yaşındaki Suriyeli Aylan bebeğin cansız bedeni, dünyada kaçak göçmenlerin yaşadığı sorunların simgesi oldu.
17-22 Ocak tarihleri arasında Antalya’da 6 günde 7, Muğla’da ise 1 ceset sahile vurdu. Cesetlerin, 11 Aralık 2023’te Lübnan ile Suriye arasındaki sahil bölgesinden Kıbrıs’a doğru hareket ederken bağlantısı kesilen ve 90 kişiyi taşıyan teknenin battığı, cesetlerin Antalya kıyı hatlarına sürüklendiği ihtimali üzerinde duruldu. Antalya’da kıyıya vuran cansız bedenlerin üzerindeki kıyafetlerin üretim yerinin Suriye olduğu tespit edildi.
23 BİN 977 GÖÇMEN SAĞ KURTARILDI
2023’te Türk denizlerinde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı 836 olarak kayıtlara geçti. Denizlerde 23 bin 977 göçmen sağ kurtarıldı, 20 göçmen ölü bulundu, 11 göçmen de kayboldu.
14 YILDA 923 GÖÇMEN ÖLÜ BULUNDU
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğü verilerine göre, denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olaylarında 2010-2023 yılları arasında 184 bin 175 göçmen sağ kurtarıldı, 923 kişi ölü bulundu, 503 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti. Arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı sayısı, 2010’dan 2023’e 23 kat arttı. 2010’da denizlerde arama-kurtarma gerektiren 36 yasa dışı göçmen olayı yaşandı. Bu olaylarda 1073 göçmen sağ kurtarıldı, ölüm ve kayıp olayı gerçekleşmedi.
ÖLENLER, KAYBOLANLAR, SAĞ KURTARILANLAR
2010-2023 yıllarını kapsayan süreçte denizlerde arama-kurtarma gerektiren yasa dışı göçmen olayı, kaybolan, ölü bulunan ve sağ kurtarılan kişi sayısı şöyle:
2010’da yasa dışı göçmen olay sayısı 36, sağ kurtarılan kişi sayısı 1073.
2011’de yasa dışı göçmen olay sayısı 13, sağ kurtarılan kişi sayısı 555, ölü bulunan kişi sayısı 1.
2012’de yasa dışı göçmen olay sayısı 60, sağ kurtarılan kişi sayısı 1638, ölü bulunan kişi sayısı 62.
2013’te yasa dışı göçmen olay sayısı 242, sağ kurtarılan kişi sayısı 7 bin 161, ölü bulunan kişi sayısı 40, kayıp kişi sayısı 16.
2014’te yasa dışı göçmen olay sayısı 490, sağ kurtarılan kişi sayısı 12 bin 467, ölü bulunan kişi sayısı 74, kayıp kişi sayısı 81.
2015’te yasa dışı göçmen olay sayısı 1540, sağ kurtarılan kişi sayısı 58 bin 570, ölü bulunan kişi sayısı 263, kayıp kişi sayısı 201.
2016’da yasa dışı göçmen olay sayısı 301, sağ kurtarılan kişi sayısı 11 bin 751, ölü bulunan kişi sayısı 158, kayıp kişi sayısı 96.
2017’de yasa dışı göçmen olay sayısı 68, sağ kurtarılan kişi sayısı 2 bin 36, ölü bulunan kişi sayısı 56, kayıp kişi sayısı 30.
2018’de yasa dışı göçmen olay sayısı 120, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 234.
2019’da yasa dışı göçmen olay sayısı 255, sağ kurtarılan kişi sayısı 3 bin 583, ölü bulunan kişi sayısı 75.
2020’de yasa dışı göçmen olay sayısı 294, sağ kurtarılan kişi sayısı 9 bin 164, ölü bulunan kişi sayısı 45, kayıp kişi sayısı 50.
2021’de yasa dışı göçmen olay sayısı 729, sağ kurtarılan kişi sayısı 18 bin 529, ölü bulunan kişi sayısı 15.
2022’de yasa dışı göçmen olay sayısı 1109, sağ kurtarılan kişi sayısı 30 bin 437, ölü bulunan kişi sayısı 41, kayıp kişi sayısı 18.
2023’te yasa dışı göçmen olay sayısı 836, sağ kurtarılan kişi sayısı 23 bin 977, ölü bulunan kişi sayısı 20, kayıp kişi sayısı 11.
]]>Bu aynı zamanda seks sırasında çiftler arasında ortaya çıkan oldukça yararlı hormonlardan biri.
Seksin sağladığı fiziksel ve psikolojik faydalara dair bugüne kadar pek çok kanıt açıklandı.
Her insanın farklı ihtiyaçları ve değerleri olduğunu kabul ederek, arzu edilen sıklıkta uygulandığında seksin sağlayabileceği faydaları ayrıntılarıyla anlatacağız.
Uyku sorununa iyi gelebilir
Cinsel aktivite sırasında beyin, heyecan, tatmin ve mutluluk yaratan bir madde olan endorfin üretir.
Bunlar aynı zamanda orgazm öncesinde ve sonrasında yaşanan coşku ve sakinlik durumu ile de ilişkilidir.
Her ne kadar kendimizi iyi hissettirse de seksin, antidepresan gibi bir tedavi işlevi görebileceği söylenemez.
Evet, içimizdeki hoş duyguları artıran haz dolu anlar sağlayabilir ancak depresyon gibi ruhsal hastalıklar çok daha karmaşık tedavi yöntemleri gerektiriyor.
Ama seksin uyku haline geçmeyi kolaylaştırdığını söyleyebiliriz. Bu da ruh sağlığı problemlerinin semptomlarından biri olarak görülebilen uyku problemine iyi gelebilir.
Stresi azaltır
Kişiden kişiye etki seviyesi farklılık gösteren stres hali de günlük yaşamın talepleri ile orantılı olarak azalır ya da artabilir. Bu durum cinselliğe olan isteğimizi de etkileyebilir.
Bunaltıcı durumlarda uzun süre kaldığımızda, cinsel ilişki kurma isteğimiz azalır ve bu da daha az tatmin olmamıza neden olabilir.
Günlük yaşamın gereklilikleriyle başa çıkmamız için gerekli olan, kortizol seviyesinin uzun süre yüksek seviyede seyretmesinin etkileri olumsuz olacaktır.
Bu anlamda stres hali, cinsel arzuyu azaltsa da, seks bu nedenle oluşan stresi azaltmamızı sağlayabilir.
İlginç bir gerçek şu ki, mutlu birliktelik içinde olan çiftler stresli bir günün ardından cinsel ilişkiye girme eğiliminde oluyor.
Ayrıca seksin yararlı etkilerinden en çok faydalananlar da onlar.
Bağışıklık sistemini güçlendirir
Düzenli cinsel aktivite virüslere, bakterilere ve diğer patojenlere karşı fizyolojik savunmamızı güçlendirir.
Ayda üç kez seks yapmanın, koronavirüse karşı koruma sağlayabileceğini savunan çalışmalar bile bulunuyor.
Bu keşif elbette diğer bulaşıcı hastalıklar için de geçerli.
Bağışıklık sistemi üzerindeki fayda yaşa ve cinsel aktivite türüne bağlı değil, yani herkes bunu hayatının farklı zamanlarında elde edebilir.
Kısacası kanıtlar, cinsel ilişki sıklığı arttıkça bağışıklık sistemimizin hastalık tehditlerine karşı daha dirençli hale geldiğini gösteriyor.
Kan basıncını ve ağrıyı azaltır
Aktif cinsel yaşantı kardiyovasküler sisteme de yardımcı olur.
Çift olarak yapılan cinsel birlikteliğin, sistolik ve diyastolik basıncı arttırdığı, bunun orgazm anında yoğunlaştığı ve sonrasında azaldığı bilinmektedir.
Gençlerde tek bir cinsel ilişki, istirahate kıyasla altı kat fazla enerji tüketimi ortaya çıkarıyor.
Yakın zamanda yapılan başka bir çalışma, yaşlılık döneminde cinsel aktiviteyi sürdürmenin kardiyovasküler sorunların ortaya çıkma riskini azalttığını savunuyor, aynı zamanda bilinen diğer risk faktörleri üzerinde de olumlu etki yapıyor. Ağrılara da hafifletici etkisi olabiliyor.
İlişkiyi ve duygusal bağı güçlendiriyor
Seks, çiftler arasındaki bağı oluşturmak, güçlendirmek ve sürdürmek için önemli. Bu ilişkinin ödüllendirilmesidir aynı zamanda.
Cinsel birleşme sırasında, bağ güçlenmesine katkıda bulunan bir hormon olan oksitosin üretilir. Aynı hormon emzirme sırasında anne ve çocuğu tarafından da üretilir.
Oksitosin, sosyal ve duygusal davranışları düzenlemeye yardımcı olur ve iyi bir bünyenin de kilitlerinden biridir.
Aynı zamanda korku, endişe ve stres durumlarına verilen tepkileri de düzenler; sarılma, okşama, öpme gibi samimi anlarda üretilir.
Bu, seksin yalnızca cinsel organlarla sınırlı olmadığını, daha ince bir etkileşim biçiminin aracısı ya da sonucu olduğunu da gösteriyor.
Her ne kadar orgazm cinsel birleşimin en tepe noktası olsa da, cinsel ilişkiler tamamen bu sonuca bağlanmamalı veya ulaşılmadığı takdirde eksik hissedilmemelidir.
Kısacası seksin birçok faydası var. Sonunda haz almak ve rahatlayabilmek için, öncelik her zaman ilgili kişilerin ihtiyaçlarına verilmelidir.
Yoğunluk veya sıklık üzerinde baskı oluşturmak çoğu zaman verimsizdir. İşin sırrı, karşılıklı ihtiyaçlarımızı bilmek ve saygı duymaktır.
Bu makalenin orijinali The Conversation’da yayımlandı ve Creative Commons lisansı altında burada aktarıldı.
]]>Tasarının Lordlar Kamarası’nda çok sert şekilde eleştirilmesi bekleniyor. Lordların reddetmesi halinde, tasarı yeniden Avam Kamarası’nda görüşülecek.
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, görevi süresince ilk kez lideri olduğu Muhafazakar Parti’de büyük bir parti muhalefetle karşılaşmıştı.
Onlarca milletvekili oylama öncesi, tasarısının yasalaşması halinde mahkemeler tarafından tekrar engellenme riski olduğu gerekçesiyle mevcut haline karşı çıkacaklarını söylemişti.
Bu milletvekilleri, tasarıda değişiklikler yapılmasını talep etmişti.
Ancak Avam Kamarası’daki oylamada sadece 11 milletvekili tasarıya ret oyu verdi.
Sunak, bazı sığınmacıların sınır dışı edilerek Ruanda’ya gönderilmesinin, küçük teknelerle Manş Denizi’ni geçerek İngiltere’ye ulaşmaya çalışan göçmenler için caydırıcı olacağını savunuyor.
Ana muhalefetteki İşçi Partisi ise “”maliyetli bir aldatmaca” olarak nitelendirdiği bu plana karşı çıkıyor.
Eski Göçten Sorumlu Devlet Bakanı Robert Jenrick, Çarşamba günü yasa tasarıyla ilgili bir değişiklik önergesi sundu.
Önerge, İngiliz hükümetinin, sığınmacıların Ruanda’ya gönderilmesiyle ilgili olarak insan hakları hukukunun bazı bölümlerini görmezden gelmesine izin verilmesini öngörüyordu.
Jenrick ayrıca bakanların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden (AİHM) son anda gelen ara kararları otomatik olarak reddetmelerini sağlayacak bir değişiklik önergesi de sundu.
Haziran 2022’de verilen bu tür bir karar sonrası, sığınmacıları Ruanda’ya götürecek uçak durdurulmuştu.
Milletvekilleri, yasa tasarısında yapılmak istenen değişiklikleri kabul etmedi. Ancak Muhafazakar Parti’den 61 milletvekili değişiklik önergesine destek verdi. Bu, Rishi Sunak’ın başbakanlık döneminde karşılaştığı en büyük parti için muhalefet oldu.
Bazı milletvekilleri tasarının değişmemesi halinde çekimser kalabileceklerini ve hatta ret oy kullanabileceklerini söyledi.
30 civarında Muhafazakar Parti milletvekilinin aleyhte oy kullanması halinde tasarı reddedilebilir, Sunak’ın otoritesi ciddi şekilde sarsılabilirdi.
Ancak sadece aralarında Jenrick ve eski İçişleri Bakanı Suella Braverman’ın da bulunduğu 11 milletvekili aleyhte oy kullandı.
Muhafazakar Parti’den 18 milletvekili oy kullanmadı. Ancak bunlardan bazıları kasıtlı olarak, çekimser kalmak yerine oylamaya katılamamış da olabilir.
Tasarıya ret oyu veren Muhafazakar Parti milletvekillerinden Danny Kruger, bazı meslektaşlarının endişelerine rağmen yasayı “siyasi bozulmayı” önlemek adına desteklediklerini söyledi.
Tasarıya karşı çıkan Sir Simon Clarke da “Muhafazakar Partili tüm milletvekilleri Ruanda politikasının başarılı olmasını istiyor. Bazılarımızın tasarıya ilişkin endişeleri kayıtlara geçti, ancak kimin haklı olduğunu tarih gösterecek” dedi.
İşçi Partisi: Maliyetli bir aldatmaca
Ana muhalefetteki İşçi Partisi ise tasarıya karşı çıktı. Partinin İçişleri Sözcüsü Yvette Cooper, politikayı şu ana kadar hiçbir sığınmacıyı Ruanda’ya gönderemeyen “maliyetli bir aldatmaca” olarak nitelendirdi.
İşçi Partisi Göç Sözcüsü Stephen Kinnock da “karşılanamaz, uygulanamaz” olarak nitelediği tasarının “yasa dışı” olduğunu söyledi.
İçişleri Bakanı James Cleverly ise savunduğu planın “İngiltere’ye yasa dışı yollardan girerseniz burada kalamazsınız” mesajını net şekilde verdiğini söyledi. Cleverly, “Bu yasa tasarısı, yasal zorluklara son vermek üzere titizlikle hazırlandı” dedi.
Öte yandan İsviçre’nin Davos kentinde konuşan Ruanda Devlet Başkanı Paul Kagame, ülkesine sığınmacı gönderilmemesi halinde İngiltere’den aldıkları parayı iade edeceklerini söyledi.
İngiltere, Doğu Afrika ülkesine bugüne kadar 240 milyon sterlin ödedi ve 50 milyon sterlin daha ödemesi bekleniyor.
İngiltere’de Yüksek Mahkeme, Kasım’da hükümetin sığınmacıları Ruanda’ya göndermek için hazırladığı ilk planın yasalara aykırı olduğuna hükmetmişti.
Yüksek Mahkeme aynı kararda, Ruanda’nın “sığınmacıların güvenliğine dair verdiği vaatlerin bir kısmını yerine getirmeyen, imzaladığı anlaşmalara riayet etmeyen bir ülke izlenimi verdiğini kaydetmişti.
Buna karşılık hükümet, Ruanda ile iltica sürecini güçlendirmek için Ruanda devleti ile yeni bir anlaşma imzalamış ve bu ülkenin “güvenli” olduğunu ilan ettiği yeni bir yasa teklifi hazırlamıştı.
Yüksek Mahkeme neden ilk Ruanda planını engellemişti?
İngiltere Başbakanı Rishi Sunak, Ruanda planının ilk aşamasında sığınma başvurusu yapanların Ruanda’ya gönderilmesini ve başvurularının bu ülkede değerlendirilmesini planlıyordu.
Bu yöndeki girişimleri, sığınmacıların bulunduğu bir uçak Ruanda’ya doğru havalanmak üzereyken, AİHM’in “Buna karşı açılan davalar sonlanana kadar kimse gönderilmemeli” kararıyla boşa düşmüştü.
Ardından İngiltere Yüksek Mahkemesi Kasım’da oy birliğiyle Ruanda planının hukuka aykırı olduğuna hükmetmişti.
Mahkeme, Ruanda’ya gönderilecek sığınmacıların kendi ülkelerine geri gönderilme riski altında olacağını söylemişti. Bu da İngiltere’nin taraf olduğu, işkence ve insanlık dışı muameleyi yasaklayan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlali anlamına geliyordu.
Kararda ayrıca Ruanda’nın kötü insan hakları sicili ve geçmişte mültecilere yönelik muamelesine ilişkin endişelere de yer verildi.
Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), mahkemeye verdiği bilgide Ruanda’nın 2020-2022 yılları arasında Afganistan, Yemen ve Suriye’den gelen kişilerin sığınma taleplerinin tamamını geri çevirdiğini söyledi.
Ruanda hükümeti ise mahkeme kararını reddetti ve “İnsani sorumluluklarımızı ciddiye alıyoruz ve bunları yerine getirmeye devam edeceğiz” dedi.
Ruanda ile yapılan yeni anlaşma neleri içeriyor?
İngiltere 5 Aralık’ta Ruanda ile yeni bir göç anlaşması imzaladı.
İçişleri Bakanı James Cleverley, bu anlaşmanın sığınma talebinde bulunmak üzere Ruanda’ya gönderilen herhangi bir kişinin geri gönderilme riski altında olmayacağını garanti altına aldığını söyledi.
Anlaşmanın hükümleri şöyle:
]]>