Sultanahmet Meydanı’ndaki tarihi Alman Çeşmesi’nin yanına kurulan sahnede ” Filistin’de öldürülen gazeteciler için nöbetteyiz” yazısı yer aldı.
Saat 14.00 itibarıyla başlayan yayına ilk olarak AYF Başkanı Sinan Burhan, Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ve CNN Türk spikeri Fulya Öztürk katıldı.
Anadolu’da yayın yapan 20 televizyon kanalı ile sosyal medya platformlarından canlı yayınlanan programda ulusal basından çok sayıda gazeteci yer alacak.
“Bu gazeteciler Filistin halkının sesi oluyordu”
AYF Başkanı Burhan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un destekleriyle bu yayını gerçekleştirdiklerini, politik bir amaç taşımadıklarını ve yayınlarının herhangi bir parti yayını olmadığını söyledi.
Yaptıkları yayının dili, dini, ırkı, mezhebi ne olursa olsun, mazlum ve mağdur insanlara sahip çıkma yayını olduğunu belirten Burhan, şunları söyledi:
“Filistin’de 140 gazetecimiz şehit edilmiş ya da öldürülmüş. Bu gazeteciler ne yapıyordu? Filistin halkının sesi oluyordu. İsrail devlet terörünü dünyaya duyuruyordu. Açlığı, susuzluğu, bütün bunları duyuruyordu. Ne oldu? İsrail devleti önce gazetecileri hedef aldı. Biz de bunun farkında olduğumuzu belirtmek için burada eylem yapıyoruz. Bugün başlayan eylemimiz yarın saat 14.00’e kadar devam edecek, 80 gazeteci katılacak. Açılışı Fulya Öztürk yaptı, Mustafa Kartoğlu, Çetiner Çetin, Başak Şengül, Erkan Tan, Ekrem Kızıltaş, Rahim Er, Emin Pazarcı, Zafer Şahin, İsmail Küçükkaya, Halk TV. Biz dedik ki ‘Tüm gazeteciler katılabilir, bizim için gazetecilik önemli.’ Kimseye bizim bir ön yargımız yok. Katılan tüm arkadaşlara biz teşekkür ediyoruz. Burada 24 saat Anadolu kanallarıyla ortak yayın yaparak Filistinli gazeteciler adına biz ayakta olduğumuzu, nöbette olduğumuzu, Filistin’in sesi olacağımızı duyurduk.”
“Gazeteciler sadece bu soykırımı belgelemek için oradaydılar”
Akşam gazetesi yazarı Mustafa Kartoğlu ise İsrail’in bir süredir bölge ülkeleriyle başlattığı normalleşme çabalarının samimi olmadığını, genişlemenin ve bölge ülkelerini yumuşatmanın bir yöntemi olarak bunu kullandığını 7 Ekim’den sonra gösterdiğini dile getirdi.
Kartoğlu, 7 Ekim saldırıları karşılığında İsrail’in meşru taleplerinin dikkate alınabileceği yeni bir dönemin başlatılabileceğini ancak bunun yerine çok daha büyük bir intikamın soykırımla alınma yoluna gidildiğini ifade etti ve şöyle devam etti:
“Gazeteciler sadece bu soykırımı belgelemek için oradaydılar. Onlara mani olundu. Daha dün TRT ekibi bombalandı, daha önce Anadolu Ajansı muhabirleri saldırıya uğramıştı, Aljazeera aynı şekilde. Bölgenin sesinin çıkmasını istemiyorlar, görüntülerin dağılmasını istemiyorlar. İnterneti kesiyorlar, telefon bağlantılarını koparıyorlar, bağlantı kuranları tespit edip sinyal gelen yere bomba yağdırıyorlar. ve bütün dünya sessiz sedasız orada İsrail katliamını izlesin istiyorlar. İsrail tarafından yapılan propagandanın dinlenmesini ve sadece onun duyulmasını istiyorlar. Fakat bunu başaramıyorlar. Gazeteciler canları pahasına orada olan biteni bütün dünyaya anlatıyor, bütün dünyaya gösteriyor.”
Gerçeği haykıranların bir parçası olmaya sembolik bile olsa çaba gösterdiklerine dikkati çeken Kartoğlu, “Bütün dünyada eğer halkların, yönetimleri üzerinde etkili olduğu bir demokrasiden söz edilecekse bütün dünyada yönetimlerin bugün ayağa kalkmış olan halklarının sesine destek vermesi, bu sesi dinlemesi beklenir.” dedi.
Kendisinin ve birçok gazetecinin bu çağrıyı yaptığını kaydeden Kartoğlu, “Aksi halde giderek bugün dünya hukuk sistemini, dünya devletler sistemini, insan hakları ilkelerini ortadan kaldıran, çiğneyen bir İsrail’in varlığı, İsrail yönetiminin varlığı bu şekilde korunur ve bir ölçüde de kutsanırsa, dokunulmaz hale getirilirse ne ülkelerin birbirine güveni kalır ne de insanların kendi ülkelerine, kendi yönetimlerine, kendi devletlerine güveni kalır. Bu güvensizlik ortamı giderek aslında Avrupa demokrasilerini tehdit eder ve bütün dünyayı tehdit eder. Biraz da aslında bu sesimizi yükseltmemizin sebebi dünyanın kendi kendini yok etmeye doğru gitmesine mani olmak.” ifadelerini kullandı.
“Gazze halkının haykırışı Anadolu’dan duyuldu”
Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı Aytekin Polatel, 7 Ekim’de başlayan İsrail saldırıları sonucu bir gazeteci cinayetinin ortaya çıktığını, İsrail’in inanılmaz ölçüde, bölgede görev yapan her türlü gazeteciyi hedef gözetmeksizin öldürmeye başladığını söyledi.
İsrail’in Gazze halkına uyguladığı şiddetin, ablukanın, katliamın bir insanlık dramı olduğunu vurgulayan Polatel, “Bunu görmezden gelemeyiz. Gazze halkının oradaki haykırışı Anadolu’dan duyuldu. ve Anadolu halkı Gazze halkıyla birlikte beraber, yek bir vücut olmaya çalıştı.” görüşünü sundu.
Bu noktada Türkiye Haber Kameramanları Derneği’nin bölgede görev yapan habercilerin anılarından oluşan bir kitap hazırladığını aktaran Polatel, “Gelecek nesillere de İsrail devletinin masum insanları nasıl katlettiğini, nasıl abluka yaptığını anlatan bir kitap olacak.” diye konuştu.
İsrail’in katlettiği gazeteci sayısının 140’ı bulduğuna işaret eden Polatel, “Onların da sesi olmak, dünya kamuoyuna ‘Burada bir katliam var.’ demek için bugün burada 24 saat bir yayın düzenleniyor. Ben de Türkiye Haber Kameramanları Derneği Başkanı olarak bu yayında, orada yaşadıklarımızı, meslektaşlarımızın yaşadıklarını anlatmak için bir büyük çaba içerisinde olacağım.” ifadelerini kullandı.
“Katliamı belgeleyen bir Türk medyası var”
Türkçe Konuşan Ülkeler Uluslararası Gazeteciler Derneği Genel Başkanı Güngör Yavuzaslan, AYF’nin yaptığı bu etkinliğin dünyada bir ilk olduğunu belirterek “Tarihe tanıklık ediyoruz. Bu 24 saatlik yayın kamuoyu oluşturma açısından çok önemli.” dedi.
Yavuzaslan, İsrail’in AA ve TRT örneğinde olduğu gibi özellikle Türk gazetecileri hedef aldığını, Gazze içinden gerçekleri dünyaya en üst düzeyde ulaştıran kurumlar AA ve TRT nedeniyle bunu yaptığını anlattı.
Lahey Adalet Divanı’nda Güney Afrika Cumhuriyeti’nin hazırladığı dosyada dijital materyaller olarak adlandırılan materyallerin hepsinin AA ve TRT’nin sahadaki çalışmaları olduğuna dikkati çeken Yavuzaslan, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Katliamı belgeleyen bir Türk medyası var. Bu da ister istemez ki dün hareket halinde araç içinde vurulan meslektaşların orda hedef olmasına neden oluyor. Hem gazeteci hem de mesleki örgüt yöneticisi olarak dayanışmayı en üst düzeyde göstereceğiz. 6 aydır devam eden bir katliam var. Bu katliamı duyuran bir Türk medyası var. Filistinli meslektaşlarımız açısından biz bunu çok önemsiyoruz. Gazze insanlığın öldüğü yer, bir vicdan testi. Testte kim iyiler ikliminde, kim kötülerin yanında görüyoruz. Türkiye ve Türk gazeteciler her zaman iyilerin ve masumluğun yanında olduğu bir kez daha gösterdi.”
“İsrail gazetecileri bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef almaktadır”
Filistinli araştırmacı ve gazeteci Muin Naim, “Son 6 ay içinde Gazze’de olup bitenler belki de basın tarihinin en büyük gazeteci katliamdır. Çünkü 1. Dünya Savaşı’nda, 2. Dünya Savaşı’nda veya Rusya’nın Ukrayna’ya yaptığı saldırılarda bu kadar gazeteci, hatta yarısı bile öldürülmemişti. Ama İsrail gazetecileri bilerek, isteyerek ve planlayarak hedef almaktadır.” diye görüş belirtti.
İsrail’in Gazze’de birçok yabancı, yerli basın kuruluşunun temsilcilerini ve gazetecileri hedef aldığını aktaran Naim, “İsrail bugün hakikati susturmaya çalışıyor ama Filistin’deki ve Filistin dışındaki gazetecilerin bu hakikati susturmamak için elinden geleni yapacağına inanıyoruz. Örneğin şu anda Refah Sınır Kapısı’nda yüzlerce gazeteci bekliyor. Aylardır bekliyorlar ki ilk fırsatta Gazze’ye girmeye çalışıyorlar. Hatta bazı yardım kuruluşlarının dahi çalışanları kendileri hakikate aktarmak için gazeteci görevine üstlenmek zorunda kaldılar.” ifadelerini kullandı.
]]>KESK’e bağlı Basın Yayın ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber Sen), İzmir TRT İl Müdürlüğü önünde “Son 20 yılda ki bütün seçimlerde olduğu gibi TRT bizi yine yanıltmadı. Kamu hizmeti yayıncılığı yapması gereken, halktan alınan vergilerle finanse edilen kurum halktan uzaklaştı ve iktidarın yayın kanalı olma görevini yine devam ettiriyor” açıklamasını yaptı.
Haber Sen üyeleri, İzmir TRT İl Müdürlüğü önünde toplanarak yerel seçim sürecinde TRT’nin yayın politikasıyla ilgili açıklama yaptı. Haber – Sen İzmir 6 No’lu Şube Başkanı Menduh Tunç okudu. Açıklamaya CHP İzmir Milletvekili Yüksel Taşkın, eski CHP İzmir Milletvekili Atila Sertal, TİP Konak Belediye Meclis Üyesi Adayı Bilal Erdoğan, Yapı Yol Sen İzmir Şube Başkanı Ergün Küçükkaya, Tüm Emekliler Sendikası Seferihisar Şube Başkanı Emire Özkoç ve emekli TRT çalışanları katıldı. Tunç, şunları söyledi:
” SARAY ADETA TRT HABER İÇİNE KENDİ HABER MERKEZİNİ KURGULADI”
“Kuruma doldurulan liyakatsiz yöneticiler, işin ehli olmayan ve birilerinin ricasıyla işe alınan personel, dur durak bilmiyor, kurumu tarafsızlık ilkesinden uzaklaştırıyor. Siyasi erk tarafından ‘bir sana, bir bana’ mantığı ile kadrolar dolduruluyor, liyakatsiz yöneticiler iş başına geliyor. Özellikle TRT Haber Kanal Koordinatörlüğü; kurumda deneyimli, kadrolu pek çok muhabir ve yönetici varken yöneticileri Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığından gelmeye devam ediyor, haber merkezi bir propaganda merkezine dönüştürüldü. Saray adeta TRT Haber içinde kendi haber merkezini kurguladı. TRT Haber’in seçim öncesi karnesine baktığımızda; 01 Ocak ve 10 Şubat 2024 tarihleri arasındaki 40 günlük yayın kayıtları incelendiğinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin ekrana getirilme süresi 1945 dakika olarak kayda geçmişken; ana muhalefet Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP’nin ekrana getirilme süresinin 25 dakika, DEM Parti Eş Genel Başkanlarına ise sıfır dakika verildiği tespit edildi. TRT Haber’in 19 Mart 2024 tarihli 24 saatlik yayını incelendiğinde ise, canlı yayınlar ve haber bültenlerinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP adaylarına 6 saat 35 dakika 22 saniye yer verilirken; CHP lideri Özgür Özel ise gece yarısı yayınlanan 2 bültende sadece 67 saniye yer alabildi. Aynı gün CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu, Ankara adayı Mansur Yavaş ve İzmir adayı Cemil Tugay bir saniye bile TRT Haber ekranında yer bulamadı. İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir haberle 2 dakika 33 saniye TRT Haber’de yer alırken, İyi Parti İstanbul adayı Buğra Kavuncu da 4 haberle 4 dakika 24 saniye ekranda kaldı. Diğer muhalif partilere ise hiçbir bülten ve canlı yayında yer verilmedi. Diğer taraftan TRT ekranlarında afetlere yönelik yayımlanan spot filmler ise doğrudan Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayının propagandası içermektedir. Filmlerde, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İstanbul adayının görüntüleri eşliğinde vatandaşın ‘Özellikle Eski Çevre ve Şehircilik Bakanımız Murat Kurum hiçbir zaman elini eksik etmedi’ şeklindeki sözlerini izleyebilirsiniz. Kaldı ki bu spot filmlerin seçim yaklaştığı son 2 hafta içinde neredeyse her saat yayınlandığını görebilirsiniz”
“TRT KAMU VİCDANINA SIĞMAYAN BİR SUÇ İŞLERKEN RTÜRK VE YSK İSE SÜRECE SEYİRCİ KALMAKTADIR”
TRT’yi kamu yayıncılığı yapmaya davet ettiklerini ifade eden Tunç, “Yerel seçimlere giderken TRT’nin sadece iktidar ve ortaklarının propagandasını yapması, sadece halk nazarında değil, kurumun asli emekçileri üzerinde de inanılmaz bir rahatsızlık yaratmaktadır. TRT kamu vicdanına sığmayan bu suç işlerken RTÜRK ve YSK ise sürece seyirci kalmaktadır. Hatırlatalım; bu Anayasal bir suçtur! TRT Kanunu’nun Yayın Esasları bölümünün 5.maddesi, “Anayasanın sözüne ve ruhuna bağlı olmak; kamu yararını korumak ve kollamak, tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak.” üzerinedir. Haber-Sen olarak ‘kamu hizmeti yayıncılığı’ ilkesi içinde olması gereken TRT’yi bir kez daha bıkmadan usanmadan bu ilkeye dönmesi çağrısını yapıyoruz. TRT yönetimi, 2954 sayılı TRT Yasası’nın yayın esaslarını belirleyen 5. maddesinin k ve m fıkralarını anlayarak okuyup uygulasalar tartışmalar bitecek. Yasa diyor ki; ‘TRT, Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak, kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak zorundadır’. TRT, yöneticilerine Anayasa’nın 133. maddesini ve TRT Yasası’nı bir kez daha okumalarını öneriyoruz” şeklinde konuştu.
]]>
Moskova’daki saldırıdan çok kısa bir süre sonra Kiev’i sorumlu tutan ilk açıklamalar gelmeye başladı.
Rus yetkililerin açıklamaları, basında çıkan haberler ve sosyal medyada yazılanlarla bir kampanyaya dönüştü.
BBC’nin doğrulama servisi BBC Verify, Kiev’i suçlama kampanyasının nasıl geliştiğini inceledi.
İlk suçlamalar
İlk suçlamalar, saldırıyla ilişkili haberlerin, sosyal medyada ortaya çıkmasının hemen ardından gelmeye başladı.
Kremlin yanlısı bazı bloggerlar, Cuma akşamı yapılan saldırıdan bir saat sonra Telegram’da Ukrayna’yı suçlayan paylaşımlar yapmaya başladı.
Sergey Markov isimli uzman, saldırganların “İslamcı radikallere” benzediğini ifade ettiği mesajında, delil göstermeksizin saldırının “muhtemelen Kiev’den organize edildiğini” iddia etti.
Yaklaşık 40 dakika sonra ulusal yayın yapan bir tabloid gazete olan Moskovsky Komsomolets’te askeri uzman Roman Şkurlatov, Ukrayna güvenlik servislerini işaret eden açıklaması yer aldı.
Saldırının duyulmasından yaklaşık iki saat sonra Rusya’nın eski Devlet Başkanı Dimitri Medvedev, Ukrayna izinin tespit edilmesi halinde intikam sözü verdi.
Sahte üstlenme açıklaması
Birkaç saat sonra, Rusya’nın bilinen televizyon kanallarından biri olan NTV’de, üst düzey bir Ukraynalı yetkilinin montajlı açıklaması yayınlandı.
Oleksiy Danilov isimli yetkili söz konusu montajlı videoda, “Bugün Moskova’da olanlar çok eğlenceli. Onlar için bu tür eğlenceleri daha sık düzenleyeceğimize inanıyorum” diyordu.
BBC Verify, videonun iki farklı televizyon röportajından kesilerek hazırlandığını tespit etti. Bu iki röportaj da YouTube’da bulunuyor.
Bunlardan ilki Danilov’la 19 Mart tarihinde yapılan bir röportaja ait. Üç gün önce yayınlanan ikinci röportajda ise Ukrayna’nın askeri istihbarat şefi Kirlo Budanov da yer alıyor.
Ancak Danilov’un NTV videosunda yer alan bazı sözleri orijinal röportajlarda duyulmuyor.
Liverpool John Moores Üniversitesi’nde, BBC Verify için yapılan analiz, NTV videosunda sesin manipüle edildiğini gösterdi.
Ancak araştırmacılar, Danilov’un sesinin yapay zeka tarafından mı üretildiğinden emin değil.
BBC Verify ekibi, ayrıca ses dosyasında, bir montaj programında işlendiğini gösteren izlere rastladı.
Vladimir Putin saldırıya ilişkin ilk açıklamasında resmi bir suçlamada da bulunuldu.
Rusya Devlet Başkanı, saldırganların Ukrayna’ya kaçmaya çalışırken yakalandıklarını, ve orada kendilerine bir sınır geçiş alanı yaratıldığını iddia etti. Ancak buna bir kanıt göstermedi.
BBC Verify şüphelilerin nereye doğru kaçtıklarını bağımsız kaynaklardan doğrulayamasa da, yakalandıkları anlara dair çok sayıda video ve fotoğrafı doğruladık.
Bu videolar, Putin’in iddiasına karşın, zanlıların Ukrayna sınırının çok uzağında yakalandığını gösteriyor.
Şüphelilerden ikisinin yakalandıktan sonra çekilen videosunun, Ukrayna sınırından yaklaşık 140 km mesafeye konumlandığını coğrafi eşleştirme yoluyla tespit ettik.
Ukrayna, sorumluluk iddiası için “saçmalık” diyor. IŞİD ise yayın organı üzerinden saldırıyı üstlendi.
Örgüt bununla birlikte, dört saldırganın yüzleri bulanık bir fotoğrafını ve aralarından birinin saldırı anında çektiği videoyu paylaştı.
Bu videodaki görüntülerle, konser salonunun mimari özellikleri eşleşiyor.
Ancak bu delillere rağmen Rusya, Ukrayna’yı suçlamaya devam ediyor.
Rusya’nın bilinen kanallarından RT’nin genel yayın yönetmeni Margarita Simonyan, X’teki hesabından saldırganların IŞİD üyesi olmadıklarını, çünkü intihar yeleği giymediklerini ve “ölme niyetleri olmadığını” savundu.
IŞİD’in katliamcılarına canlı yakalanmamaları talimatı vermiş olduğu doğru olsa da , örgüt üyeleri daha önce de benzer saldırılardan kaçmayı başarmıştı.
BBC İzleme Servisi, 2022’nin sonlarında Kabil’deki bir otele düzenlenen saldırıya katılan militanlardan birinin kaçtığını ve daha sonra bir intihar saldırısı gerçekleştirdiğini bildiriyor.
Şüpheliler hakkında ne biliyoruz?
Saldırganlar, yakalanmadan önce beyaz bir Renault ile kaçarken videoya alınmıştı.
Rus milletvekili Alexander Khinshtein’e, şüphelilerden birinin aracın yakınında, diğer üçünün ise kaçtıkları ormanda yakalandıklarını öne sürdü.
Khinshtein, söz konusu araçta silahlar ve Tacikistan pasaportlarının ele geçirildiğini de kaydetti.
Pazar günü, Dalerdzhon Mirzoyev, Saidakrami Murodali Rachabalizoda, Shamsidin Fariduni ve Muhammadsobir Fayzov isimli kişiler mahkemeye çıkarıldı.
IŞİD’in yayınladığı fotoğrafta şüphelilerden üçünün açık farklı renkte tişörtler giydiği görülüyor. Bunlar aynı şüphelilerin tutuklandıkları sırada giydikleri tişörtlerle uyuşuyor.
IŞİD’in sorumluluk iddiası ne kadar güvenilir?
Saldırganların katliam sırasında çektiği sansürsüz bir videonun yayınlanmış olması, videodaki sloganlar ve videonun IŞİD medya kanalları aracılığıyla yayınlanmış olması örgütün çalışma tarzıyla tutarlılık gösteriyor.
Saldırganlardan birinin saldırıdan iki hafta kadar önce Crocus Belediye Binası’nda çekilmiş bir fotoğrafı da Rus medyasında yayınlandı. Bu da olayın önceden planlandığına işaret ediyor.
IŞİD böyle saldırıları üstlenmeden önce saldırganların yaşayıp yaşamadığını beklemeyi tercih ediyor. Saldırganın ölmesi, bilgi verecek şekilde sorgulanamaması anlamına geliyor. Bu nedenle IŞİD’in, şüphelilerin akibeti henüz belli değilken saldırıyı üstlenmesinin alışılmadık bir durum olduğu kaydediliyor.
Bu durum aynı zamanda IŞİD’in saldırının sorumlusu olduğunu kanıtlamaya ne denli istekli olduğunu da gösteriyor.
Bu, IŞİD’in Rusya’yı hedef aldığı ilk saldırı değil. Örgüt 2015 ve 2018’de iki büyük saldırı daha gerçekleştirmişti.
]]>Senarist Hilal Çelenk, 1989’dan 2014’e kadar dizi sektöründe yer aldığını, 13 yıl “Mahallenin Muhtarları” dizisinin senaryosunu yazdığını söyledi.
İmza attıkları her senaryonun onu izleyen kişilerle etkileşim halinde olduğunu belirten Çelenk, “Senaryolarda negatif karakterler oluşturuyoruz, ben de oluşturdum. Ama hiç kimse bizim negatif karakterlerimize özenmedi.” dedi.
Çelenk, dizi senaryolarında işleyişle ilgili sorunlar olduğunu, karakterlerin davranışlarının sonuçlarının da anlatılması gerektiğini dile getirdi.
Dizilerle ilgili sorunlarda genellikle senaristlerin suçlandığına işaret eden Çelenk, “Ben eskiden senaryoyu kanala sunardım. Bugün senaristlere, kanallardan ve yapımcılardan içerikler geliyor. Benim kanala bir içerik sunma lüksüm yok. İçerik modaları var maalesef.” ifadelerini kullandı.
İlgi çekicilik açısından karakterler arası çatışmaların oluşturulduğunu, fakat bunun sınırının iyi belirlenmesi gerektiğini dile getiren Çelenk, “Kadın algısı ve kadınların toplumda yansıtılma biçimi değiştirilmeli. Fakat dizi sektörü bir endüstri ve her şey birbirine bağlı.” diye konuştu.
“Ekseninden sapmayan ve beni üzmeyen çok az işim olmuştur”
Oyuncu Deniz Uğur, bugün dizilerdeki sorunun “kötünün kutsanması” olduğuna işaret ederek, sektörün “kötülük yapanların cezasını er geç bulduğu” senaryolardan “kötü karakterlere bir şey olmadığı” senaryolara evrildiğini söyledi.
Uğur, “Senaryo yazarlarının, karakterler arası dramatik çatışmayı kullanırken, bunun toplumsal reçetesini sunması gerekiyor.” dedi.
30 yıllık meslek yaşamı boyunca en çok televizyon dizilerinde oynadığını anlatan Uğur, “Oynamayı kabul ettiğim her rolü ve karakteri çok severek kabul ettim fakat ekseninden sapmayan ve beni üzmeyen çok az işim olmuştur. Kabul ettiğiniz proje, daha çok dikkat çeksin, reyting alsın diye ekseninden sapıyor.” dedi.
Uğur, çok iyi kanal yöneticileri bulunduğunu belirterek, “Ama dizi sektörü bir ticaret. İşin ucu reklam verenlere dayanıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Dizilerde şiddet artınca toplumda şiddet artıyor”
KADEM Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Canan Sarı da RTÜK’ün 6’ncı maddesinin yayın hizmetlerine önceden müdahale etmeyi ve denetlemeyi içermediğini belirtti.
Diziler yayınlanmadan önce bir denetim yapılmadığını, bu nedenle yayınlandıktan sonra içeriği dolayısıyla zarar doğabildiğini belirten Sarı, “Dolayısıyla bu zararın doğmasını mı bekleyeceğiz yoksa doğmasının önüne mi geçeceğiz. Hukukçuların bunun sınırlarını belirlemesi gerektiğini düşünüyorum.” diye konuştu.
Sarı, dizilerde kadına şiddetin her türünün yer aldığını, televizyondaki şiddetle toplumdaki gerçek şiddet arasında bir doğru orantı olduğunu ifade ederek, “Dizilerde şiddet artınca toplumda şiddet artıyor. Toplumdaki şiddet artınca da dizilerde şiddet artıyor. İkisi birbirini etkiliyor. Şiddet içerikli yayınların yayınlanmasıyla ile şiddetin kabul edilebilir bir şey olduğu algısı izleyiciye veriliyor.” ifadelerini kullandı.
“Meclisi göreve davet ediyorum”
Star Gazetesi yazarı Fadime Özkan da kadına ve aileye zarar veren programların dizi ve haberler kadar gündüz kuşağı kadın programlarının olduğuna işaret ederek, bunun da ele alınması gerektiğini söyledi.
Dizilerin gençlerin evliliğe bakış açısını zedelediğini belirten Özkan, “Çözüm aramak bakımından bazen geç kalıyoruz. Televizyon dizilerinde gösterilen kadın algısı, evlilik kurumunun gösterilme biçimi çok yanlış. Meclisi göreve davet ediyorum çünkü dizilerdeki kadına yönelik şiddet konusunda hukuksal bir düzenleme gerekiyor.” dedi.
Oyuncu Erdinç Gülener de dizi setlerindeki anılarını paylaştı.
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen program, çok sayıda ulusal ve uluslararası yayımcıyı bir araya getirdi.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, açılışta yaptığı konuşmada İstanbul’un kültür ve sanatın başkenti olduğunu belirterek, Türkiye’nin yayıncılık açısından çok canlı ve dinamik bir ülke olduğunu söyledi.
Kitap üretimine dair veriler aktaran Genç, üretimleri üç başlıkta topladıkları bilgisini vererek, “Birincisi bandrollü dediğimiz özel sektör tarafından üretilen kitap adedi, ikincisi Milli Eğitim Bakanlığının okullar için ürettiği ders ve yardımcı kitaplarımız, üçüncü grupta da 48 sayfa altında bandrol zorunluluğu taşımayan daha ziyade çocuk kitapları.” ifadesini kullandı.
Genç, Türkiye’de 2023’te yaklaşık 750 milyon kitap üretildiğini aktararak, “İlk baskısı yapılan 58 bin yeni kitap üretildi. İkinci ve sonraki baskıları yapılmış 159 bin kitap çeşidi söz konusu. Geçtiğimiz yıl ülkemizde toplam 271 bin farklı başlık altında kitap yayımlandı.” değerlendirmesinde bulundu.
“Etkin bir telif hakları sistemi için çalışıyoruz”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdür Yardımcısı Fatoş Altunç, gelişen teknolojinin yayıncılığa etkilerine işaret ederek, “Geleneksel üretim süreçlerinin ülkelerin kalkınmasında belirleyici olmaktan çıktığı bir dönemi hep birlikte yaşıyoruz. Teknolojik gelişmelerin de etkisiyle yayıncılık sektörünün içinde bulunduğu fikri üretime dayalı sektörler kültür sanatı şekillendirmekle kalmıyor, ekonomik kalkınmayı ve daha da önemlisi toplumsal adaleti sağlıyor.” dedi.
Yayıncılığın güçlenmesi ve toplumsal adaletin sağlanması açısından iyi işleyen bir fikri mülkiyet sisteminin önemli olduğunu dile getiren Altunç, şunları kaydetti:
“Telif Hakları Genel Müdürlüğü olarak, ülkemizde etkin bir telif hakları sistemi oluşturulması amacıyla, idari uygulamaların yürütülmesi, kültür sanat sektörünün güçlendirilmesi ve bu alanda ihtiyaç duyulan mevzuat düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi amacıyla ihtiyaçlara cevap veren uygulamalar için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.”
Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürü Taner Beyoğlu da etkinliğin, Türk edebiyatının ve yayımcılığının dışa açılımında, uluslararası kültürel ve ticari ilişkilerin gelişmesinde kurmaya çalıştıkları sistemin temel taşlarından biri olduğunu vurguladı.
Bu sene etkinliğin dokuzuncusunu gerçekleştirdiklerini sözlerine ekleyen Beyoğlu, “Başladığı noktayı düşündüğümüzde, katılımcı sayısı ve katılım içeriği bakımından değerlendirdiğimizde büyük bir yol kat ettiğimiz hepinizin de yakından müşahede ettiği gibi çok net.” açıklamasını yaptı.
Uluslararası Yayıncılar Birliği (IPA) Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava, programa katılmanın her zaman çok heyecan verici olduğunu belirterek, “Gürcü bir yayıncı olarak, komşu ülke Türkiye’ye gelmek bana kendimi dostlarımın arasında hissettirdi.” diye konuştu.
Jobava, odak ülke Meksika ile diğer ülkelerden katılanlara ve organizasyona katkıda bulunanlara teşekkür etti.
“Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil”
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, oda olarak bu tip etkinliklere diğer bağlı kuruluşlarla beraber destek vermeye çalıştıklarının altını çizerek, “Bugün de burada hem İTO hem de kurumumuza bağlı Turizmi Geliştirme Vakfımızla beraber katkı veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Bu tip etkinliklerin daha bilinçli, eğitimli ve daha güzel bir toplum için umut verdiğini kaydeden Avdagiç, “Gerçekten en fazla umuda ihtiyacımızın olduğu bir dönemden geçiyoruz. Çünkü insanlık olarak çok önemli bir sınavla karşı karşıyayız. Maalesef insanlık beş aydır devam eden bir soykırımla, katliamla karşı karşıya.” değerlendirmesini yaptı.
Avdagiç, Filistin halkına büyük bir zulüm yapıldığını vurgulayarak, “Beş aydır Gazze’de değil kitap okumak, bir kitaba ulaşmak bile mümkün değil. İnsanlar orada sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar. Yaşanan bu faciayı, katliamı şahsım, kurumum ve Türk iş dünyası adına çok şiddetli bir şekilde kınıyorum.” dedi.
Meksika Yayıncılar Birliği (CANIEM) Başkanı Hugo Setzer, Meksika’yı odak ülke olarak İstanbul’da ağırlayan program ekibine teşekkür etti.
Meksikalı yayımcıların önemli bir delegasyonla programa katıldıklarını belirten Setzer, katılımcıları aralıkta Meksika’da düzenlenen etkinliğe beklediklerini kaydetti.
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum”
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Politikaları Kurulu Başkan Vekili Prof. Dr. İskender Pala ise her gün yazıhanesinde 10 saat okuyup yazdığını, son 10 yıldır “Kaç kitaplık ömrüm kaldı? Gençlere, iyi insanlara kaç tane daha kitap bırakabilirim?” düşüncesiyle çalışmalarını sürdürdüğünü aktardı.
Yazdıklarından dolayı kendisinde bir sorumluluk hissettiğinin altını çizen Pala, şöyle devam etti:
“Kalemimin bende bir sorumluluk olduğunu hissediyorum. ‘Dünyada pek çok insanın benim söyleyeceklerime ihtiyacı var.’ diye hiç durmadan okuyor ve yazıyorum. 102 kitap yazdım, akademik kitaplarımı bir kenara bırakırsak herhalde 40 tanesi hiç durmadan her yıl yeniden basılıp okunuyor. Şunun için mutluyum. Sabah uyanıyorum, ofisime gidiyorum, orada bir şeyler yazıyorum. Akşam geri döndüğümde o gün en az bin kişiye benim bir kitabım ulaşmış oluyor.”
Prof. Dr. Pala, senede 365 bin kitabının okuyucuyla buluştuğunu vurgulayarak. “Her gün bin okuyucu bana belki iyi niyetlerini gönderiyor, enerjilerini hissediyorum. Dünyanın herhangi bir yerinden Sinop’tan, Azerbaycan’dan, Çin’den, Antalya’dan, Mısır’dan, İngiltere’den, Fransa’dan, Hollanda’dan birisi okuyor benim kitabımı. Diyor ki, bu adam şöyle söylemiş, bak ne güzel söylemiş. Onun o taşıdığı iyi niyet, bana ağız tadı, moral, sağlık, sıhhat oluyor ve ben daha çok çalışıyorum.” değerlendirmesini yaptı.
Bir romanı 250 günde, 2 bin 500 saat çalışarak yazdığını aktaran Pala, şunları kaydetti:
“Ben her sene, 2 bin 500 saati sadece bir romana harcamak için misafir kabul etmiyorum, gezmeye gitmiyorum. Çocuklarıma ayırdığım zamandan alıyorum ve o 2 bin 500 saati bir araya getiriyorum. Türkiye’de benim gibi pek çok yazar böyle çalışıyor. Dünyanın her yerinde yazarlar böyle çalışıyor. Yani siz fellowship, yayımcılık gibi mesleklerle uğraşırken aslında sizin için iş gücü oluşturan insanların dünyasını anlayın diye bunları söylüyorum. Biz o kadar alın teri, emek, göz nuru, hastalık, koşturmaca, geçim sıkıntısı vesaire içerisinde bir şeyler üretmeye gayret ediyoruz. Sizlerin burada bulunmanız, benim yazdıklarımın daha fazla insana ulaşması demek. 102 kitabımın belki 365 bin değil, üç milyon kişiye de ulaşması demek. Onun için burada bulunmanızdan çok bahtiyarlık duyuyorum.”
Konuşmaların ardından İTO Başkanı Şekib Avdagiç, CANIEM Başkanı Hugo Setzer’e plaket takdim etti ve kurdele kesilerek programın açılışı yapıldı.
Etkinlik, Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcıların telif ve çeviri görüşmeleriyle devam etti.
İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi amaçlanıyor
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının iş birliğinin artırılması, İstanbul’un bir telif marketi haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme imkanı sunuyor.
]]>Anadolu Ajansının (AA) Global İletişim Ortağı olduğu, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Basın Yayın Birliği Derneğinin desteğiyle Türkiye Basım Yayın Meslek Birliği (TBYM) tarafından organize edilen programla, İstanbul’un bir “telif marketi” haline getirilmesi amaçlanıyor.
93 ülkeden yaklaşık 1000 yayıncının başvuru yaptığı programa, değerlendirme sonucunda 66 ülkeden 258’i yabancı, 125’i yerli olmak üzere 383 profesyonel yayıncı katılmaya hak kazandı.
“Ürettiklerimizin pazarda karşılık bulması çok önemli”
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, Rami Kütüphanesi’nde yapılan bilgilendirme toplantısında, yayımcı, yazar ve fikir insanlarının işinin üretmek olduğunu belirterek, “Ürettiklerimizin pazarda bir karşılık bulması çok önemli.” dedi.
“İstanbul Publishing Fellowship” adıyla da anılan programla aslında bir pazar çalışması yaptıklarını dile getiren Genç, “Ülkemizde üretilen kitaplarımızın dünyaya tanıtılması ve dünyadaki çok farklı yerlerin ürünlerinin de Türkiye’de bilinir ve tanınır olması için bir imkan oluştu.” ifadesini kullandı.
Genç, program sayesinde sadece Türkiye’deki yayımcıların değil, İstanbul’da misafir edilen uluslararası konukların da diğer ülkelerle bağlantı kurma imkanı bulduğunu, aynı zamanda İstanbul’un dünyanın farklı bölgelerindeki insanların birbirlerini tanıyıp alışveriş yaptığı bir şehir haline geldiğini ve bir köprü niteliğini kazandığını söyledi.
İstanbul Ticaret Odası (İTO) Meclis Başkanı Erhan Erken de başından bu yana programın destekçisi olduklarını belirterek, “Bir kitabın başka bir dilde hayat bulması, yeniden doğması, bir iletişim dalgası oluşturması önemli bir şey. Bir kitap üzerinden farklı ülkelerdeki insanlar birbirlerini anlıyorlar, ortak bir paydada buluşuyorlar. Fellowship’in bu yönü özellikle bizim çok dikkatimizi çekiyor ve hoşumuza gidiyor.” diye konuştu.
“Meksika bizim için çok yeni bir pazar”
Toplantıya konuk olan Erdem Yayın Grubu Genel Yayın Yönetmeni Melike Günyüz, Türkiye’deki yayımcılar olarak dünyanın değişimine ve dönüşümüne ayak uydurduklarını, Kültür ve Turizm Bakanlığının da katkısıyla 2000’li yılların başından itibaren yurt dışında birçok fuara katılma imkanı bulduklarını dile getirdi.
Türkiye’deki kitapların yurt dışındaki okurlara da satılabileceğini ve yayımcılıkta farklı ülkelerde de pazarların olduğunu fark ettiklerini belirten Günyüz, “Yayımcıları İstanbul’a davet edip ‘Doğu ile Batı’yı birleştirebilir miyiz?’ noktasından hareket ettik ve bence bunda çok başarılı olduk.” dedi.
Pek çok ülkeden yayımcıların Avrupa’daki etkinliklere gidemediğini, fakat İstanbul’a rahatça gelebildiğini ifade eden Günyüz, Türkiye’nin bu anlamda Avrupalı yayıncıların, Türk Devletleri ve Arap ülkeleri gibi pek çok ülkedeki meslektaşlarıyla buluşabildiği bir ortak nokta ve buluşma alanı olduğunu vurguladı.
Günyüz, programın odak ülkesinin geçen yıl Özbekistan olduğunu belirterek, “Şu anda Özbekistan ile çok ciddi kitap alışverişine başladık. Bu yıl da Meksika’yı seçtik. Çünkü Meksika bizim için çok yeni bir pazardı, hiç bilmediğimiz bir yerdi. Bu anlamda bu sene Meksika’ya gittik. Meksika’da birçok yayımcıyla temas ettik ve onları Türkiye’ye davet ettik.” diye konuştu.
Program kapsamında 3 gün boyunca yapılacak etkinliklere ilişkin bilgi veren Günyüz, seminer ve etkinliklerin, odak ülke olan Meksika ile İsrail’in saldırılarının devam ettiği Gazze ve Filistin konularında gerçekleştirileceğini ifade etti.
İTO Yönetim Kurulu Üyesi Münir Üstün de İstanbul Publishing Fellowship’te Türk edebiyatından eserler yayınlayan yurt dışındaki 3 yayınevine ödül takdim edileceğini söyledi.
4 yıl önce “onur konuğu” sistemine başladıklarını dile getiren Üstün, “İlk olarak Azerbaycan konuk oldu. Azerbaycan’da eğer bugün bir kitap sektöründen bahsediliyorsa buradaki arkadaşlarımızın ve Azerbaycan’daki paydaşlarımızla oradaki yayımcıların ortak hareketlerinin ne kadar iyi olduğunu, birbirleriyle çok iyi ilişkiler geliştirdiklerini, iyi çeviriler yaptıklarını, Türk yayıncılarla diyaloglarının çok iyi olduğunu görebilirsiniz.” dedi.
Program hibrit bir modelde gerçekleştiriliyor
Uluslararası İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları ile dünya yayımcılarının işbirliğinin artırılması, İstanbul’un bir “telif marketi” haline getirilmesi ve sektörel gelişmelerin yakından takip edilmesi amaçlanıyor.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde gerçekleştirilerek katılımcılarına hem fiziki hem de çevrim içi ikili görüşme yapma imkanı sunuyor.
Programda bugüne kadar 10 binin üzerinde telif ön anlaşması ve 15 binden fazla iş görüşmesi yapıldı.
Rami Kütüphanesi’nde 5 Mart’ta başlayacak programın açılışına, International Publishers Association Başkan Yardımcısı Gvantsa Jobava ve çeşitli ülkelerin yayıncı birliklerinin başkanları ile yöneticilerinin katılması bekleniyor.
Türk yayıncılık sektörünün entelektüel, sanatsal ve kültürel üretiminin farklı dillere çevrilmesine ve dünya çapında tanıtılmasına yönelik İstanbul Telif Ödülleri de bu yıl yapılacak. Ödüle layık görülenler aynı gün Windsor Hotel İstanbul’da düzenlenen törende açıklanacak.
2024’ün “odak ülkesi” Meksika
İstanbul Fellowship Publishing Programı’nda bir ülkenin yayıncılığının ve edebiyatının merkeze alınarak tematik bir şekilde işleneceği “odak ülke” etkinliğinde 2024’ün odak ülkesi olarak Meksika belirlendi.
Meksika edebiyatının ele alınacağı oturumlarda, Ana Maria Bermudez, Emiliano Becerril Silva ve Susana Figueroa konuşmacı olarak yer alacak. Ayrıca Meksika mutfağına ve müziğine dair kültürel etkinlikler gerçekleştirilecek.
Programla Uzak Asya’dan Latin Amerika’ya, Kuzey Avrupa’dan Afrika’ya kadar pek çok ülkeden yayımcılar, telif ve çeviri görüşmeleri için İstanbul’da bir araya gelecek.
]]>CHP Grup Başkanvekili Gökhan Günaydın, TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ile yaptığı görüşme sonrasında konuştu. Genel Müdür’ün ‘TRT bir yayın kuruluşudur. ve TRT, haber değeri taşıyan haberleri vermekle yükümlüdür” dediğini, kendilerinin de “Bu CHP’nin haberlerinin haber değeri taşımadığı anlamına geliyor mu? Böyle bir değerlendirmeniz olabilir mi?” diye sorduklarını ve “Hayır. Asla böyle bir değerlendirme olamaz. CHP Türkiye’nin köklü bir siyasal partisidir. Dolayısıyla sözleri haber değeri taşır” karşılığını aldıklarını söyledi. Günaydın, “Biz sorumlu bir siyasetçi anlayışı içerisinde TRT Genel Müdürüne görüşlerimizi açık olarak ifade ettik. TRT yayınlarını izlemeye devam edeceğiz. ” dedi.
TRT’nin seçim döneminde tarafsız yayın politikası yürütmediği gerekçesiyle TRT Genel Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacağını açıklayan Günaydın, kendisine görüşme randevusu verilmesinin ardından TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ile görüştü. Görüşme sonrasında CHP Zonguldak Milletvekili Deniz Yavuzyılmaz ile basın açıklaması yapan Günaydın şunları söyledi:
“Önceki gün itibariyle TRT Genel Müdürü’nden yayınlarında görülen açık adaletsizlikler karşısındaki tutumunu değerlendirmek ve CHP’nin görüşlerini aktarmak üzere bir randevu talep etmiştik. Dün bütün gün boyunca ne zaman uygun olursa bu randevunun bizim için uygun olacağını söylemiştik. Bugün de o randevunun gelmemesine göre saat 11.00’de bir basın toplantısını TRT önünde yapmayı planlamıştık.
Bu sabah itibariyle saat 09: 15’te TRT Genel Müdürlüğü özel kaleminden bugün 16.30’a bir randevu verildiği ifade edildi. Bunun üzerine sabah yapmayı planladığımız basın açıklamasını iptal ettik. TRT Genel Müdürü ile 67 dakika süren bir görüşme yaptık. Açıkçası kurumların önüne gelen, kurumların yöneticileriyle görüşmeden çeşitli açıklamalar yapan bir siyasi tutum geliştirmek istemedik. Çünkü muhataplarımızın kamu kurumlarının yöneticilerinin nasıl bir ruh hali içerisinden olduklarını, nasıl bir tutum içerisinde olduklarını anlamak isteriz. Türkiye’nin daha temiz, daha sağlıklı bir siyasal ortama da kavuşmasını isteriz. Bu bağlamda bu görüşmeyi biz de uygun gördük ve kendisiyle görüştük.
“CHP KÖKLÜ BİR PARTİDİR. HABER DEĞERİ TAŞIR”
Sayın Genel Müdür der ki ‘TRT bir yayın kuruluşudur. ve TRT, haber değeri taşıyan haberleri vermekle yükümlüdür’ Dedik ki peki bu CHP’nin haberlerinin haber değeri taşımadığı anlamına geliyor mu? Böyle bir değerlendirmeniz olabilir mi? Kendisi, ‘Hayır. Asla böyle bir değerlendirme olamaz. CHP Türkiye’nin köklü bir siyasal partisidir. Dolayısıyla sözleri haber değeri taşır’ dedi.
Bunun üzerine yayın saatlerindeki açık adaletsizliği nasıl tanımlayabiliyorsunuz? Bunu nasıl açıklayabilirsiniz? Dedik. Orada editöryal bağımsızlık ve tarafsızlığın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Biz de dedik ki, bir insan editöryal olarak bağımsız olabilir ama tarafsız olmayabilir. Burada da zaten bu çok açık olarak görülüyor. Kendisiyle ilgili kamuoyuna da yansıyan sürelerle ilgili açıklama yapmasını bekledik. Sayın Genel Müdür, ‘Kamuoyuna sürelerle ilgili yansıyan açıklamalar, RTÜK’ün bazı üyeleri tarafından saptanan açıklamalardır. Dolayısıyla bu açıklamaların doğru olmadığını düşünüyoruz’ dedi.
“YANLI YAYINLARA TAHAMMÜL ETMEYECEĞİZ”
Ayrıca ben yetkisi ve görevi olmayan hangi bilimsel ölçütlere göre saptandığı belli olmayan yayın saati tartışmasının içine TRT’yi sokmak istemem’ dedi. Kendi sözcükleri bunlardır. Biz de bu sözler üzerine TRT gibi bir yayın kuruluşunun yapması gereken görevler var. Her ayın son günü itibariyle siyasi yayınlarında hangi siyasi partiye, hangi lidere, hangi kritere göre ne kadar zaman ayırdığını bilimsel ölçütlerle bunu saptar ve yayınlar. Bu saptamayı ve verileri de kamuoyu denetimine açar. Böylece iddia ettiğiniz yanlış olgu ortadan kalkar. ve gerçek ortaya çıkar. Örneğin, Erdoğan’a ayrılan sürenin bin 942 saat olduğu söyleniyor. Siz diyebilirsiniz ki bunun 942 saati Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı işler. Ama bin saati de örneğin Kütahya mitinginde olduğu gibi ya da Meclis’te grupta yaptığı konuşma gibi AKP Genel Başkanı sıfatıyla yaptığı işlerdir. O halde de bununla örneğin CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ayrılan zaman arasındaki bir süreyi karşılaştırabilir hale gelebiliriz. Kendisine kuvvetle yaptığımız tavsiye, bu ayrımı yapınız. Bu ayrım yalnızca kamuoyunun sizin hakkınızda bir fikir oluşturmasına neden olmaz. Aynı zamanda TRT Genel Müdürü ve TRT’nin üst kadrosu, Ocak ayında AKP’ye, CHP’ye ne zaman ayırdığını görür. Şubat ayında kendisini buna göre düzeltme ihtiyacı içerisinde olur. Böylece bu TRT için de önemli ve olumlu bir adım olabilir. Bunun üzerine TRT içerisinde bir iç değerlendirme yapacağına ilişkin bir söylemi oldu. Elbette kendilerinin bileceği iştir. 2022 başından bu yana 12 milyar dolar, bugünkü rakamlara göre 375 milyar TL bütçe kullanan, 8 bin 500 çalışanı bulunan ve her birimizin bütçeleriyle kendisine kaynak oluşturan TRT’nin yanlı yayınlarına daha fazla tahammül etmeyeceğiz.
“TRT AÇIK SİYASİ ALGILARIN BİR PARÇASI YAPILMAMALIDIR”
Örneğin son genel seçimden evvel, TRT yaptığı bir dizide bir teröriste ‘Geliyor gelmekte olan’ sözcüğünü kullandırıyor. Sayın Genel Müdür, bu sözcüğün kendisiyle ilgili olmadığını, her senaristin sözünü kendisinin kontrol edemeyeceğini söyledi. Elbette doğru olabilir. Bunun bir mekanizması olmalıdır. TRT, son derece açık siyasi algıların bir parçası yapılmamalıdır. Sayın Özgür Özel’in en son yaptığı grup konuşmasında TRT’yi eleştirmesi üzerine yayının kesilmesinden bahsettik. O da ‘Ben bu yayını izlemedim. Arkadaşlarıma sordum. Özgür Özel, TRT’yi eleştirmeye başlamadan evvel, üç dakikalık bir yayından sonra yayın kesilmişti’ dedi. Peki AKP Genel Başkanı sıfatıyla Recep Tayyip Erdoğan, grupta toplantı yaparken bu toplantıyı naklen ve tam olarak veriyor musunuz? Diye sorduk. ‘Evet veriyoruz’… Vermezseniz sizi burada bir dakika oturturlar mı? ‘Oturtmazlar…’
Peki o halde neden CHP’nin yaptığı grubu tam olarak vermiyorsun? Neden üç dakika veriyorsun? Neden TRT aracılığıyla CHP’nin sözünü halka ulaştırmayı görev saymıyorsun?… Biz sorumlu bir siyasetçi anlayışı içerisinde TRT Genel Müdürüne görüşlerimizi açık olarak ifade ettik. TRT yayınlarını izlemeye devam edeceğiz. RTÜK’ün burada bir denetim yapması gerekir. RTÜK başkanının sıfatına bakılırsa, bu denetimin yapmayacağı açıktır. Yüksek Seçim Kurulu, seçimlerde siyasal partilere demokratik, adil ve eşit bir süre paylaşımı konusunda 20 Ocak 2023 tarihinde genelgesini yayınlamıştır. Yüksek Seçim Kurulu’nu genelgesini takip etmeye davet ediyorum.”
]]>CHP kontenjanından seçilen RTÜK üyeleri Tuncay Keser ve İlhan Taşcı, TRT’nin seçim yayınlarına ilişkin Üst Kurul’a şikayet dilekçesi sundu. Keser ve Taşcı, iktidar partisi ile muhalefet partisi belediye başkan adaylarının konuşmalarına eşit oranda yer verilmediğini vurguladı.
RTÜK ÜYELERİ KESER VE TAŞCI’NIN ŞİKAYET DİLEKÇESİ
Keser ve Taşcı’nın şikayet dilekçesinde, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimlerin özgür ve adil bir ortamda yapılmasını hükmeden kararını hatırlatarak, şu ifadelere yer verildi:
“Anayasa’nın 79’uncu maddesi ile seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma görevi, Yüksek Seçim Kurulu’na verilmiştir. YSK tarafından; ilgili Yasa doğrultusunda, seçimlerin özgür ve adil bir ortamda yapılması için, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’un bazı maddeleri ile seçim hukukunu ilgilendiren 8, 29/A, 30 ve 45’inci maddelere ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda; 2023/1565 No.lu karar, Resmi Gazete’de yayımlanmış ve yürürlüğe girmiştir. Bilindiği üzere, Anayasa’nın 133. Maddesi kapsamında, üyeleri TBMM Genel Kurulu’nca seçilen, özerk ve tarafsız bir kamu tüzel kişiliği olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, ‘6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun’ hükümlerini uygulamakla yükümlüdür.
6112 sayılı Kanun’un; seçim dönemleri için düzenlenen 30’uncu maddesi birinci fıkrasında; “Seçimlerle ilgili olarak seçim dönemlerinde yapılan yayınlara ilişkin usul ve esaslar Yüksek Seçim Kurulu tarafından düzenlenir.”, ikinci fıkrasında; “Üst Kurul, medya hizmet sağlayıcılarının seçim dönemlerindeki yayınlarını Yüksek Seçim Kurulu’nun kararları doğrultusunda izler, denetler ve değerlendirir” hükümleri bulunmaktadır.”
Dilekçede 6112 sayılı kanunun “Türkiye Radyo-Televizyon Kurumunun Yükümlülüğü”nü belirleyen 45’inci maddesinin önemine vurgu yapılarak şunlar kaydedildi:
“Birinci fıkrasında, ‘8’inci maddede belirtilen yayın ilkeleri ile bu Kanunun yayın hizmetlerinde ticari iletişimi düzenleyen hükümleri, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu yayınları hakkında da uygulanır’,
İkinci fıkrasında, “Söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu ihlalin niteliği açıkça belirtilerek Üst Kurulca uyarılır ve yükümlülüğün gereğinin yerine getirilmesi ilgili Bakanlığa bildirilir.”, hükümleri yer almaktadır.
Dolayısıyla; Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) da, tüm özel radyo ve televizyonlar gibi yukarıdaki fıkra hükümlerine göre seçime katılan siyasi partiler ile bağımsız adayların birlikte veya ayrı ayrı açık oturum, röportaj, panel gibi programlara katılımını sağlama ve görüşlerini açıklama imkanı verirken seçim hukukunun temel ilkeleri olan eşitlik, dürüstlük, serbestlik ilkelerine uymak zorundadır.”
Keser ve Taşcı’nın dilekçesinde şu ayrıntılara yer verildi:
“Ayrıca; YSK tarafından düzenlenen 20.12.2023 tarih ve 2023/1565 sayılı kararda; ‘A- Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) ile özel radyo ve televizyon kuruluşları yayınlarında;
Tek yönlü ve taraf tutan yayınlar yapamazlar. Bu kuruluşlar yayınlarında demokratik kurallar çerçevesinde siyasi partiler ve bağımsız adaylar arasında fırsat eşitliğini sağlamak zorundadırlar.
Adalet ve tarafsızlığa, kanunlara uygun davranmakla yükümlü olan yayın kuruluşları, ırk, cinsiyet, sosyal sınıf veya dini inançları esas alarak yayın yapamazlar.
Seçimin başlangıç tarihinden itibaren oy verme gününden önceki yirmi dört saate kadar olan sürede, siyasi partiler veya bağımsız adaylar radyo ve televizyonlarda birlikte veya ayrı ayrı açık oturum, röportaj, panel gibi programlara katılarak görüşlerini açıklayabilirler. Siyasi partiler veya adayların açık veya kapalı yer toplantıları, radyo ve televizyonlarda canlı olarak yayınlanabilir hükümleri bulunmaktadır.”
Dilekçede TRT’nin yerel seçimlere ilişkin iktidar ve muhalefet adaylarına verdiği süreyle ilgili şu bilgilere yer verildi:
“GEREKLİ DENETLEMELERİN YAPILMASI, KAMUOYUNUN ÖNCELİKLİ BEKLENTİSİ OLMASININ YANI SIRA, YASAL BİR ZORUNLULUKTUR”
“Ancak 1 Ocak 2024 tarihinde başlayan seçim döneminde, bugüne kadar Üst Kurul tarafından gerek TRT Kurumu gerekse özel radyo ve televizyon yayınlarının, YSK kararlarına uygunluğu açısından denetimine ilişkin hiçbir rapor Üst Kurul gündeminde yer almamış, ilgili Kanun’da geçen ‘denetim’ ve ‘değerlendirme’ye ilişkin bir adım atılmamıştır. Oysa ki; seçim döneminde medya hizmet sağlayıcı kuruluşların tek yönlü ve taraf tutan yayınlarına ilişkin şikayetler de dikkate alındığında, 6112 sayılı Kanun ve ilgide belirtilen Yüksek Seçim Kurulu kararlarında yer alan hükümler kapsamında gerekli denetlemelerin yapılması, kamuoyunun öncelikli beklentisi olmasının yanı sıra, yasal bir zorunluluktur.
“ERDOĞAN VE AK PARTİ’NİN EKRANA GETİRİLME SÜRESİ 1945 DAKİKA, ÖZGÜR ÖZEL VE CHP’NİN EKRANA GETİRİLME SÜRESİNİN İSE YALNIZCA 25 DAKİKA OLDUĞU GÖRÜLMEKTEDİR”
Türkiye’nin kamu yayıncılığı hizmetini yürütmekte olan ilk ve tek kuruluşu olan Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun kanallarından biri olan TRT Haber’in, 01 Ocak 2024 ile 10 Şubat 2024 tarihleri arasındaki 40 günlük yayın kayıtları incelenerek, İktidar Partisi ve Ana Muhalefet Partisinin ekrana getirilme süreleri hesaplanmıştır. SKAAS kayıtları ile yapılan bu incelemeler sonucunda yukarıda belirtilen tarihler arasındaki 40 günlük yayın karnesi hesaplamalarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin ekrana getirilme süresi 1945 dakika olarak kayda geçmişken; Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP’nin ekrana getirilme süresinin yalnızca 25 dakika olduğu görülmektedir.
“CHP GENEL BAŞKANI ÖZGÜR ÖZEL VE CHP’NİN HİÇ EKRANDA YER ALMADIĞI KAYDA GEÇİRİLMİŞTİR”
TRT Haber’in, Türkiye’nin yaşamış olduğu ve 11 ili etkisi altına alan deprem faciasının yıldönümü olan 06.02.2024 tarihli 24 saatlik yayın süresi incelemesinde ise, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti’nin 6 saat 42 dakika, Devlet Bahçeli ve MHP’nin 38 dakika, Meral Akşener ve İyi Parti’nin 1 dakika 53 saniye ekranda yer aldığı görülürken; bölgede bulunmasına ve kamuoyuna açıklamalar yapmasına karşın CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve CHP’nin hiç ekranda yer almadığı kayda geçirilmiştir.
TRT Haber’in yayınlarına ilişkin bu veriler, hem Yüksek Seçim Kurulu kararı hem de TRT Kanunu’nun da ihlal edildiğini göstermektedir. Ayrıca, 6112 sayılı kanunun Yayın Hizmeti İlkeleri başlıklı 8’inci maddesinin birinci fıkrasında yayıncıların uyması gereken yayın ilkeleri açıkça belirtilmiştir. TRT Haber’in, seçim dönemi yayınları ile ilgili veriler; bahsi geçen maddenin birinci fıkrasının (k) bendinde düzenlenen ‘Siyasi partiler ve demokratik gruplar ile ilgili tek yönlü veya taraf tutar nitelikte olamaz’ hükmünün de çiğnendiğini ortaya koymaktadır.
“KAMUOYUNUN ÖZGÜRCE OLUŞMASININ ENGELLENMESİ YUKARIDA BAHSİ GEÇEN KANUN HÜKÜMLERİNE AÇIKÇA AYKIRIDIR”
Demokratik bir yönetim biçimine bağlı olduğu söylenen bir ülkenin 85 milyon yurttaşın vergileriyle kamu yayıncılığını üstlenen bir kurumunun, farklı siyasi tercihlere ve ideolojik yönelimlere karşı adil ve tarafsız bir yayın politikası yürütmesi beklenirken, iktidar partisinin politikalarını bu denli ön plana çıkararak adeta iktidar partisinin seçim propagandasını yapması ve iktidar partisinin bakış açısı ile politikalarını bu denli meşrulaştırarak halkın özgür iradesine müdahale etmesi, kamuoyunun özgürce oluşmasının engellenmesi yukarıda bahsi geçen kanun hükümlerine açıkça aykırıdır.
“YAYIN SÜRELERİ İÇİN GEREKLİ HUKUKİ İŞLEMLERİN BAŞLATILMASINI ARZ EDERİZ”
Yayınlarını tarafsızlık ilkesine bağlı ve dengeli bir biçimde yürüttüğü söylenen hiçbir yayıncı kuruluş, yukarıda sayısal olarak ifade edilen yayın süreleri ile bu iddiasını gerçekleştiremez. Bu çerçevede; 6112 Sayılı Kanun ve Yüksek Seçim Kurulu’nun 20.12.2023 tarih ve 2023/1565 No.lu kararı doğrultusunda, TRT Kurumu’nun, en yalın haliyle taraf tuttuğu açıkça belirlenen yayın süreleri için gerekli hukuki işlemlerin başlatılmasını arz ederiz.”
]]>Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları ve Basın Yayın Birliği Derneğinin destekleriyle çok sayıda ulusal ve uluslararası yayıncının bir araya gelmesine olanak sağlayan program, 2021’den itibaren hibrit bir modelde katılımcılarına hem fiziki hem de online B2B görüşme yapma imkanı sunuyor.
TBYM Başkanı Mehmet Burhan Genç, “İstanbul Publishing Fellowship” adıyla da anılan programa ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, bu yıl odak ülkenin “Meksika” olduğunu belirterek, program kapsamında Meksika edebiyatı üzerine konuşmalar yapılacağını söyledi.
Genç, 2025’te de odak ülkenin Abu Dhabi olacağına işaret ederek, “Odak ülke seçimini dünyanın farklı köşelerine yapıyoruz. İlk odak ülkemiz Azerbaycan’dı. Sonra Macaristan, Özbekistan. Yani biraz doğudan biraz batıdan seçim yapıyoruz. Latin Amerika bugüne kadar çok fazla iletişimimizin olmadığı bir alandı. Özellikle Meksika’ya seçerek, Latin ülkelerle irtibatı güçlendirmeye çalıştık.” dedi.
Hedef 3 bin kitap anlaşması
Bu yıl programa 93 ülkeden bin başvuru aldıklarını aktaran Genç, seçici kurulun değerlendirmesi sonucu 197 yabancı, 125 Türk olmak üzere, online görüşmelerle birlikte 383 katılımcının programa konuk olacağını kaydetti.
Mehmet Burhan Genç, Afrika ülkelerinin yanı sıra Uzak Doğu’dan da programa ilginin arttığını vurgulayarak, “Bu yıl katılımcı sayısı itibarıyla en çok rağbet gösteren ülkeler İngiltere, İtalya, İran, Mısır, Özbekistan, Azerbaycan. Hem batıdan hem doğudan programa yoğun bir talep var.” diye konuştu.
En çok telif anlaşmasının tarih kitaplarında yapıldığının altını çizen Genç, şunları aktardı:
“Özellikle Türk dizilerinin de dünyada çokça gösterime girmesi bu durumu biraz arttırdı. Son birkaç yıldır hem tarih kitapları hem de Osmanlı kitaplarına talep çok. Edebiyatçılarımıza da talep çok. Klasik edebiyatımız diyebileceğimiz üstatlarımızın da genç yazarlarımızın da kitapları bilinir hale geldi.”
Genç, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak adına İstanbul Yayımcılık Profesyonel Buluşmaları’nın çok önemli bir adım olduğunu kaydederek, bu yıl yeni yayıncıların katılımıyla programın canlı geçeceğini umduklarını ve kitap telifi anlaşmasında 3 bin barajını geçmeyi hedeflediklerini söyledi.
8 yılda 10 binin üzerinde telif ön anlaşması yapıldı
Dünya yayımcılarını İstanbul’da bir arayan getiren etkinlik, telif alışverişine ve kültürel mübadele çabalarına destek olmak, farklı ülkelerden yayıncıların Türkiye’de iş yapmalarını teşvik etmek ve yeni pazarlara açılmalarını sağlamak amacıyla düzenleniyor.
Program kapsamında 8 yılda, 10 binin üzerinde telif ön anlaşması ve 15 binin üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirildi.
Bu yıl en çok katılım 29 başvuru ile Birleşik Krallık’tan gelirken, Endonezya ve Mısır 26, İran 25, Meksika ise 24 başvuru ile etkinlikte yer alacak.
Odak ülke Meksika’dan çeşitli yayınevleri, yazar, çevirmen ve meslek birliği yetkilileri ile ikili görüşmeler gerçekleştirilecek.
Meksika edebiyatının ele alınacağı oturumlarda, Meksika mutfağı ve müzik dinletisi gibi kültürel etkinlikler de gerçekleştirilecek.
]]>CHP Ankara Milletvekili Umut Akdoğan, 2024 yılı Bütçe ve 2022 yılı kesin hesap görüşmeleri esnasında TBMM TV’de yapılan yayınlara dair TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un yanıtlaması istemiyle verdiği iki yazılı soru önergesi ve cevap hakkında yazılı bir açıklama yaptı. Akdoğan açıklamasında şunları kaydetti:
“YAPILAN RÖPORTAJLARIN İÇERİĞİ İKTİDAR PROPAGANDASI NİTELİĞİ TAŞIYORDU”
“Bütçe görüşmeleri sırasında TBMM TV kesintisiz yayın yapıyor. TBMM Başkanlığı’na bu konuda iki kez soru önergesi yöneltmek durumunda kaldım. Çünkü ilk soru önergemizde yer alan sorularımızın tümüne cevap verilmemişti. İlk soru önergemize genel bir cevap verilerek 18 saat yayın yapıldığı bu 18 saat içerisinde de 380 dakikanın komisyonlara dair yapılan çalışmaları içerir şekilde komisyon başkanları ile yapılan röportajlara ayrıldığı bilgisi verildi. Komisyon başkanlarının tümü Ak Partili milletvekilleri, çoğu da Ak Partili eski Bakanlar. Bunlarla yapılan röportajların içeriği de komisyon çalışmalarından ziyade iktidar propagandası niteliği taşıyordu. Bu nedenle biz bir kez daha soru önergemizi tekrar ederek diğer partilere ayrılan süre hakkında bilgi istedik.”
Konuya ilişkin daha detaylı bilgi edinmek amacıyla ikinci bir soru önergesi verdiğini ifade eden Akdoğan, gelen ikinci cevapta 36 milletvekilinin basın toplantılarına ayrılan sürenin 58 dakika 51 saniye olduğunun belirtildiğini söyledi. Akdoğan paylaşılan verileri kapsamlı olarak değerlendirdiklerinde Ak Partili Milletvekilleri olan Komisyon Başkanları ile 3 Ak Partili milletvekiline toplam 383 dakika 30 saniye süre ayrılırken, diğer partilere mensup milletvekillerinin ise TBMM TV ekranlarında sadece 55 dakika 21 saniye yer bulduklarının anlaşıldığını açıkladı.
Akdoğan şu değerlendirmeyi yaptı:
“10 CHP’Lİ VEKİLE TANINAN SÜRE 9 DAKİKA 32 SANİYE”
Gelen cevaptan görüyoruz ki, 10 CHP’li vekile tanınan süre 9 dakika 32 saniye. Yani milletvekillerimizin her birinin basın toplantısına 1 dakika dahi verilmemiş. 2954 sayılı Türkiye Radyo ve Televizyon Kanunu gereğince, TBMM Genel Kurul çalışmalarını dengeli ve tarafsız bir biçimde özetleyen yayın yapması esas olan TBMM TV’nin bu ilkeyi gözetmiyor olması iktidarın elindeki tüm kanalları kendi propagandası için kullanmasının bir tezahürüdür. İktidar her mecrada muhalefetin sesini, kısıyor.”
“OTURUM ARALARINDAKİ HABERLERDE TBMM’DE TEMSİL EDİLEN SİYASİ PARTİLERE GÖRE YAYIN DAĞILIMI NASIL GERÇEKLEŞMİŞTİR?”
Akdoğan 28 Aralık 2023 tarihinde TBMM Başkanlığı’na verdiği yazılı soru önergesinde TBMM Başkanı Kurtulmuş’a şu soruları yöneltmişti:
“-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen bütçe görüşmelerinin oturum aralarında toplam kaç saat haber yayını yapılmıştır?
-Bu haber yayınlarında TBMM İhtisas Komisyonları’na kaç dakika süre ayrılmıştır?
-Bu haber yayınlarında hangi TBMM İhtisas Komisyonları’na dair yayın yapılmıştır? Bu yayınların içeriği nedir?
-Haber yayınlarında İhtisas Komisyonları’na dair haberlerde sadece komisyon başkanlarıyla yapılan röportajlara mı yer verilmiştir? Diğer komisyon üyelerinin görüşlerine de yer verilmiş midir?
-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde TBMM’de temsil edilen siyasi partilere göre yayın dağılımı nasıl gerçekleşmiştir?
-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde kaç milletvekilinin basın toplantısına dair haber yayınlanmıştır?
-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde hangi milletvekillerinin basın toplantılarına dair haberler yayınlanmıştır?”
BOZDAĞ: BÜTÇE GÖRÜŞMELERİNİN OTURUM ARALARINDA TOPLAM 18 SAAT HABER YAYINI YAPILMIŞTIR
17 Ocak 2024 tarihinde Akdoğan’ın soru önergesini yanıtlayan TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, “TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen bütçe görüşmelerinin oturum aralarında toplam 18 saat haber yayını yapılmıştır. TBMM TV’de bütçe görüşmeleri boyunca ihtisas, araştırma komisyonları ve alt komisyonlar ile ilgili 380 dakika haber yayınlanmıştır. İhtisas, araştırma komisyonları ve alt komisyonların başkanlarıyla bütçe dönemlerinde röportaj yapılmaktadır” dedi. Bozdağ yanıtında şu bilgileri verdi:
“Bütçe görüşmelerinde; Anayasa, Adalet, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm, Dışişleri, İçişleri, Dijital Mecralar, Dilekçe, İnsan Haklarını İnceleme, Milli Savunma, Tarım, Orman ve Köy İşleri Komisyonlarının başkanlarıyla, Türkiye-Avrupa Birliği Karma Parlamento Komisyonunun eş başkanıyla, Türkiye-Filistin Parlamentolar Arası Dostluk Grubu başkanıyla ayrıca İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulmuş olan Çocuk Hakları Alt Komisyonu, Göç ve Uyum Alt Komisyonu, İslamofobi ve Irkçılık İnceleme Alt Komisyonu başkanlarıyla komisyonların ve Türkiye’nin gündemindeki iç ve dış gelişmelerle ilgili röportajlar yapılarak yayınlanmıştır. TBMM TV haber yayınlarında kuruluşundan günümüze kadar tüm ihtisas, araştırma komisyonları ve alt komisyonların başkanlarıyla röportaj gerçekleştirilmiş ve yayınlanmıştır. Bütçe görüşmeleri sırasında da ihtisas ve araştırma komisyonlarının başkanlarıyla röportaj yapılmıştır. Bütçe görüşmeleri sırasında milletvekilleri tarafından TBMM’de yapılan basın toplantıları TBMM TV tarafından haber yapılarak yayınlanmıştır. TBMM TV siyasi parti ve milletvekillerinin hepsine yer vermekte ve yayınlamaktadır. Bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde tüm milletvekillerinin toplantıları takip edilerek haberleştirilmiş ve gün içinde yayınlanmıştır”
AKDOĞAN: İHTİSAS KOMİSYONLARINA DAİR HABERLERDE DİĞER KOMİSYON ÜYELERİNİN GÖRÜŞLERİNE YER VERİLMEME SEBEBİ NEDİR?
Akdoğan 1 Şubat 2024 tarihinde verdiği ikinci önerge ile Kurtulmuş’a şu soruları yöneltti:
“-Haber yayınlarında ihtisas komisyonlarına dair haberlerde diğer komisyon üyelerinin görüşlerine yer verilmeme sebebi nedir?
-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde TBMM’de temsil edilen siyasi partilere göre yayın dağılımı nasıl gerçekleşmiştir? (Süreler bazında partilere göre dağılım nedir?)
-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde kaç milletvekilinin basın toplantısına dair haber yayınlanmıştır? Bu milletvekillerinin partiler bazında dağılımı ve süreleri nedir?
-TBMM TV’de 11-25 Aralık 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Bütçe görüşmelerinin oturum aralarında verilen haberlerde hangi milletvekillerinin basın toplantılarına dair haberler yayınlanmıştır?”
]]>Bahçeşehir Üniversitesi’nin (BAU) oluşturduğu İstanbul Animasyon Platformu (ANİM.İST) öncülüğünde ikincisi düzenlenen çizgi roman yarışmasında finalistlerin çalışmaları çizgi roman dergisi oldu. Yarışmada ödüle layık görülecek isimler, 14 finalistin, 2 ayda bir yayımlanacak ‘Büyük Umutlar’ adı verlen dergideki çizgi ve metin bütünlüğüyle oluşturdukları hikayelerle belirlenecek.
BAU İletişim Fakültesi Çizgi Film ve Animasyon Bölümü oluşumu ANİM.İST, yerel çizgi roman sektörüne yetenekli ve istekli genç sanatçıları yönlendirmek amacıyla 2022’de bir yarışma organize etti. Büyük ilgi gören ‘ANİM.İST Çizgi Roman Yarışması’nın ikincisi geçtiğimiz yıl düzenlendi. Çizerlerin sonucunu heyecanla beklediği yarışmada 14 isim finalist oldu. O finalistler arasında en başarılı isimlerin belirlenmesi için bir çizgi roman dergisi hazırlanmasına karar verildi. Başarılı olacak isimleri belirlemek için süreci zamana yaymak fikrinden doğan derginin basımı ANİM.İST ile ‘Arkabahçe Yayıncılık ve Çizgi Roman Dükkanı’ katkılarıyla gerçekleşti.
FİNALİSTLER, DERGİDE YARIŞACAK
Yeni çizerlere umut olmayı ve yol göstermeyi de hedeflediği için ‘Büyük Umutlar Çizgi Roman Dergisi’ adıyla okuyucularla buluşan çalışmanın lansmanı geçtiğimiz günlerde Beşiktaş’ta yapıldı. Raflarda yerini almaya başlayan, çizgi roman severlerin yakın zamanda kitapçılardan da edinebileceği dergi iki ayda bir basılacak. Derginin birinci yayın döneminde 2023’te finalist olan 14 ismin, çizgi ve kelime sanatıyla anlattıkları hikayeler yer alacak. Bu çalışmaların değerlendirilmesiyle, finalistler arasındaki en başarılı isimler belirlenerek ödüllendirilecek. Birinci yayın dönemi, 2024 yılındaki çizgi roman yarışmasının yeni finalistlerinin belirlenmesine kadar yaklaşık 1 yıl devam edecek.
ÇİZGİ ROMANA GÖNÜL VEREN İSİMLER
Genel Yayın Yönetmenliğinde çizgi roman aşığı bir isim olan Arkabahçe Yayıncılık ve Çizgi Roman Dükkanı Sahibi Ahmet Kocaoğlu’nun yaptığı derginin yayın kurulunda ise sektörün önemli isimlerinden BAU İletişim Fakültesi, Çizgi Film ve Animasyon Bölüm Başkanı ve ANİM.İST Direktörü Prof. Dr. Nazlı Eda Noyan ile aynı bölümde öğretim görevlisi olan Can Pekin yer alıyor.
‘HEDEF, YENİ İSİM VE YENİ ÇALIŞMALAR’
Yarışma ve derginin oluşumundaki tüm süreçte yer alan Prof. Dr. Nazlı Eda Noyan, lansmanda dergi hakkında konuşurken şu ifadelere yer verdi:
“Yerel çizgi roman sektörüne yeni isimler ve çalışmalar kazandırmayı hedefleyen yarışmamızın ikincisini bu şekilde zamana yayarak, birbirimizden beslenerek ve birlikte öğrenmeye devam ederek üretmeyi hedefledik.”
‘KENDİ ÜLKEMİZİN KONULARINI ANLATMALI’
Ahmet Kocaoğlu ise çizgi romanlarda kendi kültürümüzden hikayelerin anlatılmasının uluslararası başarı için daha önem taşıdığına vurgu yaparak “Yeni bir çizgi roman yerelde başarılı olmadığı takdirde dünya ölçeğinde başarıyı yakalaması zordur. Hazırlayacağımız çizgi roman yayınlandığı ülkenin kendi kültürünün konularını anlatan güncel veya eski hikayelerine değinen bir yerde durmalı” dedi.
‘ÇİZGİ EVRENDEKİ HAYALİ YAŞANTILAR’
Organizasyon ve dergi düzenleme sürecinde yer alan Öğr. Gör. Can Pekin animasyon ve çizgi romanın benzer yönüne vurgu yaparak şu ifadeleri kullandı:
“Paneller içerisindeki hareketsiz görüntülere bir akış sağlayan çizgi roman öykü anlatım mecrası, aktarmış olduğu ‘yaşam illüzyonu’ sebebiyle animasyon alanı ile benzerlik sergilemektedir. Bölümümüzün kıymetli oluşumlarından ANİM.İST ve Arkabahçe Yayıncılık’ın ortaklığından doğan ‘Büyük Umutlar’ çizgi roman dergisi, 14 katılımcımızın kendilerine has üsluplarını bu illüzyon çerçevesinde okuyucularla buluşturmayı ve onları çizgisel evrenlerindeki hayali yaşantılara dahil etmeyi hedeflemektedir.”
]]>