Orta Doğu’da yapılan bir arkeolojik kazıda ortaya çıkarılan çivi yazısıyla kaplı küçük kil tabletler muhtemelen 1911’den beri Yale Üniversitesi Babil Koleksiyonu’ndaydı. Üzerinde tıbbi ilaç tarifleri olduğu düşünülüyordu.
Fransız araştırmacı Jean Bottéro, tabletlerin ne dediğini ancak 1980’lerin başlarında anlayabildi.
Onlar yaklaşık 4 bin yıldır, akşam yemeğinden bahsediyorlardı.
Dört tabletten en genişleri bir sabun kalıbı büyüklüğünde, bin yıldan daha eskiye dayanan en küçüğü ise sadece bir avuca sığıyor. Ve onlar ilaç değil yemek içerikleriyle dolu.
En az İÖ 1730’a tarihlenen üç büyük tablet çoğunlukla güveç tarifleri içeriyor; en küçüğü daha sonraki bir döneme ait ve et suyundan bahsediyor.
Bunların varlığı bile bir gizem.
Koleksiyonun yardımcı küratörü Agnete Lassen, Antik Mezopotamya’da insanların nadiren yemek tarifi yazdığını söylüyor:
“Yüz binlerce çivi yazısı belgesinden, yemek tarifi içeren yalnızca bunlar var ve bir açıklama bulamıyoruz”.
Bugün bilinmeyen malzemeler var
Harvard Üniversitesi’nden Asurbilimci Gojko Barjamovic, yazıtlarda bugün bilinmeyen malzemelerin ortaya çıktığını söyledi. Asum mersin ve salu ise tere tohumu demek. Peki, hurrium ne?
Barjamovic, Lassen ve çalışma arkadaşlarının yazdığı makaleden, bilinmeyen baharatların listesini okumak bile, Dicle ve Fırat nehirleri arasında yer alan kayıp bir bahçenin görüntülerini çağrıştırıyor: Kurullu, kuruš, ninu. Silaru, zanzar, zibibianu.
Tabletler, antik veya modern birçok yemek tarifinde olduğu gibi aynı ilginç varsayıma sahip: Yazar, okuyucunun, temelde neyi amaçladığını zaten bilmesini bekliyor.
Talimatlar kısa ve öz.
Pek çok eski tarifte olduğu gibi, miktar belirtilmemiş.
Et suyu güveç, bugün de Irak yemeklerinin en temel parçası
Birkaç yıl önce Barjamovic, Lassen ve Iraklı yemek tarihçisi Nawal Nasrallah da dahil bazı uzmanlar bu yemeklerin bugün nasıl görüneceği konusunda bazı çalışmalar yaptı.
Bottéro tarafından yapılan tariflerin çevirilerini güncellediler. Yemeği dayanılmaz derecede acı hale getirerek diğer yiyeceklerin fark edilmesini engelleyen bir malzemeyi kaldırdılar.
Nasrallah, tariflerin tamamının güveç ve et sularından oluşmasının çarpıcı olduğunu belirtiyor.
Et suyu içinde et ve sebzelerden oluşan güveç, modern Irak yemeklerinin temel bir parçası ve aynı zamanda Orta Çağ Irak yiyeceklerinin de önemli bir özelliğiydi.
Tabletlerden birinde yer alan Tu’hu olarak bilinen kuzu güvecinin tarifi:
Dört tarif içinden Lassen’in favorisi bu.
Ancak insanların zevkleri zamanla farklılaşabiliyor. Örneğin Romalıların en ünlü yiyeceklerinden bazıları bugün İtalyan mutfağında yer almıyor.
Haber Kaynak : SONDAKIKA.COM
“Yayınlanan tüm haber ve diğer içerikler ile ilgili olarak yasal bildirimlerinizi bize iletişim sayfası üzerinden iletiniz. En kısa süre içerisinde bildirimlerinize geri dönüş sağlanılacaktır.”
]]>DİYANET’TEN “BİR KUŞ SÜTÜ EKSİK” HABERLERİNE YALANLAMA
Diyanet İşleri Başkanlığı, bir gazetede yer alan, aday din görevlileri için yapılan yemek ihalesiyle ilgili iddianın gerçeği yansıtmadığını, haberle alakalı hukuki yollara başvurulacağını bildirdi. Başkanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bugün bir gazetede “Bir kuş sütü eksik” başlığıyla yayımlanan haberde Diyanet Akademisi Elazığ Harput Dini İhtisas Merkezi’nde 26 Mart’ta aday din görevlileri için gerçekleştirilen yemek ihalesinin çarpıtıldığı ve kamuoyunun yanıltıldığı belirtildi.
İhalenin, Devlet İhale Kanunu ve Aday Din Görevlileri İstihkak Yönetmeliği’ne uygun şekilde açık ihale yöntemiyle gerçekleştirildiği vurgulanan açıklamada, şunlar kaydedildi: “Aday din görevlilerinin eğitiminin yapıldığı 28 akademi merkezinden 6’sında yemek hizmeti alımı yapılmaktadır. 6 akademi merkezinin kişi başı günlük azami (KDV dahil) 375 lirayı aşmayacak şekilde yapılacak hesaplamada ortaya çıkan toplam tutarı üzerinden hizmet alımı başlatılmıştır. Elazığ Harput Akademi Merkezi’nde yapılan ihaleye verilen 7 tekliften 4’ü geçerli sayılmıştır. Böylece 210 günlük, 190 aday din görevlisi için günde 3 öğün olarak yapılan ihale, kişi başına belirlenen azami 375 liranın altında kalıp 325 lira (KDV hariç) olarak belirlenmiştir.”
“HUKUKİ YOLLARA BAŞVURULACAKTIR”
Açıklamada, haberin içeriğiyle ilgisinin bulunmamasına rağmen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’ın 2023 Hac döneminde, 24 Haziran 2023’te Mekke’de hacıların yemeklerinin hazırlandığı mutfağın denetimi sırasında çekilen fotoğrafının da kullanıldığı bildirildi.
Haberde Erbaş’ın fotoğrafı kullanılarak kamuoyu nezdinde olumsuz algı oluşturulmaya çalışıldığının görüldüğü belirtilen açıklamada, “Gazetenin çarpıtma haberiyle ilgili olarak Başkanlığımız tarafından hukuki yollara başvurulacaktır.” ifadesi kullanıldı.
İŞTE O YEMEK LİSTESİ
Söz konusu habere göre; Diyanet’in “özel yemek” listesi ise şu şekilde:
Önce arkadaşlarından sipariş alarak yemek yapan, sonra belediyenin hanımeli pazarında yemek yapıp satan, ardından küçük bir dükkanda çeyizinden kalan küçük tencere ve küçük tüp ile yemek üretimini devam ettiren kadın şimdi açtığı yemek fabrikasında 25 kişilik istihdamı ile günlük 2 bin kişiye yemek yapıyor.
Aksaray Eğitim ve Araştırma Hastanesinde radyoloji memuru olarak çalışırken memleketi Hatay’ın yemeklerini iş arkadaşlarına ikram ederek tattıran Nuriye Akar, bir süre sonra arkadaşlarının ısrarı üzerine ücret karşılığında sipariş almaya başladı. Arkadaşlarından aldığı siparişlerini evde hazırlayarak satan Nuriye Akar (54), memuriyetten emekli olduktan sonra Aksaray Belediyesi tarafından açılan Hanımeli Pazarı ile tanıştı. Yine belediye tarafından verilen yemek kurslarına katılarak başarıyla tamamladıktan sonra haftada 1 gün semt pazarında tezgah açan Nuriye Akar, Hatay mutfağına ait yemekleri satmaya başladı. 2018 yılından 2022 yılının sonuna kadar Hanımeli Pazarında ürün satan Nuriye Akar, orada edindiği tavsiyeler üzerine küçük bir dükkan tutarak piknik tüpü ve çeyizinde sakladığı tencere ile öğrencilere yemek yapıp satmaya başladı. Bir süre sonra dükkanını büyüten Akar, işini de büyütme kararı aldı. Organize Sanayi Bölgesinde açtığı yemek fabrikası ile endüstriyel yemek ve tabildot yemek satışına başlayan Nuriye Akar, fabrika bünyesinde 25 kişiyi istihdam ederek günlük 2 bin kişiye yemek yapıyor. Alışılagelmiş menülerle yapılan endüstriyel yemek servisinden ayrı hizmet veren Akar, tamamen doğal ürünlerle ev yemekleri yaparak bu servis anlayışını da değiştirdi. Şimdi ise okullar, fabrikalar ve kamu kurumlarına yemek üreten Nuriye Akar, Hanımeli Pazarında emek veren kadınlara da örnek oluyor.
25 çalışanıyla günlük 2 bin kişiye yemek pişiriyor
Memurluktan yemek fabrikası serüvenine geçiş sürecini anlatan Nuriye Akar, her şeyin arkadaşlarına olan ikramıyla başladığını söyledi. İkramın ardından iş arkadaşlarından yoğun bir talep aldığını diye getiren Akar, “Devlet memurluğundan emekli oldum. Çalıştığım dönemlerde de sürekli bir şeyler üretiyordum. Memleketim Hatay olduğu için biberli ekmek, içli köfte, humus yapıyordum. Bunları iş yerindeki arkadaşlarıma ikram ederken baktım ki maliyeti çok yüksek olacak. Sonrasında arkadaşlarım da üzüldü ve biz satın alalım dediler. Böyle başladı ufak ufak. Hiç ticareti bilmezken, yani memur zihniyeti ile baktığımız için sonrasında emekliliğim yakındı ve emekli oldum. Sonra Aksaray Belediyesinin Hanımeli Pazarı açtığını duydum. Oraya müracaat ettim ve 3 aylık kursuna katıldım. Sonra da bana yer verdiler. Orada tezgah açtım ve kendi ürettiğim salça, baharatlar, yöresel ürünlerimi sergiledim. Çok da güzel bir tanıtım oldu ve oranın bana müşteri olarak çok faydası oldu. Sonrasında hanımeli bana yetmez olunca ticareti bilmediğim için önce cesaret edemedim ama küçük bir dükkan kiraladım. Burada çeyizimden kalmış küçük bir tencere, elimdeki tüm paramı da dükkan kirasına verdiğim için tencerem ve küçük tüpüm ile başladım. Küçük tencerem ve küçük tüpüm hala durur, onlar benim uğurum. Okul öğrencilerine yemek yaptım, yiyenler memnun kaldığı için onlar etrafa söylediler. Sonra ilk olarak kuruma 9 kişilik yemek siparişi aldım. Elim ayağıma dolaştı nasıl yapacağım diye. Lezzetimden hiçbir korkum yoktu ama sistemi bilmediğim için endişe duydum. Sistemi kısa sürede öğrendim. Yemekleri tamamen el emeği, mutfak lezzeti tadında ürettim. Hanımeli pazarı ve ardından dükkan ve 1,5 yıl dükkan işletmeciliğinden sonra bu fabrikaya yolcuğum böyle başladı. Şu anda fabrikada 25 kişi istihdam ediyorum. Şu anda geldiğim konum bin 800 – 2 bine yakın müşteriye yemek veriyorum. İlk işçi aldığımda maaşları nasıl öderim diye tedirgin oldum ama lezzetime güvendiğim için kısa sürede iyi bir yere geldim. Fabrika yemeği çıkarıyorum ama yemeğin içine işçilik katarak ev yemeği lezzetinde yapıyorum. Dışarıdan hazır ürün almadan tamamen kendimiz burada üretiyoruz. Salçasından baharatına kadar, pastamız ve tatlılarımız tamamen kendi doğal üretimimiz” dedi. – AKSARAY
]]>Yılın her dönemi hayırseverlerin desteğiyle ihtiyaç sahiplerine yönelik yemek, giyim ve gıda gibi çeşitli desteklerde bulunan Türk Kızılay Ağrı Şubesi, Ramazan ayında çalışmalarını yoğunlaştırdı. Şubenin bünyesindeki aşevinde çalışan aşçılar, günün erken saatlerinde mesailerine başlayarak engelli, yaşlı, hasta ve ihtiyaç sahipleri için yemek hazırlığı yaptılar. Aşçılarca büyük kazanlarda pişirilen çeşitli yemekler, ekiplerce sefer taslarına konulup ihtiyaç sahiplerine ulaştırılması için araçlara yerleştirildi ve gönüllerin destekleri ile kapı kapı dağıtıldı. Hazırlıkları tamamladıktan sonra yola koyularak mahalle mahalle gezen ekipler, önceden belirlenen alanlarda bekleyen ihtiyaç sahiplerine yemekleri verirken, dışarı çıkamayan engelli ve yaşlı vatandaşların yemeklerini de evlerine kadar götürürerek teslim ettiler. Yemeklerini alan vatandaşlar, ekiplere dua edip teşekkür ediyor. Türk Kızılay Ağrı Şube Başkanı Orhan Tatlı, hayırseverlerin desteğiyle ihtiyaç sahiplerine yönelik yılın her dönemi yardımlarda bulunduklarını söyledi. Ramazan ayında çalışmaları daha da yoğunlaştırdıklarını belirten Tatlı, “Aşevimizde normalde günlük 3 bin 100 kişiye yemek çıkarırken Ramazan ayında bu sayıyı 3400 çıkardık. Aşevimizde pişirilen yemekler ekiplerimizce sefer taslarına konulup araçlarla mahallelere götürüp vatandaşlara ulaştırılıyor. Yemeklerini yapamayan nenelerimiz, dedelerimiz, hasta ve engelli olan vatandaşlarımız var. İftar yemeğini yapamayan bu kişilere bağış olarak gelen gıdalarla, adaklık kurban kesimleriyle yemekler hazırlanıyor ve evlerin kapılarına kadar ulaştırıyoruz.” dedi.
Yemeğin yanı sıra ihtiyaç sahiplerine gıda kolisi, alışveriş hediye çekleri gibi çeşitli desteklerde bulunduklarını belirten Tatlı, “Ramazan ayının 15. günü Dünya Yetimler Günü. Bununla alakalı bir planlama yaptık. İlimizdeki bütün yetim çocuklarımızla beraber çok güzel bir iftar programı düzenledik IC vakfının destekleri ile yaptığımız iftar programına Valimiz, eşi ve protokolümüzde katıldı ve çocukları sevindirdiler. Hayırseverlerin destekleri ile 400 çocuğumuza bayramlık kıyafet giydirdik. İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile 4 yıl önce başlatmış olduğumuz “Bir Sınıf Bir Koli ” projesini bu yıl tekrar başlattık ve 3000 gıda kolisinin üzerinde bir bağış alınmış oldu. Öğrencilerin kendilerinin hazırladığı gıda kolileri,her akşam ekiplerimizce evlere dağıtımı yapıldı. Kadir gecesinde vatandaşlarımıza merkez cami ve ulu camide lokma Tatlı ikraminda bulunduk,son Teravih namazında ise Batıkent camisinde çocuklarla neşeli bir program yaptık ve camide imam ve gönüllerimiz ile birlikte çocuklar ile oyunlar oynadık.” diye konuştu.
Hayırseverlerin vermiş olduğu zekatları ve fitreleri ihtiyaç sahiplerine dağıttıklarını vurgulayan Tatlı, hem parasal bir destek hem de yemek ile gıda noktasında destek sağladıklarını dile getirdi.
Aşçıların günün erken saatlerinde yemek yapmaya başladığını söyleyen Tatlı, “İftardan önce yemekler ailelerimize ulaştırılıyor. Yılın 12 ayı yemek dağıtımı yapıyoruz. Ramazan ayında tempomuzu biraz daha artırarak ulaşamadığımız hiç kimse kalmasın diye daha fazla kişiye ulaşmaya gayret ediyoruz. Ailelerin nüfus kalabalıklarına göre yemekleri veriyoruz.” ifadelerini kullandı.
Gönüllüler Bayram günü çocuklara şeker ve çeşitli hediyeler vererek Bayram coşkusunu çocuklarla birlikte paylaştılar. – AĞRI
]]>Acıbadem Hastanesi Gastroenteroloji ve Hepatoloji ve İç hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Hakan Ümit Ünal, ramazandan sonra bayramda nasıl sağlıklı beslenilmesi gerektiğini AA muhabirine anlattı.
Ünal, ramazan nedeniyle midenin uzun saatler boyunca boş ve susuz kaldığını vurgulayarak, bu uzun açlık süresinin insülin düzeyinin dengelenmesi, mide bağırsak hareketliliğinin düzenlenmesi gibi faydalı hormonal etkilere neden olduğunu söyledi.
“Hayır demeyi bilmeliyiz”
İftarda birden bire çok miktarda yemenin gastroentral sistemi zorladığını aktaran Ünal, ramazan boyunca her gün yaklaşık 13 saatin üzerinde aç kaldıktan sonra bayramda yeme-içmeye çok dikkat edilmesi gerektiğine dikkati çekti.
Ünal, şu uyarıda bulundu:
“Bayram sofralarında adete bir şölen yaşanınca karbonhidratı çok tüketiyoruz. Bu da vücudun hem metabolizmasında hem de gastroentral sistemde değişikliğe neden oluyor. İkinci beyin olarak bildiğimiz bağırsakta, aşırı tüketilen karbonhidratlar gaz ve şişkinlik oluşturuyor. Fazla yemeye bağlı olarak reflü şikayetleri artıyor. Mide krampları oluşuyor. Ramazanda uzun süre aç kalan mide, bayram boyunca fazla dolu olunca sorunlara yol açıyor. Her gittiğimiz yerde bir şey yemek zorunda değiliz. ‘Hayır’ demeyi bilmeliyiz. Bunu yapmazsak gastroentral sistemle ilgili sorunlar yaşayabiliriz. Bayram sofralarında yağlı yiyecekler çok tüketildiğinde safra kesesi daha çok kasılacağı için sırtta ve karında ağrılara neden olabilir. Bunun yanında bayramın tadını da çıkarmak ve bilinçli beslenmek gerekir.”
“Ramazan sonrası bayrama geçişi kontrollü yapmak gerekiyor”
Uzman Diyetisyen Sıla Bilgili Tokgöz de ramazan ayı boyunca öğün sayının azalmasına bağlı olarak metabolizmanın yavaşladığını söyledi.
Bayramda öğün sayısının birden artmasının mide bağırsak hareketlerini artırdığına işaret eden Tokgöz, “Özellikle kalp hastası olanlarda kolesterol artışına sebep oluyor ve tansiyonu olumsuz etkiliyor. Ramazan sonrası bayrama geçişi kontrollü yapmak gerekiyor. Ramazanda iki olan öğün sayısını birden üçe, dörde çıkarmak bazı rahatsızlıklara neden oluyor. Bu nedenle biraz daha dikkatli ve temkinli yaklaşmak lazım.” ifadelerini kullandı.
Tokgöz, bayram sabahı güne öncelikli olarak kahvaltıyla başlanması gerektiğini belirterek, şu görüşleri paylaştı:
“Kahvaltı yapmadan gidilen ziyaretlerde yeme eğilimi çok artabiliyor. Hafif kahvaltıdan kastımız ne? Kızartma, kavurma, salam, sucuk, pastırma ve hamur işinin olmadığı bir kahvaltıdan bahsediyoruz. Hafif kahvaltı nedir peki? Yumurta, çok tuzlu olmayan peynir, zeytin, roka, tere, marul, nane gibi yeşillik olabilir. Bunu tahıllı ekmekle destekleyebiliriz. Böylece hem posa alımı ve metabolik hız artar, mide ile bağırsakta hazımsızlık yaşanmaz, gaz sıkıntısı çekilmez.”
Tokgöz, bayram tatillerinde biraz daha geç kalkıldığını hatırlatarak, “Kahvaltıdan sonra öğle yemeği yemek yerine ara öğün eklenebilir. Ara öğünden kastım, şekersiz bir komposto, kefir, ayran, meyve saati veya kahve saati gibi alternatifler olabilir.” dedi.
Bayramda şeker ve tatlı tüketimin özellikle çok arttığına dikkati çeken Tokgöz, “Hamurlu tatlılar tüketmek yerine, incir tatlısı, hurmalı muhallebi, ayva ve kabak tatlısı gibi meyveli ve sütlü tatlılar tercih edilmeli. Bir başka önemli konu da çok iyi çiğnemek ve çok hızlı yemek yememek. Yavaş yemek hazmı kolaylaştırıyor, tokluk hissini artırıyor. Bu da daha az yemek yenmesini sağlıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
“Tencere yemekleri tercih edilmeli”
Sıla Bilgili Tokgöz, bayramda akşam yemeğine de dikkat edilmesi gerektiğini anlatarak et, balık, köfte, zeytinyağlıların tüketilebileceğini kaydetti.
“Tencere yemekleri tercih edilmeli. Izgara, sote, haşlama ve buğulama yöntemlerini kullanmalı. Kızartma kesinlikle tercih edilmemeli zira bir balığı kızarttığınızda ağırlığının yarısı kadar yağ çeker. Kızartılan yağlar, kanserojen maddeler içerdiği için kızartma istemiyoruz.” diyen Tokgöz, ramazan ayı boyunca normal zamanlara göre azalan su tüketimiyle ilgili de günde 2,5 litre su içilmesi ve bunun gün içine yayılması gerektiğine vurgu yaptı.
Çok fazla çay ve kahve tüketimi tansiyona yol açabilir
Bazılarının sıvıyı çay-kahveyle almayı tercih ettiğini ancak sıvıyı su olarak almanın daha faydalı olduğunu aktaran Tokgöz, çok fazla çay ve kahve tüketiminin tansiyon sorunu yaratabildiğine dikkati çekti.
Ramazan boyunca hareketin de kısıtlandığının ve iftar saatinin geç olması nedeniyle yemekten sonra insanların çok hareket etme imkanı bulamadığının altını çizen Tokgöz, “Ramazanın bitmesiyle beraber bayram ve sonrasında haftanın beş günü 45 dakika yürüyüş yapılmalı. Bu sindirim sistemini harekete geçirecek, metabolizmayı hızlandıracak ve bağışıklık sistemini güçlendirecektir. Bu yürüyüşleri mesafe uzun değilse bayram ziyaretine giderken de yapabilirler.” dedi.
]]>Öğretmen Sıdıka Avar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi yiyecek içecek hizmetleri bölümü öğrencileri, alan şefi ve usta öğreticilerin eşliğinde, 23 anaokulunda eğitim gören minik öğrencilere günde iki öğün yemek gönderiyor.
“Mesleki açıdan kendilerini daha da geliştirmelerini istiyoruz”
Okul Müdürü Abdurrahman Güvenç, AA muhabirine, İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile yapılan protokol kapsamında öğrencilerin, anaokulu öğrencilerine hijyenik ortamda sabah kahvaltısı ve öğle yemeği hazırladığını belirtti.
Hazırlanan yemeklerin günlük sıcak ve uygun koşullarda araçlarla okullara ulaştırıldığını ifade eden Güvenç, şöyle konuştu:
“Bu proje sayesinde öğrencilerimiz sınıflarda aldıkları teorik eğitimi burada uygulama alanı buluyor, bilgi ve becerilerini daha da pekiştirerek mesleki açıdan daha donanımlı hale geliyor. Aynı zamanda öğrencilerimiz üretim odaklı sundukları hizmetin karşılığında eğitim harçlıklarını da çıkarıyor. Bu projeyle herhangi bir kar amacı taşımıyoruz, öğrencilerimizin bu projede aktif olarak yer alması ve mesleki açıdan kendilerini daha da geliştirmelerini istiyoruz. Mesleki açıdan kendilerini geliştiren öğrencilerimiz ilgili işletmelerde veya kamuda rahatlıkla çalışabilecek donanıma sahip oluyorlar.”
“Hijyen açısından gerekli tüm kontrolleri yapılıyor”
Güvenç, meslek lisesi öğrencilerinin atölyelerde üretim yaparak elde ettikleri tecrübenin ilgili sektörün kalifiye eleman ihtiyacını giderme noktasında son derece önemli olduğunu vurguladı.
Proje kapsamında anaokullarına sabah kahvaltısını zamanında ulaştırmak için öğrencilerin hazırlıklarını bir gün önce tamamladıklarını aktaran Güvenç, şöyle devam etti:
“Öğle yemekleri için öğrencilerimiz sabahın erken saatlerinde iş başı yapıyor. Öğrencilerimiz, hijyenik koşullarda ve özenle hazırladıkları besinlerle büyüme dönemindeki anaokulu öğrencilerinin sağlıklı bir şekilde beslenmesini sağlıyorlar, bu bizim için son derece önemli ve mutluluk verici bir görev. Hedefimiz bu projeyi kent genelindeki tüm anaokullarına yaymak ve miniklerin güvenli ve sağlıklı bir şekilde beslenmelerini sağlamak. Burada hazırlanan yemeklerin alan şeflerince hijyen açısından gerekli tüm kontrolleri yapılıyor ve yemeklerden günlük numuneler alınarak 72 saat boyunca saklanıyor. Hazırlanan birbirinden lezzetli ve sağlıklı besinleri anaokulu öğrencilerimize güvenle sunuyoruz.”
“Mesleğimizi daha iyi öğrenme imkanı bulduk”
10’uncu sınıf öğrencisi Nisanur Kaplan da yaptıkları çeşitli yemeklerin kendilerine büyük bir tecrübe kazandırdığını söyledi.
Çok güzel çalışma ortamına sahip olduklarını aktaran Kaplan, “Bu proje sayesinde mesleğimizi daha iyi öğrenme imkanı bulduk. Gelecekte iyi bir şef olmak istiyorum. Burada çeşitli yemekler ve tatlılar yaparak deneyim kazanıyoruz. Minik kardeşlerimize böyle bir hizmeti sunduğumuz için çok mutluyuz.” ifadelerini kullandı.
Öğrencilerden Rabia Mertoğlu ise yemek yapmayı çok sevdiğini, yürütülen çalışmanın kendileri için büyük bir fırsat olduğunu dile getirdi.
“Bu projeyle aynı zamanda yardımlaşma ve paylaşma duyguları ile takım çalışmasının ne demek olduğunu kavradık. Burada edindiğimiz tecrübe ve deneyim ile gelecekte kendi işimi kurabilir ya da bir işletmede şef olarak çalışabilirim.” diyen Mertoğlu, gelecekte restoran işletmek istediğini aktardı.
]]>YALOVA – Yalova’da 1990’da vefat eden hayırsever Hayriye Güngör’ün vasiyetiyle başlayan iftar yemeği dağıtımı geleneği 34’üncü yılına girdi. Vasiyet üzerine 34 yılda 250 binin üzerinde iftar yemeği dağıtılan Hacı Hayriye Hanım Camii’nde, dağıtımda yemek bitse de kimse eli boş gönderilmiyor.
Hacı Hayriye Hanım Camii’nde başlatılan iftar yemeği dağıtımı geleneği bu Ramazan ayında sürdürülüyor. Hayriye Güngör’ün çocukları ve torunları tarafından sürdürülen gelenek hakkında bilgi veren hayırseverin torunu İlker Kaya, yemek dağıtımına ilgilinin her geçen yıl arttığını söyledi.
Vasiyeti dayısının başlattığını ve kendisinin devam ettirdiğini kaydeden İlker Kaya, kendisinin de oğlu Doç. Dr. Furkan Kaya’ya vasiyet ettiğini ifade etti.
Kaya, amaçlarının bir vakıf kurarak aşevi ve burs gibi bir takım faaliyetler yapmayı da hedeflediklerini anlattı.
İftar yemeği dağıtımının başlangıç hikayesini anlatan Kaya, şöyle konuştu:
“Bundan 35 sene evvel rahmetli ananem bu caminin vasisi Hayriye Hanım, yan tarafta oturuyordu. Camdan da pazar halkını görüyor. Bir ramazan günü. O koşuşturmayı görmüş iftar vakti. Akşam hep beraber iftara oturduk. ‘Çocuklar ben size bir şey söylemek istiyorum. Bugün seyrettim pazarcı esnafı bir koşuşturma içinde. Ben şöyle düşündüm, akşamları burada iftar yemeği verebilir miyiz?’ dedi. Bu ailede büyük memnuniyetle karşılandı. Zaten Büyükada’da ticaret yapıyoruz. Restoranımız, pastanemiz, ustalarımız var. Rahmetli dayım o sene 2 tane adadan usta getirip kazanlarla beraber başladı. İlk dönemlerde 100-150 kişi kadar. O dönemde Bulgaristanlı misafirlerimiz çoktu bizim. Daha sonra bu profesyonele dönüştü. Takım taklavat derken bu seneye geldik. Esas amaç burada, evine yetişemeyen veya ihtiyaç sahibi olan kişilere vermek. Bu arada yolcusunuz pazara alışverişe geldiniz iftarınızı açabiliyorsunuz, o şekilde başlamıştık ve bugüne kadar da geldi. 3’er kişi hesap ediyoruz, bir evde 3 kişi varmış gibi. 600-700 kişiye kadar günlük buluyor. Bu da bize mutluluk veriyor. Yemek aynı zamanda Çalıca köyü, bizim dede köyümüzdür. Oraya da her ramazan gönderiyoruz. Orada da aşağı yukarı 300-400 misafirimiz var. Onlar da bizi her ramazan bekliyorlar.”
Çok sayıda hayırseverin de iftar yemeğine katkı sağladığını dile getiren Kaya, “İnsanlar görüyorlar. Bir kilo un getiren de var, 10 kilo et getiren de var. Çok destek var. Saat 4-5 gibi çok yaşadım. Koyun kuzu hazırlanmış kuşbaşı şeklinde et geliyor. Ben bunla çok karşılaştım. Dolaplarımız dolu. Başlangıçtan bugüne kadar. 35 sene geriye gittiğimizde, bugüne geldiğimizde kabataslak bir hesap yaparsak çok eminim 200-250 bin kişilik iftar dağıtımını bulmuştur. Bunda sonraki süreçte burada da iftar açtırabilmek, en büyük proje de aşevi yapmak, yani 12 ay. İnşallah Allah nasip ederse vakıf kurulursa böyle bir imkan var. Ailemiz çok büyük destek içinde. Bir havuzumuz var. Kardeşim, oğlu, dayımın çocukları havuz yaptık” dedi.
“Boş dönen kesinlikle bir Allah’ın kulu yok”
Yemeklerin de beğenildiğini anlatan Kaya, her gün etli bir yemeği menülerinde olduğunu söyledi. Kaya, gelen hiçbir kimseyi yemek bitse dahi geri çevirmediklerini sözlerine ekleyerek, “Kimse yemek almadan gitmiyor. İnsanlara çağrı yapıyorum. Sıra kalabalık, giremem asla öyle bir konu yok. Alamayanlar bekliyor. Yemek yoksa aşçımız sağ olsun patatesler, soğanlar burada et sote, tavuk sote hepsini yapıyor. Boş dönen kesinlikle bir Allah’ın kulu yok. Öğle namazından sonra başlayıp saat 16.30’a kadar devam ediyor. Bir nöbetçi kalıyor burada. Yemek bitene kadar. Hiç bir şey olmazsa peynir ekmek gönderiyoruz buradan. Bolluk yeri Hayriye Hanım yeri herkesi bekliyoruz” açıklamasında bulundu.
]]>Hacı Hayriye Hanım Camii’nde başlatılan iftar yemeği dağıtımı geleneği bu Ramazan ayında sürdürülüyor. Hayriye Güngör’ün çocukları ve torunları tarafından sürdürülen gelenek hakkında bilgi veren hayırseverin torunu İlker Kaya, yemek dağıtımına ilgilinin her geçen yıl arttığını söyledi.
Vasiyeti dayısının başlattığını ve kendisinin devam ettirdiğini kaydeden İlker Kaya, kendisinin de oğlu Doç. Dr. Furkan Kaya’ya vasiyet ettiğini ifade etti.
Kaya, amaçlarının bir vakıf kurarak aşevi ve burs gibi bir takım faaliyetler yapmayı da hedeflediklerini anlattı.
İftar yemeği dağıtımının başlangıç hikayesini anlatan Kaya, şöyle konuştu:
“Bundan 35 sene evvel rahmetli anneannem bu caminin vasisi Hayriye Hanım, yan tarafta oturuyordu. Camdan da pazar halkını görüyor. Bir ramazan günü. O koşuşturmayı görmüş iftar vakti. Akşam hep beraber iftara oturduk. ‘Çocuklar ben size bir şey söylemek istiyorum. Bugün seyrettim pazarcı esnafı bir koşuşturma içinde. Ben şöyle düşündüm, akşamları burada iftar yemeği verebilir miyiz’ dedi. Bu ailede büyük memnuniyetle karşılandı. Zaten Büyükada’da ticaret yapıyoruz. Restoranımız, pastanemiz, ustalarımız var. Rahmetli dayım o sene 2 tane adadan usta getirip kazanlarla beraber başladı. İlk dönemlerde 100-150 kişi kadar. O dönemde Bulgaristanlı misafirlerimiz çoktu bizim. Daha sonra bu profesyonele dönüştü. Takım taklavat derken bu seneye geldik. Esas amaç burada, evine yetişemeyen veya ihtiyaç sahibi olan kişilere vermek. Bu arada yolcusunuz pazara alışverişe geldiniz iftarınızı açabiliyorsunuz, o şekilde başlamıştık ve bugüne kadar da geldi. 3’er kişi hesap ediyoruz, bir evde 3 kişi varmış gibi. 600-700 kişiye kadar günlük buluyor. Bu da bize mutluluk veriyor. Yemek aynı zamanda Çalıca köyü, bizim dede köyümüzdür. Oraya da her ramazan gönderiyoruz. Orada da aşağı yukarı 300-400 misafirimiz var. Onlar da bizi her ramazan bekliyorlar.”
Çok sayıda hayırseverin de iftar yemeğine katkı sağladığını dile getiren Kaya, “İnsanlar görüyorlar. Bir kilo un getiren de var, 10 kilo et getiren de var. Çok destek var. Saat 4-5 gibi çok yaşadım. Koyun kuzu hazırlanmış kuşbaşı şeklinde et geliyor. Ben bunla çok karşılaştım. Dolaplarımız dolu. Başlangıçtan bugüne kadar. 35 sene geriye gittiğimizde, bugüne geldiğimizde kabataslak bir hesap yaparsak çok eminim 200-250 bin kişilik iftar dağıtımını bulmuştur. Bunda sonraki süreçte burada da iftar açtırabilmek, en büyük proje de aşevi yapmak, yani 12 ay. İnşallah Allah nasip ederse vakıf kurulursa böyle bir imkan var. Ailemiz çok büyük destek içinde. Bir havuzumuz var. Kardeşim, oğlu, dayımın çocukları havuz yaptık” dedi.
“Boş dönen kesinlikle bir Allah’ın kulu yok”
Yemeklerin de beğenildiğini anlatan Kaya, her gün etli bir yemeğin menülerinde olduğunu söyledi. Kaya, gelen hiçbir kimseyi yemek bitse dahi geri çevirmediklerini belirterek, “Kimse yemek almadan gitmiyor. İnsanlara çağrı yapıyorum. Sıra kalabalık, giremem asla öyle bir konu yok. Alamayanlar bekliyor. Yemek yoksa aşçımız sağ olsun patatesler, soğanlar burada et sote, tavuk sote hepsini yapıyor. Boş dönen kesinlikle bir Allah’ın kulu yok. Öğle namazından sonra başlayıp saat 16.30’a kadar devam ediyor. Bir nöbetçi kalıyor burada. Yemek bitene kadar. Hiçbir şey olmazsa peynir ekmek gönderiyoruz buradan. Bolluk yeri Hayriye Hanım yeri herkesi bekliyoruz” açıklamasında bulundu. – YALOVA
]]>Tepkisini sosyal medyada paylaşan işletmeci milyon izlenip binlerce yorum aldı
SAKARYA – Sakarya’da iftar için rezervasyon yaptırıp gitmeyen vatandaşlar, işletme sahibini çileden çıkarttı. Hazırlanan yemeklerin israf olduğunu belirterek tepkisini sosyal medyada paylaşan işletmeci, milyon izlenip binlerce yorum aldı.
Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde et restoranı işleten Bayram Budak, restoranında iftar için rezervasyon yaptırıp gelmeyen vatandaşlar için hazırladığı yemeklerin gün sonunda israf edildiğini belirterek tepki gösterdi. Restoranda iftar için yer ayırtan yaklaşık 15 kişinin gelmediğini belirten Budak, israf olan ürünleri sosyal medyadan paylaşarak sitem etti. Rezervasyon yaptırıp gelmeyen ve telefonları da açmayan vatandaşlara tepki gösterdiği videosunu, “Bunlar rezervasyon yaptırıp da gelmeyenlerin yemekleri. Bize telefon ediyorlar. ‘Yerimiz kalmadı’ diyoruz. 15 kişi yer ayırtmış, arıyoruz telefonu da açmıyorlar. Yemeği de pişti, gelmiyor. Masada salatalar, çorbalar hepsi ziyan oldu. Yarım saat önce ‘Biz gelmiyoruz’ diye arasalar zaten sorun yok. Masa başkasına devredilir, satılır. Hadi ondan vazgeçtim masa boş kalsın da şu yemeklere yazık değil mi? O salatalara yazık değil mi? Ayıp diye bir şey var, daha da bir şey demeyeceğim” sözleriyle paylaştı. Sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı ve milyonlarca kişinin izlediği videoya ise on binlerce beğeni ve yorum geldi.
“Rezervasyon ile alakalı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz”
İşletme sahibi Bayram Budak, “Rezervasyon ile alakalı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Ramazan ayında rezervasyon almadan çalışmamız mümkün değil. Tam iftar saatinde insanların yemeğini vermemiz gerekiyor. Vatandaşların da iftar saatinde gelip yer sıkıntısı yaşamaması gerekiyor. Rezervasyonu kaydetmemize rağmen, insanlar haber vermeden gelmiyorlar ve telefonla geri aradığımızda da cevap vermiyorlar. Bu sektörümüzde ciddi bir sıkıntıya sebep oluyor. Biz masayı gelecekmiş gibi hazırlıyoruz. Bunun içerisinde salata, çorba, yemek, tatlı ve çay olmak üzere tüm bu hazırlık ve emekler maalesef çöp oluyor. Yemeği ertesi güne bırakamıyoruz. Bazı yorumlar oluyor ‘personele yedir’ diye ama zaten personelimize de yemek yapıyoruz. Bu bütün emek ziyan oluyor” dedi.
“50 kişilik yemeği ziyan etmek çok kötü bir şey”
Yemeklerin ziyan olduğunu belirten Budak, “Bu konuyla ilgili ben meslek odalarına, otel ve restorancılıkla alakalı üst makamlara sesimi duyurmak istiyorum. Bununla alakalı bir sistem kurulmalı. Çağımız da teknoloji çağı. Güncel bir yazılımla beraber rezervasyon sisteminde insanlar kredi kartı ile ön ödeme veya tamamını öderse muhtemelen yaptırdıkları rezervasyona uyacaklardır. Tabii ki yarım saat önceden haber verip ‘Ben gelemiyorum’ diyene bir şey diyemeyiz ve zaten bu şekilde söyleyenlerin rezervasyonunu da iptal ediyoruz, kimseye zorluk çıkarmıyoruz. Birkaç gün önce sadece bir masada 15 kişi, diğer masada 9 kişi derken bir gün içerisinde toplam 50 kişi gelmedi. Bu hem maddi anlamda hem de Ramazan ayının manevi havasına ciddi zarar veriyor. Oruç tutup burada 50 kişilik yemeği ziyan etmek çok kötü bir şey” diye konuştu.
“Videomuz milyonlarca izlenildi ve çok sayıda olumlu yorum aldık”
Sitemini sosyal medyada paylaştığını belirten Budak, “Biz bu sitemimizi dile getirerek, böyle olmaması gerektiği konusunda bir video yayınladık sosyal medya hesabımızda. Bu videomuz milyonlarca izlenildi ve çok sayıda olumlu yorum aldık. Sadece bu konu bizimle alakalı değil, otelcilik başta olmak üzere birçok sektörde de bu sıkıntı yaşanabiliyor. Gidilmeyecekse telefon açılarak gönül rahatlığıyla söylenebilir” şeklinde konuştu.
]]>Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde et restoranı işleten Bayram Budak, restoranında iftar için rezervasyon yaptırıp gelmeyen vatandaşlar için hazırladığı yemeklerin gün sonunda israf edildiğini belirterek tepki gösterdi. Restoranda iftar için yer ayırtan yaklaşık 15 kişinin gelmediğini belirten Budak, israf olan ürünleri sosyal medyadan paylaşarak sitem etti. Rezervasyon yaptırıp gelmeyen ve telefonları da açmayan vatandaşlara tepki gösterdiği videosunu, “Bunlar rezervasyon yaptırıp da gelmeyenlerin yemekleri. Bize telefon ediyorlar. ‘Yerimiz kalmadı’ diyoruz. 15 kişi yer ayırtmış, arıyoruz telefonu da açmıyorlar. Yemeği de pişti, gelmiyor. Masada salatalar, çorbalar hepsi ziyan oldu. Yarım saat önce ‘Biz gelmiyoruz’ diye arasalar zaten sorun yok. Masa başkasına devredilir, satılır. Hadi ondan vazgeçtim masa boş kalsın da şu yemeklere yazık değil mi? O salatalara yazık değil mi? Ayıp diye bir şey var, daha da bir şey demeyeceğim” sözleriyle paylaştı. Sosyal medya hesabı üzerinden paylaştığı ve milyonlarca kişinin izlediği videoya ise on binlerce beğeni ve yorum geldi.
“Rezervasyon ile alakalı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz”
İşletme sahibi Bayram Budak, “Rezervasyon ile alakalı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Ramazan ayında rezervasyon almadan çalışmamız mümkün değil. Tam iftar saatinde insanların yemeğini vermemiz gerekiyor. Vatandaşların da iftar saatinde gelip yer sıkıntısı yaşamaması gerekiyor. Rezervasyonu kaydetmemize rağmen, insanlar haber vermeden gelmiyorlar ve telefonla geri aradığımızda da cevap vermiyorlar. Bu sektörümüzde ciddi bir sıkıntıya sebep oluyor. Biz masayı gelecekmiş gibi hazırlıyoruz. Bunun içerisinde salata, çorba, yemek, tatlı ve çay olmak üzere tüm bu hazırlık ve emekler maalesef çöp oluyor. Yemeği ertesi güne bırakamıyoruz. Bazı yorumlar oluyor ‘personele yedir’ diye ama zaten personelimize de yemek yapıyoruz. Bu bütün emek ziyan oluyor” dedi.
“50 kişilik yemeği ziyan etmek çok kötü bir şey”
Yemeklerin ziyan olduğunu belirten Budak, “Bu konuyla ilgili ben meslek odalarına, otel ve restorancılıkla alakalı üst makamlara sesimi duyurmak istiyorum. Bununla alakalı bir sistem kurulmalı. Çağımız da teknoloji çağı. Güncel bir yazılımla beraber rezervasyon sisteminde insanlar kredi kartı ile ön ödeme veya tamamını öderse muhtemelen yaptırdıkları rezervasyona uyacaklardır. Tabii ki yarım saat önceden haber verip ‘Ben gelemiyorum’ diyene bir şey diyemeyiz ve zaten bu şekilde söyleyenlerin rezervasyonunu da iptal ediyoruz, kimseye zorluk çıkarmıyoruz. Birkaç gün önce sadece bir masada 15 kişi, diğer masada 9 kişi derken bir gün içerisinde toplam 50 kişi gelmedi. Bu hem maddi anlamda hem de Ramazan ayının manevi havasına ciddi zarar veriyor. Oruç tutup burada 50 kişilik yemeği ziyan etmek çok kötü bir şey” diye konuştu.
“Videomuz milyonlarca izlenildi ve çok sayıda olumlu yorum aldık”
Sitemini sosyal medyada paylaştığını belirten Budak, “Biz bu sitemimizi dile getirerek, böyle olmaması gerektiği konusunda bir video yayınladık sosyal medya hesabımızda. Bu videomuz milyonlarca izlenildi ve çok sayıda olumlu yorum aldık. Sadece bu konu bizimle alakalı değil, otelcilik başta olmak üzere birçok sektörde de bu sıkıntı yaşanabiliyor. Gidilmeyecekse telefon açılarak gönül rahatlığıyla söylenebilir” şeklinde konuştu. – SAKARYA
]]>Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz: “Yemekleri iyi çiğneyin, hızlı yemeyin”
KAYSERİ – Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz, Ramazan ayında beslenmeyle ilgili uyarılarda bulunarak, “İftar ve sahur arasında mutlaka bol sıvı tüketin. İftarı hurma veya zeytinle açıp bir bardak su içtikten sonra çorbaya geçmek faydalı olur. Sahur yapmamak kilo verdirmez, mutlaka yapılmalı” dedi.
Yeterli ve dengeli şekilde beslenildiği zaman Ramazan ayının rahat geçirilebileceğini aktaran Acıbadem Kayseri Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz, “Oruçluyken iftar ve sahur arasındaki sürenin iyi bir şekilde yönetilmesi gerekiyor. Bu süreyi doğru bir şekilde yönetebilirseniz gün içerisinde kendinizi çok daha iyi hisseder, açlık ve susuzluk gibi durumları çok daha az yaşarsınız. İftar ve sahur arasında yeterli seviyede sıvı tüketmeli, az ya da fazla miktarda yemek yeme gibi durumlardan kaçınmalısınız. Bu gibi durumlar sağlığınızı olumsuz şekilde etkileyebilir” dedi.
Vücudumuzun yüzde 70’inin sudan oluştuğunu ve Ramazan ayında su içmenin daha da önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Akbeyaz, “İftarımızı hurma veya zeytinle açıp, sonrasında bir bardak su tüketip, daha sonrasında ise bir kase çorba ile birlikte yemeğe devam edebilirsiniz. Çorbanızı içtikten sonra 5-10 dakika kendinize dinlenme süresi tanıyın. Ana öğüne bu şekilde daha kolay geçebilirsiniz. Ana öğün olarak, kırmızı et, tavuk, balık ya da etli sebze yemekleri yine aynı şekilde etli kuru baklagil yemeği tüketebilirsiniz” diye konuştu.
“Kızartmadan uzak durun”
Sahur ve iftarda yemeklerin kızartma şeklinde pişirilmemesi gerektiğinin altını çizen Beslenme ve Diyet Uzmanı Burcu Akbeyaz, “Yemekleri kızartarak tüketmekten kaçının. Yine iftarda ana öğünün yanında karışık mevsim salataları az yağlı şekilde tüketebilirsiniz. Salata her dönem olduğu gibi oruç tutarken de vücudunuz için vitamin ve mineral desteği sağlayacaktır. 4 yemek kaşığına denk gelen yoğurt, cacık veya bir su bardağı ayran tüketebilirsiniz. Bununla da kalsiyum, fosfor ve protein desteği almış olursunuz. Sahurda yiyeceğiniz bir adet haşlanmış ya da omlet şeklinde yumurta kaliteli protein olduğu için gün içerisindeki tokluk süresini uzatacaktır. Yine C vitamini olarak kapya biber tüketebilirsiniz. Antioksidan içeriği çok yüksek, domates, salatalık ve yeşilliklerle vitamin ve mineral ihtiyacınız karşılanır. Sahurda 1 bardak süt ya da 1 kase yoğurtla da güzel bir protein alternatifi sağlayabilirsiniz” dedi.
“Yemekleri iyi çiğneyin, hızlı yemeyin”
İftarda ve sahurda aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemeklerden, hamur işlerinden uzak durmak gerektiğinin altını çizen Akbeyaz iftarda çok hızlı yemekten kaynaklanan sindirim problemlerinin önüne geçmek için yemeklerin çok fazla çiğnenmesini tavsiye etti. İftarla sahur arasında ise meyve, kuru meyve, kabuklu yemişler, süt ve yoğurt gibi ara öğünler önererek, tatlı ihtiyacını karşılamak için şerbetli tatlılar yerine meyveli ve sütlü tatlıların yenilebileceğini dile getirdi.
“Sahur yapmamak kilo verdirmez”
Sahur yapılmamasına karşı uyarıda bulunan Burcu Akbeyaz “Sahur yapmazsak daha hızlı kilo veririz” gibi bir durum söz konusu değil. Sahur yaparak gün içerisindeki açlığınızı dengelemiş olursunuz. Gün içerisindeki uzun açlık ve susuzluk sonrası bir anda aşırı sıvı alımı ve yemek tüketimine yönelmemek gerekir. Bir anda aşırı miktarda yemek yemek ya da sıvı almak, ani kramplar, baş dönmeleri, baş ağrısı ve mide bulantısına sebebiyet verebilir. Çok daha yavaş ve sakin bir şekilde yemeğinizi yemelisiniz” dedi.
“Ramazan pidesini dengeli tüketin”
Yemeklerin çok yağlı ve baharatlı olmaması gerektiğine değinen Akbeyaz şunları söyledi:
“Kurubaklagil, sebze ve et grubu mutlaka dengeli şekilde tüketilmelidir. Yoğurt, ayran ve cacık gibi ürünleri de mutlaka beslenmenize eklemelisiniz. Asitli ve şekerli içecekler yerine, su, ayran, bitkisel çaylar ve şekersiz komposto gibi seçenekleri tercih edebilirsiniz. Ekmek olarak da, tam buğday ve çavdar gibi ekmekleri tüketebilirsiniz. Ramazan pidesi aylar sonra gelen bir besin olduğu için tüketelim ama miktarını güzel bir şekilde ayarlayalım. Günde 2 dilimden fazla ramazan pidesi tüketmemeye dikkat edin”
]]>Gönüllü hayırsever vatandaşların bağışlarıyla faaliyet gösteren İlmek İlmek Bin Minik Yürek yardımlaşma grubu, Ramazan ayında engelli vatandaşları yalnız bırakmıyor. Son birkaç yıl içerisinde geleneksel hale getirilen iftarlık yemek ikramı, her akşam, alışveriş çeki veya bir Ramazan kolisi götürülse bile kalkıp yemek yapamayacak durumdaki yaşlılarla buluşturuluyor. Engelli vatandaşların ibadetlerini daha rahat yerine getirmelerini amaçlayan hayırseverler, ailelerin yüzlerindeki mutluluğu görmek için onlarca kapıyı tek tek dolaşıp yemek götürmenin kendileri için hiç zor gelmediğini söylerken, iftarlık yemek ikramından faydalanan vatandaşlar, kendileri adına gerçekleştirilen tüm yardımlaşma faaliyetleri adına hayırseverlere teşekkürlerini iletti. Bu tarz çalışmaları sıkılaştırmak isteyen hayırseverler, daha çok aileye yetişebilmek amacıyla vatandaşlardan destek beklediklerini belirtti.
“İftarlık yemek dağıtımımızı Ramazan ayı boyunca her gün yapıyoruz”
Eskişehir’de faaliyet gösteren İlmek İlmek Bin Minik Yürek Yardımlaşma grubunun yöneticisi Ayşegül Bozbaş, iftarlık yemek ikramının Ramazan aylarında geleneksel bir hal aldığını aktardı. Bu yardımları gönüllü hayırseverlerin desteği ile yaptıklarını dile getiren Bozbaş, “Bizler sosyal medyada faaliyet gösteren gönüllü bir yardım grubuyuz. Bizim her Ramazan geleneksel hale getirmiş olduğumuz iftarlık yemek ikramımız var. Uzuvları olmayan, gözleri görmeyen, yatalak halde olan, alışveriş çeki veya bir Ramazan kolisi de götürsek kalkıp yemek yapamayacak durumdaki ama oruç tutan yaşlılarımıza ay boyunca gönüllü olarak iftar yemeklerini götürüyor, ibadetlerini rahatça yerine getirmelerini sağlıyoruz. Bunu Ramazan boyunca her gün yapıyoruz ama gönüllü olduğumuz için hiç zor olmuyor. Onları mutlu görmek, oruçlarını rahat tutmalarını sağlamak bizi daha çok mutlu ediyor. O yüzden zorluk çekmiyoruz. Gönüllü hayırseverlerin desteği ile bu işi yapıyoruz. Gün geçtikçe çoğalıyorlar, yapmış olduğumuz işi gördüklerinde kendileri de yanımıza katılıyorlar. Onlar da bizimle beraber aileleri ziyaret ediyorlar. Mesela bugün de yemek veren bir hayırseverimiz yanımızda. Paylaşımlardan görenler de bize dahil oluyorlar. Bu tarz çalışmaların devamı gelsin istiyoruz. Herkes bize katılsın, daha kalabalık olalım ve daha çok aileye yetişelim istiyoruz” dedi.
“Kızımız 2-3 Ramazandır bizi hiç yalnız bırakmadı”
Eşi çocukken felç geçirmesi nedeniyle tek elini kullanabilirken, kendisinin de sol tarafı felçli olan Cevat Gündüz ise İlmek İlmek Bin Minik Yürek yardımlaşma grubundaki hayırseverlere teşekkürlerini ileterek şunları söyledi:
“Allah razı olsun. Her zaman geliyorlar, halimizi hatırımızı soruyorlar. Şimdiye kadar beni hiç yalnız bırakmadılar. Hamdolsun, bugünümüze şükürler olsun. Benim sol tarafım felçli. Eylül ayında felç geçirdim. Ayşegül kızım yardım etti. Kızımız 2-3 Ramazandır bizi hiç yalnız bırakmadı, hep yemek getirdi. Bu aylarda hiç yanımızdan eksik olmadı. Eşimle ortaklaşa bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama böyle hazır yemek gelmesi bizim için çok daha iyi. Benim eşim de 6 yaşındayken çocuk felci geçirdiği için tek eli çalışıyor, bir elini kullanamıyor zaten. Patatesi ve soğanı o soyamıyor, ben soyuyorum. Kendi kendimize bir şeyler yapmaya çalışıyoruz ama olduğu kadar.” – ESKİŞEHİR
]]>Uluslararası aşçılık yarışmalarında ülkeye madalya kazandıran, yurt içi ve dışında Türk mutfağının tanıtan İnce, Osmanlı saray mutfağını günümüze taşımak için çeşitli projeler yapıyor.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından afet bölgesinde sosyal projeler de gerçekleştiren İnce, çıkardığı yemek kitaplarıyla da biliniyor.
İnce, AA muhabirine, Osmanlı saray mutfağının gelecek kuşaklara aktarılması gerektiğini ifade ederek, “Sadece ramazanda değil, yılın 365 günü saray mutfağı yaşatılmalı. Bizim toplumda, buradan bana belki kızacaklar, hep bir özenti var. Ben bir Fransız’ın evinde özel bir gününde Türk yemeği yaptığını düşünmüyorum ve görmedim.” dedi.
Ramazanda sofraların Osmanlı yemekleriyle donatılacağını kaydeden İnce, saray mutfağında Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni Sultan Süleyman döneminde en çok tüketilen ürünlerin deniz mahsulleri olduğunu belirtti.
Özellikle dip balıkları, yengeç, kerevit, ıstakoz, karides, istiridye, sonrasında balıkların yendiğine dikkati çeken İnce, “Fatih Sultan Mehmet’in en çok sevdiği füme yılan balığıdır. Protein ve omega oranları çok yüksek olduğu için kimi zaman çiğ kimi zaman pişmiş tüketilir.” diye konuştu.
İnce, Kanuni’nin hünkarbeğendiyi çok sevdiğini anlatarak, özellikle beğendinin de patlıcan yerine kabaktan yapıldığını aktardı.
Günümüzde bu yemeğe beşamel ilave edildiğini anlatan İnce, “Osmanlı’da beşamel yoktu. Beşamel sos aslında hünkarbeğendiye Fransız mutfağından eklenmedir. Hünkarbeğendi bol sarımsak, bol soğan, bal kabağından yapılır.” ifadelerini kullandı.
İnce, Osmanlı’da ramazanda çok içilen şerbetlerin bulunduğunu, Osmanlı mutfağının çok şatafatlı olmadığını, Fatih Sultan Mehmet’in israfa çok karşı çıktığını bildirdi.
“Özümüze bağlı kalmak istiyorsak, yemeklerde mutlaka bal tüketmeliyiz”
Saray yemeklerinde un ve nişasta kullanılmadığını aktaran İnce, şöyle devam etti:
“Un aslında şekerdir, glütendir. Obeziteyi de çok destekler. Özümüze bağlı kalmak istiyorsak, yemeklerde mutlaka bal tüketmeliyiz. Osmanlı’da obeziteyi tetikleyen bir şey yoktu, bol sebze vardı. Saray mutfağında un ve nişasta yerine kayısı ile hurma püresi, pekmez ve nar ekşisi kullanılırdı. Yani saray mutfağındaki yemekler hem ekşidir hem tatlıdır. Ekşiliği nereden alıyor? Nar ve turşu suyundan alıyor. Tatlılığı nereden alıyor? Bağlayıcı olarak baldan alıyor.”
Osmanlı yemek kültüründe enginarın bolca kullanıldığının altını çizen İnce, Emirgan ve Ortaköy’ün üst taraflarında bunun tarlalarının olduğunu söyledi.
İnce, Osmanlı Mutfak Kütüphanesi’ndeki kaynaklardan elde ettiği bilgiler kapsamında Osmanlı’da enginarın yerinin çok yüksek olduğundan bahsederek, “Enginar midede karaciğer dostudur ve karaciğerde ne kadar bakteri varsa o bakterilerin atılmasına yarar. Osmanlı saray mutfağında enginarın kabuğundan çay yapılırdı, püresi, zeytinyağlısı, haşlaması ve kendisi çok sık tüketilirdi. Şimdi bakıyoruz ‘Osmanlı mutfağında patates’ diyor. Osmanlı mutfağında patates yok. Çünkü 19. yüzyılda Amerika’nın keşfinden sonra patates, fasulye, domates ile patlıcan geldi. Osmanlı mutfağında bol kereviz ve bal kabağı kullanılırdı.” dedi.
Sağlıklı ramazan sofrasının olmazsa olmazının şerbet olduğuna dikkati çeken İnce, bunu balda bekletmek gerektiğini dile getirdi.
İnce, şekerin sarayda olmadığını, bal ve pekmezin mutfakta yer aldığını vurgulayarak, “Balı yemekte en son kullanacağız. Çünkü bal hiçbir zaman kaynamaz. Kaynadığı zaman özünü bozar. Yani yemek kaynadıktan sonra üstüne balı dökeceğiz, kapatacağız. Demlemeye bırakacağız.” diye konuştu.
Depremzedeler için ramazan yemekleri
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerin ardından afet bölgesinde 77 gün çalıştığını ifade eden İnce, her şefin mutlaka sosyal sorumluluk projelerini yapması ve bunu kendine misyon edinmesi gerektiğini söyledi.
İnce, deprem bölgesinde günde 100 bin kişiye yemek yaptıklarını anlatarak, “Bu ramazan da ülkemizin sponsorlarıyla birlikte Hatay Belen ve Gaziantep Nurdağı ile İslahiye’de günlük 2 bin kişiye iftar vereceğiz.” ifadelerini kullandı.
Patili dostların şefi olduğunu, onların da karnını doyurduğunu dile getiren İnce, Fatih Sultan Mehmet’in de kedisi ve köpeği olduğunu, sarayda patili dostlar için yemek çıkarıldığını sözlerine ekledi.
]]>Mersin Üniversitesi tarafından ‘yemek bizden menü seçimi sizden’ sloganıyla hayata geçirilen proje kapsamında, yemekhanede öğrencilerin seçtiği yemekler de çıkarılmaya başlandı
MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, öğrenciler için 14 TL olan yemek ücretine bu sene zam yapmayacaklarını belirtirken, doymayan öğrencinin de ücretsiz yemek alabileceğini söyledi.
MERSİN – Mersin Üniversitesi tarafından ‘yemek bizden menü seçimi sizden’ sloganıyla hayata geçirilen proje kapsamında, yemekhanede öğrencilerin seçtiği yemekler de çıkarılmaya başlandı. Rektör Prof. Dr. Erol Yaşar, öğrencilerle eşlik ettiği yemekte 14 TL olan ücrete zam yapılmayacağını, ayrıca doymayan öğrencinin de ücretsiz ek yemek alabileceği müjdesini verdi.
MEÜ Rektörlüğü tarafından ‘yemek bizden menü seçimi sizden’ sloganıyla hayata geçirilen proje kapsamında, aylık yemek listesine bir gün öğrenciler, bir günde personel tarafından en çok oy alan menü eklenmeye başladı. Yapılan oylamada tavuk, kısır, çorba ve sütlaçtan oluşan öğrencilerin seçtiği menü yemekhanede çıkarıldı. Kampanyayı destekleyen MEÜ Rektörü Prof. Dr. Yaşar, yemekhanede öğrencilerle yemek yiyerek, sohbet ederek 14 TL’lik meniye zam yapılmayacağını söyledi.
“Kaliteli ve ucuz şekilde, zam yapmadan sunmaya devam edeceğiz”
Prof. Dr. Yaşar, 1 Ocak’tan itibaren yemekleri kendilerinin çıkarmaya başladığını söyledi. İlk etapta öğrenci ve personel için bin kişilik yemek kapasitesi varken, gelinen noktada 5 bin öğrenci ve bin personel için toplam 6 bin kişilik yemek çıkarıldığını belirten Yaşar, “Biz onlara en iyi şekilde, hem ucuz hem de kaliteli şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz. Ayda bir defa personelimize, bir defa da öğrencilerimize menünü seçme şansı verdik. Gerçekleştirilen anket sonucunda da bugün öğrencilerimizle birlikte bugün buradayız. Bugün onların menüsü. İnşallah bu hizmeti öğrencilerimiz ve personellerimiz için kaliteli ve ucuz şekilde, zam yapmadan sunmaya devam edeceğiz” dedi.
Yemeğin öğrenciler için 14 TL, personel için de 37 TL olduğunu vurgulayan Yaşar, bunu da ocak ayına kadar ellerinden geldiğince sürdürmeye devam etmeyi planladıklarını ifade etti.
Doymayan öğrenciye ikinci yemek ücretsiz
Öğrencilerden olumlu dönüşler aldıklarını dile getiren Yaşar, şöyle devam etti: “Yemeğimizi kendimiz yapmaya başladık. Daha önce bin kişilik yemek varken bugün 6 bin kişi faydalanıyor. Gördüğünüz gibi çok kalabalık bir ortam. Daha da artacak. Güzel bir şey. Hem ucuz hem kaliteli. Aynı zamanda öğrencilerimizin menüsünü seçerken ikinci bir yemek istekleri olduğu zaman ya da fazla isterlerse ücretsiz veriyoruz. Tabii onların mutlu olması bizi de mutlu ediyor. Öğrencilerimiz, bizlerin çocukları. Biz üniversite olarak onları kendi evlatlarımız gibi görüyoruz. Onların mutlu olması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu yemek de bunlardan bir tanesi. İnşallah buna kaliteyi arttırarak ve fiyatı da sabit tutarak devam etmek istiyoruz.”
Gazetecilik Bölümü 4. Sınıf öğrencilerinden Ekin Kırarslan, okulda başlatılan proje kapsamında öğrencilerin seçtiği yemeklerin menüye konulduğunu belirterek, “Bugün öğrenci menüsü yemeye geldik, 14 lira ve çok ucuz. Bu bizi memnu etti. Dışarda bir yemek 100 liradan başlıyor. Bizim için masraflı olduğundan yemekhanede 14 liraya güzel yemek yemek çok daha uygun oluyor” diye konuştu.
Öğrencilerden Ömer Dağ ise fiyatların gayet uygun olduğunu ve bu durumun kendilerini mutlu ettiğini dile getirerek, uygulamanın devam etmesini öğrenciler olarak istediklerini kaydetti.
]]>MEÜ Rektörlüğü tarafından ‘yemek bizden menü seçimi sizden’ sloganıyla hayata geçirilen proje kapsamında, aylık yemek listesine bir gün öğrenciler, bir gün de personel tarafından en çok oy alan menü eklenmeye başlandı. Yapılan oylamada tavuk, kısır, çorba ve sütlaçtan oluşan öğrencilerin seçtiği menü yemekhanede çıkarıldı. Kampanyayı destekleyen MEÜ Rektörü Prof. Dr. Erol Yaşar, yemekhanede öğrencilerle yemek yiyerek sohbet etti, 14 TL’lik menüye zam yapılmayacağını söyledi.
“Kaliteli ve ucuz şekilde, zam yapmadan sunmaya devam edeceğiz”
Prof. Dr. Yaşar, 1 Ocak’tan itibaren yemekleri kendilerinin çıkarmaya başladığını söyledi. İlk etapta öğrenci ve personel için bin kişilik yemek kapasitesi varken, gelinen noktada 5 bin öğrenci ve bin personel için toplam 6 bin kişilik yemek çıkarıldığını belirten Yaşar, “Biz onlara en iyi şekilde, hem ucuz hem de kaliteli şekilde hizmet vermeye çalışıyoruz. Ayda bir defa personelimize, bir defa da öğrencilerimize menüyü seçme şansı verdik. Gerçekleştirilen anket sonucunda da bugün öğrencilerimizle birlikte bugün buradayız. Bugün onların menüsü. İnşallah bu hizmeti öğrencilerimiz ve personellerimiz için kaliteli ve ucuz şekilde, zam yapmadan sunmaya devam edeceğiz” dedi.
Yemeğin öğrenciler için 14 TL, personel için de 37 TL olduğunu vurgulayan Yaşar, bunu da ocak ayına kadar ellerinden geldiğince sürdürmeye devam etmeyi planladıklarını ifade etti.
Doymayan öğrenciye ikinci yemek ücretsiz
Öğrencilerden olumlu dönüşler aldıklarını dile getiren Yaşar, şöyle devam etti:
“Yemeğimizi kendimiz yapmaya başladık. Daha önce bin kişilik yemek varken bugün 6 bin kişi faydalanıyor. Gördüğünüz gibi çok kalabalık bir ortam. Daha da artacak. Güzel bir şey. Hem ucuz hem kaliteli. Aynı zamanda öğrencilerimizin menüsünü seçerken ikinci bir yemek istekleri olduğu zaman ya da fazla isterlerse ücretsiz veriyoruz. Tabii onların mutlu olması bizi de mutlu ediyor. Öğrencilerimiz, bizlerin çocukları. Biz üniversite olarak onları kendi evlatlarımız gibi görüyoruz. Onların mutlu olması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu yemek de bunlardan bir tanesi. İnşallah buna kaliteyi arttırarak ve fiyatı da sabit tutarak devam etmek istiyoruz.”
Gazetecilik Bölümü 4. sınıf öğrencilerinden Ekin Kırarslan, okulda başlatılan proje kapsamında öğrencilerin seçtiği yemeklerin menüye konulduğunu belirterek, “Bugün öğrenci menüsü yemeye geldik, 14 lira ve çok ucuz. Bu bizi memnun etti. Dışarıda bir yemek 100 liradan başlıyor. Bizim için masraflı olduğundan yemekhanede 14 liraya güzel yemek yemek çok daha uygun oluyor” diye konuştu.
Öğrencilerden Ömer Dağ ise fiyatların gayet uygun olduğunu ve bu durumun kendilerini mutlu ettiğini dile getirerek, uygulamanın devam etmesini öğrenciler olarak istediklerini kaydetti. – MERSİN
]]>Diyarbakır’da Büyükşehir Belediyesi Sanat ve Meslek Edindirme Kursları kapsamında açılan aşçılık ve pastacılık kursuna katılan 38 kursiyer, Türk ve dünya mutfaklarını öğrenme fırsatı buluyor.
Kursiyerler, kursta ciğer kebabından mumbar dolmasına kadar bilinen onlarca yöresel lezzetin yanı sıra unutulmaya yüz tutan yemeklerin yapımını da öğreniyor.
Yemek ve yiyecek eğitmeni Sultan Bakır, AA muhabirine, kursta Türk ve dünya mutfağını öğreterek, kursiyerleri aşçı olmaya hazırladıklarını söyledi.
Kursla unutulmaya yüz tutan Diyarbakır yemeklerinin de yeniden ön plana çıkmasını istediklerini ifade eden Bakır, “Amacımız unutulmaya yüz tutmuş kentin yöresel yemeklerini gün ışığına çıkarmak ve bunları kursiyerlerimize öğretmek. Bunların yanı sıra Türkiye’nin farklı bölgelerinden de yöresel yemekleri kursiyerlerimize tanıtıyoruz. İtalyan, Rus, Fransız ve Hint mutfağını da kursiyerlerimize öğretiyoruz.” dedi.
Kursiyerlerin aldıkları “aşçı yardımcılığı” ve “aşçılık” belgeleriyle gıda ve yemek sektöründe istihdam imkanı bulduğunu belirten Bakır, mezun olan kursiyerlerin gıda sektöründe rahatlıkla çalışabildiğini dile getirdi.
Bakır, şöyle konuştu:
“Aldıkları sertifikalarla hak ettikleri yerde oluyorlar, öz güven kazanıyorlar, bu sektöre kendilerini daha hazır hissediyorlar. Burada onlara mutlu, samimi bir ortam sunuyoruz. Kendi iş yerini açan, internet üzerinden ürünlerinin satışını yapan kursiyerlerimiz oluyor. Bu da bizim için gurur verici. Emeğimizin karşılığını alıyoruz.”
“Diyarbakır mutfağını dünyaya yaymak istiyorum”
Kursiyerlerden Irak uyruklu Merve Menderes de 4 yıl önce evlendiğini ve Diyarbakır’da yaşamaya başladığını, Diyarbakır mutfağını öğrenmenin keyifli olduğunu söyledi.
Diyarbakır mutfağını öğrendiği için ailesi ve çevresinin de mutlu olduğunu anlatan Menderes, “Eğitimin ardından kısmet olursa pasta dükkanım olsun isterim. Burada öğrendiklerimi orada hazırlayıp, servis ederim.” dedi.
Yusuf Genç ise restoranda çalıştığını, Diyarbakır mutfağına özgü yemeklerin yapımını öğrenmek için aşçılık kursuna katıldığını belirtti.
Kurs sayesinde yöresel yemekler ve dünya mutfağı hakkında bilgi sahibi olduğunu anlatan Genç, “Diyarbakır mutfağını bütün şehirlere ve dünyaya yaymak istiyorum. Bu konuda kendimi geliştiriyorum. Daha sonra iş yerimi açmak istiyorum.” ifadelerini kullandı.
Sertifika alan kadınlar yemek sektöründe iş imkanı buluyor
Batman’da da 19 Mayıs Mahallesi Çok Amaçlı Toplum Merkezi’nde (ÇATOM) aşçı yardımcılığı kursuna katılan 12 kadın yemek pişirmenin inceliklerini öğreniyor.
Yemek sektöründe ara eleman ihtiyacını karşılamak için açılan kursa katılan kadınlar meslek öğrenirken, alacakları sertifika ile iş sahibi olup aile bütçelerine de katkı sağlamak istiyor.
Kadınlara kursta sıcak yemek, salata, pasta, konserve ve turşu yapımı eğitimleri veriliyor.
Usta öğretici Gülşen Karataş, kursta toplam 450 saat eğitim verdiklerini, kursun amacının yemek sektörüne kalifiye eleman yetiştirmek olduğunu söyledi.
Kurs sayesinde kadınların aile ekonomilerine de katkı sunmalarını sağladıklarını belirten Karataş, kursu bitirip sertifika alan kadınların bu sektörde iş bulabildiğini kaydetti.
Karataş, “Ayrıca sipariş usulü kendi evlerinde de yemek hazırlayabiliyorlar. Yemek sektöründe çok fazla kalifiye eleman ihtiyacı var. Bu kurslar sayesinde kalifiye eleman ihtiyacını karşılamaya çalışıyoruz. Kursa ilgi güzel. Yemek pişirmenin püf noktalarını öğretiyoruz. Ayrıca kadınlara konserve yapmayı, sac ekmeği pişirmeyi, turşu hazırlamayı, içli köfte yapmayı da öğretiyoruz.” diye konuştu.
Kursiyerlerden Selma Dağ, yemek yapmayı öğrenmek için kursa geldiğini, sertifika alıp kendi iş yerini açmak istediğini söyledi.
Maşallah Akçala ise üniversite sınavlarına hazırlandığını, üniversitede gastronomi bölümünde okumak istediğini söyledi.
Kursta yemek yapmayı öğrendiğini anlatan Akçala, şöyle dedi:
“Daha önce yufkayı marketten alırdım ancak şu anda hamuru kendim açıyorum. İçli köfte hamurunu daha önce yapamazdım artık içli köfte yapabiliyorum. Ailem de yaptığım yemekleri beğeniyor.”
]]>Hatay’ın İskenderun ilçesinde 3 500 gönüllünün katılımıyla 17 milyon kap sıcak yemek dağıtımı yapıldı. Sosyal gastronominin öncülerinden şef Ebru Baybara Demir’in kurduğu ‘Gönül Mutfağı; 6 Şubat depremlerinin ilk yıl dönümünde kazanlar dolusu taziye yemeği hazırladı. Hazırlık çalışmaları sırasında gözyaşları sel oldu. 6 Şubat sabahı anma töreni düzenleyecek gönüllüler, taziye yemeği verdikten sonra kimsesizler mezarlığını ziyaret edecek.
Türkiye’de sosyal gastronominin öncülerinden şef Ebru Baybara Demir tarafından depremzedelerin sıcak yemek ihtiyacı için gönüllülerin katılımıyla kurulan Gönül Mutfağı, Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın desteğiyle ilk olarak Osmaniye’de ardından Kahramanmaraşta ve son olarak 9 Şubat’ta Hatay’ın İskenderun ilçesindeki Muhyiddin İbni Arabi Erkek Öğrenci Yurdu’nda hizmet verdi. Aşevi, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından gelen, her meslek grubundan 3 bin 500 gönüllünün katılımı ve yapılan bağışlarla, çadırkonteyner kentlerde kalanlara Temmuz ayına kadar 17 milyon kap sıcak yemek dağıtımı yaptı. Geçtiğimiz Ramazan ayında çadır kentlere 27 bin sahur paketi dağıtan gönüllüler, ilköğretim öğrencileri için de 236 bin kahvaltı paketi dağıttı. Yaz mevsiminde bölgenin kavurucu sıcağıyla mücadele eden depremzedelere kayıtsız kalmayan gönüllüler, yaz boyu soğuk su dağıtımı yaptı.
KAZANDIĞI 100 BİN EURO’YU ÇALIŞMALARA BAĞIŞLADI
Üstlendiği sosyal sorumluluk sayesinde gastronomi dünyasının Nobel’i olarak kabul edilen, 2023 Basque Culinary World Prize (Bask Dünya Aşçılık Ödülü) rekabetinde değerlendirilen 700 şefin içinden seçilerek birinci olan ve İspanya’da düzenlenen törenle 100 bin euro değerinde bir ödül kazanan Baybara, bu parayı da Hatay’daki çalışmalar için bağışladı. Asrın felaketi olarak nitelendirilen 6 Şubat depreminin birinci yıl dönümünde büyük bir taziye ve anma törenine hazırlanan gönüllüler, İskenderun ilçesi Sakarya Mahallesi’nde bulunan İbrahim Çeçen Konteyner Kenti’ndeki ‘Gönül Mutfağı’nda kazanlarca yemek hazırladı. Çalışmalar sırasında dualar edip duygusal anlar yaşayan gönüllüler, mutfakta ve kazan başında gözyaşlarına hakim olamadı. Depremin ilk gününden bu yana yorulmaksızın çalışan gönüllüler birbirlerine sarılarak güç verdi.
‘ACININ TARİFİ YOK AMA UMUDUN ÇOK FAZLA VAR’
Şef Ebru Baybara Demir, acıda birleştiklerini belirterek, dayanışma ile neler yapabileceklerini gördüklerini ve bu şekilde hem birbirlerine hem de bölgedeki depremzedelere daha çok bağlandıklarını söyledi. Demir, ‘Dolayısıyla onların her ihtiyaçlarında, her sıkıntılarında, her sevinçlerinde, her üzüntülerinde birlikte olmak istedik. Allah bir daha böyle bir felaketi kimseye yaşatmasın ama söyleyeceğim şu ki yaşanan acının tarifi yok ama umudun çok fazla var bence. Biz çok güzel bir milletiz, çok güzel şekilde bir araya gelmesini biliyoruz ve birbirimizin yaralarını sarabiliyoruz. Yarın taziyemiz var, duamız var. Taziye yemeğimizin ardından 18 konteyner kentin yemeklerini göndereceğiz. Her an çok kıymetli. Umutlu olmak zorundayız. Keşke o binaları yerinden tekrar kaldırabilsek, o insanları tekrar geri getirebilsek ama mümkün olmadığı için kalanları ayakta tutmak ve onlar için umutlu bir şeyler yapmak zorundayız dedi.
‘YAPABİLECEĞİMİZ BİR ŞEY OLDUĞU SÜRECE BURADAYIZ’
Gönül Mutfağı’nın gönüllü kurucularından, inşaat mühendisi Kadir Sancar ise ‘Yarın depremzede kardeşlerimiz ile bir arada olacağız. Dayanışma içerisinde onlara sarılacağız. Duygusal olarak yoğun bir günde bir arada olmanın değerli olduğunu düşünüyoruz. Hala acılar çok taze. Hala bölgede insanlar acılarını yeni yeni yaşamaya başladı, travmalarını yeni atlatıyorlar. Yapılacak çok şey var burada. Biz her gün farklı ne yapabiliriz diye bakıyoruz. Bundan sonra da ihtiyaç olduğu müddetçe, yapabileceğimiz bir şey olduğu sürece buradayız. Yarın saat 11.00’de burada mevlid ve anma düzenleyeceğiz. Sonrasında taziye yemeğimiz olacak. Aynı zamanda konteyner kentlerin tamamına taziye yemeği dağıtıyor olacağız. Sonrasında da mezarlık ziyaretimiz olacak. Bütün vatandaşlara, depremzedelere çağrıda bulunduk. Herkes davetli. Burada beraber anarak dualarla geçireceğiz diye konuştu.
‘BURADA HİÇBİR YORULMA DUYGUSU OLMUYOR’
Gönül Mutfağı’nın kurulduğu ilk günlerde İstanbul’dan gönüllü olarak gelerek çalışmalara katılan 15 yıllık şef Elif Turgut da duygularını şöyle anlattı Normalde mutfaklarda çalışırken 2-3 saatte bir dinlenirsiniz, yorulursunuz, beliniz ağrır ama burada hiçbir yorulma duygusu olmuyor. İnanılmaz bir motivasyon. İlk zamanlar 1 saat dönüşümlü uyuyorduk şimdi daha düzenli ve programlı olduğumuz için uyuyoruz ama o motivasyon ve inanç, herkesin bir işin ucundan tutması herkesi birbirine bağlıyor ve bence buradaki enerjiyi yükselten de bu. Burada bulunmak için hiçbir beceriye gerek yok. Temizlik yapanlar, patates soyanlar, biber ayıklayanlar, çay yapanlar var. Tabi ki yemeği bilen şefler de var ama arka planda destek olan, işin daha büyük bölümünü yapanlar var. Bulaşık yıkayanlar dahi çok önemli burada. Biz işi hiç ayırmıyoruz. Her meslek grubundan birileri var burada.
TÖRENİN ARDINDAN MEZARLIK ZİYARET EDİLECEK
Gönül Mutfağı, 6 Şubat sabahı deprem kayıplarının anısına İbrahim Çeçen Konteyner Kenti’nde dua okuduktan sonra taziye yemeği verecek. Mutfak gönüllüleri ve vatandaşlar daha sonra kimsesizler mezarlığını ziyaret edecek. (DHA)
]]>Kartal Belediyesi, ilçede görev yapan 20 mahalle muhtarını, Kartal Belediyesi Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi-Gıda Bankası ve Afet İşleri Müdürlüğü’nde ağırladı.
Kartal Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne bağlı olarak faaliyet gösteren Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi ve Gıda Bankası’nı ziyaret eden Kartallı muhtarlar, yetkili gıda mühendislerinden bilgi aldı. Ardından Afet İşleri Müdürlüğü ziyaret eden muhtarlara, Kartal Belediyesi’nin afetlere yönelik yaptığı faaliyetler ve toplanma alanları bir sunum eşliğinde aktarılarak yapılan uygulamalı eğitimler anlatıldı.
Kartal Belediye Başkanı Gökhan Yüksel’i temsilen Başkan Yardımcı Mustafa Ağdaş’ın da katıldığı programda muhtarlara aşevinin üretim yapıldığı alanlar özel kıyafet ve hijyen kurallarına uyularak gezdirildi. Her gün yoğun bir çalışma programıyla hizmet veren Kartal Belediyesi Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi ve Gıda Bankası’nı ziyaret eden Kartallı Muhtarları, Sosyal Yardım İşleri Müdürü Gamze Yavuzer ve Aşevi Sorumlusu Özlem Doğan karşıladı. Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Ağdaş ve Muhtarlıklar Müdürü Banu Kocadağ’ın da eşlik ettiği muhtarlar, önce hijyen istasyonunda ellerini yıkadı, ardından bone, önlük ve galoştan oluşan hijyen önlemlerini yerine getirerek aşevinin bölümlerini inceledi.
65 YAŞ ÜSTÜ VE İHTİYAÇ SAHİBİ VATANDAŞLARA HER GÜN SICAK YEMEK SERVİSİ
Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Ağdaş, maddi olanaksızlık veya sağlık nedenleri ile Kartal Belediyesi Sosyal Yardım İşleri Müdürlüğü’ne başvuran 65 yaş üstü ihtiyaç sahibi vatandaşlara aşevinde hazırlanmış yemeklerin her gün sıcak bir şekilde servis edildiğini açıkladı.
“DEPREM BÖLGESİNDE DE HİZMET VERDİK”
Geçen yıl yaşanan deprem felaketinin ardından üç ay boyunca deprem bölgesinde depremzede vatandaşlara hizmet verdiklerini belirten Başkan Yardımcısı Ağdaş, Neriman-Sami Türkdoğan Aşevi’ne bağlı personelin sıcak yemek çıkararak ve mobil ikram araçları ile depremzedelerin yanında olduklarını söyledi. Aşevi’ne bağlı faaliyet gösteren Gıda Bankası’nda da Kartallı vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının bağışlarının ihtiyaç sahibi ailelere ulaştırılmasını sağladıklarını belirtti.
“İHTİYAÇ SAHİBİ VATANDAŞLARIMIZIN YANINDAYIZ”
Aşevinde günlük 2000 porsiyon sıcak çorba, 1500 porsiyon sıcak yemek ve cenaze için hazırlanan pidelerin üretildiği alanları inceleyen muhtarlara Aşevi Sorumlusu Gıda Mühendisi Özlem Doğan bilgi verdi. Aşevinde, her gün metro istasyonları, oto sanayi ve Marmara Üniversitesi Mehmet Genç Külliyesi önünde vatandaşlara ikram edilmek üzere 2 bin porsiyon sıcak çorbanın üretildiğini belirtti. Ayrıca 1200 kreş öğrencisi ve 300 ihtiyaç sahibi aile için sıcak yemek üretildiği kaydeden Doğan, yemeklerin özel paketleme sistemi ile ihtiyaç sahibi vatandaşların evlerine kadar ulaştırıldığını aktardı. Ramazan ayında sahur ve iftar yemeklerinin de aşevinde üretildiğini belirten Doğan, Kartal’da günlük ortalama 8-10 cenaze için taziye evlerine sıcak pide üretilerek ayran ile birlikte gönderildiğini söyledi.
ENGELLİ VATANDAŞLARIA DOĞUM GÜNÜ PASTASI
Sosyal Yardım İşleri Müdürü Gamze Yavuzer, mahalle muhtarlarının ihtiyaç sahibi aileleri belediyeye bildirmelerini söyledi. Gerekli incelemenin ardından ihtiyaç sahibi olanlara günde 3 öğün yemek gönderildiğini aktardı. Aşevinde her gün engelli bireyler için ortalama 20 doğum günü pastası da yapıldığını ve bunların adreslerine ulaştırılarak doğum günlerinin kutlandığını belirtti.
AFET İŞLERİ MÜDÜRLÜĞÜ’NÜN ÇALIŞMALARI ANLATILDI
Kartallı muhtarlar, aşevi programının ardından Afet İşleri Müdürlüğü’nü ziyaret etti. Afet İşleri Müdürü Ozan Haydar Selmanpakoğlu, belediyenin lojistik deposu il eğitim alanlarını gezdirerek yaptıkları faaliyetleri anlattı. Afet Koordinasyon Merkezi’nde düzenlenen toplantıda ise olası afetlere karşı hazırlıklı olmak gerektiğini ifade etti. Toplanma alanları ve yeni afet altyapıları ile ilgili bilgi verdi. Yaklaşık 2 saat süren bilgilendirme toplantısı ve ziyaretin ardından Kartal Belediyesi Başkan Yardımcısı Mustafa Ağdaş tarafından muhtarlara günün anısına saat hediye edildi.
]]>
ABD’nin Florida eyaletinden Ax-3 mürettebatıyla 17 Ocak’ı 18 Ocak’a bağlayan gece 01.11’de Uluslararası Uzay İstasyonu’na (ISS) hareket edecek Gezeravcı’nın karantina süreci başladı.
Gezeravcı, AA muhabirine, çevrim içi yaptığı değerlendirmede bundan sonraki aşamaları anlattı.
Uzay misyonunda zorunlu kabul edilen 14 günlük karantina süreci için fırlatmanın gerçekleştirileceği Florida’ya geldiklerini belirten Gezeravcı, buradaki amacın herhangi bir hastalığı halihazırda istasyonda görev yapan astronotlara bulaştırmamak olduğunu söyledi.
Gezeravcı, “Dış dünyadan izole edilmiş bir yaşam alanı burası. Bulunduğumuz tesisi terk etmeden bütün ihtiyacımız bize getiriliyor. 8 aylık sürede aldığımız bütün eğitimleri de hem gözden geçirmeye hem tekrar etmeye hem de son operasyonel hazırlık süreçlerine yoğunlaştığımız bir ortamdayız.” diye konuştu.
Gündemlerinin çok yoğun olduğunu vurgulayan Gezeravcı, aileleriyle telefonla görüşecek zaman dahi bulamadıklarını ifade etti.
Gezeravcı, günlük rutinin içinde bazı fiziksel testlerden geçtiklerini dile getirerek, “İlave spor yapabilmek için gece 00.00-02.00 aralığında zaman bulabildim. Bu kadar yoğun bir faaliyet takviminin olduğu süreçten geçiyoruz. Şu anda bütün fiziksel ve zihinsel yoğunluğumuz görevin başarıyla icrasına yönelik.” ifadelerini kullandı.
“Götüreceğim malzemeleri teslim ettim”
Gezeravcı, operasyonel süreçlerin en önemli adımlardan birinin son dakika değişikliği yapılamaması olduğuna dikkati çekti.
“‘Aklıma şu geldi, şunu da götürseydim.’ diyemiyorsunuz.” ifadesini kullanan Gezeravcı, şu değerlendirmede bulundu:
“Detaylı düşünülmesi, önceden planlanması ve bununla ilgili hazırlıkların tamamlanması gereken bir süreç vardı. Aylar öncesinden götürmeyi planladığım malzemeleri ilgili otoritelere teslim ettim. Tüm fiziksel ölçümleri tamamlanıp özel paketleme ve kargolama süreçlerine ilişkin hazırlıkları tamamlandıktan sonra kapsüle yüklendi. Silifkeliyim, Yörük kökeninden geliyorum. Yörük kültürüne ilişkin hazırlanmış bazı sembolleri, küçük yeğenimin ve ailemin fotoğraflarını, ilk görev yaptığım hava kuvvetlerimdeki filomun peçini ve bizi uzaya taşıyan Türk bayrağımızı götürüyorum.”
Gezeravcı, bu görevi icra etmek üzere eğitimleri alan ilgili otoritelerin ISS’de mevcut donanımlarıyla anılarının kayıt altına alınacağını söyledi.
“Deneyler eş zamanlı yapılacak”
Bunun bir yere varış hikayesi değil bir hikayenin başlangıç noktası olduğunu vurgulayan Gezeravcı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında devletin güçlü iradesiyle ve sağlam kararıyla zaten çoktan hak ettiği bir görevi icra ettiklerini dile getirdi.
Gezeravcı, “Geçmişte hayallerinin limitini gökyüzünün oluşturduğu çocuklara şimdi hayallerini uzayın derinliklerine taşıma imkanı veren Türk devleti sayesinde nesillerimizin ilham alıp kendilerini limitlemeden bütün potansiyellerini ortaya koyabileceği uzay operasyonlarına başlıyoruz. Gelecek nesillerimizin öz güvenini ayağa kaldıracak ve hayallerini kısıtlamalarına mahal bırakmayacak çok değerli bir göreve adım atıyoruz. Devletimize ve imkanlarıyla bu görevi mümkün kılan milletimize şükranlarımı sunuyorum.” ifadelerini kullandı.
ISS’ye adım attığı andan itibaren yapacakları çok faaliyet olduğuna işaret eden Gezeravcı, öncelikle bilimsel çalışmalara dair hazırlık operasyonlarına başlayacaklarını söyledi.
Gezeravcı, hazırlıklarını tamamladıktan sonra rutin operasyona ertesi günün sabahında başlayacaklarını belirterek, şöyle konuştu:
“Deneylerin, güç ünitelerine bağlanmış kargo paketlerinden çıkarılması ve ISS’de muhafaza edileceği soğutma ortamlarına taşınmasıyla deneylerin ilk adımı başlıyor. Deneylerimizi eş zamanlı başlatacağız. Her deneye 1 gün ayırmış değiliz, her gün birçok deneyi gerçekleştirip devamındaki günlerde o deneylerin farklı aşamalarını eş zamanlı yapacağız.”
Yemekler, astronotlardan önce gitti
ISS’ye ulaşmak için kullanılacak “Crew Dragon” kapsülünün içinde yemeklerin olacağını dile getiren Gezeravcı, Nisan 2023’te bir menü olarak değil beğendikleri yemek gruplarını tespit ederek bu sürece başladıklarını anlattı.
Gezeravcı, beğendikleri gıda içerikleri tespit edildikten sonra üretim aşamasına geçildiğini belirterek, şunları kaydetti:
“İlk numunelerin testlerini NASA bünyesindeki laboratuvarlarda gerçekleştirdik. Üretim faaliyetleri bu şekilde tamamlandıktan sonra hazır hale getirilip yüklemeleri gerçekleştirildi. ISS’de yiyeceğimiz yemekler şu anda zaten orada, bizden çok önce kargo olarak oraya ulaştırılmıştı. Kapsülün içindeki yemeklerin üretim aşamaları da seyahat tarihine yakın bitmiş olarak yüklemesi önümüzdeki hafta gerçekleşir. Et, sebze içerikli ve kapsülün içindeki seyir esnasında sıvı gıda içerikli tüketim malzemeleri olacak. Sevdiğiniz ana gıdalara ilişkin kısıt yok. Her türlü malzeme üretilip tüketime hazır hale getirilebiliyor. Tek fark, ISS’deyken içindeki nemi alınmış gıdaları tekrar nemlendirme, sıvı takviyesi ve ısıtma imkanı bularak tüketiyorsunuz ancak kapsülün içindeki yolculukta böyle bir ısıtma imkanımız yok.”
Gezeravcı, dönüş rotalarına ilişkin, “Florida eyaletinin doğusunda ve batısında tespit edilmiş farklı iniş noktaları var. Döneceğimiz tarihteki hava ve deniz yüzeyinin şartları neresi uygun olursa oraya iniş planlayacağız.” dedi.
]]>