(MALATYA) – 6 Şubat depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Malatya’nın Doğanşehir ilçesine bağlı Kurucaova Mahallesi’nde köy evlerinin yapımı için seçilen alan köylülerin tepkisine neden oldu. Bölge sakinlerinden Hasan Aşkın, “Görüyorsunuz üç dere yatağı, heyelan bölgesi, çığ bölgesi, kolavyel toprak, fay hattına yakın. Her şey somut ve açık ortada. Buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Acilen bu işin önlemini alın. Burada üstelik köylünün ekonomisine darbe vuracaktır. Köylüler buradan göç etmeye mecbur kalacaktır” dedi.
6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş’ta meydana gelen depremlerin yerle bir ettiği Malatya Kurucaova’da 48 kişi yaşamını yitirdi. Depremin üzerinden 14 ay sonra Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın köy evi yapımı için belirlediği alanın, fay hattına çok yakın olması ve tarım arazisi olarak kullanılması köylülerin tepkisini çekti. Köylüler, bakanlığın bu karardan vazgeçerek köy evlerinin zemini sağlam bir yere yapılmasını istiyor.
“BU BİR CİNAYETTİR. 48 KİŞİ BURADA HAYATINI KAYBETTİ. YANİ ZEMİN UYGUN DEĞİL”
Kurucaova’da evlerin yapılmak istendiği tarlalarda bir araya gelen vatandaşlar adına konuşan Hasan Aşkın durumu şöyle anlattı:
“1971 ve 74’te AFAD tarafından köyümüz kuruldu. AFAD tarafından yapılan evlerle köy buraya göç etti. 1986 Sürgü depreminde ise AFAD’ın 1974’te yaptığı evler yıkıldı, 1986’da tekrar yapıldı. 1986’da yapılan evler ise bu 6 Şubat depreminde yine yıkıldı. Bunun sebebi ise yer bilimcilerin anlattığına göre köyümüzün ovanın ortasında kurulu olması. Köyümüz tarıma elverişli, bina yapımına uygun değildir. Köyümüz iki dağın arasıdır. DAF buradan geçiyordur. Görüyorsunuz. Dağlar karşıdan patladı. Sondajlarımız yıkıldı. Tarlalarımızın bazı yerleri yükseldi, bazı yerleri alçaldı. Biz bunları kepçeyle düzelttik. Sondaj vuruyoruz, 50 metrede saniyede 30 litre su çekiyoruz. Kolavyel topraktır, 70 ile 100 metre arasında dolgudur. Yani o kadar somut deliller var ki; 2006’da yer bilimcilerin burada akademik bir çalışma sonucu buranın kesinlikle riskli bölge olduğunu döne döne anlatıyor. Yani somut bilgilere dayanarak biz bunları söylüyoruz. Oysa şu an 7’nci ayda başka yerler belli olduğu halde bundan 2 ay önce öğrendik ki buraya bantlar çekiliyor, buraya ev yapmayı düşünüyorlar. Bu yüklenici firmayla mı, nelerle biz bilmiyoruz. İnsanın aklına hayaline gelmeyecek şeyler yapılıyor. Bu ovalara ev yapılır mı? Devlete burada yük oluyorlar. 50 yılda 3 defa AFAD tarafından buraya ev yapılıyor. Sağlam zeminlerimiz var. Size oraları gösterebiliriz. Kayalık yerlerimiz var. Devlet burada yanlış örnek oluyor. Biz dağlara ev yapmak istiyoruz, onlar ise ovaları bize tavsiye ediyorlar. Bu bir cinayettir. 48 kişi burada hayatını kaybetti. Yani zemin uygun değil.”
“KURUCAOVA ENDİŞELİ, NASIL GEÇİNECEĞİZ?”
Yetkilere seslenen Aşkın “Bir daha böyle sorunlarla karşılaşmayalım. Görüyorsunuz üç dere yatağı, heyelan bölgesi, çığ bölgesi, kolavyel toprak, fay hattına yakın. Her şey somut ve açık ortada. Bu benim amcamın oğludur. Depremde annesini babasını kaybetti. Evini kaybetti, traktörünü kaybetti. Bütün ekim, mahsulünü kaybetti. Yani bir daha böyle durumların yaşanmasını istemiyoruz. Bu bir cinayettin, ben buradan bütün yetkililere sesleniyorum. Acilen bu işin önlemini alın. Burada üstelik köylünün ekonomisine darbe vuracaktır. Köylüler buradan göç etmeye mecbur kalacaktır” dedi.
Bir vatandaş, “Şu dağa bak. Şu dağla bizim aramızda 500 metre yok. Fay hattı orada patladı, alev çıkan yer oradır. İnanın ki benim de burada bir hat arazim yoktur ama bu vatandaşlara yazıktır yani” diye konuştu.
Diğer bir yurttaş “Şimdi her yerde tepelere, yöreplere yapılıyor da zemini sağlam olan yerlere, burası hem jeolojik mühendisleri tarafından çürük raporu verilmiş, ayrıyeten tarım alanı, millet geçiniyor, buraya 200 ev yapılacaksa 100 ev de mağdur olacak” şeklinde konuştu.
Kurucaova sakinleri olan ve yetkililere seslenen kadınlar ise dağlık alanlar dururken köy evlerinin tarlalarına yapılmasına anlam veremediklerini, evlerin dağlık alanlara yapılması gerektiğini dile getirdi.
]]>
İZMİR’de yüzde 100 bursla okuyan üniversite öğrencisi Mehmet Ali Ağca (19) ve Rüya Aktım (19), geçen yıl ara tatil nedeniyle gittikleri memleketleri Hatay’da depreme yakalandı. Deprem korkusunu yaşayan ve evlerini kaybeden üniversiteli iki genç, İzmir’de birbirlerine destek olup acılarını hafifletmeye çalışıyor. Onların tek isteği tüm anılarına ev sahipliği yapan Hatay’a dönüp tekrar orada yaşamlarını sürdürebilmek.
Hatay’da tanışan ve arkadaşlıklarına devam eden Mehmet Ali Ağca ile Rüya Aktım, 2022 yılı Eylül ayında üniversiteyi burslu kazanıp, İzmir’e yerleşti. İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü öğrencisi Mehmet Ali Ağca ve Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencisi Rüya Aktım, 6 Şubat 2023’te meydana gelen Kahramanmaraş merkezli, 11 ili etkileyen yıkıcı depremin ardından birbirlerine kenetlendi. O karanlık geceyi anlatan Mehmet Ali Ağca, depremden daha bir gün önce yürüdüğü sokakların dakikalar içinde yerle bir olduğunu belirterek şunları söyledi:
“Sömestr tatilinde ailemin yanına gittim ve bir gün sonra depreme yakalandım. Depremden birkaç saat önce eve gelmiştim. Arkadaşlarımı özlemiş ve onlarla buluşmuştum. Sallantıyla uyandım. Hatay’da son aylarda zaten sık sık sallantılar oluyordu. Küçümseyip birazdan geçer, diye düşündüm. Ardından cam kırılması sesleri ve çığlıklar duydum. Üzerime gardırop devrildi. Yorganı üzerime çekip beklemeye başladım. Deprem durdu. Yanıma baktım duvarda çatlak vardı ve bina düz değildi. İlk katı yıkıldığı için biz çapraz şekilde duruyorduk. Annem ve kız kardeşimin yanına gittim. Şok içinde bana bakıyorlardı. Sıkıştığı için kapılar açılmıyordu. Ev yamuktu ama ben hala oturduğumuz ikinci kattan aşağı inebileceğimizi düşündüm. Sonra tekrar deprem başladı. Koltukların arasına girdik. ‘Dur artık’, diye bağırmaya başladım. Sonra balkonun camını kırdım ve balkondan dışarı atladık.”
‘YÜRÜDÜKÇE BÜTÜN BİNALARIN YERLE BİR OLDUĞUNU GÖRDÜK’
Depremin ardından karşılaştıklarının bir kıyamet senaryosunu andırdığını, o anlarda gerçeklik duygusunu kaybettiğini söyleyerek, “Dört sokağın tam ortasındaydık ve binalar devrildiği için yollar kapalıydı. Herkes bağırıyor ve birbirinden yardım bekliyordu. Sağanak yağmur yağıyordu. Atleti ve eşofmanıyla terlik bile giymeden kendini dışarıya atan bir kadın, yardım istiyordu. Binadan az önce çıktığımız için eve tekrar girmemiz mümkün değildi. Ama 15 dakika sonra eve girip annemin tansiyon ilaçlarını aldığımı hatırlıyorum. Kimleri kaybettik, kimler yaşıyor bilmiyorduk. Akrabalarımızdan, arkadaşlarımızdan haber alamıyorduk. Telefon çekmiyordu. Etrafta kanlar içinde bağıran insanlar vardı. Delirmiş ve aklını yitirmiş gibilerdi. Kimse bir şey yapamıyordu. Kaos ortamı vardı. Amcamla iletişim kurduk ve onların çiftlik evine gitmeye karar verdik. Annemlerle birlikte yürümeye başladık. İkinci annem sayılabilecek Fidan ablamın evinin önünden geçtik. Annem hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Çünkü yürüdükçe bütün binaların yerle bir olduğunu gördük. Daha bir gün önce arkadaşlarımla oturduğum kafenin önünden geçerken hepsinin toz bulutunun içinde kaldığını fark ettim. Enkazın altından yardım bekleyenler vardı. Üç katın arasında kalmış vücudunun yarısı enkaz altında, yarısı dışarda bir adamı kurtarmaya çalıştık. Bundan sonra ne olacak bilmiyordum. Evimiz yok, belki akrabalarımız yok henüz kimseden haber alamamıştık” dedi.
‘TÜM ARKADAŞLARIM HER TARAFA DAĞILDI’
Depremin dördüncü gününe kadar Hatay’da kaldığını daha sonra İzmir’e geldiğini anlatan Mehmet Ali Ağca, hayırseverlerin desteğiyle ailesinin de bir eve yerleştiğini belirtip, “Ben stajyer olarak çalışmaya başladım. Bir yandan çalışıp bir yandan okuluma devam ettim. Hazırlıkta okuyordum. Annem de bir süre iş aradı. Annem ve kız kardeşim buradaki hayata adapte olmaya çalıştı. Depresif bir dönem geçirdiler. İki hafta önce Hatay’daydım. Tek isteğim en kısa sürede Hatay’ın eski haline gelmesidir. Şu an Hatay’da anılarımı geçirdiğim sokak, cadde ya da doğum günümü kutladığım kafe bile kalmadı. Tüm arkadaşlarım her tarafa dağıldı. Ama hepimiz tekrar oraya dönmek ve Hatay’ın ayağa kalkmasını istiyoruz. Hayallerimden biri okulumu tamamladıktan sonra turizm sektörüne yönelip Hatay’da bir otel inşa etmek. En kısa sürede ailem de oraya yerleşmek istiyor” diye konuştu.
‘MOLOZLAR ÜZERİMİZE DÖKÜLÜYORDU’
Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü öğrencisi Rüya Aktım ise tatil için gittiği Antakya’da birçok plan yaparken yıkıcı bir depremle karşı karşıya kaldığını belirterek, “Mehmet Ali ile ‘Şuraya gideriz, şurada döner yeriz’ diye planlarımız vardı. O gece yatarken annem kapıyı açık bırakmamı istemişti. Seni çok özledim, gelip bakarım, dedi. Ama alışkanlığım yüzünden o gece kapattım kapıyı. 3’üncü kattaki evimizde sallantıyı hissedince geçer diye düşünmüştüm. İzmir’de de depremlere alışıktım. Soğukkanlıydım kalkıp annemlere bakmak istedim. Kapı zor açıldı. Eşikte beklemeye başladık. Apartmanımız eski olduğu için yıkılacağını düşündük. Aşağı inerken sarsıntılar devam etti. İnerken molozlar üzerimize dökülüyordu. Merdivenden kayarak inmeye başladık. 6 katlı apartmandan hepimiz aynı anda inmeye çalışıyorduk. İndiğimizde babam yoktu. Bacaklarım titriyordu herkese ‘baba’ diye sarılıyordum. Çok karanlık dolu yağıyor ve çok korkuyordum” diye konuştu.
‘KENDİMİ HİÇBİR YERE AİT HİSSETMİYORUM’
Bu yıl da ara tatilde Hatay’a gittiğini ancak doğup büyüdüğü yerlerin tanınmayacak halde olduğunu anlatan Aktım, şöyle devam etti:
“Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. Ama oraya gittiğimde mutluyum. Akrabalarımızın bir kısmı hala orada yaşıyor ama artık bu çok zor. Mehmet Ali ile tercih sürecinde puanımıza uygun olduğu için bu okulu seçmiştik. Birlikte buraya geldik. Deprem sürecinde birbirimize çok destek olduk. Okulumuz bir dönem hibrit olmuştu. Ben gelip onların öğrenci evinde kaldım. Ailem Denizli’ye taşınmıştı depremden sonra, şimdi hep beraber İzmir’deyiz.”
]]>Filistinliler, İsrail’in 14 Mayıs 1948’de tarihi Filistin toprakları üzerinde kurulmasıyla zorunlu göçe ve katliamlara maruz kaldıkları o güne “Büyük Felaket” anlamına gelen “Nekbe” ismini veriyor.
İsrail güçleri Nekbe sırasında 1 milyona yakın Filistinliyi zorla topraklarından çıkararak sürgün etti. Filistinlilere ait 675 köy ve kasaba yok edildi. Siyonist çeteler, 70’ten fazla katliam gerçekleştirdi ve 15 binden fazla Filistinli yaşamını yitirdi.
75 yıl önce yaşanan felaketin mağdurlarından Hanini, 5 yaşındayken yaşadığı Filistin’in Akka ilindeki sürgünün anıları hala zihninde taptaze tutuyor.
Ailesiyle birlikte göç yoluna koyulan Hanini, Akka’dan önce Lübnan’ın başkenti Beyrut’a, buradan da Suriye’nin Halep iline göç etmek zorunda kaldı.
Hanini, Suriye ayaklanmalarının başladığı 2011’de Esed rejiminin bombardımanından kaçmak için tekrar göç yoluna koyularak İdlib’in kuzeyindeki Atme köyü yakınlarındaki kamplar bölgesine sığındı.
Hanini, AA muhabirine, sürgün günlerini, sonrasında yaşadıkları acıları ve dinmeyen geri dönüş ümitlerini anlattı.
İsrailli işgalcilerin Akka ilindeki Tel Şiha köyüne ağır silahlarla saldırdığını anlatan Hanini, “Amcamın evi, içindekilerin üzerine yıkılmıştı. 7 kişi ölmüştü. O sıra siyonistler köye çok yaklaşmıştı. Katliamdan korkarak amcamın ailesini enkazdan çıkarmadan kaçtık. O sahne hayatımın en zor anlarından biriydi. Hiç unutamadım.” dedi.
“Hayvan taşıyan lokomotifle Celile’den Sayda iline geldik”
“Nekbe’den önce Filistin’deki Yahudilerle uyum içinde yaşıyorduk.” ifadesini kullanan Hanini, sözlerine şöyle devam etti:
“İngilizler Avrupa’daki bütün Yahudileri Filistin’e yerleştirmek ve göçü teşvik etmek için Hayfa Limanı’nı genişletti. Yerleşimci Yahudilerin sayısı giderek arttı. Buna paralel yerleşimciler, Filistin topraklarında kurmayı planladığı yerleşimler için keşifler ve toplu katliamlar yapmaya başlamıştı.”
Filistin’in Celile bölgesinden hayvan taşıyan lokomotifle Lübnan’ın Sayda iline geldiklerini belirten Hanini, Sayda’da pek fazla kalmadan Suriye’nin Halep iline yerleştiklerini anlattı.
Halep’te ailesiyle bir askeri karargahta kaldıklarını söyleyen Hanini, “Duygularım karışıktı. Bir anda iklimi ılık olan, deniz kenarı bir şehirden çok soğuk bir yere gelmiştik. Mülteciler için kurulan çadırlarda hayatı idame etmek için en küçük koşullar bile sağlanmamıştı.” diye konuştu.
Hanini, 1948’de yüzlerce katliam işleyenlerle 2023’te Gazze’de katliam yapanların aynı yerleşimci Yahudilerin devamı olduğunu dile getirerek, “En büyük sıkıntımız dünyaya gerçekleri anlatamamaktı. İsrail kendini haklı çıkarmak için büyük miktar paralarla kendi propagandasını yapmıştı. Araplar ise hiç yapmadı.” ifadelerini kullandı.
“Bizler hak sahibiyiz. Zafer umudumuz daha da güçlü”
75 yıl önce geride bıraktığı köyünü yerleşimci Yahudilerin yerle bir ettiğini belirten Hanini, köyünün yerine yeni bir yerleşim kurulduğunu ve işgalcilerin yerleştiğini dile getirdi.
Hanini, Filistinlilerin hakkı olan topraklarına sahip çıkma arzusunu nesilden nesile aşılamaya çalıştığını söyledi.
Yakın geçmişte elinde basit tüfekle direnen Filistinlilerin, bugün tank imha edecek silahlara sahip olduğunu kaydeden Hanini, sözlerini şöyle tamamladı:
“Mescid-i Aksa bütün Müslümanların ilk kıblesidir. Hiç umutsuzluğa kapılmadık. Gazze’de bir devrim olduğu gibi Batı Şeria’da bir direniş var. Bugün tüfek yerine ağır silahımız var. Zafer umudumuz daha da güçlü. Bizler hak sahibiyiz. Biz görmesek de çocuklarımızı bu hakka sahip çıkmaları için yetiştiriyoruz.”
]]>