NİSANUR YILDIRIM
(ANKARA) – Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın 2. Enflasyon Raporu toplantısında; “25 m3 bedelsiz doğal gaz kullanımı düzenlemesinin sona ermesi, mayıs ayında aylık enflasyonu 0,7 puan yukarı yönlü etkileyecektir. Bunun yanı sıra, olumsuz baz etkisiyle enflasyon mayıs ayında zirveye ulaşacaktır. Böylece, geçiş döneminin sonuna gelmiş olacağız” dedi. Karahan, “Başta kırmızı et olmak üzere, gıda fiyatlarında süregelen yüksek artışlar da lokanta-otel fiyatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda, hizmet enflasyonu aylık bazda yavaşlamakla birlikte, yüksek bir seyir izlemektedir” diye konuştu.
Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan, yılın 2. Enflasyon Raporu’nu bugün Ankara’da açıkladı. Buna göre; Merkez Bankası, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 36’dan yüzde 38’e çıkardı. Merkez Bankası, 2025 yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 14, 2026 yıl sonu enflasyon tahminini ise yüzde 9’da sabit tuttu.
Karahan’ın konuşmasından satır başları şöyle:
“Sıkı para politikamız talebi dengeleyecek, tasarrufları teşvik edecektir. Bunun sonucunda negatif düzeylere düşecek olan çıktı açığı, dezenflasyon sürecinin önemli bir bileşeni olacaktır. 2023 yılının ikinci yarısında reel olarak ihracat artarken, ithalat azalmış, dış ticaret dengesi iyileşmiştir. Bu dengelenmenin 2024 yılının ilk çeyreğinde devam ettiğini ve cari açığın milli gelire oranının yüzde 3’ün altına gerilediğini tahmin ediyoruz. 2024 yılı ikinci yarısında, parasal aktarımın gecikmeli etkisiyle, iç talepte zayıflama olacağını ve bu sayede cari dengedeki iyileşmenin devam edeceğini öngörüyoruz.
“SON ÜÇ AYDA ENFLASYON YÜKSEK BİR SEYİR İZLİYOR”
Tüketici enflasyonu, 2023 yılı son çeyreğinde ve 2024 yılı ocak ayında tahmin aralığının orta noktasına yakın seyretmişti. Yıllık enflasyon, son dönemde yukarı yönlü bir seyir izlemiştir. Enflasyonun, 2024 yılının ilk yarısına kadar artmasını öngördüğümüzü tüm politika metinlerimizde, sunumlarımızda ve Enflasyon Raporlarımızda sizlerle paylaşmıştık. Ancak, son üç ayda, enflasyonun öngörülerimizden de yüksek bir seyir izlediğini görüyoruz. Nitekim, tüketici enflasyonu nisan ayını yüzde 69,8 ile bir önceki Enflasyon Raporu’nda sunduğumuz tahmin aralığının 0,9 puan üzerinde tamamlamıştır. Daha önceki iletişimimizde enflasyon gelişmelerini takip ederken sadece yıllık göstergeleri değil, aylık enflasyonun ana eğilimini de yakından takip ettiğimizi vurgulamıştım.
“SON 3 AYDA GIDA FİYATLARI ARTTI, ÖZELLİKLE KIRMIZI ET”
Son üç aylık dönemde gıda fiyatlarında güçlü artışlar gerçekleşmiş, özellikle kırmızı et fiyatları bu gelişmede öne çıkmıştır. 12 ve 24 ay sonrası enflasyon beklentileri gerilerken, yıl sonu beklentileri, Enflasyon Raporu tahminlerimizin üzerinde seyretmiştir. Öngörülerimizin aksine, yılın ilk çeyreğinde toplam talep koşulları güçlü seyretmiş, kredi kullanımında artış gerçekleşmiştir. Reel ücretlerdeki artış yurt içi talep koşullarını destekleyen bir unsur olmuştur.
“YILLIK ENFLASYON TEMEL MAL GRUBUNDA YÜZDE 97”
Ana gruplar bazında incelediğimizde, son dönemde hizmetler grubundaki fiyat artışlarının, diğer gruplara kıyasla daha güçlü olduğunu görüyoruz. Nisan ayı itibarıyla yıllık enflasyon temel mal grubunda yüzde 57 civarındayken, hizmet grubunda yüzde 97’dir. Hizmet sektörüne ait yayılım endeksi tarihsel eğiliminin üzerinde seyrederek, fiyat artışlarının sektör geneline yayılmaya devam ettiğine işaret etmektedir.
“GIDADAKİ YÜKSEK ARTIŞ LOKANTA-OTEL FİYATLARINI OLUMSUZ ETKİLİYOR”
Sektörün emek-yoğun yapısı kısmen bu gelişmeyi açıklarken, geçmiş enflasyona endeksleme davranışının etkisi, özellikle yönetilen-yönlendirilen kalemler, kira, sağlık ve eğitim hizmetleri üzerinde hissedilmiştir. Bu hizmet kalemleri, şokların enflasyon üzerindeki etkilerinin uzun bir süreye yayılmasına neden olmaktadır. Ayrıca, başta kırmızı et olmak üzere, gıda fiyatlarında süregelen yüksek artışlar da lokanta-otel fiyatlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu doğrultuda, hizmet enflasyonu aylık bazda yavaşlamakla birlikte, yüksek bir seyir izlemektedir.
“KONUT FİYATLARINDAKİ ARTIŞ YAVAŞLADI”
Enflasyondan korunma saiki ile artan talep ve depremin yol açtığı arz-talep dengesizlikleri konut fiyatlarında yüksek oranlı artışlara sebep olmuştu. Söz konusu gelişmelerin etkileri, kiralara gecikmeli ve belirgin bir şekilde yansımaktadır. Parasal sıkılaştırma sonrasında ise, konut fiyatlarındaki artış hızı önemli ölçüde yavaşlamıştır. Konut fiyatlarının artış eğilimi tüketici enflasyonundaki eğilimin altında seyretmektedir. TCMB bünyesinde yapılan çalışmalar, diğer unsurların yanı sıra konut fiyatları değişiminin, kira enflasyonunu aynı yönde etkilediğine işaret etmektedir. Dolayısıyla, konut fiyatlarındaki yavaşlamanın, ilerleyen dönemde gecikmeli olarak kira artışını sınırlayabileceğini değerlendiriyoruz.
“PİYASA BEKLENTİLERİYLE ARA HEDEFLERİMİZ ARASINDAKİ FARK KAPANACAK”
Enflasyonda yaşanan yukarı yönlü sürprizlerin de etkisiyle beklenti eğrisinin şubat ve mart aylarında yukarıya kaydığı gözlenmiştir. Mart ayındaki parasal sıkılaştırma sonrasında ise bu eğilim sona ermiştir. Birinci çeyrekte anket katılımcıları 3,8 puanlık yukarı yönlü enflasyon sürprizi yaşamış, ancak yıl sonu enflasyon beklentilerini 2,1 puan ile daha sınırlı bir oranda güncellemiştir. Mevcut durumda, beklentiler, bir önceki Enflasyon Raporundaki yıl sonu enflasyon tahminimize üç ay gecikmeyle gelineceğine işaret etmektedir. Ayrıca tüketici eğilim anketi mikro verileri, tüketicilerin enflasyon beklentilerinin de seviyesi yüksek olmakla birlikte, son dönemde bir miktar düşüş kaydettiğini göstermektedir. Kararlarımızın enflasyon beklentilerinde iyileşme sağlayacağını ve piyasa beklentileriyle ara hedeflerimiz arasındaki farkın kapanacağını öngörüyoruz.
“PİYASADAN 1 TRİLYON TL’DEN FAZLA LİKİDİTE ÇEKTİK”
KKM kur farkı ödemelerinin ve 2023 son çeyreğinde artan TCMB taraflı swap bakiyesinin yol açtığı likidite fazlasını sterilize ettik. Zorunlu karşılıklarda yaptığımız artışlarla piyasadan 1 trilyon TL’den fazla likidite çektik. Likidite fazlasının sterilizasyonu için aralık ayında TL depo alım ihalelerine başladık. Sistemde ortaya çıkan geçici likidite fazlasını depo alım işlemleriyle sterilize ediyoruz. Likidite gelişmelerini yakından takip ederek, sterilizasyon araçlarını gerektiğinde etkin bir şekilde kullanacağız. Parasal sıkılaştırmamız finansal piyasalara hızlı ve güçlü şekilde yansımaktadır.
“KKM PAYI YÜZDE 26’DAN YÜZDE 14’E GERİLEDİ”
Nisan ayında TL mevduat 539 milyar TL artarken, parite etkisinden arındırılmış yabancı para mevduat ve kur korumalı mevduat, sırasıyla 6,2 milyar dolar ve 19 milyar TL azalmıştır. Böylece, son 8 ayda, Türk lirası mevduat payı yaklaşık yüzde 32’den yüzde 44’e yükselirken, Kur Korumalı Mevduatın payı yüzde 26’dan yüzde 14’e gerilemiştir. Para politikası duruşumuz ve uygulamakta olduğumuz makroihtiyati çerçeve, TL mevduata geçiş eğilimine katkı vermeye devam edecektir.
“GIDA FİYATLARINI 1 PUAN, ENFLASYON TAHMİNİNİ 2 PUAN ARTIRDIK”
Dış talebe ilişkin varsayımlarımızı 2024 yılı için sınırlı bir miktar yukarı yönlü güncelledik, 2025 yılı için ise sabit tuttuk. Petrol ve emtia fiyatlarındaki görünüm çerçevesinde, 2024 ve 2025 yıllarına ilişkin ham petrol ve ithalat fiyatları varsayımımızı yukarı yönlü güncelledik. Son dönemde gıda fiyatlarındaki görünümü göz önünde bulundurarak, gıda fiyatları varsayımımızı 2024 yılı için yaklaşık 1 puan artırdık. Orta vadeli tahminler oluşturulurken, enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar, para politikasındaki sıkı duruşun sürdürüleceği ve ekonomi politikalarındaki eşgüdümün korunacağı bir görünüm esas alınmıştır. Bu çerçevede, 2024 yıl sonu enflasyon tahminini 2 puan yukarı güncelleyerek yüzde 38’e çektik. 2025 ve 2026 tahminlerini sırasıyla yüzde 14 ve yüzde 9 seviyesinde koruduk. Orta vadede ise enflasyonun yüzde 5’te istikrar kazanmasını hedefliyoruz. Tahmin aralıklarının alt ve üst noktaları da 2024 yılı için yüzde 34 ve 42, 2025 yılı için ise yüzde 7 ve 21’e tekabül etmektedir.
“DOĞAL GAZ DÜZENLEMESİ MAYIS ENFLASYONUNU 0,7 PUAN ETKİLEYECEK”
25 m3 bedelsiz doğal gaz kullanımı düzenlemesinin sona ermesi, mayıs ayında aylık enflasyonu 0,7 puan yukarı yönlü etkileyecektir. Bunun yanı sıra, olumsuz baz etkisiyle enflasyon mayıs ayında zirveye ulaşacaktır. Böylece, politika iletişiminde sıklıkla vurguladığımız geçiş döneminin sonuna gelmiş olacağız. Para politikasındaki kararlı duruşumuz, yurt içi talepte dengelenme, Türk lirasında reel değerlenme ve enflasyon beklentilerindeki düzelme vasıtasıyla aylık enflasyonun ana eğilimini düşürecektir. Böylelikle, yılın geri kalanında enflasyonun istikrarlı olarak gerileyeceği dezenflasyon dönemine gireceğiz.
“TALEP KOŞULLARI DİRENÇLİ SEYREDİYOR”
Bu dönemde, olumlu yöndeki baz etkileri ve daha önemlisi enflasyonun ana eğilimindeki düşüşün devamı etkili olacaktır. Mevsimsellikten arındırılmış ortalama aylık enflasyonun yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 2,5 civarına, son çeyrekte ise yüzde 1,5’in bir miktar altına gerileyeceğini öngörüyoruz. Sıkı parasal duruşun sürdürülmesi ve hizmet enflasyonundaki katılığın zayıflamasıyla, enflasyonun ana eğiliminde gerileme 2025 yılında da devam edecektir. 2024 yılı tahmin güncellemesinin nedenlerine bakacak olursak, yılın ilk çeyreğindeki makroekonomik gelişmelerin belirleyici olduğunu görüyoruz. Dirençli seyreden talep koşulları nedeniyle yılın ilk yarısında çıktı açığının önceki rapor öngörülerine göre daha yukarıda olacağını tahmin ediyoruz. Sıkı para politikası ve maliye politikasının eşgüdümünün katkısıyla, iç talepteki dengelenme süreci devam edecektir. Bu görünüm altında, çıktı açığı tahmini güncellememiz 2024 yılı enflasyon tahminimizi 0,4 puan artırıcı yönde etkilemiştir.
“ENFLASYONUN ANA EĞİLİMİ ÖNGÖRÜLERİMİZDEN YÜKSEK”
Türk lirası cinsi ithalat fiyatları, gıda enflasyonu ve yönetilen yönlendirilen fiyat varsayımlarımızdan gelen toplam etkiyi -0,2 puan olarak hesaplıyoruz. Son dönemde, enflasyonun ana eğilimi öngörülerimizden daha yüksek gerçekleşmiştir. Sıkı para politikası duruşu ve politika eşgüdümü başlangıç koşullarındaki bu bozulmayı kısmen telafi edecektir. Bu sayede, ana eğilimin yıl sonu enflasyonuna etkisinin 1,8 puan ile sınırlı kalacağını tahmin ediyoruz.
“MART AYINDA ATTIĞIMIZ ADIMLAR TALEBİ ZAYIFLATACAK”
Para politikasındaki sıkı duruşumuzu fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu süreçte iki ana koşul gözeteceğiz. Birincisi, aylık enflasyonun ana eğiliminin, belirgin ve kalıcı bir düşüş göstermesidir. Bu kapsamda, ana eğilim, iç talep, ithalat ve finansal koşullara ilişkin göstergeleri yakından izliyoruz. İkincisi ise, enflasyon beklentilerinin öngörülen tahmin aralığına yakınsamasıdır. Bu çerçevede, geniş kapsamlı enflasyon beklentisi göstergelerini takip ediyoruz. Mart ayında attığımız adımların etkisiyle finansal koşullar önemli ölçüde sıkılaşmıştır. Bu durumun etkisini krediler üzerinde görmekteyiz. Önümüzdeki dönemde bunun talebi zayıflatacağını, fiyatlama davranışlarına olumlu yansıyacağını ve dezenflasyon sürecini güçlendireceğini öngörüyoruz. Bu süreçte, maliye politikalarının katkısı ve yönetilen-yönlendirilen fiyatların eşgüdüm halinde belirlenecek olması, dezenflasyon sürecini destekleyecektir.
“ENFLASYONU DÜŞÜRMEK İÇİN NE GEREKİYORSA YAPACAĞIZ”
Aylık enflasyonun ana eğiliminde, belirgin ve kalıcı bir düşüş sağlanana ve enflasyon beklentileri, öngörülen tahmin aralığına yakınsayana kadar sıkı para politikası duruşumuzu sürdüreceğiz. Enflasyonda belirgin ve kalıcı bir bozulma öngörülmesi durumunda ise, para politikası duruşumuzu sıkılaştıracağız. Haziran’dan itibaren yaşayacağımız dezenflasyon sürecinde, enflasyonu, belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya devam edeceğiz.”
(SÜRECEK)
]]>
TÜİK’e göre, Tüketici Fiyat Endeksinin nisanda aylık bazda 3,18, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksinin de yüzde 3,60 artış gösterdiğini, yıllık enflasyonun tüketici fiyatlarında yüzde 69,80, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 55,66 olarak gerçekleştiğine dikkat çeken ANASİAD Genel Başkanı Hakan Birkan, iş dünyası için en büyük sorunun enflasyon olduğunu, bunun yanı sıra yüksek faiz nedeniyle paraya ulaşmanın zorlaştığını bunun da yatırım ve üretimin önündeki engeller olduğunu belirterek, “Ülkemizdeki tüm kesimlerin kısır çekişmeleri bir kenara bırakarak biran önce gerçek gündem olan ekonomiye odaklanmasını gerekiyor. Merkez Bankası, yılsonu enflasyon beklentisini yüzde 36 olarak açıkladı. Ancak iş dünyası olarak bu yılı yüzde 43-44 bandında tamamlanmasını bekliyoruz. Bununla birlikte ihracatın sıkıntıya girmemesi ve ithalatın cazip hale gelmemesi için kur ile enflasyon arasındaki dengenin de kopmaması lazım. Kuru baskılayarak enflasyonu tutmanın kısa vadeli birtakım faydaları olabilir ama bu ithalatı artıran, ihracatı baskılayan unsurdur. Bu da kapatmak için büyük bir mücadele içinde olduğumuz dış ticaret açığımızı olumsuz yönde etkileyecektir” dedi.
Yüksek faiz politikası sebebiyle banka kredisi maliyetlerinin çok yüksek olduğunu belirten Hakan Birkan, enflasyonun yüksek olduğu bir ortamda, kredi maliyetlerinin enflasyon üzerinde konumlanmasının piyasanın bir gerçeği olduğunu kabul ettiklerini ama ticari faaliyetleri devam ettirmek için de kredi kullanımının zorunlu olduğunu vurguladı. Beklentilerinin enflasyonun makul seviyeye inmesi, buna bağlı olarak da faizlerin ve kredi maliyetlerinin daha uygun bir noktaya gelmesi olduğunu ifade eden Birkan, “Elbette kredi maliyetlerinin aşağıya çekilmesi, enflasyonun aşağıya çekilmesiyle uyumlu bir halde olacaktır. Bu yüzde de el birliği ederek önce enflasyonla topyekün mücadele etmeliyiz. Türkiye 2 yıldır seçim atmosferinde. Uygulanan seçim ekonomisi bütün dengeleri bozdu. Diğer yandan uzun bir pandemi sürecinin ardından Rusya Ukrayna arasında çıkan savaş dünyada ekonomileri alt üst etti. Geçen yıl yaşadığımız deprem felaketi ise ekonomimize büyük bir darbe vurdu. Şimdi el birliği ile bu durumu terse çevirecek hamleler yapmak zorundayız. Başta siyasetçiler olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden normalleşme adımları atmasını bekliyoruz” şeklinde konuştu.
Hakan Birkan önceki gün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Özgür Özel arasında gerçekleşen görüşmenin ve görüşme sonrasında da iade-i ziyaret yapılacağının açıklanmasının ülkede siyasi tansiyonun düşmesinde olumlu bir adım olarak gördüklerini de söyledi. Birkan, “İş dünyası olarak, sadece üretime odaklanmak istiyoruz. Ülkemizin ilerlemesi, halkımızın refah ve mutluluğu için birlik ve beraberlik içinde olmamız çok önemli. Ekonomideki olumsuzluklara, dünyada devam eden savaşlara rağmen gelecekten umutluyuz” dedi. – BURSA
]]>ASO Oda Meclisi ile 2’inci ve 3’üncü OSB Müteşebbis Heyet Müşterek toplantısı ASO meclis toplantı salonunda gerçekleştirildi. Programda konuşan ASO Başkanı Seyit Ardıç, faiz oranlarının üretici üzerinde olumsuz etki oluşturabileceğini ve enflasyonun sabit tutulması için gerekli çalışmaların yapılması gerektiğini belirtti. Vergi borçlarının ertelenmesinin sanayii esnafı açısından rahatlatıcı olabileceğini aktaran Ardıç, üretimde sermaye kadar insan kaynağının da önemli olduğunu ve sanayide çalışacak personelin de yetiştirilmesi gerektiğine dikkati çekti.
ASO Başkanı Ardıç, “Geçtiğimiz ay yapılan yerel seçim sonuçlarının ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Yeniden seçilen Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş’ı, İlçe Belediye Başkanlarımızı ve Belediye Meclis Üyelerimizi tebrik ediyor, görevlerinde başarılar diliyorum. Ankara Sanayi Odası olarak, yerel yönetimlerimizle iş birliğimizi daha da güçlendirerek, Başkentimizin ve ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimi için çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Belediye Başkanlarımızın bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da, ‘Başkentin sanayiinden sanayinin ve teknolojinin başkentine’ hedefimize ulaşmada destek olmaya devam edeceklerine gönülden inanıyorum” dedi.
“Yüksek faiz, üretici kesim açısından finansman maliyetlerinin artması anlamına gelmektedir”
Ekonomik yapıda ortaya çıkan belirsizliklerin sanayicinin üretim gücünün azalmasına neden olduğunu belirten Ardıç, “Özellikle yüksek enflasyon, belirsizliği önemli ölçüde arttırmıştır. Diğer taraftan yüksek faiz, üretici kesim açısından finansman maliyetlerinin artması anlamına gelmektedir. Makroekonomik ve finansal belirsizlikten, yüksek finansman maliyetlerinden olumsuz etkilenen üretim kesimi, enflasyonun makul seviyelere indirilmesi ve oynaklığının azaltılması hedefiyle son dönemde politika faizi artırımlarına da razı olmuştu” şeklinde konuştu.
Parasal sıkılaşma politikalarında beklenen sonuçların alınamadığını, ekonominin mevcut durumda aynı anda hem yüksek faiz hem de yüksek enflasyon kıskacında kaldığını savunan Ardıç, “Bu süreç, yurt içinde belirsizliği artırmakta, ara mallardaki yüksek fiyat artışları kanalıyla üretimde aksamalara yol açmakta ve uluslararası piyasalarda rekabet gücümüzü aşındırmaktadır. Tüm bunlar, reel sektör olarak bizlerin yaşadığı zorlukların derecesini ortaya koymaktadır” ifadelerini kullandı.
“Ticari kredi kartı limitlerinin sınırlandırılması biz sanayicileri daha da zor durumda bırakmıştır”
Başkan Ardıç, “Yüksek faiz koşullarında reel sektörün krediye ulaşma maliyetleri zorlaşırken, diğer taraftan ticari kredi kartı limitlerinin sınırlandırılması biz sanayicileri daha da zor durumda bırakmıştır. Ticari kredi kartları enflasyon arttırıcı bir etkiden daha ziyade arz tarafına katkısı olduğundan enflasyonu düşürücü bir etkiye sahiptir. Limitlerin yeniden gözden geçirilerek revize edilmesi, biz sanayicilerin nakit ihtiyacına bir nebze de olsa katkı sağlayacaktır” dedi.
Başta enflasyon olmak üzere birçok makro değişkenin dengelenmesinde ekonominin arz tarafının canlı kalması gerektiğini ifade eden Ardıç, “Krediye ulaşmanın zor olduğu bu dönemde, vergi borçlarının ertelenmesi ya da taksitlendirilmesi, reel sektörün üretime devam edebilmesi ve ayakta kalabilmesi için hayati öneme sahiptir. Ülkemizdeki birçok işletme öz kaynağı yetersiz olduğu için üretimini sürdürebilmek ve yeni yatırımlar için krediye ihtiyaç duymaktadır. Ülkemizin ekonomisine katkıda bulunmaya çalışan sanayicilerimiz, borçlanma suretiyle aktiflerinde gerçekleşen artışlar üzerinden enflasyon vergisi ödemek zorunda bırakılmaktadır. İşletme bilançolarının aktiflerindeki artış üzerinden alınacak enflasyon vergisi, özü itibariyle bir varlık vergisine dönüşecektir. Ticarete konu olmayan ancak aktifte yer alan bir varlığın, enflasyon nedeniyle artan değerinin vergilendirilmesi, biz sanayicilere ilave bir maliyet getirecektir” şeklinde konuştu.
Enflasyon düzeltme işlemlerinin, 31.12.2023 bilançolarına uygulandığı gibi 2024 yılı geçici vergi dönemlerinde de vergisiz olarak uygulanmasının, ülke ekonomisi açısından daha faydalı olacağını aktaran Ardıç, “Diğer taraftan, ülkemize yeni ihracat ve yatırım imkanları sağlamak için uğraş verirken, üretimde liderlik edenler vize kuyruklarında bekletiliyor ve birçoğumuz da maalesef vize alamıyor. Malların serbest dolaşımı için karşılıklı imza atıyoruz, malları serbest dolaştırıyoruz, ancak bunları üreten sanayicilerimiz, sınırda bekletiliyor. Bu uygulama biz sanayiciler için ‘tarife dışı engel’ halini almıştır” ifadelerini kullandı.
İşsiz sayısının 2023 yılında bir önceki yıla göre 318 bin kişi azalarak 3 milyon 264 bin kişi olduğunu, işsizlik oranının ise 1 puan azalarak yüzde 9,4 seviyesinde gerçekleştiğini dile getiren Ardıç, “İşsizliğin tek haneye gelmesi önemli, peki doğru beşeri sermaye yetiştiriyor muyuz? Ürettiğimiz beşeri sermayeyi doğru kullanıyor muyuz?” dedi.
“18 yaşına gelen her vatandaşın mutlaka üniversiteye gitmesi gerektiğine ve gitmediğinde cahil kalacağına inanan tek ülkeyiz”
Son 20 yılda üniversite sayısı 3 kat artarken, öğrenci sayısının 4,5 kat arttığını ve 208 üniversitede 7 milyon öğrencinin eğitim gördüğünü, her yıl 1 milyona yakın mezun verildiğini aktaran Başkan Ardıç, “Yükseköğretime yönelik artan talep ve hızla yükselen üniversite mezunu sayısı, işgücü piyasasında son 10 yıldır etkileri giderek daha belirgin hale gelen önemli değişimlere neden olmuştur. Enteresandır ki 18 yaşına gelen her vatandaşın mutlaka üniversiteye gitmesi gerektiğine ve gitmediğinde cahil kalacağına inanan tek ülkeyiz. Türkiye’nin nüfusu hayatta hiçbir işkolunda uzmanlaşamamış, 25-30 yaşına kadar ekonomik döngüye girememiş, üretici konumuna geçememiş milyonlarca diplomalı işsizle doludur” şeklinde konuştu.
“Üniversiteye akademik eğitime yatkınlığı olanlar gitmeli”
Her gencin üniversite mezunu olmasının şart olmadığını ama bir meslek sahibi olmasının şart olduğunu dile getiren Ardıç, “Üniversiteye akademik eğitime yatkınlığı olanlar gitmeli. Ama bizim eğitim sistemimizde, akademik hiçbir başarı vaat etmeyen gençlerimiz de üniversite okuyor, bir şekilde mezun da oluyor ve diplomalı işsizler ordusuna katılıyor. Milyonlarca genç, yanlış planlanmış bir eğitim sisteminde hayatlarının en az 4-5 yılını ziyan ediyor ve erken yaşta geçerli bir mesleğin sahibi olup üretici konumuna geçme şansını ne yazık ki kaybediyor” dedi.
“Ülkemizin ihracat katma değerini artıracak vizyon projesi ASO Ankara Teknoloji Üssü için harekete geçtik”
Başkan Ardıç, “Değerli meclis üyeleri, geçen haftalarda basının çok dikkatini çeken ve sizlerin de takdirlerine şayan olacağını düşündüğüm, ülkemizin en büyük teknoloji üssünü kurmak için ilk adımı attık. Ülkemizin ihracat katma değerini artıracak vizyon projesi ASO Ankara Teknoloji Üssü için harekete geçtik. 1,2 milyon metrekare alanda kurulması planlanan Ankara Teknoloji Üssü, sanayi ile teknoloji tabanlı girişimciliği bir araya getirecek. Ankara Teknoloji Üssü’nde Ar-Ge ve inovasyon süreçleri direkt olarak üretime yönelik yapılacak. Türkiye’nin en büyük teknoloji üssü ile ülkemizin yüksek katma değerli bir ekonomiye kavuşması için gerekli dönüşümün hızlanacağına inanıyor ve heyecanlanıyorum” ifadelerine yer verdi. – ANKARA
]]>Erdoğan, İstiklal Caddesi’nde partisince düzenlenen mitingdeki konuşmasında, doğu-batı, kuzey-güney demeden ülkenin dört bir köşesini, 81 vilayetin her köşesini dolaştıklarını belirtti.
Türk, Kürt, Zaza, Alevi, Sünni ayrımı yapmadan 85 milyonun her bir ferdini samimiyetle bağırlarına bastıklarına vurgu yapan Erdoğan, “Eski Türkiye’de sizlerle beraber milletimizin her kesimi çeşitli mağduriyetler yaşadı. Kendini devletin sahibi gören bir avuç seçkin azınlık dışında çoğumuz ötekileştirildik. Haksızlığa ve hukuksuzluğa maruz bırakıldık. Gezi olaylarından 17-25 Aralık darbe girişimine, hendek teröründen 15 Temmuz ihanetine kadar nice badireyi aşarak bugünlere geldik. Demokrasi mücadelemizi akim bırakmak için her yolu denediler, her şeyi yaptılar. Ellerinin altındaki tüm piyonları üzerimize saldılar.” şeklinde konuştu.
Attıkları her adımın ya CHP tarafından engellendiğini ya da istismar zeminini kaybetmekten korkan bölücü örgüt tarafından sabote edildiğini vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:
“CHP ve ortakları bunu sokaklarımızı karıştırarak, vesayetçileri kışkırtarak, yasakların geri gelmesi için mahkeme önlerinde nöbet tutarak yaptılar. Bölücü örgüt ise terör eylemleriyle kadın, çocuk, yaşlı, asker, polis, işçi demeden vatan evlatlarını kalleşçe katlederek aynı amaca hizmet etti. Her ikisi de Türkiye’de huzurun, güvenliğin, kardeşliğin ve demokrasinin hakim olmasını istemedi. Her ikisi de bu milletin terör belasından yakasını kurtarmasını hiçbir zaman istemedi. Hakkarili kardeşlerimin de bu riyakarlığı gördüğüne inanıyorum. Sizlerden 31 Mart’ta iradenizi kendilerinin tapulu mülkü görenlere esaslı bir ders vermenizi bekliyorum. Hakkari’nin huzuruna hepsi birbirinden kıymetli müstesna adaylarla çıktık. Şehrimizin kaynaklarını terör örgütüne ve teröristlere aktarma yerine sizin için, benim Hakkarili kardeşlerim için kullanacak isimler belirledik.”
“Seçilmesi halinde elbette biz de İsmet kardeşimizin yanında yer alacağız”
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Erdoğan, partisinin Hakkari Belediye Başkan adayı İsmet Ölmez’in, fakir fukarayı gözetmesiyle, ihtiyaç sahiplerinin elinden tutmasıyla bilinen biri olduğunu söyledi.
Ölmez’in, Hakkari’nin kalkınması, gelişmesi için kendi imkanlarını da kullanacağına dair söz verdiğini belirten Erdoğan, “Seçilmesi halinde elbette biz de İsmet kardeşimizin yanında yer alacağız. Aynı şekilde ilçe belediye başkan adaylarımızı da sizlere daha iyi hizmet verebilmeleri için destekleyeceğiz.” ifadesini kullandı.
Erdoğan, yaklaşık 22 yıl boyunca ülkenin her bir köşesine, her bir bölgesine, her bir şehrine hizmet götürmek için mücadele ettiklerine vurgu yaparak, şunları kaydetti:
“Hakkari’ye 21 yılda yaklaşık 72 milyar lira yatırım yaptık. Yüksekova’dan buraya araçlarınızla rahatlıkla gelebiliyorsunuz. Bir zamanlar, 20 yıl önce böyle bir imkan var mıydı? Yeter mi? Yetmez. İnşallah tünellerle bu yollarımızı daha da güzel hale getireceğiz. Eğitimde 2 bin 21 adet yeni derslik kazandırdık. Şehrimize Hakkari Üniversitesi’ni kurduk. Gençlik ve sporda 1476 kişi kapasiteli yüksek öğrenim yurt binaları yaptık. Birçok farklı branşta 20 spor tesisi inşa ettik. Hakkarili ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza yaklaşık 6 milyar lira tutarında kaynak aktardık. Sağlıkta 220 yataklı Hakkari ve 150 yataklı Yüksekova Devlet Hastaneleri başta olmak üzere 5’i hastane toplam 37 sağlık tesisini şehrimize kazandırdık. Hakkari Devlet Hastanemizi 100 yataklı kadın doğum çocuk ünitesi ve Yüksekova Devlet Hastanemizi 100 yataklı bir ek bina ile büyüteceğiz.”
“Hakkari’yi bir an önce depreme hazırlamak istiyoruz”
Toplu konutta, Hakkari’de 4 bin 935 konut projesini hayata geçirdiklerini ve deprem meselesinin ne kadar önemli ve acil bir konu olduğunun 6 Şubat’ta bir kez daha görüldüğünü belirten Erdoğan, hükümet ve belediye el ele vererek Hakkari’yi bir an önce depreme hazırlamak istediklerini söyledi.
Erdoğan, Hakkari’deki 3 millet bahçesi projesiyle ilgili çalışmaların sürdüğünü ifade ederek 2002 yılına kadar Hakkari’ye sadece bir kilometre bölünmüş yol yapıldığını, kendilerinin ise 97 kilometre bölünmüş yol yaptıklarını bildirdi.
Yüksekova yolundaki 3 bin 962 metrelik Yeni Köprü-1 tünelini bu sene tamamlayacaklarını kaydeden Erdoğan, bunun devamı olan 4 bin 568 metre uzunluğunda çift tüp tünelde de çalışmaların sürdüğünü belirtti.
Zap-1, Zap-2 ve Zap-3 köprülerinin proje çalışmalarının ardından yapımına başlayacaklarını söyleyen Erdoğan, Yüksekova çevre yolu, Şemdinli-Derecik yolu, Üzümlü-Hudut Kapısı yolu ve Şemdinli-Alan yolunun yapımının devam ettiğini kaydetti.
Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Tarım ve ormanda Durankaya, Bağışlı ve Salkımlı sulama göletlerinin yapımına devam ediyoruz. Dilimli Barajı sulamasının ilk etabını ihale aşamasına getirdik. Yüksekova içme suyu isale hattının ve arıtma tesisinin yapımını tamamladık. Hakkarili çiftçilerimize 9 milyar lira tutarında tarımsal hibe desteği verdik. Yüksekova Organize Sanayi Bölgesi’ni kurduk, altyapı çalışmalarına devam ediyoruz. Enerjide, Hakkari’ye, doğal gaz sağladık. İnşallah önümüzdeki dönemde Çukurca, Derecik, Şemdinli, Yüksekova’ya doğal gaz arzı sağlamayı da planlıyoruz. Merga Bütan Kayak Merkezi’ni yaparak 10 bin gencimizi kayak sporuyla tanıştırdık. Bu vesileyle Hakkarili kardeşlerime bir müjde vermek istiyorum. Toplum Yararına Programımız kapsamında 2 bin kardeşimizi ilimizde istihdam edeceğiz. Bu müjdemizin şimdiden Hakkari’mize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.”
Gümrükte, Esendere Sınır Kapısını yenilediklerini söyleyen Erdoğan, Üzümlü ve Derecik sınır kapılarını açtıklarını belirterek, “Derecik Sınır Kapısı açılmadan önce Irak’a gitmek için 15 saat harcayan Hakkarili kardeşim, şimdi 3 saatte bunu yapabiliyor.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda, “Belediye başkan adaylarımızı sizlere emanet ediyorum. Sizlerin de adaylarımıza çok güçlü destek vereceğinize inanıyorum. 31 Mart akşamı Hakkari’den bu kardeşinize müjde vermeye hazır mısınız?” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, mitinge katılan kişi sayısının 30 bin olduğunu söyledi.
Mitingden notlar
Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasının ardından, AK Parti’nin Hakkari Belediye Başkan adayı İsmet Ölmez ile ilçe belediye başkan adaylarını sahneye çağırarak vatandaşları selamladı.
Mitinge, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Erkan Kandemir de katıldı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, mitingin ardından Hakkari Valiliği’nde iftar yaptı.
]]>İzmir Ticaret Odası’nda düzenlenen ve TOBB’a bağlı meslek örgütlerinin başkan ve yönetim kurullarının katıldığı İzmir İş Dünyası Buluşması’na katılan Özel, konuşmasına toplantıya İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, yeni başkan adayları Cemil Tugay ve diğer başkan adaylarıyla birlikte geldiklerini, motivasyonu yüksek bir ekip olduklarını belirterek başladı.
Görevi 1 Nisan’da devredecek Tunç Soyer’in şahsında tüm geçmiş yöneticilere emekleri ve gelecekte kente yapacakları katkılar için teşekkür eden Özel, Türkiye ekonomisinin geçmişi ve bugününe ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
İş dünyasının krediye ulaşmakta güçlük çektiğini, yatırımlar için uygun ucuz finansman sağlanması gerektiğini dile getiren Özel, pandemi sürecinde tüm dünyayla birlikte artan enflasyonun yanlış faiz politikaları nedeniyle düşürülemediği değerlendirmesinde bulundu.
AB Yeşil Mutabakatı ilkelerinin getirdiği riskler
Özgür Özel, Türkiye’de gıda enflasyonunun yüksek olmasının tarımsal desteklemelerin yetersiz kalmasından kaynaklandığını, aynı zamanda acil sanayi politikası geliştirilmesine de ihtiyaç olduğunu savundu.
Bu politika belirlenirken maden alanları ve çevre ilişkisi, enerji güvenliği, sendikalaşma, ücret politikaları, mesleki ve teknik eğitim gibi konuların da ele alınması gerektiğini dile getiren Özel, AB ülkelerinde uygulanacak Yeşil Mutabakat ilkeleri ve karbon vergisinin neden olacağı risklere işaret etti.
Bu konuda belirsizliklerin bir an önce ortadan kaldırılması için TOBB’un da talebinin bulunduğunu kaydeden Özel, Fransa’nın çimento fabrikalarını çok su tüketmesi, havayı kirletmesi nedeniyle ülkesinde istemediğini, bu tesislerin Türkiye’ye kaydırıldığını iddia etti.
TL’nin değeri konusunda da tartışmalar bulunduğuna işaret eden Özel, şöyle konuştu:
“İşte tam da ülkenin sıkıştığı nokta bu. Geçinmek zorunda olan, tüketmek zorunda olan, Türkiye’de kazanan, Türkiye’de harcayan insanlar için kur çok yüksek ve arttığı her noktada insanların artık geçinmesi mümkün değil. Ama Türkiye’de üreten, dünyaya satan ve istihdam yaratmak, o insanlara maaş vermek isteyen insanlar açısından da olması gerektiğinin altında. Büyük bir açmazla karşı karşıyayız. Kur yükselirse vatandaş aç, böyle kalırsa da ihracatçı zorda, istihdam sorunu var. Nasıl çözülecek? Şüphesiz tekstil, mobilya ihracatıyla çözülmeyecek. AR-GE yatırımlarıyla ki İzmir bu konuda göz bebeği, inovasyonla çözecek. Yüksek katma değerli ürünlerle çözülecek. Bilimle, fenle çözülecek.”
TOBB’un lobicilik faaliyeti
Enflasyon muhasebesiyle ilgili iş insanlarından gelen sorular üzerine de Özel, TOBB’un bu konuya geç de olsa son günlerde doğru bir yerden yaklaştığını gördüğünü, bankacılık sektörü enflasyon muhasebesi düzenlemesinden ayrı tutulurken onların kredilendirdiği reel sektörün bu uygulamaya geçmesinin vergilendirmede adaletsizliğe neden olacağını savundu.
Özel, şöyle konuştu:
“Bu yüzden enflasyon muhasebesini, finansal tabloların düzeltilmesi açısından çok doğru ve gerekli bulurken krediye yüksek maliyetle erişilen bu durağan, sıkıntılı süreçte konunun tamamen tehlikeli bir noktaya savrulduğunu, TOBB’un son günlerde bu konuda lobicilik faaliyetine girişiyor olmasını da doğru bir tespit olarak görüyoruz.
Bu kadar sıkıntının olduğu süreçte enflasyon muhasebesi, finansal tablolar için yapılmalıdır. Lehinize uygulanmalıdır. Ancak görünen odur ki parayı nereden bulacağını şaşırmış bir iktidar bankaların enflasyon muhasebesindeki bankalar lehine durumu görüp onları istisna tutmuşken onların kredilendirdikleri sizlerin enflasyon muhasebesine tabi tutulmanızın size hiç kazanmadan vergi ödeme sonucunu doğuracağını da hep birlikte görmek ve tariflemek durumundayız.”
Özgür Özel, İzmir’de açıkladıkları belediye başkan adayları listesinde kadın ve genç adaylara ayrı bir önem verdiklerini belirterek, “İzmir yenilikleri yapmak için, cesur adımlar atmak için çok önemli bir kent. İki yöneticiden biri kadın olacaksa, bu İzmir’e yakışacak, bu adım atılacaksa da CHP tarafından atılacak.” dedi.
Diğer konuşmacılar
Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de kentteki iş dünyası temsilcileriyle uyumlu bir çalışma dönemi geçirdiklerini, vadettiği projelerin önemli bir kısmını tamamladığını, yeni gelecek büyükşehir belediye başkanına “kokmayan bir körfez” bıraktığını söyledi.
CHP’de yaşanan aday belirleme sürecine de değinen Soyer, “Dilerim ve umut ederim değişim sloganı ile başlayan süreç doğada olduğu gibi dönüşümle devam eder. Biz İzmir’de ektiğimiz her bir tohumun takipçisi olmaya, mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz.” ifadesini kullandı.
CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Cemil Tugay ise seçilmesi durumunda gerçekleştireceği projeleri anlattı.
Programda, İzmir Ticaret Odası Başkanı Mahmut Özgener, Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar ve İzmir Ticaret Borsası Başkanı Işınsu Kestelli de birer konuşma yaparak üyelerinin beklentilerini aktardı.
]]>2016 yılında Çin’deki Zhejiang Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimime başladığımdan beri Xinjiang Uygur Özerk Bölgesi’ni dört kez ziyaret ettim. Bu sık ziyaretlerimin nedeni hem yüksek lisans hem de doktora tezim için Xinjiang üzerine yaptığım araştırmalardı. Yaptığım her ziyarette bölgenin farklı güzelliklerini keşfettim.
Xinjiang’ın merkezi Urumqi, “güzel otlaklar ve bereketli topraklar” anlamına gelen Moğol kökenli bir isme sahip. Tarih boyunca çeşitli etnik gruplara ev sahipliği yapan Urumqi, Çin’de gördüğüm en renkli, çok kültürlü ve tarihi açıdan en zengin kentlerden biri.
Yolculuğum, Uygur, Kazak, Han, Kırgız ve Moğol gibi çeşitli etnik grupların tarihi ile bu grupların Xinjiang kültürünün zenginleşmesine katkılarını gözler önüne seren Xinjiang Müzesi’ni ziyaretle devam etti. Canlılığını koruyan müze gerçekten görülmeye değer.
Müzeyi gezdikten sonra kentin tarihi ve hareketli merkezi Kapalı Çarşı’yı ziyaret ettim. Çarşı gerçekten de kalabalıktı. Nazik bir Uygurlu kadın bana içinde biraz buz olan bir içecek ikram etti. Tereddütle tadına baktım ve bunun ayran olduğunu anladım. Sadece biraz daha ekşiydi. Merakla içeceğin adını sordum ve “On Doğ” olduğunu öğrendim. Bu bana ekşi ayranın en lezzetli olduğu yerlerden biri olduğuna inanılan Diyarbakır’ı hatırlattı.
Çarşıda başta Uygur, Kazak ve Kırgızlar olmak üzere çeşitli etnik gruplara ait yiyecek ve içecekleri tadabiliyorsunuz. Pazarın ortasında, hem gündüz hem de gece etkileyici bir görünüme sahip olan Erdaoqiao isimli büyük bir de cami bulunuyor.
Meydanın yanında sürekli çalan Uygur müziği ile dans eden yüzlerce kişi dikkatimi çekti. İzlemek için yaklaştım. Genci yaşlısı, kadını erkeği, Uyguru, Hanı hep birlikte dans ediyordu. Daha önce tanık olduğum hiçbir an beni bu kadar etkilememişti.
Urumqi’de neredeyse herkes bir cevap aldığında gülümseyerek teşekkür eder. Misafirler, ev sahibi yemeğe başlamadan yemeğe başlamaz. Bir keresinde yemeğe başlamak için beş dakika beklemiştim. “Ben sonra yiyeceğim, lütfen buyurun” deyip sadece çay içtiğimde, herkes çay içerek benimle birlikte beş dakika beklemişti. Xinjiang misafirperverliği, masadaki her farklı yemeği ilk olarak misafirin tatmasını gerektirir. Bu geleneği Xinjiang’daki tüm etnik gruplar arasında yaygın olarak gözlemlemek mümkün.
Yolculuğum sırasında Lanzhou’dan Urumqi’ye uzanan yüksek hızlı tren hatlarını da gördüm. Ancak gözüme çarpan, rayların yanına inşa edilmiş birkaç metre yüksekliğindeki beton duvarlar oldu. Merakla sordum ve nedenini öğrendim. Özellikle kış aylarında Tianshan Dağları’ndan gelen güçlü rüzgarlar yüksek hızlı trenleri etkileyebildiğinden, bu duvarlar rüzgarın hızını kesmek ve trenleri etkilemesini önlemek için inşa edilmiş.
Uygurlar, Hanlar, Kazaklar, Huiler, Kırgızlar, Moğollar ve diğerleri, böylesine engin ve zorlu bir coğrafyada, mavi bir gökyüzünün altında çöller, ormanlar ve dağlarla, sıcak ve soğuğun her seviyesini deneyimleyerek uyum içinde yaşıyor. Xinjiang’da coğrafya, çölün sarısını, dağların kahverengisini, ormanların yeşilini, gökyüzünün mavisini ve bulutların beyazını her şeye rağmen uyumlu şekilde barındırırken insanlar da bu çeşitliliğe kucak açıyor. Burada coğrafya bir arada var oluyor, insanlar da öyle. Burada insanlar aynı gökyüzünün altında nefes alıyor, aynı yağmurdan korunuyor, komşuları ve toplumları arasında sevgi yayıyor.
Yazar: Serdar Yurtçiçek, Çin’deki Shanghai Üniversitesi’nde doktora sonrası araştırmacı.
Muhabirler: Xinhua Haber’den Li Xiang, Gu Yu. Tianshannet’ten Jie Wenjin, Hou Weili ve Cheng Li.
]]>Kuzucu Hıdır, AA muhabirine, son dönemde kadınların uzay ve bilim gibi ileri teknoloji gerektiren alanlara yönelmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Aynı zamanda Türkiye Uzay Ajansı (TUA) Yönetim Kurulu Üyesi olan Kuzucu Hıdır, Türkiye’nin uydu ve haberleşme başta olmak üzere pek çok alanda uzay projelerini başarıyla gerçekleştiren bir ülke olduğuna dikkati çekti.
Geçen yıl yüksek çözünürlükte metre altı gözlem yapabilen, yerli ve milli İMECE uydusunun uzaya fırlatıldığını anımsatan Kuzucu Hıdır, Milli Uzay Programı 2022-2030 Strateji Belgesi vizyonundaki “Türk Astronot ve Bilim Misyonu”nun da Astronot Alper Gezeravcı tarafından başarıyla tamamlandığını söyledi.
Kuzucu Hıdır, halihazırda uzay alanında faaliyet gösteren kamu, özel kurum ve kuruluşlarda çalışan pek çok kadın mühendis bulunduğunu vurgulayarak, “İlerleyen yıllarda Türk kadınlarının astronot olarak uzay misyonlarında görev alacağından hiç şüphem yok. Kadın F-16 pilotlarımız olduğu gibi kadın astronotlarımız da çok başarılı görevler yürütecek. Uzay konusunda çalışmak isteyen tüm kadınlarımız inanç ve motivasyonlarını yüksek tutsun. Çalışmak istediğiniz alanı belirledikten sonra o alandaki geleceğin yarışlarına şimdiden hazırlanmaya başlamak ve bu yolla fark yaratmak çok önemli bir konu.” diye konuştu.
“Paradigma kırılımı yaşanıyor”
T3 Vakfı olarak çocuklara “Milli Teknoloji Hamlesi” ışığında pek çok eğitim verdiklerini belirten Kuzucu Hıdır, TEKNOFEST yarışmalarında olduğu gibi Deneyap Teknoloji Atölyeleri’nde de kız çocukların oranının yüksek olduğunun altını çizdi.
Kuzucu Hıdır, büyükşehirlerde olduğu gibi diğer illerde de kız öğrenci sayısını daha yüksek seviyelere çıkarmayı hedeflediklerini vurgulayarak, “Mütevelli heyeti başkanımız Selçuk Bayraktar ve değerli eşleri Sümeyye Erdoğan Bayraktar Hanımefendi’nin yürüttükleri projeler sayesinde özellikle kadınlar ve kız çocukları bakımından eğitim, bilim, teknoloji ve sosyal alanlarda bir paradigma kırılımı yaşandığını çok açık şekilde görüyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
“Mühendislik ve uzay alanında kız öğrenci sayısı yükselişte”
Geçmişte mühendislik fakültelerinde erkek öğrenci sayısının kız öğrencilere oranla epey yüksek olduğunu aktaran Kuzucu Hıdır, şimdiyse özellikle bazı mühendislik fakültelerine kız öğrencilerin yoğun ilgi gösterdiği bilgisini paylaştı.
Kuzucu Hıdır, aynı şekilde TEKNOFEST kapsamındaki model uydu ve roket yarışmacılarındaki kız öğrenci sayısının arttığına işaret ederek, “Bu da bize umut veriyor çünkü kadınlarımızın emek verdiği her işin kalitesi çok daha yüksek oluyor.” dedi.
Türkiye’de yüksek öğrenim gören kadın sayısının gün geçtikçe arttığına dikkat çeken Kuzucu Hıdır, bu durumun da meslek sahibi kadın sayısına pozitif katkı sağladığını söyledi.
“Önemli olan katma değer üretmek”
Kuzucu Hıdır, ev kadınlarının fedakarlıklarının hiçbir şekilde ödenemeyeceğini, özellikle çocukların eğitimi ve bir evin idaresine olan katkılarının son derece değerli olduğunun altını çizdi.
Buradaki en önemli konunun katma değer üretmek olduğunu vurgulayan Kuzucu Hıdır, şöyle devam etti:
“Çalışan bir kadın olmak veya ev hanımı olmak arasında kategorik olarak bir derece farkı bulunmuyor esasında. Önemli olan kadınlarımızın önce kendilerine sonra da ailelerine ve topluma sundukları katma değerin yüksek olması aslında. Ülkemiz kadınlarının ne kadar çalışkan, fedakar ve özverili olduklarını gördükçe ülkemizin yarınlarına umutla bakmamak elde değil. Genç kuşaklarımızın kendi tarihsel ve kültürel değerlerimizden kopmadan farklı mecralardaki olumsuz içeriklere maruz kalmadan bilimle, teknolojiyle, sanatla, sporla, düşünceyle yetişmesi çok önemli. Bunun için de tüm ailelere büyük bir görev düşüyor çünkü eğitim ailede başlıyor.”
“Rol modeller önemli”
Kuzucu Hıdır, insan hayatında bazı rol modellerin olmasını çok önemli bulduğunu belirterek, türlü zorluklara göğüs germiş, çetin mücadeleler veren kahraman kadınların ve fikir insanlarının önemine işaret etti.
Bu kişilerden ilham almanın insanın hem kendine hem de tarihine güven ve inanç duymasını sağladığını vurgulayan Kuzucu Hıdır, şunları kaydetti:
“Cumhuriyetin ilk döneminde tıp eğitimi alarak doktor olan, ömrünün yarısını insanlığa hizmet ederek geçiren Ayşe Hümeyra Ökten’in hayat hikayesi hepimiz için örnek teşkil ediyor. Şu sözü de hepimize bir ders niteliğinde ‘Paylaşmak ve güven esas, meşakkat geçici. Asıl olan insana hizmet ve Allah’a yakın olmaktır.’ Yine pek çok ilklere imza atan Betül Mardin’in şu sözü de bizler için yol gösterici nitelikte; ‘Hep çalışacaksın, üreteceksin. Beynin meşgul olacak, hep koşturman gereken işler olacak.'”???????
]]>Aynı zamanda kampanyanın başladığı ve uygulama yüklemelerinin yapıldığı ilk günden itibaren müşteri yaşam boyu değeri ve müşteri kayıp olasılığı hakkında ürün yöneticilerine hızlı bir şekilde bilgilendirme yapıyor.
Mobil uygulama pazarlama sektöründe çok önemli bir ölçüt olan LTV, bir kullanıcının uygulama ile olan tüm ilişkisi boyunca getirmesi beklenen geliri temsil ediyor. AppMetrica’nın LTV analizi, yapay zeka kullanımıyla en yüksek LTV oranına sahip potansiyel kullanıcıları bularak bu kavramı bir üst seviyeye taşıyor.
LTV analizi, çeşitli kategorilerdeki onbinlerce uygulamanın anonimleştirilmiş verileri kullanılarak Yandex Makine Öğrenmesi (Machine Learning) teknolojisi üzerine kuruldu. Bu özellik, kullanıcı edinmeden sorumlu yöneticilerin en yüksek getiriyi sağlayacak olanlara odaklanarak stratejilerini optimize etmelerine olanak tanıyor.
LTV analizleri, her kullanıcıyı uygulamaya katıldıktan sonraki 24 saat içinde değerlendiriyor ve bunu takip eden 28 gün için bir LTV analizi oluşturuyor. Bu analize dayanarak,yöneticiler sadece birkaç tıklamayla en iyi LTV kullanıcıları için kampanyaları optimize edilebilir.
Yüksek performanslı reklam kampanyaları
LTV ve müşteri kayıp analizi ile;
Reklam kampanyasının ilk gününde hangi reklam kanallarının artırılacağı veya kapatılacağı görülebilir,
Doğru bir LTV analizi ile mobil uygulama ile yüksek değere sahip kitleye ulaşılabilir,
Gelir ve yatırım geri dönüşünü artırmak için yüksek performanslı reklam kampanyaları optimize edilebilir,
ROAS en üst seviyeye çıkarılabilir ve hangi kanallara daha fazla yatırım yapılması gerektiği anlaşılabilir,
Kullanıcılar, LTV ve kayıp olasılıklarına göre analiz edip karşılaştırılabilir,
Yüksek oranda kayıp olasılığı olan kullanıcı segmenti tanımlanarak, bu kullanıcıların kaybedilmesinin önüne geçilir.

Geleneksel metrikler olan “harcanan zaman” ve “etkileşim” gibi klasik optimizasyon önerilerinin aksine, yeni yapay zeka tabanlı analiz modeli, reklam kampanyaları için en yüksek kaliteye sahip potansiyel müşterileri bulmak için her kullanıcının potansiyel LTV’si hakkında geniş miktarda veri toplar ve analiz eder. Ayrıca, LTV analizleri kullanıcıları çeşitli LTV gruplarına (en iyi %5, en iyi %20, en iyi %50 ve en alt %50 gibi) ayırmanıza ve bunları karşılaştırmanıza olanak tanıyor.

Nasıl çalışır?
Mobil uygulama pazarlama sektöründe müşteri kaybı yaygın bir sorundur. Uzun vadeli başarı için uygulamayı bırakma olasılığı yüksek kullanıcıları belirlemek ve onları elde tutmak için proaktif önlemler almak çok önemlidir. AppMetrica’nın Kullanıcı Kayıp Analizleri, uygulama sahiplerine ve pazarlama ekiplerine, uygulamayı yükledikleri anda zamanla uygulamayı bırakma olasılığı en yüksek olan yeni kullanıcıları belirleme imkanı sunuyor.
Yapay zeka modeli, 3 haftalık süre boyunca tüm aktif kullanıcıları analiz ediyor ve aktiviteleri günlük olarak puanlıyor. Model, özel metriklere ihtiyaç duymasa da kurulumdan sonraki 3 hafta içinde pasif olma olasılığı daha yüksek olan kullanıcıları doğru bir şekilde tahmin ediyor. Oluşturulan rapor, tüm kullanıcıları dönüşüm olasılığına göre >%95, %75-%95, %50-%75 ve
]]>Turizm sektörünün kadın temsilcileri “Dünya Kadınlar Günü” dolayısıyla AA muhabirine açıklama yaptı.
Eresin, Türkiye’de toplam istihdamda kadın oranının yüzde 32,7 olduğunu, hükümetin hedefinin yakın zamanda yüzde 40’ı yakalayabilmek olduğunu anlattı.
Turizm sektöründe kadın istihdamının toplam çalışan sayısına oranı yüzde 37,1 iken, turizmde istihdamın en büyük bölümünü oluşturan konaklamada yüzde 37,2 olduğunu dile getiren Eresin, “Rakamlara baktığımızda konaklamada Türkiye ortalamasının 4 puan üzerinde olduğumuzu görüyoruz. Ancak yine de kadın istihdamı pek de arzu edilen seviyede değil. Hedefimiz bu oranı yüzde 50’nin üzerine çıkarmak. Turizmde kadın gücüne ihtiyaç var.” değerlendirmesini yaptı.
Gerçek anlamda kadın-erkek eşitliğini sağlayabilmek için üst yönetim kademelerinde de eşitliğin sağlanması gerektiğini vurgulayan Eresin, “Yönetim kurullarında kadın sayısı yüksek olan şirketlerin performansları ve etik itibarı daha yüksek. Kadın çalışan sayısının yüksek olması şirket karlılıklarını olumlu yönde etkiliyor. Bütün bu detayları konuşurken aslında sektördeki kadın çalışan varlığını artırmanın sadece Kadınlar Günü’nde değil güncel hayatımızda da gündemde tutmalıyız.” ifadelerini kullandı.
TÜROB Başkanı Eresin, turizm sektörünün bugünkü konumuna ulaşmasında kadın çalışanların payının yüksek olduğunu aktararak, “Turizm sektörü kadınlara hem işveren hem de çalışan olarak diğer sektörlere göre çok daha fazla fırsat sunuyor.” dedi.
“Türkiye’nin ekonomisi ve kalkınması için turizm hayati bir önem taşıyor”
Uluslararası Sürdürülebilir Turizm Derneği (USTUD) Başkanı Adviye Bergemann da TÜİK verilerine göre, Türkiye’de istihdam edilen kadınların yaklaşık yüzde 50-53’nün hizmet sektöründe çalıştığı bilgisini verdi.
Türkiye’de kadın istihdamının en çok olduğu alanın turizm olduğunu dile getiren Bergemann, “Türkiye’nin ekonomisi ve kalkınması için turizm hayati bir önem taşıyor. Kadınlarımızın hem turizme hem de ekonomiye katkıları çok fazla.” diye konuştu.
Bergemann, sürdürülebilir kalkınmanın ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerinin en önemli göstergelerinden birinin kadınların işgücüne katılımı olduğunu işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Kadınların turizm sektöründe istihdam edilmesi, sektörün daha çeşitli ve kapsayıcı olmasını sağlar. Ayrıca, kadınların turizm sektöründeki istihdamı, ekonomik kalkınmayı destekler ve toplumda cinsiyet eşitliğinin sağlanması için önemli bir adımdır. Kadınların sektörde daha fazla temsil edilmesi, turizm işletmelerinin daha başarılı olması ve müşterilere daha iyi hizmet sunmalarına da katkı sağlayabilir.”
Kadınların turizm sektöründeki rolünün güçlenmesinin, sektörün daha sürdürülebilir ve rekabetçi olmasına önemli katkı sağlayacağına dikkati çeken Bergemann, kadın ve erkek haklarının eşit olması gerektiğini belirtti.
Kadınların siyasetten, bilime, sanayiden turizme kadar her alanda gerek yönetici, gerek çalışan olarak yer alması gerektiğine işaret eden Bergemann, her kadının çalışmak ve üretmek durumunda olduğunu söyledi.
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Elif Ural da turizm sektörünün dinamikleri itibarıyla kadınlar için çok uygun çalışma alanları sunduğunu aktararak, kadınların turizmin gelişiminde çok önemli rol oynadıklarını, bu sayede turizm sektöründe yönetici konumuna gelmelerinin diğer sektörlere oranla daha çok fırsat barındırdığının altını çizdi.
Turizm sektöründe istihdam edilen kadın sayısının arttığını kaydeden Ural, şöyle konuştu:
“TÜRSAB olarak kadın istihdamına özel bir önem veriyoruz. Çalışanlarımızın önemli bir kısmını kadınlar oluşturuyor. Tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektöründe de kadınların katkıları gelişmekte olan Türkiye için önemli bir kriter. Kadın istihdamı konusunda her sektörde artış yaşanması, toplumsal cinsiyetin eşitlenmesini de beraberinde getirecektir. Ayrıca kadın istihdamındaki gelişim, bölgesel kültür farklılıklarını da önemli ölçüde dengeleyecektir. Kadınlar olmasaydı dünyadaki hiçbir şeyin önemi kalmazdı. Cumhuriyet kadınlarla yaşar, kadınları Cumhuriyet yaşatır.”
“Turizm bir ülkenin aynasıdır”
TÜRSAB Yönetim Kurulu Üyesi Esra Başeskioğlu ise turizm sektörünün ekonomiye sağladığı katkıların yanı sıra Türkiye’nin vitrini konumunda olduğuna işaret ederek, “Turizm Sektörü Türkiye’deki kadın-erkek eşitliğini sergilediği gibi kadınların iş yaşamında edindiği yeri de dünya kamuoyuna göstermekte ve bu vesileyle uluslararası kamuoyunun ülkemize bakış açısını olumlu yönde etkilemektedir. Bu da destinasyon seçimlerinde ülkemizin tercih edilmesine olumlu yönde katkı sağlıyor.” diye konuştu.
Kadınların turizm sektöründe varlığının artmasının Türkiye’nin kalkınması ve dünyadaki imajın yükselmesi açısından oldukça önemli olduğunu kaydeden Başeskioğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Her ne kadar oran olarak diğer sektörlerden yüksek görünse de halen sektördeki kadın erkek çalışan sayısı eşit değil. Özellikle üst düzey yönetici ve şirket sahiplerinde oran oldukça düşük. Kamu ve özel sektörde özellikle yönetici kadın istihdamını artırmaya yönelik eğitim çalışmaları yapılması istihdama önemli katkı sunar. Ayrıca turizm sektörünün bir kadın için cazip olan yönlerini öne çıkaran çalışmalar yapılabilir. Kadınların eşit haklara sahip olduğunun dünyada da bilinmesi ülkemize gelecek turistlerin kendini modern ve güvenli bir ülkede hissetmesine vesile olacaktır. Ayrıca kadınların doğası gereği sorunların çözümüne bakış açısındaki farklılıkları da ülkemizde turizmin gelişmesine büyük katkı sağlayacaktır. Turizm bir ülkenin aynasıdır. Bizler bu sektörde ne kadar çoğalırsak çocuklarımıza bırakacağımız miras o kadar aydınlık olur.”
]]>Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), “İstatistiklerle Kadın, 2023” çalışmasının sonuçlarını açıkladı.
Buna göre, yüksekokul ve fakülte, yüksek lisans ve doktora mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki nüfusun toplam nüfus içindeki oranı, 2008’de yüzde 9,1 iken 2022’de yüzde 23,5 oldu. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2008’de yükseköğretim mezunu olan 25 ve daha yukarı yaştaki kadınların oranı yüzde 7,1, erkeklerin oranı yüzde 11,2 iken bu oran 2022’de kadınlarda yüzde 21,6, erkeklerde ise yüzde 25,5 seviyesine yükseldi.
Yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 68,8 oldu. 2022’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun iş gücüne katılma oranının yüzde 53,1 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 35,1, erkeklerde ise yüzde 71,4 olarak kayıtlara geçti.
İş gücüne katılma oranı eğitim durumuna göre incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe iş gücüne daha fazla katıldıkları görüldü.
Okuryazar olmayan kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 13,9, lise altı eğitimli kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 27,1, lise mezunu kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 36,1, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 43 iken, yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 68,8 oldu.
Kadınların istihdam oranının erkeklerin yarısından daha az olduğu görüldü. 2022’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfusun istihdam oranının yüzde 47,5 olduğu görüldü. Bu oran kadınlarda yüzde 30,4, erkeklerde ise yüzde 65 olarak kayıtlara geçti.
En yüksek istihdam oranı yüzde 54,1 ile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli bölgesinde, en düşük istihdam oranı ise yüzde 33,8 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde gerçekleşti.
En yüksek kadın istihdam oranı, yüzde 37,4 ile Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane bölgesinde, en düşük kadın istihdam oranı ise yüzde 18,2 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde görüldü. En yüksek erkek istihdam oranı, yüzde 72,8 ile Tekirdağ, Edirne, Kırklareli bölgesinde, en düşük erkek istihdam oranı ise yüzde 50,8 Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde gözlendi.
Kadınların istihdamda yarı zamanlı çalışma oranı yüzde 16,1 olarak belirlendi. Yarı zamanlı çalışanların istihdam içindeki oranının 2022’de yüzde 9,8 olduğu belirlendi. Bu oran kadınlarda yüzde 16,1, erkeklerde ise yüzde 6,7 olarak kayıtlara geçti.
Hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki bireylerin istihdam oranı 2014’te yüzde 59,8 iken 2022’de yüzde 60,5’e çıktı. Bu oran cinsiyete göre incelendiğinde, 2022’de hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının yüzde 28, erkeklerin istihdam oranının ise yüzde 90,5 olduğu tespit edildi.
Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı tüm eğitim düzeylerinde erkek lehine gerçekleşti. Cinsiyetler arası ücret veya kazanç farkı, erkek ve kadın arasındaki ücret veya kazanç farkının erkek ücret veya kazancına yüzdesel oranı olarak tanımlanıyor.
Kazanç Yapısı İstatistiklerine göre, yıllık ortalama brüt ücret-maaş ile hesaplanan gösterge için en yüksek fark yüzde 17,1 ile yükseköğretim mezunlarında, en düşük fark yüzde 12,4 ile yine ilkokul ve altı mezunlarda gerçekleşti. Yıllık ortalama brüt kazanç ile hesaplanan gösterge için ise en yüksek fark yüzde 19,6 ile lise mezunlarında, en düşük fark ise yüzde 14,5 ile ilkokul ve altı mezunlarda görüldü.
Kadın büyükelçi oranı yüzde 27,3 oldu
Kadın büyükelçi oranı 2011’de yüzde 11,9 iken 2023’te yüzde 27,3’e yükseldi. Erkek büyükelçi oranı ise 2011’de yüzde 88,1 iken 2023’te yüzde 72,7 oldu.
Kadın milletvekili oranı yüzde 19,9 olarak belirlendi. Türkiye Büyük Millet Meclisi verilerine göre 2023 sonu itibarıyla 599 milletvekili içerisinde kadın milletvekili sayısının 119, erkek milletvekili sayısının ise 480 olduğu görüldü. Meclisteki kadın milletvekili oranı 2007’de yüzde 9,1 iken, 2023’te yüzde 19,9’a yükseldi.
Yükseköğretimde görevli profesörler içinde kadın profesör oranı yüzde 33,9 olarak belirlendi. Yükseköğretim İstatistikleri’ne göre yükseköğretimde görevli profesörler içerisindeki kadın profesör oranı 2010-2011 öğretim yılında yüzde 27,6 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 33,9 olarak belirlendi.
Yükseköğretimde görevli doçentler içerisindeki kadın doçent oranı ise 2010-2011 öğretim yılında yüzde 32,2 iken 2022-2023 öğretim yılında yüzde 40,8 olarak kayıtlara geçti.
Üst ve orta düzey yönetici pozisyonundaki kadın oranı 2012’de yüzde 14,4 iken 2022’de yüzde 19,6’a çıktı.
Tam Zaman Eşdeğeri (TZE) cinsinden kadın AR-GE personel sayısı, 2022’de 93 bin 41 kişi ile toplam AR-GE personel sayısının yüzde 34,1’ini oluşturdu.
Sektörler itibarıyla TZE cinsinden kadın AR-GE personel oranı, yükseköğretimde yüzde 47,5, kar amacı olmayan kuruluşların da dahil edildiği genel devlette yüzde 31, mali ve mali olmayan şirketlerde ise yüzde 27,3 oldu.
Ortalama ilk evlenme yaşı kadınlarda 25,7 olarak belirlendi
Evlenme İstatistiklerine göre, resmi olarak ilk evliliğini 2023’te yapmış olan kadınların ortalama evlenme yaşı 25,7 iken erkeklerin ortalama evlenme yaşı 28,3 olarak tespit edildi.
Ortalama ilk evlenme yaşının en yüksek olduğu il, kadınlarda 29 yaş, erkeklerde 32,7 yaş ile Tunceli oldu. Ortalama ilk evlenme yaşının en düşük olduğu il ise kadınlarda 22,9 yaş ile Ağrı, erkeklerde 26,2 yaş ile Şanlıurfa olarak kayıtlara geçti.
Resmi evliliklerde eşler arasındaki eğitim farkı incelendiğinde, 2022 yılında kadınların yüzde 38,9’unun kendilerinden daha yüksek eğitimli erkeklerle evli olduğu görüldü. Eşlerinden daha yüksek eğitimli olan kadınların oranının yüzde 16,2, eğitim seviyeleri aynı olan eşlerin oranını ise yüzde 42,8 olarak kayıtlara geçti.
Boşanma İstatistikleri’ne göre, 2023’te kesinleşen boşanma davaları sonucu çocukların velayetinin çoğunlukla anneye verildiği görüldü. Annenin velayetine verilen çocuk oranı yüzde 74,9 iken babanın velayetine verilen çocuk oranı ise yüzde 25,1 oldu.
İnternet kullanan kadınların oranı yüzde 83,3
2023’te 16-74 yaş grubundaki bireylerin internet kullanım oranı yüzde 87,1 oldu. Bu oran kadınlarda yüzde 83,3 iken erkeklerde yüzde 90,9 olarak kayıtlara geçti.
Geçen yıl yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı yüzde 18,9 iken bu oran kadınlarda yüzde 27,4, erkeklerde yüzde 10,2 olarak kayıtlara geçti. Kadınların yüzde 56,3’ü, erkeklerin ise yüzde 75,8’i yaşadıkları çevrede gece yalnız yürürken kendilerini güvende hissetti.
Evde yalnız olduklarında kendilerini güvensiz hissedenlerin oranı 2023’te yüzde 4,6 iken bu oran kadınlarda yüzde 6,3, erkeklerde yüzde 2,7 olarak belirlendi. Kadınların yüzde 83,4’ü, erkeklerin ise yüzde 90,8’i evde yalnız olduklarında kendilerini güvende hissetti.
(Bitti)
]]>CHP Bolu Milletvekili, Sanayi ve Ticaret Komisyonu Üyesi Türker Ateş, Merkez Bankası’nın faiz politikasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Ateş’in açıklaması şöyle:
“ENFLASYONLA MÜCADELE ARTIK ÇOK DAHA ZOR. BAKAN ŞİMŞEK’İN İŞARET ETTİĞİ 2026 YILINDA TEK HANELİ ENFLASYON HAYAL”
“Merkez Bankası’nın geçen haziranda başlatarak kesintisiz sürdürdüğü faiz artış sürecinde bu ay itibarıyla sona gelindiği izleniyor. Ancak yetkililerin de açıklamalarıyla itiraf ettiği üzere ekonomide bozulan dengeler ve kopan bağlar onarılamadı. Fatura ağırlaştı, riskler ortaya çıktı. Enflasyonla mücadele artık çok daha zor. Bakan Şimşek’in işaret ettiği 2026 yılında tek haneli enflasyon hayal. Merkez Bankası’nın bu hafta yapılacak Para Politikası Kurulu toplantısında, politika faizinin yüzde 45’te sabit tutulması bekleniyor. Üst üste faiz artışı kararı alınan 8 toplantının ardından yolun sonu gözüktü. Hatta bu yıl içinde faiz indirimlerine başlanması da olası görülüyor. Ancak geçen zamanda faiz artışlarına rağmen enflasyon kontrol altına alınamadı ve döviz kuru tutulamadı. Yanı sıra oldukça yüksek olan politika faizine rağmen yabancı sermayenin Türkiye’ye ilgisi sınırlı kaldı. Acı reçete, sıkı para politikasının büyüme ve istihdam üzerindeki olumsuz etkileri de cabası.
“ATIL İŞ GÜCÜ YÜZDE 24,7 GİBİ OLDUKÇA YÜKSEK BİR ORANA ÇIKTI. İŞ BULMA ÜMİDİNİ YİTİRENLER 1,9 MİLYONU AŞTI”
Aralık 2023 itibarıyla gerçek işsizliği ortaya koyan atıl iş gücü yüzde 24,7 gibi oldukça yüksek bir orana çıktı. Potansiyel iş gücü içinde olup iş bulma ümidini yitirenler 1,9 milyonu aştı. İş başı yapabilecek olup iş aramayanlar 1 buçuk milyonun üzerinde. Hane halkı borçluluğu da alarm veriyor. Vatandaşın takipteki kredi kartı büyüklüğü, geçen yıl yüzde 108 ve yıl sonundan şubat başı arasında da yüzde 15 artarak 17,7 milyar TL’ye ulaştı. Ayrıca yüksek faiz ortamında işletmeler tarafında finansmana erişim mümkün olmazken ticari kredi faiz oranı son olarak yüzde 54,4 ile 21 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
“SEÇİMDEN SONRA HEM VATANDAŞ HEM İŞLETMELER İÇİN BİR DE VERGİ ARTIŞLARI KAMBUR OLACAK”
Bu şartlarda enflasyonla mücadele daha zorlaşıyor. Ekonomi yönetiminin odaklandığı iç talepte düşüş, fiyat istikrarı sağlanacağına dair güven tesis edilemediğinden sınırlı kaldı. Ayrıca zorunlu harcamalar da düşen alım gücüyle ağırlıkla borçlanarak yapılır oldu. Tüketici kredilerinin ardından kredi kartlarında beklenen sınırlandırmaların özellikle dar gelirli için kritik etkileri olacağı açık. Yıla, bütçede açıkla ve kapsamında rekor faiz ödemesiyle başladık. Dolayısıyla seçimden sonra hem vatandaş hem işletmeler için bir de vergi artışları kambur olacak. Ayrıca, Merkez Bankası’nın önceki dönem koparıldığını itiraf ettiği faiz-kur bağının tesisi için TL mevduatına yönelik önlemlerine ilişkin ise vatandaşın TL tasarruflarının enflasyondan korunacağına güven duyması kolay değil ve dolarizasyon riski sürüyor.”
]]>SERRA TAYLAN
Doğal gaz faturalarına yansıyan zamlar vatandaşı odun ve kömür kullanımına yöneltiyor. Elazığ Odun Ambarı esnafı Ömer Faruk Özdemir, “Doğal gazdan dolayı zaten fiyatlar arttı. Doğal gaz fiyatları arttığı için odun kömüre rağbet de arttı. Tabi odun kömür de yüksek olduğu için insanlar biraz daha tasarrufa gidiyorlar bu nedenle torba bazında satışlarımız daha çok oluyor” dedi.
Doğal gaza gelen zamların odun ve kömüre olan rağbeti arttırdığına değinen Elazığ Odun Ambarı esnafından Ömer Faruk Özdemir, şunları söyledi:
“ALIM GÜCÜ DÜŞÜK OLDUĞU İÇİN TORBA BAZINDA SATIŞ FAZLA”
“Doğal gazdan dolayı zaten fiyatlar arttı. Doğal gaz fiyatları arttığı için odun kömüre rağbet de arttı. Tabi odun kömür de yüksek olduğu için insanlar biraz daha tasarrufa gidiyorlar bu nedenle torba bazında satışlarımız daha çok oluyor. Ton bazında pahalı olduğu için milletin de alım gücü az olduğu için torba bazında alıyorlar. Günü kurtarmanın peşindeler. Depremden sonra odun kömür satışımız arttı çünkü insanlar bahçelere yöneldi. Biraz daha rağbet gördü. Yüksek katlı binalardan insanlarımız kaçıyor. Bu nedenle bahçelere dönüş oldu. Oralarda sobalı olduğu için odun kömür tüketimi oralarda daha çok oluyor. Doğal gaz tüm evde yakılıyor, ancak sobayı bir odada yakarak tasarrufa kaçıyorlar bu biraz daha insanlar için önemli oluyor daha ekonomik oluyor.”
“DOĞALGAZ PAHALI OLDUĞU İÇİN ODUN KÖMÜR ALIP BİR ODADA ISINMAYI GÖZE ALIYORLAR”
Elazığ Odun Ambarı esnaflarından Necati Özdemir, “Yaşanan son depremden sonra odun kömür talebi daha da arttı çünkü insanlar bağ evleri gibi yerlere yerleşmeye başladı. Buralarda da odun kömür kullanıyorlar. Sonrasında baktığımız zaman odun kömür işi yapanların sayısı düştü. Doğal gaza göre odun kömür daha pahalı. Odun şu an 4 bin ile 5 bin arası değişiyor. Kömür 7 bin 500 ile 10 bin arası değişiyor. Normalde doğal gaz daha pahalı olduğu için adam soba kuruyor bir odada soba kurarak en azından maliyeti biraz daha düşürürüm hesabını yapıyor. Neticede kömür daha pahalı onlar idare yolunu arıyorlar” dedi.
“ODUN KIRACAK ADAM BULAMIYORUZ”
Sözlerine devam eden Özdemir, “İşçi problemi var odun kıracak odun kesecek adam bulamıyoruz. Elazığ’ın en büyük sıkıntılarından biri de budur. Yani işçi konusunda çok sıkıntı yaşıyoruz. Yakıt zamlarından dolayı maliyetler çok yükseldi. Bu odun dağdan gelene kadar her şeyi yakıtla. Kamyonudur, hızardır, doğramasıdır her şeyi yakıt ve işçilikten dolayı maliyetlerin fiyatı arttı geçen yıla göre. Geçen yıl 2 buçuk bin lira olan odun bu yıl hemen hemen 5 bin lira” diye konuştu.
“GEÇEN SENE ODUN ALIYORDUK BU SENE KABAK”
Kömür fiyatlarını yüksek bulan Elazığlı Ali Günaydın, “Açıkçası odun kömür fiyatları biraz yüksek. Geçen sene meşe odun alıyorduk bu fiyata. Bu sene kavak alıyoruz. Doğal gaz kullananlar da aynı şekilde odun kömür kullanıyorlar doğal gaz fiyatlarını yüksek olmasından dolayı. Yaptıkları yatırım sadece bir ay gidiyor onun dışında 4-5 ay doğal gaz kullanıyor” dedi.
]]>Uzun yıllar ABD’de nötrino deneyleri üzerine çalışan ERÜ Fizik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Emrah Tıraş’ın kurduğu Erciyes Nötrino Araştırma Grubu, ERÜ Araştırma Dekanlığı- ARGEPARK binasındaki laboratuvarında atom altı parçacıkların algılanmasına ve radyasyon dedektörleri geliştirilmesine yönelik Ar-Ge çalışmaları yapıyor.
AA muhabirine konuşan Tıraş, üç yıldır 10’dan fazla büyük çaplı proje hazırladıklarını, bunlardan bazılarının TÜBİTAK, Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA) ve üniversitenin Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (BAP) birimince, bazılarının da ABD Enerji Bakanlığı gibi dış kaynaklı destekle yürütüldüğünü belirtti.
Şu an sürdürdükleri TÜBİTAK destekli “Gadolinyum Katkılı Su Çerenkov Dedektörü ile Nötron Etkileşim Modelinin Geliştirilmesi Projesi” çerçevesinde Ar-Ge laboratuvarına 2,5 tonluk Su Çerenkov Dedektörü’nün kurulmak üzere olduğunu belirten Tıraş, yüklü atom altı parçacıkların bir etkileşim ortamında ışığın o ortamdaki hızından daha hızlı hareket ettiklerinde parçacıkların hareket yönüne paralel konik şekilde bir ışık (foton) patlaması olayının gerçekleştiğini ve bu olaya Çerenkov radyasyonu veya ışıması denildiğini, bunun savaş uçaklarının ses hızını geçtiklerinde oluşturdukları ses (sonik) patlaması olayına benzediğini anlattı.
Kuracakları dedektörle simetrik nötron modeli üzerine çalışacaklarını aktaran Tıraş, “İçinde büyük, 8 inç yani 20 santimetrelik foto çoğaltıcı tüplerimiz var. 2,5 ton ağırlığında, 1,5 metre çapında yaklaşık bir metre yüksekliğinde gadolinyum karışımlı saf su dedektörü olan bir sistem bu. İçine de ameresyum berilyum dediğimiz nötron kaynağını indirip nötronların simetrik modelini yani dedektörün farklı noktalarındaki nötron yayılmasının ve yakalanmasının simetrik modelini çalışıyoruz.” dedi.
Tıraş, atom altı parçacıkların maddeyle etkileşmesi ve ortaya yeni çıkardıkları parçacıklarla ilgilendiklerini, burada da dedektörün önemli rol oynayacağını vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Maddeyle etkileşen parçacığın kinematikleri dediğimiz enerjisini, momentumunu, hareketini anlayabilmek için maddeyle etkileştikten sonra ortaya çıkan parçacıkları da anlamanız gerekiyor. Özellikle nötronlar ya da protonlar nötrino çalışmaları için çok önemli. Çünkü nötrinolar gelip maddeyle etkileştikten sonra ortaya nötron ve proton dediğimiz atom altı parçacıklar çıkıyor. Bu atom altı parçacıkların nasıl hareket ettiği ve dedektör sistemi içinde nasıl algılanacakları bizim için çok kritik. Nötronlar yüksüz parçacıklar olduğu için algılanması çok zor, simetrik modeli üzerine çok kısıtlı sayıda çalışma var dünyada. Biz de aslında dünyadaki bilime de katkı olması açısından böyle bir çalışma tasarladık.”
Radyasyon dedektörleri geliştiriliyor
Yüksek bütçeli dedektörün Ar-Ge projelerini de yürüttüklerini anlatan Tıraş, şunları kaydetti:
“Hem radyasyon dedektörleri yani düşük voltajda çalışan silikon tabanlı radyasyon dedektörleri üzerine çalışıyoruz hem de yüksek radyasyona dayanıklı yüksek voltajla çalışan farklı dedektör sistemlerinin elektronik kartlarının üretimi, aynı zamanda onların radyoaktif elementlerle burada testlerinin gerçekleştirilmesi üzerine dedektör Ar-Ge projelerimiz var. Sintilatör dediğimiz kalorimetre algıçlar, parçacık algıçları içerisinde kullandığımız malzemelere farklı yüzey kaplamalarıyla daha yüksek verimlilikte dedektörler, yani atom altı parçacıkları algılayacak dedektör sistemleri üzerine birkaç projemiz var.”
]]>(MÜ) Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr. Mustafa Taşkın, beraberindeki akademisyenler ve savunma sanayisine çalışan bir firma ile TÜBİTAK 1507 destekli nano boyutlu yüksek mukavemetli bağlantı elemanı üretimiyle ilgili proje çalışması gerçekleştirdi. Gerçekleştirilen çalışmada çeliğin içerisine yeni alaşım elementleri ilave edilerek bazı termomekanik işlemlere tabi tutarak yurt dışından ithal edilen bin 100 megapaskal bağlantı elamanlarından daha kalitesini üretti.
Yeni bir ‘alaşım’ geliştirdik
Nano boyutlu yüksek mukavemetli bağlantı elemanı üretimiyle ilgili bir proje çalışması yaptıklarını belirten Prof.Dr. Mustafa Akın, “Türkiye çelik üretimi konusunda iyi durumda. Ancak yüksek kaliteli çelik üretimi konusunda çok iyi bir durumda ve konumda değiliz. Var olan bu eksikliği gidermek amacıyla biz ekip arkadaşlarımızla birlikte bir çalışmaya başladık. O amaçla da yeni bir kompozisyon bize uygun ifadeyle ‘alaşım’ geliştirdik. Bu alaşımı döktük. Sonrasında bu alaşımı döküm olarak elde ettik. Bunu sonrasında iki eksenli olarak dövdük. Bu malzemeyle ilgili ısıl işlemlerimizi yaptık. Malzemeye ilave etmiş olduğumuz tane küçültücüler, malzememizin tane boyutunu ortalama 30-40 mikrometre olan tane boyutunu 5 mikrometre seviyesine düşürdük. Bunun sonrasında da yaptığımız çalışmalar ve deney sonuçlarında şunu gördük ki dünyada var olan havacılık standardına göre istenilen malzemenin çekme dayanımı bin 100 megapaskal olması gerekirken, bizim numunelerimizde çekme dayanımımız bin 500 megapaskal seviyesine çıktı. Biz bu numunelerde çekme dayanımı bin 500 megapaskal, tane boyutu 4-6 mikrometre arasında ve sertliği de 40 ila 60 Rockwell arasında istediğimiz seviyede ayarlayabiliyoruz” dedi.
“Katma değeri çok yüksek olan bir ürün elde ettik”
Bağlantı elemanı olarak kullanılan malzemelerin büyük ekseriya yurt dışından ithal olarak temin edildiğine dikkat çeken Prof.Akın,” Bizim bu malzememizde ithal elde edilen malzemenin eşdeğerini biz kendimiz üretmiş olduk. Ayrıca bu tür malzemelerin en önemli özelliği stratejik malzeme olmalarıdır. Siz paranız olsa dahi bu özellikteki bir malzemeyi stratejik öneme sahip olmasından dolayı herhangi bir kriz, ambargo durumunda almanız mümkün değildir. Bunu satın alamazsınız. Bizim ürettiğimiz malzeme havacılık sektöründe kullanılmaya başlandığında fiyatı 50 dolar seviyesinde olacaktır. Katma değeri çok yüksek olan bir ürün elde ettik. Şu anda ülkemizde mevcut olmayan bir malzemeyi geliştirdik. Stratejik öneme sahip olan bir malzemeyi deney aşamasında üretmiş olduk”ifadelerini kullandı.
“Araçlar da ve zırhlarda kullanılabilecek”
Ürettikleri malzemenin sadece bağlantı elemanları olarak kullanılmayacağına da değinen Akın,” Aklınıza gelebilecek her yerde kullanılacak bir malzemedir. En yaygın örneğini verecek olursak otomobil üretimi Türkiye’de iyi bir konumdadır. Otomobillerde birçok bağlantı elemanı kullanılmaktadır. Bunlardaki güvenilirlik oranı belirli bir değerdedir. Ama spor araçlarda yüzde 100 güvenilir eleman, malzeme isterler. Bu malzeme ile yüzde yüz güvenilirliği sağlayacak bir kaliteyi de elde etmiş olacağız. Bu malzemeyi biz zırh yapımında kullanacağız, ZTP’lerde (Zırhlı Personel Taşıyıcı), askeri araçlarda, tanklarda kullanılabilecek bir malzeme. Asıl kullanılacağı ve ihtiyaç duyulan yer savunma sanayidir. Şu anda yurt dışından ithal edilen ürünlerin yerine kullanabileceğimiz yerli, milli ve maliyet açısından da diğer ithal ürünlere göre en az 10’da 1 daha ucuz olan bir ürün olarak karşımıza çıkacaktır. İşlemimizin aslında baktığımızda tamamı yerli. Biz şu anda ülkemizde var olan çelik malzemesinin içerisine yeni alaşım elementleri ilave ettik. ve elde ettiğimiz ürünü daha sonra birtakım termomekanik işlemlere tabi tutarak farklı bir ürün haline getirdik. Yaptığımız işlemlerin hiç biri dışa bağımlılık sağlayan bir şey değil. Hepsi kendi teknolojimizle, kendi imkanlarımızla ve kendi kaynaklarımızla elde ettiğimiz bir ürün olarak karşımıza çıkmaktadır. Hedefimiz bu ürünü bundan sonraki süreçte öncelikle yüksek yorulma dayanımı istenilen yerlerde bağlantı elemanı olarak kullanmak, yüzde yüz kalitenin ve güvenliğin istendiği yerlerde kullanmak. Akabinde de zırhlı personel taşıyıcılardan başlamak üzere savunma sanayinde askeri araçlarda, tanklarda, korunmada kullanmayı hedefliyoruz. Bu amaçla da firmayla birlikte ortak çalışmalarımız şu anda projemizi daha da büyüterek, genişleterek ortak çalışmalarımız devam etmektedir”diye konuştu. – MERSİN
]]>