Son dönemlerde Türkiye ile Yunanistan arasında atılan dostluk adımlarına bir yenisi de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Yunanistan’ın yerel yönetimleri tarafından atıldı. Voleybol turnuvasına imza atacak iki ülke, Sakız Adası’nda dostluk rüzgarı estirecek. Turnuvaya İzmir’den Karşıyaka Voleybol ve Altay Voleybol katılırken, Yunanistan’dan ise AS Nireas Kardamylon ve Sporting Kambochora takımları yer alacak. Tamamen prestij mücadelesi olacak bu karşılaşmalarda sıralamaya göre her takıma kupa verileceği ifade edildi. İzmir Havagazı Fabrikası’nda düzenlenen törende İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, önemli açıklamalarda bulunarak, “Fikir bize ait değil, bir süredir Sakız Adası’nın iki voleybol takımı ile Altay ve Karşıyaka ortak turnuva yapmak istemişler. Sakız ile İzmir arasında dostluk var, Sakıza çok İzmirli gider, tarihsel olarak yakınlık ve ilişkiler var” ifadelerini kullandı.
“Müsabakaların güzel geçmesini diliyorum”
Yıllar öncesinde yaşanan çok hoş ve mutlu hissettikleri anılarının olduğunu anlatan Tugay, “Karşıyaka’nın futbol takımı ile Sakız Adası’nın futbol takımı dostluk maçı yapıyor, müsabakanın 3. dakikasında yağmurdan dolayı maç yarıda kalıyor. Bu maçı daha sonra oynar ve tamamlarız diyorlar. 2016’da tekrar iki takım karşı karşıya geliyor ve müsabaka tamamlanmak üzereyken taraftarlar sahaya giriyor. Yine ‘Bu maç tamamlanmasın’ diyorlar. Bu turnuvanın bu maçla ilgisi yok ama aramızdaki dostluğu her zaman hatırladığımız bir hikayedir. Bugün de yapacağımız turnuva geçmişten gelen aramızdaki dostluğun birikimidir. Bu kadar güzel fikri desteklememek olmazdı. 10-12 Mayıs’ta düzenlenecek turnuvanın destekçiyiz. Bizler de bu güzel fikrin destekçisi olduğumuz için mutluyuz. Sakız Adası ile diğer adalarla dostluğumuzun gelişmesini sağlayacağız. Komşu ülkemiz Yunanistan ile de kültür ve sosyal ilişkilerimizin kuvvetlenmesini istiyoruz. Dostluğumuz her zaman devam edecek ve çabalarımız daha da artacak. Bu organizasyon için herkese teşekkür ediyorum. Şimdiden müsabakaların güzel geçmesini diliyorum” dedi.
Giorgos Christakis: “Voleybolcular için güzel bir deneyim olacak”
Sakız Adası Belediye Başkan Yardımcısı ve Sakız Adası Turistikleri ve Voleybol Maçları Organizasyonu Başkanı Giorgos Christakis, “Burada olmaktan dolayı çok mutluyum. Biz de Ocak 2024’ten itibaren belediye başkanlığındayız. Benim görevim başkanımızın turizm için çalışan yardımcısıyım ve birlikte oynayacağımızın turnuvadaki takımın başantrenörüyüm. Biz Sakız Adası olarak bu tür birlikteliklerin yanındayız. Hem Kios Adası ve hem de İzmir, turizm olarak birbirine destek veren iki yer. Davet için teşekkür ediyorum. Kios Adası’ndaki voleybolcular için çok iyi bir deneyim olacak” diye konuştu.
Giorgos Mylonadis: “İzmir’i çok seviyorum”
Konaklama Birliği Başkanı Giorgos Mylonadis de, “Çok sağlam dostluklarımızın olduğu İzmir şehrini çok seviyorum. Uzun süredir Sakız Adası ile İzmirli ziyaretçiler arasında güçlü bir bağ oluştu. Yıl boyu Türk ziyaretçilerin olması bizi memnun ediyor. Biz de turist profesyonelleri olarak Türkiye’den gelenlerin mutlu ayrılması için elimizden geleni yapıyoruz. Karşılaşmaların son günü olan Pazar günü ortaçağ köylerine ziyaretler ve geziler düzenlendi. Bu karşılaşmalar yarış gibi değil tüm katılımcılar başarılı sayılacak ve ilk 4 ekibe kupa verilecek. Şu anda durum müsait değil ama ileride futbol turnuvası da yapmak isteriz” şeklinde konuştu.
Alexandros Konstas: “Bu tarz girişimleri her zaman destekleriz”
Yunanistan İzmir Başkonsolosu Alexandros Konstas ise, “Başkanı kutlarım görevinde başarılar dilerim. Bu çok önemli girişimde katkısı olanları tebrik ediyorum. İki halkı bir araya getiren gayret olduğunu düşünüyorum. İzmir Yunanistan başkonsolosluğu bu yöndeki girişimleri destekler. Çünkü iki taraflı ilişkilere katkı sağlar. Tabii bu girişimlerin devam etmesi gerek. Ben İzmir’e şahsım adına teşekkür ediyorum, çok sıcak bir şekilde karşıladılar” cümlelerine yer verdi.
Karşıyaka’dan hazırlık maçı daveti
Yunan tarafını da İzmir’de hazırlık maçına davet eden Karşıyaka Spor Kulübü Başkanı İlker Ergüllü, ” Akdeniz’in iki büyük ülkesinin kültürel ve turistik çalışmaları olmuştur. Sakız Adası İzmir’e en yakın olan ada. Geçmişte futbolda bitmeyen maçı inşallah benim sözüm olsun başkanlığım devam ederse gelecek sene bir hazırlık maçı olarak Karşıyaka’ya davet edelim ve burada dostluğumuzu sürdürelim. İnşallah bu turnuva gençlerimiz için kaynaşma fırsatı olur. Uzun yıllar bu voleybol turnuvası konuşulmaya devam etsin” değerlendirmesini yaptı.
Dostluk kazanacak
Altay Voleybol Şube Başkanı Aybars Akoğlu, “Altay başkanının rahatsızlığı nedeniyle aramızda değil kendilerinin selam ve sevgilerini iletiyorum. Bir 1912, bir kulüp 1914 yılında kurulmuş, sadece sahada futbol oynamak değil topluma öncülük etmek, toplumu ileriye götürme hedefleriyle kurulmuş. Her iki ülke arasındaki dostluğu pekiştirmek kuruluş ilkelerimize sadık kalmaktan çok mutluyuz. İzmir kulüpleri kültür miraslarıdır, dostluk kazanacak” açıklamasında bulundu. – İZMİR
]]>Dava dilekçesinde, Hollanda’nın AB Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye ile yapılan anlaşma nedeniyle, onbinlerce sığınmacının Yunan adalarındaki kamplarda korkunç koşullar altında mahsur kaldığı savunuldu.
Uluslararası örgütler, anlaşmayı imzalayan AB üyesi ülkeleri de, “mülteci korumasını Türkiye’ye yaptırarak, uluslararası hukuk kapsamındaki sorumluluklarından kurtulmaya çalışmakla” suçluyor.
Hollanda hükümeti, sivil toplum kuruluşlarının suçlamaları üzerine geçen yol Eylül ayında, Türkiye ile imzalanan anlaşmaya ilişkin sorumluluk kabul etmediğini açıklamıştı.
Bunun üzerine üç insan hakları örgütü, konuyu yargıya taşımaya karar verdi.
Dava, Uluslararası Af Örgütü, Tekne Mültecileri Vakfı ve Uluslararası Çocuk Savunma Örgütü (DCI) tarafından açıldı.
Dava şu gerekçelere dayandırıldı:
Davacı kuruluşlar göre, Hollanda, AB Dönem Başkanı sıfatıyla imzaladığı anlaşma nedeniyle uluslararası yasalar ve AB mevzuatını ihlal etti.
Bu nedenle Yunan adalarında yıllardır yaşanan insanlık dışı koşullardan Hollanda devleti sorumlu tutuluyor.
Hollanda’nın, zararlı sonuçlarını bile bile binlerce insan ve çocuk için affedilemez sonuçlar doğuracak bir anlaşmayı imzaladığını belirten üç örgüte göre, bu süreç, küresel mülteci koruma sistemini baltaladı ve buna benzer daha fazla anlaşma için tehlikeli bir örnek haline geldi.
Dava dilekçesinde Türkiye’nin anlaşma kapsamında, sığınmacıların Avrupa’ya gitmesini engelleyecek tedbirleri alma sözü verdiği anımsatıldı.
Bunun karşılığında AB tarafından, Türkiye’de kalan mültecileri desteklemek amacıyla 2016’da 6 milyar euro, 2021 yılında da 3 milyar euro kaynak aktarıldığına işaret edildi.
Anlaşmanın imzalanmasından kısa bir süre sonra, Yunan adalarındaki durumun kontrolden çıktığını vurgulayan örgütlere göre, Midilli’de 2 bin 800 kişilik bir kampta 20 binden fazla kişi barındırıldı.
Sığınmacılar, yiyecek, barınak, tıbbi ve sıhhi eksiklikler bulunan, güvensiz ve pis kamplarda kalmaya zorlandı.
‘Açık göstergeler görmezden gelindi’
Anlaşmadan 8 yıl sonra, koşulların çok az değiştiğini ve kampların, gözaltı koşullarının geçerli olduğu, sıkı güvenlik önlemlerine sahip kapalı merkezlere dönüştürüldüğünü dile getiren örgütler,
İnsan ve çocuk hakları ihlallerine ilişkin raporlara rağmen Hollanda’nın anlaşmayı desteklemeye devam ettiğini vurguluyor.
Davacı kuruluşlara göre, belgeler, Hollanda hükümetinin, Yunanistan’ın sığınma ve kabul sistemindeki ciddi eksikliklerin farkında olmasına rağmen, anlaşmayı mümkün olduğu kadar çabuk hayata geçirmekte ısrar ettiğini gösteriyor.
Örgütlere göre, Hollanda hükümeti, Türkiye’nin anlaşmayı imzalarken “AB’nin güvenli üçüncü ülkelere dayattığı şartları yerine getiremeyeceğine dair açık göstergeleri” görmezden geldi.
Davacı kuruluşlar, Hollanda’nın anlaşmanın sonuçlarından doğan sorumluluğunu üstlenmesini ve insan hakları ihlallerine son verilmesi için gerekli çabayı göstermesini istiyor.
AB ile Türkiye arasında 18 Mart 2016’da imzalanananlaşma, Türkiye’den Yunanistan’a yönelen yasa dışı kitlesel göçe son vermeyi amaçlıyordu.
Anlaşma, Avrupa’ya yönelik sığınmacı akınının önlenmesi için düzensiz olarak Yunanistan’a geçen göçmenlerin Türkiye’ye geri gönderilmesini de öngörüyor.
Uluslararası Af Örgütü Hollanda Genel Müdürü Dagmar Oudshoorn, “AB ülkeleri ile Türkiye arasındaki bu felaket anlaşmanın bir sonucu olarak, on binlerce sığınmacı Yunan adalarında, kamplarda ve kapalı kabul merkezlerinde korkunç koşullar altında mahsur kaldı” dedi.
Tekne Mültecileri Vakfı Müdürü Esther Vonk da, Midilli’deki kliniklerinde her gün, insanların tarif edilemez acılarına tanıklık ettiklerini belirterek, “AB-Türkiye anlaşmasının gelecekteki göç anlaşmaları için bir plan olarak kullanılmasının önüne geçmeliyiz. Bu tür anlaşmalar bir daha asla yapılmamalı” diye konuştu.
]]>Atina’da düzenlenen “Özgür Filistin için bir uçurtma” isimli etkinlikte bir araya gelenler, Filistin halkına destek mesajı vermek üzere uçurtma uçurdu.
Paskalya orucunun başlangıcını temsil eden Temiz Pazartesi (Kathara Deftera) Yortusu kapsamında, Yunanistan’da her yıl geleneksel olarak gökyüzü ile buluşturulan uçurtmalar bu kez Filistin için uçuruldu.
Uçurtması ve balonlarıyla Filistin’e destek vermeye gelenlerden Gazzeli Selma Shawa, AA muhabirine, 20 yılı aşkın süredir Yunanistan’da yaşadığını ancak akrabalarının Gazze’de olduğunu söyledi.
Shawa, “Biz burada, Filistin toplumu olarak, insanlarımıza desteğimizi göstermek adına aktiviteler ve etkinlikler düzenlemeye çalışıyoruz. Zira en azından bu yolla dünyaya hikayemizi anlatmış oluyoruz.” diye konuştu.
Filistin renklerinde uçurtma ve balonlarla insanlara Filistin’de yaşananları hatırlatmayı hedeflediklerini belirten Shawa, “İhtiyacı olanlara iftar yemeği de veriyoruz. Her iki tarafın da geleneklerini koruyoruz fakat kalplerimiz tabii ki Filistin’deki bebekler, çocuklar, aileler, Gazze ve tüm Filistin’de çekilen acılarla birlikte.” dedi.
Yunanistan’daki Filistin Toplumu Başkanı Muhammed Seyid de “Bugün, Ekim’den beri İsrail saldırılarıyla soykırıma uğrayan Gazze halkına dayanışma göstermek için buradayız. Her gün yüzlerce kişi öldürülüyor ve dünya sadece seyrediyor. Bu yüzden Gazze’deki insanlarımıza desteğimizi ve dayanışmamızı elimizden gelen tüm imkanları kullanarak göstermek istedik.” ifadelerini kullandı.
Gazze’de yaşanan insanlık dramına da işaret eden Seyid, “Burada insanlar çocuklarıyla, yiyecekleri, suları varken, istediklerini yapabilirken, Gazze’de bizim insanlarımızın açlıktan ölmesi çok acı. Bazıları 2-3 aydır ekmeğin tadına bile bakmadı, içme suları bile yok.” diye konuştu.
Seyid, sözlerine şöyle devam etti:
“Biz insanların mutsuz olmasını istemiyoruz. Tüm dünya, tüm çocuklar mutlu olmalı ama bizim çocuklarımızın da barış ve güven içinde yaşaması gerektiğine inanıyoruz.”
Temiz Pazartesi Yortusu
Yunanistan’da Paskalya orucunun başlangıcını temsil eden Temiz Pazartesi (Kathara Deftera) Yortusu’nda her yıl olduğu gibi bu yıl da uçurtmalar gökyüzüne renk kattı.
Karnaval sürecinin sona erdiği ve hayvansal gıdaların tüketilmediği Paskalya orucuna başlanılan Temiz Pazartesi Yortusu’nda, geleneksel olarak hayvansal gıdalardan uzak, kalamar, karides gibi deniz ürünleri ile kuru fasulye, tarama salata, tahin helvası, turşu, zeytin, zeytinyağlı yaprak sarması gibi yiyeceklerin yer aldığı sofralar kuruldu.
Ramazan pidesine benzeyen “lagana” isimli ekmek, bugüne özel olarak sofralardaki yerini aldı.
Yemek için kırları tercih edenler, baharı neşeyle karşıladı.
Gökyüzü rengarenk uçurtmalarla süslendi
Temiz Pazartesi Yortusu’nun küçük büyük, herkesin yüzünü güldüren en renkli yanı ise gökyüzünün rengarenk uçurtmalarla süslenmesi oldu.
Sokaklarda hemen hemen her köşe başında uçurtmalar satılırken, 7’den 70’e herkes uçurtma heyecanını yaşadı.
Tüm ülkede çocuklar ve büyükler, şehrin düzlük alanlarına ya da tepelere çıkarak rengarenk uçurtmalarını gökyüzü ile buluşturdu.
Un savaşları
Galaksidi kasabasında ise geleneksel un savaşları yapıldı
Bu küçük sahil kasabası, her yıl Temiz Pazartesi Yortusu’nda hem Galaksidi sakinlerini hem de kasabaya dışarıdan gelenleri müzik eşliğinde, geleneksel danslar ve çeşitli kültürel etkinliklerle buluşturdu.
Kökleri Bizans dönemine dayanan geleneksel un savaşına katılanlar, yüzlerini isle veya renkli boyalarla boyadı.
Yunan denizcilerin Bizans döneminde, Sicilya sahillerinde görüp, Galaksidi’ye taşıdığına inanılan bu gelenek, aynı zamanda 18’inci yüzyılda baharın gelmesiyle evlerinden ayrılan denizcileri yolcu etmek üzere düzenlenen bir eğlence olarak da biliniyor.
Bugün bir turizm faaliyeti olarak da görülen bu etkinlik için belediyenin dağıttığı un çuvalları kullanılıyor. Unun yanı sıra renkli boyaların da kullanıldığı bu eğlence, Temiz Pazartesi akşamı geç saatlere kadar sürüyor.
]]>Türkiye’deki Devlet Tiyatroları (DT) ile Yunanistan Pire Şehir Tiyatrosunun ortak yapımıyla, iki düşman ailenin birbirini seven genç evlatları Romeo ve Juliet’in aşk hikayesi, farklı bir yorumla anlatılacak.
AA muhabirine konuşan yönetmen Lefteris Yovanidis, “Romeo ve Juliet”in, Türk ve Yunan oyuncuların sahneleyeceği şekliyle nasıl uyarlanacağına ilişkin, “Gösterimizde farklı bir bakış yakalamak istedik. Capulet ailesinin Yunanca konuşmasına, Yunan olmasına ve Montague ailesinin de Türk olmasına ve Türkçe konuşmasına karar verdik.” dedi.
Yovanidis, iki ailenin kendi aralarında İngilizce konuşacağını belirterek, şöyle devam etti:
“Yaşadıkları yeri çok belirtmiyoruz. Buranın kime ait olduğunu söylemiyoruz. Oyunda İngilizce konuşan ve iki aile arasındaki düzeni sağlayan bir lider var. Defalarca dile getirilmiş ‘Romeo ve Juliet’ hikayesini, tüm hikayeyi burada inşa ediyoruz ancak bu kez çok fazla sayıda farklılıkları da ortak noktaları da olan iki halktan ilham alarak anlatıyoruz.”
“Sanat iyi gelir, barışı sağlar, sanat siyaset üstüdür”
Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Eray Eserol da projeyi DT Genel Müdürü Tamer Karadağlı’dan ilk duydukları andan itibaren bunun çok önemli olduğunu hissettiklerini belirtti.
“Romeo ve Juliet”in düşman ailelerin çocuklarının aşkını anlatan hikayesinin bu kez “Türk ve Yunan ailelerin çocuklarının aşkı” olarak yorumlanacağını vurgulayan Eserol, şunları kaydetti:
“Oyunda birbirine düşman iki ailenin çocukları birbirine aşık olur. Herkes bilir Romeo ve Juliet’in hikayesini. Düşman ailenin çocukları aşık olacakları yerde, iki düşman sanılan ülkenin çocukları aşık olsa, bu iki ülke de dünyaya düşman olmadıklarını, aslında sanatın gücüyle dostluğu, barışı istemenin mümkün olabildiğini gösterse nasıl olur diye düşündük.”
Eserol, oyunun önce Ankara, İstanbul ve İzmir’de, ardından Yunanistan’da sahneleneceğini kaydederek, “Projenin amacı da tekrar Türk-Yunan kardeşliğini buradan dünyaya göstermiş olacağız. Bu yolda da ümidimiz sonsuz. Sanat iyi gelir, barışı sağlar, sanat siyaset üstüdür.” diye konuştu.
“Çok güzel bir arkadaşlık kurduk”
Türk ve Yunan sanatçılardan oluşan ekip, provalarına Atina’da başladı.
“Juliet”i canlandıran Kalliopi Haska, projeyi “kendisi için büyük bir armağan” olarak nitelendirdi.
Haska, harika bir ekipleri olduğunu belirterek, “Hiçbirimiz kim Yunanistan’dan kim Türkiye’den diye düşünmüyor. Çok güzel bir arkadaşlık kurduk ve bunun için çok müteşekkirim.” dedi.
Türk ve Yunan ekiplerin harika bir uyum yakaladığına işaret eden Haska, “Yıllar sonra geriye bakıp yaptığımız bu işi ve birbirimizi unutmamız asla mümkün değil.” diye konuştu.
Ankara Devlet Tiyatrosu sanatçısı Şevki Çapa da Türk ve Yunan oyuncuların, ilk günden itibaren birbirini yıllardır tanıyormuş gibi sıcak bir ilişki kurduğunu anlatarak, “Yunanistan’daki provalarda, sanki hiç başka bir yere gelmemişiz hissi var. Buraya ilk girdiğimizde sanki devlet tiyatrosunun herhangi bir sahnesinde yaptığımız bir provaya, yıllardır oynadığımız arkadaşlarımızla bir provaya başlayacakmışız gibi o enerjiyle girdik.” ifadelerini kullandı.
Ekibin alışma sürecine bile gerek kalmadan birbiriyle hemen kaynaştığını vurgulayan Çapa, proje bittiğinde ayrılık anı için “O kısmı şimdiden bile düşündüğümde, nasıl bitecek diye bir his geliyor açıkçası.” dedi.
“Romeo”yu canlandıran, İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçısı Alp Ünsal, sadece birkaç haftadır birlikte prova yapmalarına rağmen Yunan oyuncularla adeta 5-6 yıldır birlikte kumpanya yapan bir ekip gibi hissettiklerini vurguladı.
Ünsal, oyuna ilişkin şunları kaydetti:
“Kardeşliğini daha çok vurguladığımız ama düşmanlığın sebebinin ne kadar da boş olduğunu irdelediğimiz bir güzel sahneleme fikri var sevgili yönetmenimiz Lefteris’in. Aksiyonu, komedisi çok yoğun başlayan bir oyun. Daha karanlık, daha dramatik bir oyunumuz var ama herkesin gönlüne dokunacak. Kardeş, komşu iki halk için çok güzel sözleri olduğuna inandığım, seyircinin de yüzünde buruk bir gülümseme ve biraz da yaşlı gözlerle çıkacağını düşündüğüm keyifli bir oyun.”
Oyun 3 dilde sahnelenecek
Oyun süresince, Türkçe, Yunanca ve İngilizce diyaloglar yer alacak. Seyircilere üst yazıyla çeviri imkanı sağlanacak.
Ekibin tecrübeli Yunan oyuncularından Rula Pateraki, “Romeo ve Juliet”in eski bir oyun olmasına rağmen bu kez 3 farklı dilde sergilennmesinin kendisi için farklı bir tecrübe olduğunu belirtti.
Pateraki, oyun için “Bu 3 dilli gösteri, halkların dostluğuna örnek teşkil edecek. İnsanların ve halkların birlikte yaşamasına ilişkin çok güçlü bir metin olduğu için de çok güzel bir yolculuk olacak. Tam olması gerektiği gibi.” ifadelerini kullandı.
İzmir Devlet Tiyatrosunda oyuncu Efe Akercan ise eserde Türkçe konuşan bir oyuncuya, Yunan oyuncunun bazen Yunanca cevap vermesini de örnek göstererek, “Aslında dilin bir öneminin de olmadığını galiba öyle bir yerde anlıyoruz çünkü duygular orada çok net anlaşılabiliyor. O açıdan bu projenin tam olarak böyle bir yerden fark yaratacağını düşünüyorum.” diye konuştu.
]]>Bültende Yunan basınında yer alan, “Yunan Devrimi’nin ulusal yıl dönümünün (25 Mart) araya girmesi ve iki ülkede ulusal bayramlarda tatbikat yapılmamasına rağmen Türkiye, NOTAM yayımladı” şeklindeki iddianın doğru olmadığı belirtildi.
Yunan medyasında Türk Deniz ve Hava Kuvvetlerinin Ege Denizinde yapacağı tatbikat için Türkiye’nin yayımladığı, 4 Mart-30 Nisan tarihlerini kapsayan NOTAM’ın “25 Mart Yunanistan Bağımsızlık Günü” için istisna içermemesinden dolayı Yunan tarafının rahatsız olduğu yönündeki iddialara yer verildiğinin tespit edildiği bildirilen bültende, “Ülkemizce 2 Mart 2024 tarihinde yayımlanan ve 4 Mart-30 Nisan 2024 tarihlerini kapsayan A2099/24 sayılı NOTAM, Yunanistan tarafından 28 Şubat 2024 tarihinde yayımlanan ve Ege Denizi’nde tehlikeli saha ilan eden A0630/24 sayılı NOTAM’a karşılık olarak yayımlanmıştır.” açıklaması yapıldı.
Ayrıca bültende Yunanistan’ın 4 Mart-30 Nisan tarihlerini kapsayan NOT??’ın Ramazan Bayramı ile 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için istisna içermediği, Türkiye’nin bahse konu NOTAM’ı mütekabiliyet esasına göre yayımladığı, Yunan medyasındaki haberlerde bu konuya yer verilmeyerek manipülasyon yapıldığı kaydedildi.
“Gazze’ye girecek yardımların İsrail tarafından engellenmediği” iddiaları
Bültende İsrail Hükümet Sözcüsü Eylon Levy’nin, “Gazze Şeridi’ne girecek insani yardımların İsrail tarafından engellenmediği” iddiası da yalanlandı.
Birleşmiş Milletler verilerinin de İsrailli yetkililerin “Yardım geçişleri arttı” iddiasının aksini gösterdiği kaydedilen bültende, verilere göre şubatta teslim edilen ortalama yardım tırı sayısının önceki aya göre yüzde 50 azaldığı vurgulandı.
İsrail’in ayrıca, Kuzey Erez ve El Muntar gibi kritik geçişleri kapalı tutarak Gazze’nin kuzeyine erişimi engellediğine işaret edilen bültende, şunlar bildirildi:
“BM’nin çağrısında önlem alınmazsa Gazze’de kıtlığın neredeyse kaçınılmaz olacağı konusunda uyarıda bulunulmuştur. Gazze Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Eşref el-Kudra, yaptığı açıklamada, onlarca kişinin hastanelere ulaşamadan açlık nedeniyle sessizce öldüğüne inandıklarını belirtmiştir. BM’nin işgal altındaki Filistin Bölgesi İnsani Yardım Koordinatörü Jamie McGoldrick, çarşamba günü BM Genel Merkezi’nde gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze’de çocukların açlıktan öldüğünü ifade etmiştir. BM Dünya Gıda Programı’ndan yapılan son açıklamada, 14 kamyonluk gıda konvoyunun İsrail ordusu tarafından üç saat boyunca Gazze’nin güneydoğusundaki Wadi Gazze kontrol noktasında bekletildiğini, ardından geri çevrildiğini duyurmuştur.
Tüm uluslararası kuruluşlar, İsrail ordusunun bölgeye yardım girişini engellediğini doğrulamaktadır. İsrail’in, Filistin halkına yönelik soykırımını kamufle etmek amacıyla yürüttüğü propagandaya itibar etmeyiniz.”
“Sığınmacıların Ankara’da bir evi yaktıkları” iddiası
Bültende sosyal medyada yer alan “Sığınmacılar, Ankara’da bir evi yakmış” şeklindeki iddianın da doğru olmadığı vurgulandı.
13 Şubat 2024’te saat 07.00 sıralarında Ankara’nın Altındağ ilçesine bağlı Yıldıztepe Mahallesi’ndeki adresten gelen yangın ihbarı üzerine, emniyet ve itfaiye birimlerinin olay yerine intikal ettiği kaydedilen bültende, ikametin çatı köşe ve ön taraf balkon kısımlarında bulunan eski eşyanın yandığının görüldüğü, herhangi bir yaralanmanın ve çevreye sirayet olmadığının tespit edildiği bildirildi.
İkamette oturan F.K. ile yapılan görüşmede eşinin mutfakta çay demlediğini, bir anda her şeyin alev aldığını, dışarı çıktıklarını ve itfaiye ekiplerinin yangına müdahale ettiğini anlattığı kaydedilen bültende, şu bilgilere yer verildi:
“Adreste oturan vatandaşımız, herhangi bir şikayetlerinin olmadığı yönünde beyanda bulunmuş, konuyla ilgili Cumhuriyet savcısına bilgi verilerek tahkikata başlanmıştır. Gerek güvenlik güçleri gerek itfaiye yetkililerinin yaptığı araştırmalarda herhangi bir kasıt unsuruna rastlanılmamış, ifade veren ev sahipleri yangının tam olarak neden çıktığını bilmediklerini beyan etmişlerdir.”
“Seçimde oy kullanacağınız sandık değişti” bildirimleri
Bültende bazı cep telefonları ve e-posta adreslerine gelen “Seçimde oy kullanacağınız sandık değişti” şeklindeki benzeri mesajlar ve e-postaların dolandırıcılık amaçlı olduğu kaydedildi.
Yüksek Seçim Kurulunun kesin listelerinin ardından kanundaki istisnalar dışında hiçbir seçmenin oy kullanacağı sandığın yerinde değişiklik yapılmadığının hatırlatıldığı bültende, resmi kurum ve kuruluşların ad ve logoları kullanılarak gerçekleştirilmeye çalışılan dolandırıcılık faaliyetlerine karşı dikkatli olunması, resmi kurumların bildirimleri haricinde herhangi bir bildirim veya duyuruya itibar edilmemesi hususunda uyarıda bulunuldu.
“Filistinlilerin oyuncak bebekle propaganda yaptıkları” iddiası
Bültende İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan görüntülerle ilgili, “Filistinliler, oyuncak bebekle propaganda yapıyor” şeklindeki iddianın doğru olmadığı kaydedildi.
Bahse konu fotoğraftaki bebeklerin Gazze’nin güneyindeki Refah kentinde İsrail’in saldırıları sonucu hayatını kaybeden Rania Abu Anza’nın 4 aylık ikiz bebekleri Naeim ve Wissam olduğu belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Rania Abu Anza, İsrail’in 3 Mart’taki saldırısı sonucu çocuklarının yanı sıra eşini ve diğer 11 akrabasını kaybetmiştir. Birçok uluslararası medya kuruluşu, çocukların hayatını kaybetmesiyle ilgili doğrulanmış görüntüleri dünya kamuoyu ile paylaşmıştır. İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’ye düzenlediği saldırılarda en az 13 bin 230’u çocuk olmak üzere 30 bin 410 Filistinli hayatını kaybetmiştir. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik propagandasına itibar etmeyiniz.”
“Seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD’den destek istendiği” iddiası
Bültende bazı basın yayın organları ve sosyal medya hesaplarından paylaşılan, “Seçimden sonra IMF ile görüşme yapmak için ABD’den destek istendiği” yönündeki iddiaların doğru olmadığı vurgulandı.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in, Brezilya’da düzenlenen G20 Bakanlar ve Merkez Bankası Başkanları toplantısı kapsamında ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ile bölgesel ve küresel ekonomik gelişmelerin ele alındığı ikili görüşme gerçekleştirdiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Görüşmede IMF ile ilgili herhangi bir başlık söz konusu olmamıştır. Bakan Şimşek, gerçekleştirdiği ikili görüşmelerde çok taraflı kalkınma bankaları ve ülkelerle işbirliğini güçlendirecek hususlarda görüş alışverişinde bulunmuştur. Piyasalarda güvensizlik ve tedirginlik oluşturmaya yönelik kasıtlı bir şekilde dolaşıma sokulan spekülatif haberlere itibar etmeyiniz.”
“Gazze’de öldürüldüğü öne sürülen kişinin gözlerini açıp kapattığı” iddiası doğru değil
Bültende İsrail’in sosyal medyadaki propaganda hesaplarından paylaşılan, “Al Jazeera’nın kaydettiği görüntülerde Gazze’de öldürüldüğü iddia edilen bir kişi gözlerini açıp kapatıyor” şeklindeki iddianın doğru olmadığı bildirildi.
İsrail ordusunun saldırısı sonucu Gazze’nin Reşid Caddesi’ndeki Nablusi Kavşağı’nda yardım bekleyen 112 Filistinlinin hayatını kaybettiği, 760 kişinin yaralandığı kaydedilen bültende, “Saldırının ardından açıklamalarda bulunan Filistin Kızılayı Sözcüsü Raed al-Nims, hayatını kaybedenleri ve yaralıları hastaneye taşımaya çalıştıklarını ancak sayının mevcut ambulans ve sağlık ekibi kapasitesinin çok ötesinde olduğunu ifade etmiştir.” bilgisine yer verildi.
Ayrıca bölgeden gelen görüntülerde yaralanan sivillerin kağnı dahil her türlü araç kullanılarak hastanelere ulaştırılmaya çalışıldığı belirtilerek, şu ifadelere yer verildi:
“Al Jazeera da bu çabaların ortasında kaydedilen bazı görüntüleri, ‘Yaralıları yakındaki bir hastaneye taşımak için boş bir kamyonet kullanıldı’ başlığıyla servis etmiştir. Haberin başlığından da anlaşılacağı üzere, kamyonetle ‘yaralı siviller’ taşınmaktadır. Ayrıca görüntülerde hayatını kaybeden sivillerin yanı sıra yaralıların da olduğu açıkça görülmektedir. Dolayısıyla görüntülerde hareket eden veya mimikleri fark edilen kişiler yaralılardır. İsrail’in dünya kamuoyunu manipüle etmeye yönelik dezenformasyon kampanyasına itibar etmeyiniz.”
“Gümrüklerde kaçakçılık faaliyetlerine göz yumulduğu” iddiası
Bültende bazı basın yayın organlarında yer alan, “Gümrüklerde kaçakçılık faaliyetlerine göz yumuluyor, casusluk faaliyetlerine izin veriliyor” şeklindeki iddiaların doğru olmadığı bildirildi.
Türkiye’de gümrük işlemleriyle ilgili denetimlerin, yasalar çerçevesinde aralıksız sürdürüldüğü vurgulanan bültende, belirlenen suçların savcılığa intikal ettirildiği ve gereken kararların da yargı tarafından verildiği kaydedildi.
Geçen günlerde yürütülen çalışmalar sonucu usulsüz işlem yaptığı tespit edilen 5’i kamu personeli 9 kişinin, savcılığın talimatı üzerine gözaltına alındığı ifade edilen bültende, “Konuyla ilgili detaylı inceleme yürütmek üzere 4 ticaret müfettişi de görevlendirilmiştir. Ayrıca bahse konu haberlerde geçen ‘İngilizlerle gizli antlaşmalar imzalandığı’ yönündeki iddialar da doğru değildir. İngiliz yetkililerle müşterek çalışmalar, üye olunan ortak uluslararası kuruluşlar vasıtasıyla yürütülmektedir. İddia edildiği gibi bir anlaşmanın imzalanması söz konusu değildir.” bilgisi paylaşıldı.
“Birçok suçtan yargılanan Andrew Tate’in İstanbul’da olduğuna dair paylaşım yaptığı” iddiası
Bültende bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılan “İnsan kaçakçılığı, tecavüz ve suç örgütü kurmak suçlarından yargılanan Andrew Tate, sosyal medya hesabından İstanbul’da olduğuna dair bir paylaşım yaptı” şeklindeki iddiaların manipülasyon içerdiği bildirildi.
Andrew Tate’in en son Türkiye’ye 14 Mart 2021’de giriş yaptığı ve 15 Mart 2021’de ülkeden ayrıldığının tespit edildiği belirtilen bültende, şunlar kaydedildi:
“Tate’in ülkemize giriş yaptığı tarihte hakkında kırmızı bülten ve tahdidinin olmadığı belirlenmiştir. Yapılan incelemelerde şahsın iddiaya konu fotoğrafı Beşiktaş’taki bir otelin alt katında bulunan bir restoranda 2 yıl önce kaydettiği bilgisine ulaşılmıştır. Ayrıca şahıs, İstanbul’da kaydedilen fotoğrafını iddia edildiği gibi, ‘İstanbul’da olduğu’ yönünde bir notla değil ‘şehri tahmin et’ notuyla paylaşmıştır.”
]]>Asafoğlu, Anadolu Ajansının (AA) “Global İletişim Ortağı” olduğu, Belek Turizm Bölgesi’ndeki NEST Kongre Merkezi’nde düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu (ADF) 2024’te, AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
ADF’yi, “çok önemli” bir forum olarak nitelendiren Asafoğlu, dünyanın çeşitli bölgelerinde devam eden çatışmaları hatırlattı.
Asafoğlu, ADF’de panellerde “ciddi mesajlar verildiğine” değinerek, forumda Gazze ve Filistin konusunda da ciddi tartışmalar yapıldığını ve ADF’nin verimli geçtiğini söyledi.
Batı Trakya’daki Türk azınlığın iki ülke ilişkilerinden etkilendiğini söyleyen Asafoğlu, “Ama bu dönemde çok net yansımalar pozitif yansımalar olduğunu düşünmüyorum açıkçası. İskeçe Azınlık Lisesinde ciddi bir sorun var, bir bina sorunu var.” ifadesini kullandı.
Asafoğlu, söz konusu meselenin istenilirse kısa sürede çözülebileceğine işaret ederek, Yunanistan’ın okul için yer göstermesiyle sorunun çözüleceğini dile getirdi.
“Kimliklerinin inkarı” ve eğitim sorunu gibi güncel sorunlarının da olduğunun altını çizen Asafoğlu, ekonomik alanda yaşanılan zorlukların ciddi göçlere sebep olduğunu vurguladı.
Asafoğlu, “kimliklerinin inkarının” ana sorunlarından biri olduğunu kaydederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) “haklı bulunmuş davaları” olduğunu aktardı.
İskeçe Türk Birliği (İTB) gibi çok köklü derneklerinin olduğuna işaret eden Asafoğlu, “İskeçe Türk Birliği davası, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 16 yıl önce haklı bulundu fakat derneğin içerisinde tabelasında Türk kelimesi olduğu için, bu derneğimiz hala ne yazık ki resmi faaliyet güdemiyor.” diye konuştu.
Asafoğlu, Batı Trakya’daki duruma ilişkin şunları kaydetti:
“Batı Trakya’da, Yunanistan’da Türk olmak yasak. Tek bir birey olarak Türk olduğunuzu ifade edebilirsiniz. Ancak iki, üç kişi bir araya geldiğinde Türk olduklarını ifade edemezler. İçerisinde Türk kelimesi geçen herhangi bir dernek, bir kurum veya kuruluş kuramazsınız.”
Asafoğlu, Batı Trakya Türklerinin “kimlikleriyle” ilgili sorunlar yaşadığını vurgulayarak “Bizler Batı Trakya Türkleri olarak ne zaman ki kimliğimizi ifade etsek ne zaman ‘Biz Türk’üz ve Batı Trakya’da yaşayan azınlık Türk’tür’ desek, ne yazık ki Yunan devleti tarafından milli güvenliği tehdit eden unsurlar olarak yaftalanıyoruz.” dedi.
“Demokrasinin beşiği” olduğunu savunan ve Avrupa Birliği üyesi olan bir ülkede bu durumu çok “trajikomik” bulduğunu belirten Asafoğlu, “Ancak biz Yunan devletinden Yunan yetkililerden çok fazla bir şey istemiyoruz.” ifadesini kullandı.
Asafoğlu, sorunların diyalog yoluyla çözülmesini talep ettiklerini söyleyerek “Batı Trakya Türk azınlığı olarak zaten belki de dünyanın en uysal azınlıklarından biriyiz. Yıllardır olan yoğun baskılara rağmen asla hiçbir zaman bir taşkınlık yapmadık. Rodop ve İskeçe illeri zaten ülkenin suç oranının en düşük olduğu iller. Bütün sorunların çözülebileceğini düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.
Batı Trakyalı Türkler olarak kendileriyle alakalı alınan kararların önce azınlığa sorulmasını istediklerini vurgulayan Asafoğlu, azınlıkla istişare edilmesini talep etti.
???????Röportajdan sonra Asafoğlu’na AA’nın “KANIT” kitabı da takdim edildi.
]]>