TİP Genel Başkanı Erkan Baş, bugün TBMM’de gündeme ilişkin basın toplantısı düzenledi. Baş, konuşmasına 52. ölüm yıl dönümleri nedeniyle Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başladı.
“GEZİ TUTSAKLARININ SERBEST BIRAKILMASI İÇİN MÜCADELEYİ BÜYÜTECEĞİZ”
“Türkiye’de bugün adalet katledilmektedir” diyen Baş, Can Atalay’ın milletvekili seçilmesinin 1. yıl dönümünün yaklaştığını anımsatarak”Seçimin 1. yılı olan 14 Mayıs ile Gezi’nin yıl dönümü olan 31 Mayıs arasında Türkiye’nin dört bir yanında tüm siyasi partilerle, tüm sendikalarla, meslek odalarıyla ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte adalet mücadele yükseltme çağrısı yapıyoruz. Gezi tutsaklarının serbest bırakılması, Gezi’de kaybettiğimiz kardeşlerimizin, evlatlarımızın hesabının sorulması için adalet mücadelesini büyütmeye çağırıyoruz” dedi.
“SİNAN ATEŞ CİNAYETİNİN ARKASINDAKİLERİ AYDINLATMAK İÇİN BU YARGI İŞLEMİYOR”
Ülkede kimsenin kendisini yalnız hissetmeyeceği toplumsal dayanışmayı kurmak için mücadele çağrısı yapan Baş, “Meydanda 1 Mayıs’ı kutlamak isteyen işçilere yargı tıkır tıkır işliyor ama oğlunu yurt dışına kaçıran Eylem Tok için, trafikte motokuryeyi katledip kaçan Sudan Cumhurbaşkanı’nın oğlu için, bütün Türkiye’nin Ankara’nın göbeğinde planlı biçimde işlenen siyasi cinayet olduğundan hiç şüphe etmediği Sinan Ateş cinayetinin arkasındakileri aydınlatmak için bu yargı işlemiyor. Ülkeyi de kendileri gibi rezil etmelerine artık yeter demek için birlikte bir mücadele çağrısı yapıyoruz” diye konuştu.
Baş, şöyle devam etti:
“AKP İKTİDARININ 1 MAYIS’I KEYFİ BİÇİMDE YASAKLAMA GİRİŞİMİDİR SUÇ OLAN”
“Biz siyasette hem mücadelenin hem müzakerenin bir yeri olduğunu kuşkusuz kabul ediyoruz. Ancak iktidarın tümüyle haksız olduğu, tümüyle hukuksuz uygulamaları birer pazarlık konusu olarak kamuoyunun önüne çıkartılmaya çalışılıyorsa, üstelik insanların bundan mutlu olması gerektiği anlatılıyorsa buna dair de söyleyecek bir çift sözümüzün olması gerekiyor. Televizyonlarda dört bir yandan yumuşama, normalleşme söylemleri geliştirilirken ben Çağlayan Adliyesi’nde 1 Mayıs günü evleri basılarak gözaltına alınan arkadaşların hakim karşısına çıktıkları sırada yanlarındaydım. Devletin gözetiminde açık şiddete, kaba dayağa, işkenceye maruz kaldılar. Bu tablo karşısında bu normalleşmeyi, bu yumuşamayı sorgulamak, sorgulatmak bizim sadece görevimiz değil aynı zamanda sorumluluğumuzdur diye düşünüyorum. AKP iktidarının 1 Mayıs’ı keyfi biçimde yasaklama girişimidir suç olan.
“HAKKIMIZ OLANI ALMAK İÇİN KİMSEYE TESLİM OLMAYACAĞIZ”
Siyasette elbette ki mücadele kadar müzakere de meşrudur. Ancak zaten hakkımız olanı almak için, zaten olması gerekenin yapılabilmesi için hiç kimseye teslim olmayacağımızı, hiç kimseden özür dilemeyeceğimizi, hiç kimsenin karşısında geri adım atmayacağımızı da bütün kamuoyunun bilmesini isterim. Biz bu iktidarı tanıyoruz. Yerel seçim hezimetinden çıkışın bir yolu olarak karşılarında direnen milyonlarca insana da zaten yapmaları gerekeni yapacakları için geri adım attırmaya çalışmalarını kabul etmiyoruz.
“EKONOMİK KRİZİN FATURASINI HALKA ÖDETEN BİR İKTİDARLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Meclis personelinin kullandığı servislerin tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırılacağı söyleniyor. Şimdi Meclis’te onlarca, yüzlerce makam arabası her gün dünya kadar masraf yaparken işçileri getirip götüren servislerden tasarruf etmeyi düşünen bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu ekonomik kriz dedikleri sıkışmanın faturasının yoksullara, emekçilere, halka ödetmeye çalışan bir iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız.
“İŞÇİNİN, EMEKÇİNİN, ALIN TERİNİN HAKKINI MAHŞERE BIRAKMAYACAĞIZ”
Bir tane kurum var, açlıkla, sefaletle boğuşan yurttaşlara sesleniyorlar, sabredin diyorlar. Ama her gün lüks araçlarıyla gündemlere geliyorlar. Tasarruf tedbirleri bu ülkenin emekçilerinde kemerde delik açılacak bir yer dahi bırakmamışken bu kurumun yetkilileri kefenin cebi yoktur diyerek ceplerine lüks araçların anahtarlarını doldurarak hayatlarını sürdürüyorlar. İşte bu Hazine Bakanı’nın temsil ettiği program ancak böyle ayakta kalabilir. Bunların hesabı öte tarafa falan kalmayacak. İşçinin, emekçinin, alın terinin hakkını mahşere bırakmayacağız. Emekçilerin alın terini sömürerek yaşadıkları bu şatafat düzenine mutlaka ama mutlaka son vereceğiz.
“İNSANLARI, DOĞAYI KATLEDEN 6. FİLOYA DEFOL DİYORUZ”
Bir grup dünya geneline yayılmış tek bir şirketin doymak bilmeyen iştahının adıdır siyanürlü altın. Sanki altın madenlerin insan hayatını ve doğayı tahrip etmiyormuş gibi daha 80 gün önce bu ülkede bir cinayet yaşanmamış gibi bu açgözlüler, 16 Mayıs’ta Ankara’da bir etkinlik gerçekleştireceklerini ilan etmiştir. Altın Madencileri Derneği ve Dünya Altın Konseyi ortak etkinliği olan bu etkinliğin konu başlıklarını hepimiz tahmin edebiliyoruz. Buna karşı çevre mücadelesi veren yurttaşlarımız, çevre örgütlerimiz ‘6. Filo defol’ çağrısı yapıyorlar. Bu çağrıya aynen katılıyoruz. İnsanları, doğayı katleden ‘6. Filo’ya defol’ diyoruz ve bu etkinliği derhal iptal etme çağrısı yapıyoruz.”
]]>
Manisa’nın Soma ilçesinde yaşayan emekli vatandaşlar, bayramda torunlarına harçlık bile vermekte zorlandıklarını söyledi. Bir emekli, “Hangi emekli memnun olmuş da ben olayım? Pazara zaten akşamüstü gidiyoruz, döküntüleri toplamaya. Bir kilo ıspanak 50 lira. Ot ama ne yapacaksın almaya mecbursun. Bu sene emeklilere en kötü yılı. 2 tane torunum var biri 20 yaşında biri 16 yaşında 50’şer lira zor para verdim bayram harçlığı. Ne yapar 20 yaşındaki torun 50 lirayla ancak bir kahve içer” dedi.
Manisa’nın Soma ilçesinde yaşayan emekliler hayat şartlarından dert yandı. Ramazan Bayramı’nda evde olduklarını, torunlarına harçlık bile veremediklerini söyleyen emekliler, Kurban Bayramı’nda ise kurban kesmelerinin mümkün olmadığını ifade etti.
“TORUNLARIMIZA BİR ŞEY VEREMEDİK”
Emekli bir vatandaş, “10 bin lira maaş alıyorum. Hayat pahalılığı… Maaşımdan hariç 12 saat çalışırsam geçinebiliyorum. Peynir 250 gram alıyorum, etin zaten yanından geçince şekerim, tansiyonum yukarı çıkıyor. Torunlara istediğimiz gibi harçlık veremedik. Yok ki, keşke olsa da bol bol versek içimizden geçen gibi” dedi. Başka bir emekli, “15 bin lira maaş alıyorum. Yetmiyor, memnun değilim. Bitmiş emekli, bitmiş… Ayda 250 gram peynir alıyoruz. Bayramda hiçbir şey yapmadık. Hiçbir yere gitmeden evde geçirdim. Torunlarımıza hiçbir şey veremedik. Torunlar gelmedi zaten biz de gidemedik” diye konuştu.
“ETİ BIRAK SÜTÜ ZOR GÖRÜYORUZ”
Marul satarak ek iş yapan emekli vatandaş, “11 bin 800 lira maaş alıyorum. Bayramda işte marul satıyoruz, marul satarak geçiriyoruz. Emekli maaşı yetmediği için marul satıyoruz, yapacak bir şey yok. Ek gelir yapıyoruz böyle. Torun geldi gitti. Elimizden geldiği kadar az çok harçlık verdik. Ne yapalım, biz yemeyeceğiz onlara vereceğiz. Kurbanda ne yapacağız; evde oturacağız. Eti kasapta, peyniri de rafta görüyoruz. 400 lira peynir… Nasıl alacaksın, alınır mı? Eti bırak sütü zor görüyoruz” ifadelerini kullandı.
Emekli vatandaş İbrahim Aydoğan, “10 bin lira maaş alıyorum, hayatta yetmiyor. İki tane çocuğum var okuyor. EYT’den emekli oldum, hiçbir şekilde yeterli gelmiyor bana. Büyük ihtimalle öleceğiz böyle. Et olarak tavuktan başka bir şey alamıyoruz, kırmızı eti görmüyoruz zaten. Peyniri toptan alırsak daha uyguna geldiği için 3-5 kiloluk toptan alıyorum” dedi.
“KEMERİ SIKMAYA DEVAM EDİYORUZ”
Pazara gitmekte bile zorlandıklarını belirten emekli, “10 bin lira alıyorum. Herkes nasıl idare ediyorsa öyle idare ediyoruz, kemeri sıkmaya devam. Valla ben bir şey demiyorum artık Allah’a havale ettik. Torun var, 50 lira harçlık verdim ancak. Pazara zaten girmiyoruz ki, akşamüstü gidiyoruz çürüklerini toplamak için. Eti unuttuk da peyniri de en ucuzundan alıyoruz” dedi.
Madenden emekli bir vatandaş ise, “11 bin maaş alıyorum, memnun değilim. Yerin yedi kat altında çalışmışım, haksızlık, adaletsizlik var. Bu bize hak mı, reva mı yani? Hayat şartları ağır, zor. Biz çalışmazsak açız. Asgari ücretle çalışıyoruz ancak kendimizi geçindiriyoruz emekli olduğumuz halde. Emekli bu bayramda hiçbir şey yapamadı. Ağaç gölgesinde, söğüt gölgesinde oturdu. 3 tane torunum var hiçbir şey yapamadım. Ancak birer çift çorap aldım” ifadelerini kullandı.
“PAZARA DÖKÜNTÜLERİ TOPLAMAYA GİDİYORUZ”
Pazardan arta kalanları aldıklarını ifade eden emekli, “Hangi emekli memnun olmuş da ben olayım? Pazara zaten akşamüstü gidiyoruz, döküntüleri toplamaya. Bir kilo ıspanak 50 lira. Ot ama ne yapacaksın almaya mecbursun. Emekli Kurban’da ancak horoz keser. Bir kuzu bile 20 bin lira. Bu sene emeklilere en kötü yılı. 2 tane torunum var biri 20 yaşında biri 16 yaşında 50’şer lira zor para verdim bayram harçlığı. Ne yapar 20 yaşındaki torun 50 lirayla ancak bir kahve içer” dedi.
Emekli vatandaş Cafer Topal, “10 bin lira emekli maaşı alıyorum. 10 bin lira ile Saray geçinebiliyorsa biz de geçinelim. Bayram evde yatarak geçti. Torunumuza, çoluk çocuğumuza harçlık vermeden geçti. Çocuklarımıza mahcup olduk. Cebimizde para olmayınca 10 bin lirayla nereye gidebiliriz ancak 10 adım yürüyebiliriz. 10 adımdan sonra cep boş” diye konuştu.
Emekli Derviş Akyüz ise, “Emekli maaşım 10 bin lira. Kiram zaten 5- 6 bin. Ramazan Bayramını hüsranla geçirdik, iş Kurban Bayramına kaldı. Kurban alma şansım zaten sıfır. Bu maaşla kurban alamayız. Kurban hisseleri şu anda 20- 22 bin liradan aşağı yok. 2024 emekli yılı olacak dediler, şu anda emekli 2024’ü kaos yaşıyor. Emeklerinin artık yaşama şansının olduğunu hissediyorlar mı, hissetmiyorlar mı? Emekli ölmüş durumdadır” dedi.
]]>CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Antalya’daki teleferik kazasının ardından teleferiğin bakım-onarımı konusunda yapılan açıklamalarla ilgili “Bizim elimizde bu şirketin yurt dışından aldığı ve Türkiye’de geçerli olan sertifikasyon belgesi var. Tesisteki bakım onarımını yaptığı çeşitli ürünlerle ilgili. Sanayi Bakanlığının onaylamadığı bir iş veya sertifikasyon Türkiye’de iş yapamaz zaten” dedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Deniz Yavuzyılmaz, Antalya’daki teleferiğin bakım onarımıyla ilgili başlayan tartışmalar üzerine, ANKA Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu.
“BEN ONAYLAMADIM SERTİFİKASYONU DEMESİ ÇOK ACAYİP BİR DURUM”
Deniz Yavuzyılmaz, şunları söyledi:
“Bakanlığın da kabul ettiği sertifikalar var. Dolayısıyla zımnen onaylamış oluyor zaten. Danimarka sertifikasyonu olan parça parça çeşitli tesisin sertifikaları var bende. Kendisinin izin verdiği, sertifika sisteminde kabul ettiği, akredite ettiği şeyi ‘Ben onaylamadım sertifikasyonu, ilgilenmiyorum’ demesi, tabii çok acayip bir durum. Şuna benziyor; ülkede bir okul açılmış, okulda sınıflar var, öğrenciler var, öğretmenler var. Milli Eğitim Bakanlığı ‘benimle ilgisi yok’ diyor. Ama yıllardır devam eden bir okul, herkesin gözünün önünde. Öyle bir duruma benziyor.
Bizim elimizde bu şirketin yurt dışından aldığı ve Türkiye’de geçerli olan sertifikasyon belgesi var. Tesisteki bakım onarımını yaptığı çeşitli ürünlerle ilgili. Sanayi Bakanlığı o sertifikasyonu kabul ediyor. Kendisi ayrıca bir sertifika çıkarmıyor zaten. Belirli Türk standart var. Diyor ki Sanayi Bakanlığı, ‘ben bu standartları kabul ediyorum.’ Yurt dışından alınan o sertifika da bu standartın içine giriyor. Sanayi Bakanlığı toptan kabul etmiş oluyor. Sanayi Bakanlığı’nın onaylamadığı bir iş veya sertifikasyon Türkiye’de iş yapamaz zaten.”
“BU GİBİ TESİSLERİ SANAYİ İL MÜDÜRLÜĞÜNÜN BELİRLİ PERİYOTLARLA DENETLEMESİ GEREKİYOR”
Deniz Yavuzyılmaz, şirkete ilişkin şu açıklamayı yaptı:
Şirket zaten AK Parti döneminden kalma bir şirket. 2012’de bir ihale yapılıyor. İşi şirket alıyor. Daha sonra şirket batıyor. Sonra 2015-2016 yıllarında tamamlama ihalesi yapılıyor. Bu şirketin ortaklarından bir tanesi başka bir şirket adı altında işi alıyor. Sonra 2017 yılında burası faaliyete açılıyor. O ortaklardan bir tanesi de bir şirket kuruyor. O şirketle birlikte bakım onarım işini alıyor AK Parti döneminde. Sonra kendi yaptıkları iş olduğu için onlar aynı bakım onarıma ediyorlar yıllar içinde. İşin genel örgüsü bu aslında. Sanayi Bakanlığı da ‘Burada benim sorumluluğum yoktur’ diyerek, yani daha doğrusu buradaki gözaltı gibi uygulamaya yönelik olacak bir sorumluluğu kabul etmemek için orada bıçak gibi konuyu kesiyor. Halbuki bu gibi tesisleri Sanayi İl Müdürlüğünün belirli periyotlarda denetlemesi gerekiyor. Uygun mu, yeterliliği var mı gibi. Örneğin asansör şirketleri gibi. Herhangi bir şirket ‘ben asansörün bakım onarımını yapıyorum’ diyebilir mi? Diyemez. Bir şekilde meslek odası da olsa normal şirkette e olsa o ilgili bakanlığın mevzuatı çerçevesinde izin verdiği şirketler yapabilir. Bu teleferik gibi sistemlerde aynı. Zaten kurulurken de öyle kuruluyorlar.
‘GÖRMEDİM, DUYMADIM BİLMİYORUM’ DİYOR
Deniz Yavuzyılmaz, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca yapılan açıklamaya işaret ederek, “Herhangi bir denetleme yapıldığını söylemiyor, sorun orada. ‘Ben görmedim, duymadım, bilmiyorum’ diyor. Dışişleri Bakanlığı gibi yaklaşıyor olaya. ‘Benimle hiç ilgim, alakam yok. Ne ilgisi var ki benimle?’ diyor. Öyle enteresan bir yaklaşım.” ifadelerini kullandı.
]]>Altay ve Kocaelispor maçlarını kazanarak play-off umutlarını tekrar artıran başkent temsilcisi, milli maçlar nedeniyle lige verilen arada çalışmalarını tesislerinde sürdürüyor.
Kırmızı-siyahlı kulübün teknik direktörü Sinan Kaloğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, milli araya moralli girdiklerini dile getirerek, “İyi bir ivme yakaladık. Aslında Altay maçından önce de iyi oynadığımız karşılaşmalar vardı. Özellikle beraberliklerimiz vardı ama galip gelememiştik. Altay maçıyla şanssızlığımızı kırdık. Kocaelispor ile oynadığımız karşılaşma bizim ivmemizi biraz daha hızlandırdı.” diye konuştu.
Son iki maçta 6 gol atıp gol yemediklerine dikkati çeken Kaloğlu, “Öncesinde çok şanssız maçlar oynadık, zaten herkes gördü. Neticesinde hala hedefimizi kovalıyoruz. Play-off grubunun içine girmek için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Milli aradan sonra doğrudan rakibimiz Boluspor ile deplasmanda oynayacağız. Bolu’ya galip gelmek için gideceğiz. Daha doğrusu her karşılaşmada galip gelmek için sahaya çıkıyoruz ve maç maç bakıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Belirsizlik ortadan kalktı
Kaloğlu, yönetim belirsizliğinin ortadan kalkmasının sonuçlara olumlu yansıdığını vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Uzun bir süre belirsizlik ortamı vardı. Bu durum maalesef çocukların enerjilerine, saha sonuçlarına yansıdı. Yansımadı desem yalan söylemiş olurum. Osman Sungur başkanımız ve yeni yönetim geldikten sonra pozitif bir enerji, belirsizliğin ortadan kalktığı bir ortam oldu. Ellerinden geleni yapmaya çalışıyorlar. Zaten kulübün sorunlarını bilerek geldiler. Gelir gelmez hemen çocuklara biraz ödeme yaptılar, yine yapacaklar. Çocukların yanında oluyorlar. Birlik ve beraberliğimiz şu anda iyi gidiyor. Zaten sonuçlar da bunu gösteriyor. İnşallah böyle devam eder.”
Melih’in yükselen performansı
Sinan Kaloğlu, son 2 maçta 3 gol atan genç futbolcu Melih Bostan’ın performansından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
“Melih, sezon başında geleceğe dönük transfer ettiğim oyunculardan biriydi.” diyen Kaloğlu, “Sezon başındaki durumuyla şimdiki durumu arasında zaten çok fark var. Her geçen gün üstüne koyarak gidiyor. Bu gelişimi beni çok mutlu diyor. Takımımızda her oyuncu için adaleti sağlamaya çalışıyorum. Şu ana kadar 25-26 oyuncuya forma şansı verdik. Bu, çok görülen bir şey değildir. Oyuncular şunu biliyor; kim şansı iyi kullanıyorsa devam ediyor. Melih de bu şansı çok iyi kullandı. Eksikleri var mı? Var ama daha 19 yaşında. Yavaş yavaş daha iyi olacak. Öz güveni daha iyi duruma geldi.” ifadelerini kullandı.
Sakatlıklar üzdü
Sakatlıkları bulunan futbolcuların durumu hakkında bilgi veren Sinan Kaloğlu, şunları söyledi:
” Shaocong Wu, yeni çalışmalara başladı. Biraz daha zaman alacak gibi gözüküyor. Kocaelispor maçında James Lea Siliki omzundan, Gaetan Loamba Laura dizinden sakatlandı. Üzücü yanı zaten bu oyuncuların maç, antrenman eksiklikleri vardı. Takıma geç katıldılar. Milli arada bizle çalışsalardı iyi olacaktı. Onları daha hazır hale getirecektik. Açıkçası ona biraz üzüldüm. Son maçta ikisinin birden sakatlanması şanssızlık oldu. Çalışmalarımıza devam edeceğiz ve onlar da önümüzdeki hafta takıma katılacak. Mustapha Yatabare düzeldi, takımla antrenmanlara başlıyor. Buğra Çağıran’ın ufak bir sakatlığı vardı, son maçta oynatamamıştık. O da takımla antrenmanlara başlayacak.”
Trendyol 1. Lig’de 40 puanla 9. sırada bulunan Gençlerbirliği, play-off hattının üç puan gerisinde yer alıyor.
]]>Alibeyköy’de AKP’nin Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Murat Kurum ile yaşadığı diyalog ile gündeme gelen döner ustası Hasan Toksoy, ANKA Haber Ajansı’na konuştu. Yaşanan olayın ardından tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işin bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim” diye konuştu.
AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkan Adayı Murat Kurum, geçtiğimz günlerde Alibeyköy’de esnaf ziyareti gerçekleştirmiş, esnaflardan destek isteyen Kurum ile bir döner ustası arasında ekonomi üzerine yaşanan diyalog sosyal medyada gündem olmuştu.
“EKONOMİK OLARAK ZATEN BATIRDILAR, ZATEN BİTİĞİZ”
ANKA Haber Ajansı, Kurum ile diyalog yaşayan o dönerci ile konuştu. 33 senedir döner işiyle uğraştığını söyleyen Hasan Toksoy, Kurum ile yaşadığı diyalogu şöyle anlattı:
“Murat Kurum, Türkiye’yi nereden nereye getirdikleriyle ilgili bir şeyler söyledi. Bende bir yerden bir yere getiremediklerini, Türkiye’yi ekonomik olarak, siyasi olarak uçuruma sürüklediklerini, yani bugün bir vatandaş sokakta eğer ki AK Parti’yi eleştirirse hain olarak ya da cumhurbaşkanına hakaretten direkt cezaevine giriyor veya muhalefet yaparsa terörist olarak cezaevine giriyor. Ekonomik olarak zaten batırdılar, zaten bitiğiz. Ben 5-10 sene önce maaşımla yaptığım işi bugün onda birini yapamıyorum. Maaşımla yaptığım alışverişin ya da yaşantının onda birini yapamıyorum. Onları dile getirdim. Türkiye’yi daha ileriye götürdüğünü söyledi ben de ileriye değil geriye götürdüklerini söyledim. Mesela tramvaya biniyorum bugün tramvayın içindeki 100 insanın 10’u Türk değil. Dün Fatih tarafına gittim. Tramvaya bindim Yusufpaşa’dan bakıyorum sağıma, soluma tramvayın içindeki 100 insandan 10’u, 12’si anca Türk’tür. Direkt yabancı işgaline uğramış durumdayız şu an. Ülkeyi getirdikleri durum bu. Biz Türkiye’yi ileriye götürdük iddasında bulunuyorlar ama maalesef öyle değil.”
“YURT DIŞINDAN TEBRİK EDENLER BİLE OLDU”
Olayın sosyal medyaya yansıması üzerine tebrik mesajları aldığını anlatan Toksoy, “Yüzde 90 tebrik mesajları aldım. Yurt dışından beni arayanlar, tebrik edenler, hatta buraya gelip tebrik edenler oluyor. Ben çok bir şey yapmadım. Sadece eleştirdim. Demek ki halk bu kadar dolmuş ki, bu kadar içten bir patlama yaşıyor ki ama bunu korkudan veya çekinmeden veya başka bir şekilde dile getiremiyor. Dile getiremeyeyince ve bunu birileri dile getirince haliyle bu sefer de onu tebrik etme yoluna gidiyorlar” diye konuştu.
“HENÜZ BİR ŞEY YAŞAMADIM”
Olaydan sonra ‘acaba başıma bir şey gelir mi?’ diye çekinceler de yaşadığını belirten Toksoy, “Ama henüz bir şey yaşamadım. Bir çekingenliğim var. Çünkü daha önceki bu tür olaylarda konuşan veya bu tür olayları yaşayan kişilerin başına bazı şeylerin geldiğini biliyoruz. Tabi bunu televizyonlar yayınlamıyor. Sadece bunu sosyal medyadan görüyoruz. İyi ki sosyal medya var. Yapacak bir şey yok yani. Gelen baş üstüne.” dedi.
]]>5 yıl önce sevgiyi büyütmek için yola çıktığını, çekişmeden ve kavgadan uzak kaldıklarını belirten Başkan Güler, ‘Düşünen Üreten Yarışan Ordu’ ilkesi ile yoğun bir çalışma sergilediklerini ve özellikle 2 bin 150 km yol ve 1800 km su yatırımlarında Cumhuriyet tarihinin tüm rekorlarını kırdıklarını kaydetti. Başkan Güler, bu başarıya 250 yeni iş makinesi aldıklarını, kendi asfalt plent tesisi ve beton santralleri ile taş ocakları kurarak ulaştıklarını ifade etti. Güler ayrıca yıllardır gündem olan çöp sorununu çözdüklerini hatta çöpten enerji üretecek seviyeye geldiklerini vurguladı.
“Tarımsız kalkınma olmaz”
AK Parti’nin 2024 Yerel Seçim Beyannamesi’ndeki 8 konu başlığının Ordu’da 5 yıldır uygulanan projelerle aynı olduğuna dikkat çeken Başkan Güler, “Biz o 8 maddeyi zaten kendiliğimizden yapmıştık. Bizimki yenilikçi, vizyoner bir belediyecilik. Bizim belediyeciliğimiz 5 yıl önce başlamadı. 1994 yılından beri Sayın Cumhurbaşkanımızla beraber çalıştık. Yaptığımız şeylerde bazen anlaşılmakta zorluk çekiliyor. Tavuk şu bu deniliyor ama tarımsız kalkınma olmaz. Yaptığımız çalışmalarla en küçük büyükşehir olmamıza rağmen en büyük büyükşehirle mukayese ediliyoruz. Bu hoş bir karşılaştırma” diye konuştu.
Borç tartışmalarına noktayı koydu
Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin borcu ile ilgili tartışmalara nokta koyan Başkan Güler, geçtiğimiz günlerde yapılan meclis toplantısında plan bütçe komisyonunun borç miktarlarını açıkladığını ve konunun kapandığını vurguladı. Başkan Güler, “Bakın biz kimseyle yarışmıyoruz, kendimiz ile yarışıyoruz. Biz boş işlerle uğramıyoruz. Yanlış çoktur, doğru birdir. Tek bir doğru varken niye yanlışların doğru olduğunu ispat edelim.700’den fazla iş yaptık. Bütçe meydanda. Ben bu tür iddialara mecbur kaldıkça cevap veriyorum, yoksa onun dışında cevap vermiyorum. Boş işlerle uğraşmanın alemi yok. Tartışmayla vakit geçirecek zamanımız yok. Meclisin hem kendi denetimi var hem de Sayıştay tarafından denetliyoruz. Dolayısıyla her şey açık ortada. Plan bütçe komisyonumuzun başkanı gerek açıklamaları yaptı. Biz borç ödüyoruz, aynı zamanda borçlarımızı azalttık ve varlıklarımızı da ortaya koyduğumuz zaman 1,5 milyarlık kazancımız var” ifadelerini kullandı.
“Belde Evler’i yıkmasaydık emsal oluşturacaktı”
Altınordu Kirazlimanı Mahallesi’nde denizin kara ile birleştiği noktada daha önce yıkımı gerçekleştirilen ve yerine halkın yararlandığı sosyal tesisler inşa edilen Belde Evler alanıyla ilgili açıklamada bulunan Başkan Güler, “Benden önceki dönemi bahsetmek istemiyorum. Belde Evleri yıkmasaydık, 110 km sahili olan Ordu’da buna göz yumsaydım Altınordu’da emsal oluşturulurdu. Bütün sahili yüksek binalarla kapatacaktık. Şimdi Kirazlimanı’nda bütün Ordu’ya örneği olmayan bir tesis kazandırıyoruz” açıklamasında bulundu.
“Maliyetin altında su satışı yapıyoruz”
Su fiyatlarıyla ilgili bilgilendirmede bulunan Başkan Güler, “Su fiyatları konusunda 30 büyükşehir arasında 17. sıradayız. Bir metreküpün maliyeti bize 41 liraya mal olmasına rağmen Ordu il genelinde 772 mahallede 492 yerleşim ünitesine mesken abonelerine yüzde 80 indirimli su satışı yapılıyor. Sahilde bulunan 5 ilçemizdeki mesken abonelerine yüzde 47 indirimli, diğer 14 ilçemizdeki abonelerimize ise yüzde 60 indirimli su satışı yapılıyor. Yani maliyetinin çok altında satıyoruz. Su temel bir sorun. Keşke mümkün olsa da parasız yapsak. Ama maliyeti var. Biz göreve geldiğimizde suyun yüzde 56’sını kaybediyorduk. Biz bunu 35’e düşürdük. Sadece 1800 km su hattı yaptık” şeklinde konuştu.
“Bizim davamız pazara kadar değil, mezara kadar”
AK Parti’den aday gösterilmeyenlerin istifasını da değerlendiren Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mehmet Hilmi Güler, şöyle konuştu:
“Bu bir dava. Davanın dünü bugün makamı, koltuğu asla olmaz. Herhangi bir karşılığı asla olmaz. Hayatın sizi nereye atacağı belli olmaz. Bazen bir duvarın dibine de atabilir bazen de duvarın üstüne çıkartabilir. Biz dava bilinci ile hareket ediyoruz. Biz bu davanın en başından en sonuna kadar yer aldık. Baktığınız zaman herkes bir şey olmaya çalışıyor. Ama doğrusu bir şey yapmaktır. Zaten onu yaptığınız zaman, doğal olarak olmuş oluyorsunuz. Bunun bilincinde olmayanlar sabun köpüğü gibi değişebilir. Dediğiniz olmazsa başka bir yere geçersiniz. Yani dava bilinci çok köklü bir şeydir. Herkes bu bilince sahip olmaz”
“Bizim hedefe kitlendik”
Ordu’da 31 Mart Yerel Seçimlerinde hedefe kitlendiklerinin altını çizen Başkan Hilmi Güler, açıklamasında şunları söyledi:
“Bizim bütün amacımız daima sonuca kitlenmek. Onun için tüm ekip arkadaşlarımız ile hedefe kilitlendik. Yaptığımız çalışmaları inançla, dava ruhu ile gönüllere girerek yapıyoruz. Zaten yapmış olduğumuz bu çalışmaları ve üretilen projeleri vatandaşlarımız gördüğü için dün olduğu gibi bugünde tercihi değişmiyor. Biz eserlerimiz ile gereken cevabı zaten veriyoruz. Onun için halkımız da bunu bildiği için 20 yıldır tercihi değişmedi.”
“Biz hızımızı muhalefetin hızına göre yükseltiyoruz”
31 Mart Yerel Seçimlerinde Ordu’da Cumhur İttifakı olarak sahada çalışmalar yaptıklarının altını da çizen Başkan Güler, “Biz hızımızı muhalefetin hızına göre ayarlıyoruz” dedi.
Başkan Hilmi Güler, açıklamalarında şu bilgilere yer verdi:
“Bir Kızılderili atasözü derki; ‘Tanrım, düşmanımı güçlü kıl ki, zaferlerden şeref duyayım’. Bizim için muhalefet güçlü olursa, ondan memnun oluruz. Çünkü ona göre biz vitesimizi daha da yukarıya çıkartırız. Zaten kendimiz ile yarışıyoruz. Şu ana kadar zaten Ordu’da büyük bir hızla çalışmalarımızı yürütüyoruz. Muhalefetin biraz dişli olması bizim çalışmalarımızın daha heyecanlı olmasını sağlar. Ordu’da biz Cumhur İttifakı olarak gayet verimli ve iş birliği içerisinde çalışmalarımızı yürütüyoruz.”
“Türkiye’de beka sorunu önemli”
15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası oluşan Cumhur İttifakı birlikteliği gelecek adına önemli bir birliktelik, olduğunun altını çizen Başkan Güler, şöyle devam etti:
“Türkiye’de beka sorunu önemli. Bakınız 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası ortaya çıkan bu birliktelik ile Türkiye daha güçlü bir yapıya kavuştu. Bu hem ülkemiz için hem de yarınlarımız için çok önemli bir birlikteliktir. Burada seçimin A ya da B’nin kazanması değil, Beka sorunu çok önemlidir. Bunun içinde bizim çok güçlü olmamız gereklidir. Enerji, gıda, teknoloji ve yazılımda hep öne çıkacak hamlelerimiz olması gerekir. Bakınız biz göreve başladıktan sonra kurduğumuz şirketlerle aslında bunun yerel yansımasını yaptık. Bu bakımdan Ordu yerelde aslında çok güçlü bir şehirdir. Baktığınız zaman Ordu aslında Türkiye’nin yerele yansımasıdır. Bizim aslında şuan ki neslimiz Z kuşağı nesli değil. Bizim neslimiz, TEKNOFEST kuşağıdır.”
“Yeni yüzyıl Ordu’nun yüzyılı olacak”
Dolu dolu geçen canlı yayında Fatma Meltem Naz’ın sorularını içtenlikle cevaplayan Başkan Güler, “Yeni yüzyıl Ordu’nun yüzyılı olacak. Daha önce karanlık içerisinde olan ilçeler şimdi aydınlık içerisinde birçok ilçemizde sokaklar karanlık ve kötü durumdaydı. Biz göreve geldikten sonra bu ilçelerimizde çalışmalara başladık. Önce alt sonra da üstyapı çalışmalarını tamamladık. İlçelerimiz ışıl ışıl oldu. Şimdi bu ilçelerimize doğalgazı getireceğiz. Belediyecilik budur. Bunları kendi imkanlarımız ile yapıyoruz. Paramız da var. Çok zengin de bir belediyeyeyiz. Bunlar haricinde yeni kaynaklar da oluşturduk. Yeni arsalar üretiyoruz. Teknolojide üretiyoruz. Önemli çalışmalar yapıyoruz. Ürettiğimiz bu teknolojiyi de il dışına satıyoruz” dedi.
“Ordu’yu bölge bölge ayırdık”
Yeni dönemde Ordu’ya yapılacak çalışmalardan da bahseden Başkan Güler, “Yeni dönemde Ordu adeta üretim noktası olacak. Ordu’nun yüksek ilçelerine organize sanayi bölgeleri kuracağız. Mesudiye ilçemizde Hayvan Organize Sanayi Bölgesi kurulacak. Akkuş ilçemizde Ahşap Organize Sanayi Bölgesi olacak. Aybastı ilçemiz Peynir ve Süt Ürünleri Bölgesi olacak. Alt ilçeler zaten teknoloji ağırlıklı olacak” diye konuştu.
“Altınordu rıhtım uzatılacak”
Altınordu ilçesinde bulunan rıhtımın yeni dönemde uzatılarak kruvaziyer turizmi için hazırlanacağının altını çizen başkan Güler, “Rıhtımda çalışmalarımız tamamlandı. Yeni dönemde burada hızlı bir çalışma yaparak limanı büyütüp kruvaziyer turizmi için gerekli olan tüm çalışmayı yapacağız. Şuan Ünye Limanı’nda bu çalışmaları yaptık. Ordu’daki limanda da bunları yapacağız. Bu hem şehrimiz için hem de gelecek için önemli bir yatırım olacak” şeklinde konuştu.
“Otopark meselesine el atıyoruz”
Yeni dönemde otopark sorununu mutlaka halledeceklerini kaydeden Güler, açıklamasını şöyle tamamladı:
“Otoparkta rahatlık sağlayacak şekilde özel çalışmalarımız var. Örneğin millet bahçesinin altına 2000 araçlık otopark yapacağız. Daha önceki projede 416 araçlıktı. Bunu durdurarak 2000’e çıkarttık. Burası aynı zamanda sığınak olacak. Diğer taraftan Millet Düzü dediğimiz Çarşamba Pazarı altına yine otopark yapılacak. En önemli sürpriz proje ise Altınordu sahil yoluna battı çıktı yapacağız. Oradaki deniz manzaralı otoparkı Çarşamba Pazarı’nın altına alacağız. O alan müthiş bir meydan olacak. Projesi bitti. Seçimden sonra hemen çalışmalara başlıyoruz.” – ORDU
]]>MUSTAFA USTA
Eğitim İş Sendikası Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, “Emeklinin bu maaşlarla evinden dışarıya hiç çıkmaması lazım. Dolmuşa binmemesi, herhangi bir yere gitmemesi lazım. Bu resmen sefalet. Bunun başka tarifi yok. Bu ücretlerle bir insanın insan gibi yaşayabilmesi mümkün değil. Sadece temel ihtiyaçları bile almaya kalktığında bile bu ücretlerle kısıtlı bir şekilde alınacağı belli” dedi.
Eğitim İş Sendikası Sinop Şube Başkanı Celal Şahbenderoğlu, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerinin maaşlarında ek yüzde 5 oranında zam yapılacağı açıklamasına tepki gösterdi.
“KİRAYA BİLE YETMEYEN BİR RAKAMDAN BAHSEDİYORUZ”
Celal Şahbenderoğlu, şöyle konuştu:
“Günümüzde kiraların bile 15 – 20 bin lira seviyelerine geldiği bir ortamda 10 bin lirayla bir insanın geçinmesi mümkün değil. Bugün Türkiye’nin hangi şehrine giderseniz gidin, 10 bin liraya kiralık ev bulacağınızı pek sanmıyorum. O yüzden bir insanın tek başına bu maaşla geçinmesi söz konusu değil. Emekli maaşları genel anlamda en düşük olanı bu olmakla beraber, yüksek olanlara baktığımızda onların da çok yüksek olmadığını görebiliyoruz. Emeklinin bu maaşlarla evinden dışarıya hiç çıkmaması lazım. Dolmuşa binmemesi, herhangi bir yere gitmemesi lazım. Bu resmen sefalet. Bunun başka tarifi yok. Bu ücretlerle bir insanın insan gibi yaşayabilmesi mümkün değil. Sadece temel ihtiyaçları bile almaya kalktığında bile bu ücretlerle kısıtlı bir şekilde alınacağı belli. Piyasadaki bütün mallar ve ücretlerin ne noktada olduğu belli. Dolayısıyla bu ücretle bir insanın gerçekten insan gibi yaşayabilmesi, geçinebilmesi mümkün değil. Bu bir insana, bir aileye yeterli bir ücret değil. Kiraya bile yetmeyen bir rakamdan bahsediyoruz. İnsanların gıda ihtiyacı, giyim ihtiyacı gibi ihtiyaçlarını karşılaması için ufak bir değerlendirme yaparsak bugünkü enflasyon oranlarına bakıldığında komik bir rakam. TÜİK rakamlarına bile bu tezat bir durum.
“EMEKLİLERİN DURUMU ZATEN YOKSULLUK SINIRINA BİLE KAVUŞMUYOR”
Gerçek enflasyonu hepimiz biliyoruz. Gerçek enflasyon oranlarıyla karşılaştırıldığında bu rakam komediden öteye geçmez. Normalde açlık sınırının altındaki rakamlarda bahsediyoruz. Bugün bir insanın geçinebilmesi için, açlık sınırının üstüne çıkabilmesi için bugün en düşük maaşın 25 bin lira civarında olması lazım ki, bunu biz en başından beri zaten söylüyoruz. Yüzde 100 artış olmadığı sürece insanların yaşayabilecek bir standarda kavuşmaları mümkün olmayacak. O yüzden en düşük rakamın bu olması gerektiğini herkes biliyor. Matematik ortada, bir hesap yapıldığında herkes bunun bu şekilde olduğunu görebilir. Bir markete gidip de temel ihtiyaçları üst üste koyduğunuzda rakamın ne olması gerektiğini herkes rahatlıkla görebilir. Bir ailenin geçinmesi için gerekli olan para zaten bilindiği gibi açlık sınırı ve yoksulluk sınırı belirlenirken bunlar baz alınarak yapılıyor. Dolayısıyla şu anda Türkiye’de hemen hemen herkes devlet kadrolarındaki insanlar için söylüyorum. Zaten yoksulluk sınırının altında maaş alıyorlar. Büyük bir çoğunluk da açlık sınırının altında maaş alır vaziyette. Emeklilerin durumu zaten yoksulluk sınırına bile kavuşmuyor. Bu bir gerçek. Böyle bir gerçeklikle yaşıyoruz maalesef.”
]]>