Başkente yakın Lidingö Adası’nın kayalık tepeleri, kırmızı ve sarı renkte büyük ahşap villalar ve tavandan tabana pencereli beyaz minimalist konaklarla dolu.
Stockholm şehir merkezine yarım saat araba mesafesindeki bu bölge İsveç’in en zengin mahallelerinden biridir.
Burada evi olan girişimci Konrad Bergström, 3 bin şaraplık mahsenini gösterirken yüzüne parlak bir gülümseme geliyor, “Fransız Bordeaux’sunu seviyorum” diyor.
Ev sınırları içinde bir açık yüzme havuzu, ren geyiği derisi döşemeli aletlerden oluşan bir spor salonu ve ile gece kulübü olarak da hizmet verebilen bir çalışma alanı bulunuyor.
Bergström, “Çok sayıda müzisyen arkadaşım var ve dolayısıyla çok fazla müzik yapıyoruz” diye bu odayı anlatıyor.
Servetini, kulaklık ve bluetooth hoparlör üreten müzik teknolojileri şirketi üzerinden elde eden İsveçli iş insanının, İspanya ve ülkesinde benzer dört evi daha bulunuyor.
Bu başarılı bir girişimci için şaşırtıcı bir yaşam tarzı değil. Ancak İsveç’i izleyen birçokları için şaşırtıcı olan, uzun süredir sol siyasetin yönettiği bu ülkede nasıl bu kadar zengin ortaya çıktığı.
İsveç’te her ne kadar sağcı bir koalisyon şu anda iktidarda olsa da, ülke geçen yüzyılın büyük bir bölümünde Sosyal Demokrat hükümetler tarafından yönetildi.
Halka, gelir dağılımının eşit olacağı sözü verilirken, vergiler sosyal devleti finanse edecek şekilde planlandı.
Ancak İsveç son otuz yılda, süper zenginlerinin sayısında bir patlama yaşadı.
Veckans Affärer isimli eski bir ekonomi dergisinin 1996 tarihli listesinde, ülkede o yıl net serveti 100 milyon dolar civarında yalnızca 28 kişi vardı. Kron milyarderi listesindeki kişilerin çoğunun serveti aileden geliyordu.
İsveç’in en çok okunan gazetelerinden Aftonbladet gazetesinin 2021 yılına ait listesinde kron milyarderlerinin sayısı 542 olarak gösteriliyor.
Bu yeni zenginlerin servetleri, ülkenin gayri safi yurtiçi hasılasının yüzde 70’ine karşılık geliyor.
‘Avrupa’nın Silikon Vadisi’
10 milyonluk nüfusuyla İsveç aynı zamanda “kişi başına düşen dolar milyarderi” oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri.
Forbes’un 2024 zenginler listesinde 1 milyar dolar veya daha fazla serveti olan İsveçli sayısı 43 olarak gösterildi.
Bu, milyon kişi başına yaklaşık 4 dolar milyarderi demek. ABD’de dolar milyarderi sayısı ise milyon kişide iki olarak görünüyor. 342 milyon kişinin yaşadığı Amerika’da 813 dolar milyarderi var.
İsveç’in süper zenginlerinin yükselişine odaklanan Greedy (Açgözlü) isimli kitabın yazarı Andreas Cervenka, bu zenginleşmenin gözlerden uzak yaşandığını söylüyor ve “Barizleşene kadar fark edilmedi” diyor.
Aftonbladet’te çalışan gazeteci, başkent Stockholm’de zenginle yoksul arasındaki farkın görünür olduğunun altını çiziyor.
İsveç’in yeni süper zenginlerinin sayısındaki artışın bir nedeni ülkenin başarılı teknoloji girişimleri.
Ülkede son yirmi yılda 40’tan fazla ‘unicorn’ olarak tanımlanan yani değeri milyar dolar ve üzeri start-up kuruldu. Bu nedenle ülke Avrupa’nın Silikon Vadisi olarak biliniyor.
Online video görüşme uygulaması Skype ile dünyanın en büyük online müzik ve podcast dinleme platformu Spotify İsveçli girişimciler tarafından kuruldu.
King ve Mojang gibi oyun devleri de burada yaratıldı. Daha yakın zamanda kurulan dikkat çekici girişimler arasında Visa’nın 2 milyar dolara satın aldığı finansal teknoloji start-up’ı Tink, elektrikli scooter şirketi Voi yer alıyor.
Deneyimli girişimci Ola Ahlvarsson, ülkenin teknoloji girişimlerindeki başarısını, 1990’larda kişisel bilgisayarların vergi indirimleriyle halka sağlanmasına bağlıyor.
Ahlvarsson, bu indirimler sayesinde teknoloji meraklılarının “diğer ülkelerden çok daha hızlı bir şekilde birbirine bağlandığını” söylüyor.
Birçok şirketin kurucu ortağı olan Ahlvarsson, bir dayanışma kültürünün varlığını da öne çıkarıyor. Başarılı girişimcilerin rol modeli olmanın yanında yeni nesil girişimcilere de yatırımcı olarak destek verdiğini anlatıyor.
Zenginler lehine neler değişti?
Ola Ahlvarsson, ülkenin çeşitli teknoloji ürünlerinin test edilebilmesi için de ideal bir büyüklüğünün olduğunu söylüyor:
“Daha büyük bir pazarda ürününüzün işe yarayıp yaramayacağını görmek istiyorsanız, sınırlı maliyetle, çok fazla risk almadan, burada bazı şeyleri deneyebilirsiniz”
Ancak gazeteci Cervenka, süper zenginlerin artışında başka nedenler olduğunu da savunuyor ve değişen para politikasını işaret ediyor.
İsveç’te 2010’lardan, birkaç yıl öncesine kadar faiz oranları çok düşük seyretti. Borçlanmayı ucuz olduğu bu düşük faiz ortamında birçok İsveçli parasını gayri menkulün yanında, çok değerlenecek teknoloji start-up’larına yatırmayı tercih etti.
Cervenka, “Milyarder sayısındaki bu büyük artışın ardındaki en büyük faktörlerden biri, varlıkların değerinde son yıllarda yaşanan büyük artış” diyor.
Ülkede en çok kazananların gelirlerinin yüzde 50’sinden fazlası vergilendirse de Cervenka’ya göre hem sağ hem de sol siyasetten hükümetler vergileri zenginlerin lehine olacak şekilde ayarlıyor.
İsveç 2000’li yıllarda veraset vergisini kaldırdı. Hisse senetlerinden elde edilen gelir ve şirket hissedarlarına yapılan ödemelerden alınan vergi, maaşlara uygulanan vergilerden çok daha düşük.
Kurumlar vergisi oranı da 1990’larda yaklaşık %30’dan %20 civarına düşürüldü. Bu Avrupa ortalamasının biraz altına karşılık geliyor.
Cervenka, “Bugün bir milyarderseniz İsveç’ten taşınmanıza gerek yok. Artık yabancı milyarderler buraya taşınıyor” diyor.
Lidingö Adası’ndaki evinde konuştuğumuz Konrad Bergström, İsveç’in girişimciler için uygun bir vergi sistemi olduğunu kabul ediyor.
Ancak elde ettiği servetin, topluma olumlu bir etkisi olduğunu, bu gelirle başkalarına istihdam sağlandığını savunuyor:
“Bir dadımız var, bir bahçıvanımız ve temizlikçimiz var… İş olanakları sağlıyoruz. Dolayısıyla topluma ne kadar katkı sağladığımızı es geçmemeliyiz”
Bergström, zengin İsveçli girişimcilerin, giderek daha fazla oranda çevre odaklı start-up’lara yatırım yaptığına dikkat çekiyor.
2023’te İsveç merkezli start-up’lara yapılan yatırımların yüzde 74’ünü çevre odaklı start-up’lar aldı.
Start-up’lara ilişkin yatırım verilerini takip eden Dealroom’a göre bu, yüzde 35’lik Avrupa ortalamasının çok üzerinde.
Ödeme platformu Klarna’nın kurucularından olan Niklas Adelberth, 2017’de servetinin 130 milyon dolarını, bu tür girişimcileri desteklemek için kurulan Norrsken Vakfı’na yatırdı.
Adelberth, yatların, özel jetlerin veya benzer lüksler gibi “milyarder alışkanlıkları” olmadığını söylüyor ve “Benim mutluluk reçetem bu yatırımlar” diyor.
Ancak diğerleri, girişimcilerin servetlerini nasıl harcadıklarına ilişkin iyi-kötü ikileminin ötesinde, İsveç’in milyarderlerin servetiyle ilgili incelikli bir kamusal tartışmayı kaçırdığını savunuyor.
Örebro Üniversitesi’nin son araştırması, İsveçli milyarderlerin medyadaki imajlarının genellikle olumlu olduğunu gösterdi.
Medya araştırmacısı Axel Vikström, “Süper zenginler, sıkı çalışma, risk alma ve girişimci ruhu gibi neoliberal idealleri temsil ettiği sürece bu zenginliğin ardındaki eşitsizlik sorgulanmıyor” diyor.
Gazeteci yazar Cervenka, İsveç’te süper zenginlerden alınacak vergilere ilişkin tartışmaların, ABD ve diğer birçok batı ülkesindeki kadar belirgin olmadığını savunuyor:
“Bu bir tür paradoks. Çünkü sosyalist bir ülke olarak algılanmamıza neden olan geçmişimiz göz önüne alındığında, ilk akla gelecek şey bu olması beklenir.
“Sanırım biz daha çok, kazanan her şeyi alır toplumuna dönüşüyoruz. ‘Eğer kartlarınızı doğru oynarsanız siz de milyarder olabilirsiniz.’ Bence bu, İsveçlilerin zihniyetinde oldukça önemli bir değişime işaret ediyor.”
İsveç’in zenginler listesi, ülkenin büyük göçmen nüfusuna ve onlarca yıldır toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan politikalarına rağmen, ülkenin zenginliğinin büyük ölçüde beyaz erkeklerin elinde yoğunlaştığını da ortaya koyuyor.
Nijeryalı-İsveçli romancı ve girişimci Lola Akinmade de bu noktaya dikkat çekiyor:
“Evet, burası insanların farklı alanlarda para yapabileceği, zenginleşebileceği bir yer ama kimin fon alacağı konusunda çifte standartlar halen var.
“İsveç, birçok başlıkta dünya lideri olan inanılmaz bir ülke, ancak hâlâ sistemin dışında bırakılan birçok insan var.”
]]>Türk dünyasından 400’ü aşkın kadın girişimci ile Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne üye 8 ülkenin temsilcilerinin bir araya geldiği “İş Forumu ve B2B Networking Etkinliği” TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç’in katılımıyla gerçekleştirildi.
İTO’da düzenlenen etkinlikte Hisarcıklıoğlu, Türk Devletleri Teşkilatını oluşturan Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Türkiye ile gözlemci üyeler KKTC, Macaristan ve Türkmenistan’ın yaklaşık 1,5 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğe, 1 trilyon dolarlık dış ticaret hacmine ve 185 milyonluk büyük bir nüfusa sahip olduğuna dikkati çekti.
Hisarcıklıoğlu, “Sadece bu rakamlar bile, bir araya geldiğimizde nasıl büyük bir küresel güce dönüşebileceğimizi göstermektedir.” dedi.
Türk Devletleri Teşkilatı üye ülkeleri arasındaki iktisadi entegrasyonun güçlendirilmesi gerektiğine işaret eden Hisarcıklıoğlu, “Zira bakın, Türk devletleri olarak aramızdaki ticaret hacmi sadece 42 milyar dolar. Toplam dış ticaretimiz içinde yüzde 10’u bile değil. Oysa Avrupa ülkelerinin kendi aralarındaki ticaretin payı yüzde 70’lerde. Yani birlikte ticaret yapıyor, birlikte büyüyor, birlikte zenginleşiyorlar.” diye konuştu.
Ülkeler arasındaki iktisadi bağları güçlendirdiklerini belirten Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti:
“Bu kapsamda kadın girişimciliğinin gelişmesine ayrı bir önem veriyoruz. Çünkü çağımızda ülkelerin zenginleşmesinin yolu, daha çok girişimciye sahip olmaktan geçiyor. Bugünün zengin ve güçlü ülkelerine bakın. Bunu girişimcileri sayesinde başardılar. Zira doğal kaynaklar milletleri zengin etmiyor, refahı toplumun geneline yayamıyor. Bunu sadece girişimciler başarıyor. Hem kendileri kazanıyor hem de milletlerine kazandırıyorlar.
Son 15 senede, tüm girişimciler içinde kadınların oranı 2 katına çıktı ve yüzde 6’dan yüzde 12’ye yükseldi. Şimdi bu oranı daha da yukarılara taşımayı hedefledik. Bizler, kadın girişimciliğinin geliştirilmesinde ve iş hayatında başarıya ulaşmada, networkün önemli bir faktör olduğuna inanıyoruz. Daha iyi bir gelecek umudumuzu hiç azaltmadan, omuz omuza çalışacağımız güzel günlerde yeniden buluşabilmeyi diliyorum.”
“Türk asrı hedefine, ancak ve ancak girişimci Türk kadınıyla birlikte ulaşacağız”
İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç de İTO olarak, Asya ile Avrupa’nın kesiştiği İstanbul’da, Türk dünyasının güçlü temsilcilerini buluşturmanın büyük gururunu yaşadıklarını belirterek, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’nin iş forumunu gerçekleştirdiklerini ifade etti.
Avdagiç, “Orta Asya bozkırlarını, Maveraünnehir’i, Türkistan’ı, Horasan’ı ve Anadolu’yu Türklere il, yani devlet eden, Türk kadını ile erkeğinin savaşta, barışta, üretimde, işte, avda, özetle hayatın her safhasında bir ve beraber olmasıdır. Birlikte savaşması, birlikte üretmesi, birlikte ağlaması, birlikte gülmesidir.” diye konuştu.
Türk töresinin günümüzde de yaşatılmasının elzem olduğunu kaydeden Avdagiç, “Yenilikçilikte, üretimde, ileri teknolojiler geliştirmede, yeni buluşların mucidi olmada Türk kadını ve erkeği bir ve beraber olmalıdır. Bu birlik ve beraberliği, yeni bir ruhla ticari ve ekonomik alanda da hayata geçirmeliyiz.” görüşünü dile getirdi.
Avdagiç, Türkiye iş dünyası olarak, 21. Yüzyılın Türk asrı olması ülküsüyle çalıştıklarını dile getirerek, “Çok iyi biliyoruz ki Türk asrı hedefine ancak ve ancak girişimci Türk kadını ile birlikte ulaşacağız. Olmaz denen her şeyi, kadınlarımızla birlikte olur kılacağız. Bu yüzden Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği himayesinde Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan, Macaristan ve KKTC’nin iştirakiyle faaliyet gösteren ‘Kadın Girişimciler Komitesi’ne’ büyük görev düşüyor.” değerlendirmesini yaptı.
Türk kadınının geleneksel sektörlerin dışındaki üretimin ve ticaret alanlarında da öncü ve başarılı olmasına ihtiyaç olduğuna işaret eden Avdagiç, şunları aktardı:
“Türk devletlerinin, hem kendi aralarında ticari ve ekonomik işbirliklerini artırmak için hem de ulusal ekonomilerini geliştirmek için, kadının Türk toplumundaki eski gücüne kavuşmasına ihtiyacı var. İstanbul Ticaret Odası olarak, tıpkı Türk kadın girişimcilerine verdiğimiz destek gibi, Türk Ticaret ve Sanayi Odaları Birliği Kadın Girişimciler Komitesi’ne de her türlü desteği vermeye hazırız. Biliniz ki bugün olduğu gibi her zaman girişimci Türk kadınlarının yanında olacağız. Bu düşüncelerle, 740 bin firmayı temsil eden İTO çatısı altında yer alan 110 bin 522 kadın girişimcinin de başkanı olarak, Türk dünyasının kadın girişimcilerine başarılar diliyorum.”
“Zengin kültürel miras kadınların sahip olduğu girişimcilik ruhu için güçlü bir temel oluşturuyor”
Türk Devletleri Teşkilatı Genel Sekreter Yardımcısı Merey Mukazhan da Türk devletlerindeki kadın girişimcilerin ulusların geleceğini şekillendiren ve kültürel mirası zenginleştiren çok önemli bir rol oynadığını ifade etti.
Mukazhan, zengin kültürel mirasın kadınların sahip olduğu girişimcilik ruhu için güçlü bir temel oluşturduğuna dikkati çekerek, “Bu toplantı kadın girişimcileri harekete geçiren işbirliği, yenilikçilik, yatırım ve kardeşlik ruhunun güçlü bir kanıtıdır. Bu etkinliğin deneyimlerimizi paylaşmak, birbirimizden öğrenmek ve sınırların ötesindeki bağlarımızı güçlendirmek için harika bir fırsat diye düşünüyorum.” diye konuştu.
Kıbrıs Türk Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Deniz de kadın girişimcilerle birlikte olmak, düşünmek ve hareket etmenin kendilerinin en büyük güç kaynağı olduğunu belirtti.
Kadınların iş hayatında etkinlik kazanmasının sosyal projeler üreterek, projelerin yürütülmesini üstlenmelerinin kendilerini geleceğe taşıyacak en büyük potansiyel güç olduğunun altını çizen Deniz, “Kadınlarımızın siyasi hayattaki etkinliklerinin artması bu gidişatı güçlendirecek ve taçlandıracaktır. Kıbrıs Türk Ticaret Odası olarak kadınlarımızın yolunun açık olmasını diliyor. Bunun için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.” dedi.
Türk Yatırım Fonu Başkanı Baghdad Amreyev de kadın girişimcilerin ekonomilerin daha güçlü ve iyi hale gelmesinde büyük rol oynadığını dile getirerek, ülkelerin, uzun vadede büyümeye devam edilmesi için kadınların ekonomide aktif olarak yer almasının önemine işaret etti.
]]>İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği’nin iftar programında; “Bu can bu bedende durdukça çocuklarınızın, torunlarınızın ayrıştırılmaması için, herkesin eşit yaşayacağı bir kenti, bir ülkeyi yaratmak için son nefesime kadar sizlerle beraber çalışmaya devam edeceğim” dedi. İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği Başkanı Alaattin Epözdemir ise “İstiyoruz ki bu ülkede Tunç Soyerler çoğalsın. Bunun için İzmir’den Türkiye’nin geleceğine umutla bakıyoruz. Buna katkı koyan Tunç Soyer’e teşekkür ediyoruz” diye konuştu.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği’nin düzenlemiş olduğu iftar programında dernek üyeleri ile bir araya geldi. Tarihi Havagazı Fabrikası’ndaki buluşmada konuşan Başkan Tunç Soyer, çok sesliliğin önemine dikkat çekerek toplumun bölünmesine yol açanların refahın önüne geçtiğini ifade etti.
“BİZİ BİZ YAPAN BU RENKLİLİKTİR”
Başkan Soyer, “İşte o zaman bu topraklarda ortaya çıkan bereket, refah sadece birilerini zenginleştirir, geride kalan büyük çoğunluğu yoksullaştırır. Çok renk, çok ses, çok nefes farklılıkların bir zenginlik olduğunu ifade eder. Bizi birbirimizden ayıran şeylerin bizi zenginleştirdiğini anladığımız zaman o yukarıdakiler bizi o kadar kolay ayrıştıramazlar. Onun için eksik kalan sözcük dayanışmadır. Biz dayanışmayı başaramadığımız takdirde ayrışmaya devam ederiz, ayrıştıkça yoksullaşırız. Halbuki bizi biz yapan bu renkliliktir. Bu çok sesliliktir ” dedi.
“HEPİNİZİ ALLAH’A EMANET EDİYORUM”
Siyasetin hayatı iyileştirme sanatı olduğunu vurgulayan Başkan Soyer, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Fakat bunun böyle olabilmesi için siyasetin tok, vicdan sahibi, namuslu insanlar tarafından yapılması lazım. Eğer öyle olmazsa insanlığın bu kainatta geliştirdiği demokrasi bir tarafa bırakılır. Demokrasi olmadan da zenginleşme olur ama o zaman o toprağın ürettiği refah sadece birilerini zengin eder. Onun dışında büyük çoğunluk yoksullaşır. Bunu da nasıl yaparlar biliyor musunuz? Nefesleri, sesleri, renkleri birbirine düşman ederek. Sözlerimi şöyle tamamlayacağım. Türkiye’nin her yerinden, özellikle Doğu ve Güneydoğu illerinden gelmişsiniz, İzmir’e yerleşmişsiniz, hoş gelmişsiniz. Dilerim bu bereketli, güzelim topraklarda çocuklarınız, torunlarınız huzurla, kardeşçe yaşamaya devam eder. Emin olun demokrasi en çok ayrıştırılanlara, ötekileştirilenlere, hakları gasp edilenlere lazım. Ama bunu mümkün kılmak için dayanışmayı büyütmek lazım. Çocuklarınız, torunlarınız bu topraklarda asla ayrıştırılmasın, asla ötekileştirilmesin. Bunu bütün kalbimle diliyorum. Çünkü bu kadim kültürün insanları olarak sizler İzmir’i zenginleştiriyorsunuz, çoğaltıyorsunuz, büyütüyorsunuz ve hak ettiğinizi alamıyorsunuz. Bu can bu bedende durdukça, çocuklarınızın, torunlarınızın ayrıştırılmaması için, herkesin eşit yaşayacağı bir kenti, bir ülkeyi yaratmak için son nefesime kadar sizlerle beraber çalışmaya devam edeceğim. Hepinizi Allah’a emanet ediyorum. Tekrar teşekkür ediyorum. Dostluğunuz için, kardeşliğiniz için.”
“TUNÇ SOYERLER ÇOĞALSIN”
İzmir’in demokrasinin beşiği olduğunu ifade eden İzmir Doğu ve Güneydoğu Anadolu Derneği Başkanı Alaattin Epözdemir ise “Geçen beş yıl boyunca bu kentte belediye başkanlığı yapan Tunç Soyer bugün bizim onur konuğumuzdur. Biz Tunç Başkan’a bir teşekkürü borç bildik. Çünkü Tunç Başkan bu yola aşkla çıktı. Aşkla İzmir dedi. Bana kalırsa Türkiye’nin en önemli ihtiyaçlarının başında aşk yatıyor. Hele hele bu salonda bulunanlar için aşk daha kıymetlidir. Çünkü biz aşksız ve paramparça bir coğrafyadan savrulup buralara geldik. O açıdan biz Tunç Başkan’a çok teşekkür ediyoruz. İzmir demokrasinin eşiğidir ve beşiğidir. İlk adımların çoğu bu kentte atılmıştır. Onun için biz bu coğrafyayı çok önemsiyoruz. Bu aşkı dillendirdiği için ve İzmir’in geleceğini, belki yirmi yıllık geleceğini tasarlarken aşkı hiç dilinden düşürmediği için biz Tunç Soyer’e çok teşekkür ediyoruz. Tunç Soyer bizimle her zaman dayanışma içerisinde oldu. Biz istiyoruz ki bu ülkede Tunç Soyerler çoğalsın. Biz bunun için İzmir’den Türkiye’nin geleceğine umutla bakıyoruz. Buna katkı koyan Tunç Soyer’e teşekkür ediyoruz” dedi.
]]>Enstitü tarafından Türkiye’nin kültürel, sosyal ve sanatsal zenginliğini Fransız öğrencilerle buluşturmayı hedefleyen projeyle kenti gören misafirler, halkın yaklaşımı ve zengin Türk mutfağı karşısında büyülendiklerini dile getirerek, gezinin ön yargılarını değiştirdiğini kaydetti.
İstanbul’un kültürel zenginliğine hayran kalan Fransız öğrencilerin en çok şaşırdıkları kentteki kedi ve köpek sevgisi oldu.
Diplomat adayı Fransız öğrenciler yoğun turun ardından tecrübelerini ve duygularını AA muhabirine anlattı.
Öğrencilerden Raphael Bonnet Duprey de la Ruffiniere, İstanbul’a ilk defa geldiğini ve geziden çok memnun kaldığını söyledi.
Ruffiniere, Türkiye’nin kültürel dokusu hakkında çok fazla bir bilgisi olmadığını belirterek, “Buraya gelmeden önce açıkçası biraz ön yargılıydım. Buraya gelince toplumun çok canlı ve insanların çok iyiliksever olmasına aşırı derecede şaşırdım. Restoranlarda, kafelerde tanıştığım insanlar iletişime çok açıktı, kendinden bahsetmekten ve paylaşmaktan çekinmiyorlardı. Aynı dili konuşamasak da bizimle İngilizce konuşmaya çalışıyorlardı. Çok sempatiklerdi.” dedi.
Türkiye’nin tarihi zenginliğine ve hayvan sevgisine şahit olduklarını anlatan Ruffiniere, burasının Bizans, Roma ve Osmanlı tarihine sahip sıra dışı ve zengin bir kültürel yapısı olduğunu anlattı.
Ruffiniere, kentin çok büyük bir müze gibi olduğunu dile getirerek, “Çok mutluyum. Bu şehrin gerçek bir ruhu var. En çok şaşırdığım şeylerden birisi de sokaklarda gezen çok sayıda kedi ve köpe olması. Bu çok güzel, onları her zaman sevebiliriz, okşayabiliriz.” diye konuştu.
Türkiye’yi daha fazla keşfetmek istediğini kaydeden Ruffiniere, uluslararası alanda çalışan bir gazeteci olmak ve Anadolu’nun her tarafını gezmek istediğini belirtti.
“Kedi ve köpeklerin her yerde olması kesinlikle harika”
Uluslararası ilişkiler alanında eğitim alan Chloe Granger ise gezinin Türkiye ve İstanbul hakkındaki ön yargılarını değiştirdiğini söyledi.
Granger, kendisini şaşırtan gezi tecrübelerini şöyle anlattı:
“Orta Çağ’dan ya da Osmanlı’dan kalan binaların olduğu daha eski bir şehir hayal ediyordum. Aslında çok modern bir şehir olduğunu gördüm. Binalarının çoğunun yakın bir tarihte inşa edildiğini düşünüyorum. Harika bir şehir. Bir deniz var ve ben denizi çok seviyorum. Kültürel olarak zengin bir şehir. İnsanlar çok misafirperver, sevecen ve sıcakkanlı. Böyle olduğu için tekrar buraya gelmek istiyorum, belki üniversite eğitimi için.”
Türklerin hayvan sevgisinin de kendisini çok etkilediğine dikkati çeken Granger, “Kedi ve köpeklerin her yerde olması kesinlikle harika. İnsanların hayvanlara saygı göstermesi de çok güzel.” ifadelerini kullandı.
“Burada eğitim almak istedim”
Aurelio Bruno da İstanbul’un çok güzel bir şehir olduğunu söyledi.
Bu kenti çok sevdiğini dile getiren Bruno, “Çok fazla bir ön yargım yoktu fakat bazı düşüncelerim vardı. Arkadaşlarım gibi daha az modern olacağını düşünüyordum, çok şaşırdım. Beni çok iyi bir şekilde şaşırttı. Harika bir şehir. Burada eğitim almak istedim, belki yüksek lisans.” diye konuştu.
Bruno, İstanbul’da her yerde kebap restoranı göreceğini hayal ettiğini ancak hiç de öyle olmadığını belirtti.
Yemeklerin bu kadar çeşitli olacağını düşünmediğini vurgulayan Bruno, “Bunun yanında en çok şaşırtan her yerde gördüğümüz hayvanlar oldu. Bu da bizim için sıradan değil.” değerlendirmesini yaptı.
Zengin gezi rotası
Yaklaşık bir hafta boyunca İstanbul’da gezen öğrenciler, İstanbul Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi ve Marmara Üniversitesi’nde öğrenci ve akademisyenlerle buluşup, kültür ve fikir alışverişinde bulundu, çeşitli aktivitelere katıldı.
Öğrenciler Marmara Üniversitesi’ni ziyaretinde Aile ve Sosyal Hizmet Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile de görüşüp sohbet etme imkanı buldu.
Program kapsamında Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, tarihi Yarımada, Yenikapı Mevlevihanesi, Fişekhane Müzesi ve Üsküdar’ın yanı sıra birçok turistik kültür rotasını keşfetme fırsatı bulan öğrenciler, İstanbul’un ardından Bursa’yı da gezdi.
Paris YEE Koordinatörü Dr. Celine Aydın öğrencilere gezi boyunca eşlik etti.
]]>AVUKATI ARACILIĞIYLA ŞİKAYETÇİ OLACAK
Heyecanla kargo paketini açan genç kadın, tablet yerine taş çıkınca hayatının şokunu yaşadı. Zengin, o anki şaşkınlığıyla tableti aldığı internet sitesini aradı. Siteden sorun olmadığı, kargo şubesinde sorun olabileceği cevabını aldı. Bunun üzerine kargo şubesine başvuran Sibel Zengin, buradan da karşılık alamayınca Tüketici Hakem Heyeti’ne başvuru yaptı. Zengin, avukatı aracılığıyla da şikayetçi olacağını belirtti. Engelli kadın şimdi Tüketici Hakem Heyeti’nden çıkacak kararı bekliyor.

“TABLET BEKLERKEN TAŞ GELDİ”
Bedensel engelli Sibel Zengin, “2 Şubat Cuma günü bir teknolojik mağazadan tablet satın alımı gerçekleştirdik. Cuma günü aldığımız için araya hafta sonu girdi. 5 Şubat’ta biz kargomuzu almak üzere; ben engelli olduğum için evden bizzat aile büyüğümden birini gönderdim. Onlar da gidip alıp getirdi. ‘Hayırlı olsun’ diyerek açmak istedi dayım. Açınca içinde kare şeklinde bir taş gördük.” dedi.

“SATICI ‘BİZ DÜZGÜN ŞEKİLDE KARGOLADIK’ DEDİ”
Zengin, “Kutusu da büyük bir şekildeydi. Hani biz bunun üzerine her yere bildirdik. Mağaza ve kargo şubesini aradık. Mağaza kendisi kabul etmedi bunu. Aldığım mağaza, ‘Diğer satıcı mağazaya söyleyin’ dediler. Biz de satıcı mağazayı aradık. Bayağı bir onlar ilgilendiler, baktılar, incelediler. Bir süre haber gelmedi zaten. Dediler, ‘Kargoluktur sorun.’ Biz kargonun genel müdürlüğünü aradık. Genel müdürü de bütün kayıtları, transfer sürecini, hepsini incelediğini beyan etti. ‘Bu bizlik değil, satıcının suçu’ dediler. Biz de satıcıya tekrar döndük. Aradık, satıcı da ‘Biz düzgün bir şekilde kargoladık’ dedi.” ifadelerini kullandı.

“TAŞI GÖRÜNCE ŞOK OLDUM, 20 BİN LİRA VERDİM”
Dolandırıcı mağduru Zengin, “20 bin lira söz konusu ortada, iki tarafta suçu birbirine atıyor. 20 bin liralık bir tablet satın aldık. Satıcıyı aradığımızda, ‘Aldığınız internet sitesi üzerinden satıcıya iade edin, iade olursa ürününüz, paranızı alırsınız’ dediler. Biz iade ettik. İadeyi reddettiler, içinde taş olduğu için kabul etmediler. Tutanak gönderdiler iade olmadığına dair. Gelen taş da şu şekilde. Ben şikayetçiyim, böyle durumda şikayet edilmesi gerekiyor. Tüketici hakem heyetine de başvuru yaptık. Mağdur oldum, bu resmen insanları dolandırmak. Avukatımızla hukuki süreci başlatacağız. Yani taşı görünce şok oldum, 20 bin lira verdim. Birazcık zoruma gitti, üzüldüm. Ben para biriktirerek aldım o ürünü. Böyle bir taş geldi bize, şok olduk. Tablet beklerken taş geldi. Yani aldığımız tablet yok” diye konuştu.

“CEP TELEFONU YERİNE SALATALIK…”
Tüketici Konfederasyonu (TÜKONFED) Başkanı Aydın Ağaoğlu, “Bu internet üzerinden yapılan açık bir dolandırıcılık. Fakat tüketiciler artık bilinçlendi. Tanınmış internet satış portalları üzerinden alım yapıyorlar. Ucuz da bulsalar güvenmedikleri yerlere girmiyorlar. Şikayet sitelerinden sorguluyorlar. Tüketici bilinçlendi ama görülüyor ki güvenilir büyük internet satış portalları da bu tür sahtekarlara, dolandırıcılara, mağazalarına açıyor sayfalarını ve orada satış yapmalarına müsaade ediyor.” dedi. Ağaoğlu, “Burada taş gönderilmesinin sebebini de size söyleyeyim. Savcılık açısından soruşturulduğunda ‘Depocu karıştırmış bu bir dolandırıcılık değil’ demek için bazı açgözlü satıcılar cep telefonu yerine salatalık, tablet yerine de taş gönderebiliyor” ifadelerini kullandı.
]]>AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, teklifin ilk imza sahipleri AK Parti İstanbul Milletvekili Şengül Karslı ve AK Parti Karabük Milletvekili Cem Şahin ile Meclis’te gazetecilere açıklamalarda bulundu.
Kanun teklifinin “8. Yargı Paketi” olarak değerlendirilebileceğini ve 43 maddeden oluştuğunu açıklayan Zengin, amaçlarının yargı hizmetlerinin daha etkin olarak sağlanması olduğunu söyledi.
Yargılamaya dair başvuru sürelerinde karmaşık bir yapılanma olduğunu ve kişilerin haklarıyla alakalı bu süreleri takip etmesinde zorluklar yaşadığını anlatan Zengin, “Bu sebeple, bundan sonraki düzenlemelerimizi ‘hafta’ ve ‘ay’ olarak ifade etmiş olacağız.” dedi.
Bu düzenlemelerin tamamını eşitleyerek “2 hafta” olarak belirlediklerini dile getiren Zengin, sürelerin tebliğle birlikte ve standart olarak 2 haftalık uygulamayla devam edeceğini, bu uygulamanın 1 Haziran’dan itibaren yürürlükte olacağını bildirdi.
AK Parti Grup Başkanvekili Zengin, “Ceza yaptırımlarının etkinliğini artırmak amacıyla adli para cezalarında alt ve üst sınırları yeniden belirliyoruz. Buna göre bir günlük adli para cezasının alt sınırını 20 TL’den 100 TL’ye, üst sınırı ise 100 TL’den 500 TL’ye çıkarılmış olacak. Ayrıca ön ödeme miktarı hesaplanırken de bir gün karşılığı olarak 30 TL’den 100 TL’ye çıkmış olacak. 1 Haziran 2024 tarihinden itibaren işlenecek olan suçlar için bunlar hayata geçmiş olacak.” bilgisini verdi.
Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat istemlerine ilişkin önemli bir düzenlemeyi hayata geçirdiklerini söyleyen Zengin, konutu terk etmemek, bağımlılıklardan arınmak amacıyla hastanelerde tedavi altında bulundurmak için adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturulmaya yer olmadığına ya da beraatına karar verilenlerle ilgili olarak kendilerinin tazminat talep etme imkanı getirileceğini belirtti.
“Tazminat Komisyonuna yeni görevler vererek yeni bir tanımlamaya, yeni bir hüviyete kavuşturmuş oluyoruz.” diyen Zengin, Anayasa Mahkemesine uzun yargılamalarla ilgili olarak devam eden birçok bireysel başvuru olduğunu, buraya dair bir ara müessese olarak Adalet Bakanlığı’ndaki Tazminat Komisyonuna farklı görevler yükleneceğini dile getirdi.
Zengin, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla yapılan manevi tazminat taleplerine ilişkin başvuruların bundan sonra Anayasa Mahkemesi yerine Tazminat Komisyonuna yapılacağını açıkladı.
Ceza Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde bazı koruma tedbirleri nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemlerinin ağır ceza mahkemeleri yerine, Komisyon tarafından karara bağlanacağını dile getiren Zengin, “Bireysel başvurulardaki yığılmalar artık olmayacak ve 5 heyet halinde Adalet Bakanlığı bünyesinde çalışacak olan Tazminat Komisyonundaki hakimler bu dosyaları hızlıca eritmiş olacaklar. Hem mevcut olan Anayasa Mahkemesi’ndeki (AYM) dosyaları alarak sonuçlandıracaklar hem de yeni başvurular buraya yapılmış olacak. Bunlarla ilgili yine bireysel başvuru hakkını kullanmak mümkün olacak.” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği iptal kararları doğrultusunda yapılan düzenlemeler
Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları doğrultusunda bazı düzenlemeler yaptıklarını anlatan Zengin, özgürlüğü bağlayıcı cezalar sebebiyle kısıtlanma kurumu değiştirilerek, ceza infaz kurumunda bulunma halinin doğrudan doğruya kısıtlama nedeni olmaktan çıkarıldığını söyledi. Zengin, ceza yaptırımı uygulanan kişiye otomatik olarak vasi atanması usulünden vazgeçildiğini söyledi.
Zengin, hekim ön raporu üzerine sağlık kuruluşuna yerleştirilen kişinin bu yerleştirme kararına karşı başvurabileceği bir itiraz mekanizması oluşturulduğunu anlatarak, “Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerini dikkate almak suretiyle örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme fiilini, müstakil bir suç olarak tanımlıyoruz, cezasını belirlemiş oluyoruz.” bilgisini verdi.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da istinaf yoluna başvurulabilmesine imkan tanıdıklarını dile getiren Zengin, müsadere kararı verilmişse, müsadere kararını infaz ettiklerini söyledi. Zengin, buna dair uygulamaların da 1 Haziran’dan itibaren verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları için uygulanacağını dile getirdi.
Kişisel verilerin işlenme şartlarıyla ilgili düzenleme
Kişisel verilerin korunmasıyla alakalı kanunda bir düzenleme yaptıklarını anlatan Zengin, özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları ile kişisel verilerin yurt dışına aktarılması usulünde değişiklik yaparak bu düzenlemeyi Avrupa Birliği Genel Veri Koruma Tüzüğü ile uyumlu hale getirdiklerini söyledi.
Özlem Zengin, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) kayyım olarak atanmasına imkan veren kanuni düzenlemenin süresini uzattıklarını belirtti.
Zengin, “Telifimizdeki maddelerden biri de emeklilerin Ramazan ve Kurban bayramlarında alacakları ödemelerle alakalı. Yüzde 50 oranında bir artış yaparak emeklilerimize verdiğimiz bayram ikramiyesini 2 bin TL’den 3 bin TL’ye çıkarmış oluyoruz.” diye konuştu.
Tazminat Komisyonunda görev yapacaklar hakimlerden oluşuyor
Tazminat Komisyonuna ilişkin bir soruya Zengin, “Anayasa Mahkemesinin iptal kararını okuyacak olursanız, Anayasa Mahkemesi, bu konularda birincil başvuru mercii olmak istemediğini söylüyor ve diyor ki ‘Bir ara kurum ihdas etmeniz gerekiyor.’ ya idari ya da adli başka bir kurum oluşturmamız gerektiğini bize tavsiye ediyor. Böyle bakıldığı zaman aslında bu tekrar bir yargılama değil.” yanıtını verdi.
Yapılmak istenen şeyin bu yargılamanın uzun sürmesiyle alakalı olarak sürecin gözden geçirilmesi olduğunu kaydeden Zengin, Komisyonda görev yapacakların da hakimlerden oluştuğunu açıkladı.
Zengin, bu kararlarla ilgili olarak tekrar Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru hakkını kullanabileceğini söyleyerek, Anayasa Mahkemesinden gelenlerle ilgili olarak 9 aylık bir süre içerisinde bu kararlar hızlıca toparlanacağını belirtti.
Tazminat Komisyonuna gelenin, makul sürede yargılanma hakkıyla alakalı bireysel başvurular olduğunu dile getiren Zengin, Komisyona AYM’den gelen başvurular için 9 ve 16 aylık iki süre belirlendiğini, yeni başvurular için bir düzenleme olmadığını söyledi.
Zengin, sorulması üzerine Anayasa Mahkemesinin görevlerinin yeniden düzenlenmesiyle ilgili bir düzenleme olmadığını bildirerek, “Yargıtay ve Anayasa Mahkemesinde, son yaşanan olaylardan gördüğümüz genel anlamda bir fikir ayrılığı, çatışma var. Bize düşen şey TBMM olarak bu çatışmayı ortadan kaldırmak. Bunların bizim çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.
Teklifte bununla alakalı bir düzenleme olmadığını, Nisan ayında gelmesi beklenen teklifin içerisinde de olmayacağını dile getiren Zengin, daha sonra TBMM’nin bir sorumluluk alarak bunu yapabileceğini ya da yeni anayasada bu görev tanımlarını daha sarih bir hale getirilebileceğini söyledi.
]]>Zengin, İÇDAŞ Kara Yusuf Kongre Merkezi’nde partisinin ilçe ve belde belediye başkan adayları tanıtım toplantısında yaptığı konuşmada, Çanakkale’de insanı heyecanlandıran bir ruh olduğunu, “vatan” denilince akla Çanakkale’nin geldiğini söyledi.
Çanakkale’nin, sayının, silahın, gücün en az olduğu anda en büyüğünü başarmış, azmin, imanın simgesi, hakiki zaferin temsili bir şehir olduğunu belirten Zengin, “O yüzden bence Çanakkale’yi konuşurken, bu konular üzerine düşünürken tefekkür ederek, ne kadar maneviyatlı, dualı bir şehir olduğunu bir kez daha hatırlamamız lazım.” ifadesini kullandı.
Zengin, bir partinin mükemmel olabileceğini ancak o partinin mükemmelliği ile adayın ruhunun da örtüşmesi gerektiğini dile getirdi.
Yerel seçimlerin, bunların hepsinin bir araya geldiği, çok parametreli, son derece karmaşık yapıya sahip olduğunu söyleyen Zengin, “O yüzden yerel seçimlerdeki başarı çıtası daha zorlu bir çıta. O yüzden biz bu seçimlerde zorlu bir şeye talibiz. Çanakkale’de de yola çıkarken, Çanakkale ruhuyla her şeyi başarabileceğimizi düşünerek, sayılardan, rakamlardan, anketlerden, hepsinden azade olarak her şeyi başarabilecek bir gücümüz olduğunu tekrar hatırlayarak bu seçimlerin arkasında olmamız lazım.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yerel seçim beyannamesine değinen Zengin, iş yaparken üretkenlik, adil, erişilebilir ve kapsayıcı olmayı ilke olarak önlerine koyacaklarını ifade etti.
Türkiye’de bir grup siyasetçinin asla icraattan bahsetmek istemediğine dikkati çeken Zengin, şöyle devam etti:
“Çünkü onlar bütün kurgularını kendi dar siyaset alanlarında yapmak istiyorlar. Bazen düşünüyorum, gerçekten kazanmaya talipler mi? Bizim yaptığımız işlerde ortaya koyduğumuz kapsayıcılık; dili, ırkı, geldiği yer, hepsinden bağımsız olarak herkesi kuşatan bir yaklaşım. Merkezi hükümette de böyle, Meclis’te de böyle ama en önemlisi şehirlerimizde de böyle olsun, kapsayıcı olsun. Vizyoner olsun, yeni olan her şey bu şehre gelsin. Herkesten önce gelsin, şehirlerimize. Şehirlerimiz arasında icraatta bir rekabet olsun.”
İstanbul Adliyesi’ndeki terör saldırısı
Özlem Zengin, İstanbul Adliyesi’ndeki terör saldırısında bir kadının hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Bazı polislerin yaralandığını belirten Zengin, şunları kaydetti:
“İki terörist, orada bu eylemi yaparken durduruldular. Onlarla alakalı Meclis’te şimdiki adıyla DEM milletvekillerinin ortak defaatle açıklamaları var, eylemleri var. Onlar çok yeni hapisten çıkmışlar. Onların çıkması için tahliye edilmeleri için yaptıkları basın toplantıları var. Genel Kurulda yaptıkları konuşmalar var. Genel Kurula geldiklerinde ben size soruyorum; her defasında millete selam vermek yerine hapishaneye selam verenlerden vatanperver olur mu? Olamaz, asla olamaz. Onlara oy veren seçmenlerin de ben asla bunu istemediğine inanıyorum.”
Cumhur İttifakı’nın Çanakkale Belediye Başkan adayı Jülide İskenderoğlu’na ve partisinin diğer adaylarına başarılar dileyen Zengin, daha sonra ilçe ve belde belediye başkan adaylarını açıkladı.
AK Parti’nin belediye başkan adayları, ilçelerde Bozcaada’da Mustafa Mutay, Eceabat’ta Serkan Gündüz, Gökçeada’da Yıldıray Ölçek, Yenice’de Veysel Acar, Ayvacık’ta Ersan Sezer, Bayramiç’te Sadettin Arslan, Lapseki’de Eyüp Yılmaz, Ezine’de Güray Yüksel, Çan’da Ersin Çetin, Gelibolu’da Ali Kamil Soyuak, Biga’da Bülent Erdoğan, beldelerde ise Kepez’de Cüneyt Aksu, Kalkım’da İbrahim Taşkın, Küçükkuyu’da Halil Zahit Mert, Umurbey’de İlker Uzunçakır, Çardak’ta Recep Sezgin, Geyikli’de Mevlüt Oruçoğlu, Terzialan’da Tuncay Göymen, Kavakköy’de Mert Nizamoğlu, Evreşe’de Hakkı Uysal, Gümüşçay’da Adnan Pastırmacı, Karabiga’da Ahmet Elbi oldu.
Toplantıya, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, Çanakkale İl Başkanı Naim Makas, Çanakkale Belediye Başkan adayı Jülide İskenderoğlu, ilçe ve beldelerin başkanları, başkan adayları ile partililer katıldı.
]]>